Aklımın dibine çökmüş sızlayan düşünceler her aklıma geldiğinde canımı yakıyordu.
Unutmuş olmak hatırlamayacağın anlamına gelmiyordu.
Yağmurun yağması güzeldi ama çatıdan aşağıya doğru sızan su akıntısı insanın canını sıkıyordu.
Yukarıdan damlayan içme su garantili moleküller soğuk havayla beraber geldiğinde özletiyordu sıcak günleri.
Bir şeye kafayı takmak güzel bir şeyi başarmak amacın olduğunda.
Amacın yerle bir edilip amaçsız kaldığında kafayı takmak akıl hastalıklarına giden yolların en kestirmesi.
Daha iyisini hak ettiğimizi bilerek bir gün her şeyin temennilerde ki gibi olmasını istiyorum.
Paralı bir adam olmadığım kadar esprili de değildim.
Soğuk duvarlarımın korumasında içeride sıcak bir adamdım.
Gerçekçiydim ve umut vermelerine inanmıyordum.
Hayaller güzeldi ama bazı şeyler hayallerde bile olamayacak kadar yalandı.
Güzelin peşinden koşarken hatırladığımda kendimi şimdi her şey film senaryosu gibi geliyor.
Eskiden gidilen filmler,konserler ve tuttuğun takımın maçları gibi.
Kendini tanımadan,gelişimini tamamlamadan sevdiğinin celladın olduğu işleminin başladığı andan itibaren ayak basıyordun merdiveni bol hayata.
Mevsimler ve yıllar çabuk geçiyordu ve sen hala gençliğinde olduğu gibi sanatsal hayallerinin bir gün geceyi aydınlatacağından falan bahsediyordun.
Orta yaş bunalımına girmemiştin ama hala gençlik hayallerinin ebedi kaldığı idealist çıkmaz yollarda takılı kalmıştın.
Atı alan Üsküdar'ı geçmişti senden başka herkes dünyalığını cebine indirmişti.
Gerçek zenginlik olan sahip oldukların ve hatırladıklarının yanında muhteşem doğaya bakıp rol kesmeye çalışıyordun.
Her gece gittiğin Kara barda ucuz içki içip paha biçilemez kurgular yazıyordun kimsenin okumadığı sayfalara.
uzun uzadıya nevrotik ve melankolik bir selam çakmalıyım bunu kimse okumadığı için.
Aşktan, dertten, yalnızlıktan söz etmeli, belki okkalı bir kaç argümanla varlığımın keyfiyetsizliğine dair lakırdılar etmeliyim.
ama hayır. Ben mutluyum. Üstelik sadece tam şu an yaşadığım, bu entry'i yazdığım ve düşünme yetilerimin gökyüzünün uzanıp giden gri kokusunda hayatımın geçişini izlemeye kadir olduğum için de bahtiyarım.
Odamda yalnızım. Kahvem soğudu. Sigaramın tadı boğazımda pelte bir dostluk anısı gibi. binanın altında polisler alkol uygulaması yapıyor ve bir sarhoş narası, tepe lambalarının kırmızı mavi gölgelerine çarpıp klavyeme düşüyor. Hiç alkol almadım belki bundan hepinizden çok bilirim sarhoşluğu.
Masam granitten. Ofisi açarken paramız yoktu mutfak tezgahı yapan bir abi dükkandaki bu teşhir ürününü hediye etmişti. bir reklam ajansının granit masada rent a car cı edası ile oturan ve aradan geçen zamanda parasız günleri unutmamak için bu masayı asla değiştirmeyen modern zaman romantiğiyim belki.
az biraz anlarım sevmekten öptüm bir iki kızı onlardan izin almadan. Bana sormadan geldi tüm planlar hayatıma. Ben hepsine sonradan uyum sağladım.
Sağlam beşiktaşlıyım ama anti emperyalist gençlik geçip gidince coca cola'ya bir reklam filmi yapmak için sigaradan bile vazgeçerim.
insanım lan ben sözlüğün kimse okumasa da başlığında bu entry'yi okuyan işsizleri, güzel insanlar, aşk acısı çeken ve sivilceleri mutlu olan harika insanları.
insan olmanın tadına varın. Yokluğunuzu yaratılmasını yaşamadınız çünkü...o azabı bilmiyorsunuz ve tadına varın insan olmanın...
Bu kadar sanırım. Polis sarhoşu yere yatırdı. adam bilmem kimin yeğeniymiş...
Mr görüntüleri gibiydi parça parça geliyordu bütün.
Fotoğraf albümü oluşturmuş gibiydik.
Aklımızı çelen görüntüleri bellekte biriktiriyorduk.
Güzelliğin ayak bastığın halının üzerine zarif dokunuşundu.
Dokunuştan çok başka şeyler anlatmak istiyordun sanki.
Sanatsal bir fotoğraftan çok iç çektiren güzel ötesi bir şeydin sanki.
Hormonlar harekete geçiyor,beyin buna kayıtsız kalmıyor gaza gelmiş bütün emirlerini sıralıyordu.
Kan can olan damarlardan akan sıvının hızlanması uykulu hallerini uyandırıyordu.
Doğasına uygun hissedilen düşüncelerin duygulara karışmasında ortaya çıkan şey insansı özelliklerdi.
Telli çalgı çalmaya başladığında el yapımı şaraplar oluk oluk akıp zihinde uyanıklığa sebep oluyordu.
Hatırlıyordun ve filmi baştan oynatmaya çalışıyordun.
Senaryoyu sen yazdın diye ilk önce seni suçluyorlardı.
işler ve güçlerle uğraşırken terleyip sıkılıyordun.
Belli ki çalışmayı sevmiyordun.
Eve ekmek götürme zorunluluğum olmasa çalışmazdım diyordun.
Yaşadığın hayat tarzına uymuyordu.
Mecburen katıldıkların sende ruhsal yaralar açıyordu.
Zaten en başından beri lanetliydin ancak doyacak kadar kazanabilirdin.
Ucuz bir markette sepetini doldurabilecek,kendini mutlu hissedecektin.
Sanat için yapabileceklerini dünya kaygıları için ertelemek fedakarlık değil olsa olsa ahmaklıktı.
Yaşamda kalmak için suyun üzerinde yüzen tahta parçasına sarılırsın.
Öyle tatile gittiğin sıcak sular gibi değil.
Soğuk ve karanlık tek başına suyun üzerinde kalmaya çalıştığın son çırpınışların.
Ağzına burnuna dolan nefes borunu tıkayan tuzlu sular.
Zihninin içinde geçen giden kısa yaşam belgeselin.
Omuriliğinden dışarıya çıkan sinirlerinin yaşamını zorlaştıran etkilerinde filmin sonunun geldiğini zannetmiştin.
Tedirgin hallerinle okuduğun hastalığa dair yazılar kırılgan psikolojini tetiklemişti.
Yürümekte bile zorlandığın gecelerin sabahlarını düşünemiyordun.
Yatağa çaresiz girişlerinde yaşam belirtilerinin sonlanmadığını adın gibi biliyordun.
Aklına uysan sokağa çıkıp gecenin karanlıklarında deparlar atacaktın.
Dediğin gibi savaş ilk önce kafada başlıyordu.
Kendine inanmaya başladığında karşında bir engel kalmıyordu.
Sahada zafer kazanmak mucize zannettiklerinden daha kutsaldı.
Kendi dünyamın kapsama gücünü savunma savaşında küçülte küçülte ahenkli bir şekilde dizayn etmiştim.
Kafamın almadıkları kafamın aldığı kadardı.
Başka şeylerin olduğunu biliyordum ama kendi olduklarımla mutluydum.
Kendimi kötü hissettiğim,umudun tükendiği anlarda kafamda çakan ışık aydınlatıyordu..
Başlangıçların adamıydım.
Her şeye yeniden başlayabilen dünyanın en çok demoralize olan,ipleri salan çaresizleri oynamayı sevendim.
Küsmek bende anlam bulmuştu.
Yalnızca sevdiklerime küserim diyordum.
Sevdiklerim yanımdaydı ve sevdiklerim çok uzaklarda kalmıştı.
Benim kötü hissettiren yazılarıma aldanmayın o yalın ayak güneşli kumsallarda ayakları yansa da bir şey olmamış gibi yürüyebilir.
Yazar yalnızlığımın kendime ayırdığım alkollü gece yarılarında kafamda ki sessizliği protesto etmek için bir kaç kadeh fazla içip müziğin sesini açıp kendime gelmeye çalışıyordum.
Kafamda coşmalar yaşanıyordu.
Mutluluk hormonu taşan anlarda beni üzecek mutlu edecek şeyleri hatırlıyordum.
O kadar mutluyken mutsuzluğun cezbeden güzelliğinde canım çekiyor terk edilip,bir başına bırakılmayı.
Kendimi çok seviyorum ve beğeniyorum.
Beni beğenmeyenleri sayıyorum.
Beğenmeyenlerin beğendiklerini gördüğümde kendimin daha güzel olduğunu görüyorum.
Ben daha iyiyim.
iyilik ve güzellik kavramı göreceli.
ilk gördüğünde seversin yada zaman içinde alışırsın.
Sevme kriterlerin iyi yaşam koşulları ise eğer sen kendine boş bir gelecek sunuyorsun demektir.
Sevmeden seviyorum diyorsan koca bir ihanettir.
O kadar çok terk edilip o kadar çok reddedildim.
Hepsi gençlik yıllarımda kaldı.
Terk edenler gerçekten güzeldi.
Tercih ettikleri benden güzel değildi.
Karnımı doyurmak için para kazanma zorunluluğunu sevmiyorum.
Karnım doyarken içimden gelen hayatı yaşamı yaşamak istiyorum.
Hele birde çalışmazsan çocukların aç kalır söylemini bir tehdit olarak kabul ediyorum.
Geleceği çok fazla kafaya takarak şimdi ki zamandan oluyorsun.
Karnının doyduğundan fazlası için çalışmak fazla mesai yapmak anlamına geliyor.
Ruhunda ki açlıkları unutup başka açlıklar peşinde koşmak insanlıktan çıkarıyor farkında değilsin.
Emekli olup kendime döneceğim zamanı düşlüyorum.
Masalların gerçekliğini tartışmam ama emekli olacağım yaşı göreceğim hususu masallarda bile geçse eminim kimse inanmaz.
Çalışmaya mecbur bırakıldığımız okul sıralarında sınavlardan iyi not almalıydık.
Ama kimse bize iyi bir yaşam şartları sağlayacağına garanti vermemişti.
Kimimiz çok başarılıydı kimisi çok şanslıydı.
Benim gibi gökyüzünün maviliğini denizlerin rengine karıştırıp sanatsal düşüncelere sahip olanlar;
ilk başta kendini özel insan zannedip kafayı idealist şeylere takıp sonra dışarıda limon satma zorunluluğunda buluyordu kendini.
Yürüyerek düşünüyorduk yürüyorken aklımız başımıza geliyordu.
Günlük hayatın iş yükü gecelerinde deşarj eden alkollü gecelerde kendimi önemli hissediyordum aslında.
Bana göre ben iyiydim.,
Beni kaybetmek senin için kaybetmek anlamına gelirdi.
Bizimkisi sanatsal tercih sunmalardı.
Yoksa korku filmlerinde ki gibi ya benim olursun yada kara toprağın değildi.
Ben olmadan o müzikten bir şey anlamazsın o filmi seyretmeye çalıştığında yalnızca beni hatırlarsın.
Ben seni hala düşünüyorsam sende bir şekilde beni düşünüyormuşsun.
Bunu ben demiyorum kitap yazanlar söylüyor.
Gelen rahatlamanın öz güveninde kendimi daha iyi hissediyorum.
Sen topraktan çıkarttıkları tarih değeri taşıyan eserler kadar değerlisin ama yaşadıklarım senden daha değerli.
Alıştıklarım bünyeme uyum sağlamış bende onlara tabi olmuşum.
Hikayelerimi yazarken geride bıraktıklarımı unutmuyorum.
Sıcak sobanın etrafında nefes almak güzel.
istemediğin dünyada yaşarken istediğin yaşamı yama yapıyordun sıradan hayatın anlamı bilinmeyen yüzüne.
Geçen günlerin hiç biri birbirinden farklı değildi.
Aynı yollarda aynı duygularla aynı amaç için ilerliyordun.
Sıkıcı gelen hayata katlanma sebebin kendine kalan zamanlarda kafana göre takılabilme özgürlüğündü.
Aklıma kendimden başka bir şey gelmiyordu.
Bana her şey kendimi anlatıyordu.
Hatırladıklarım ve yol ayrımlarında vedalaştıklarımız.
Aklım sanki geriye doğru işliyordu.Bir kaç gün öncesini hatırlamak güçleşirken yirmi sene öncesini düşünmek daha kolaydı.
Üzerimize yağan zaman ve sert geçen mevsimleri bizi duygularına tuzla dağlanmış adamlar yapmıştı.
Hissiyatsız olmuştuk ama hisli yazma sebeplerimiz vardı.
Birde hala yeni bir şeyler hissedip şimdi ki zamana ayak uydurabilen orta yaşlı anlamlı bakışlarımız vardı.
Yüzyıl geçse de değişmeyecek yapımızla değişen dünyanın dinazorları olmaya şimdiden adaydık.
istemediğin dünyada yaşarken istediğin yaşamı yama yapıyordun sıradan hayatın anlamı bilinmeyen yüzüne.
Geçen günlerin hiç biri birbirinden farklı değildi.
Aynı yollarda aynı duygularla aynı amaç için ilerliyordun.
Sıkıcı gelen hayata katlanma sebebin kendine kalan zamanlarda kafana göre takılabilme özgürlüğündü.
Aklıma kendimden başka bir şey gelmiyordu.
Bana her şey kendimi anlatıyordu.
Hatırladıklarım ve yol ayrımlarında vedalaştıklarımız.
Aklım sanki geriye doğru işliyordu.Bir kaç gün öncesini hatırlamak güçleşirken yirmi sene öncesini düşünmek daha kolaydı.
Üzerimize yağan zaman ve sert geçen mevsimleri bizi duygularına tuzla dağlanmış adamlar yapmıştı.
Hissiyatsız olmuştuk ama hisli yazma sebeplerimiz vardı.
Birde hala yeni bir şeyler hissedip şimdi ki zamana ayak uydurabilen orta yaşlı anlamlı bakışlarımız vardı.
Yüzyıl geçse de değişmeyecek yapımızla değişen dünyanın dinazorları olmaya şimdiden adaydık.
Çalışma hayatının şartlarını kendine göre ayarlamıştı.
Haftanın yedi günü çalışırdı ama mesela öğleden önce dışarıya çıkmazdı.
Hayatı iki evreden oluşuyordu.
Birincisi mecburen çalıştığı ikincisi ise gönüllü olduğu.
Gündüzü ve geceyi karıştırdığı anlarda çoğu zaman hatırlama yeteneğini kısmen kaybedip kafasında biriktirmiyordu.
Etrafında süren yaşam canını sıkıp,kalbini kırıyordu.
Kendinden başka bir şeye tutunmamayı önceden öğrenmişti ama herkesin koca bir boş balon olduğunu biliyor olmak bilmemekten daha acı vericiydi.
Kafanın sahtekarlığa çalışması,okumadan doğru bilinen yanlışlar ve ruhani kehanetlere varan safsatalar.
Çok paranın düşünceleri yoran bizde olmayışlarında olmayacak hayaller kurup,hiç bir zaman olmayacak şartları düşlüyorduk.
Bize gelmesini istediğimiz güzellikleri güzel şeyler için harcayacağımıza dair planlarımız olsa da güzellikler kendini saklıyordu.
Yaşamın kıyısına ulaşmak için hayal etmekten başka şeyler yapmak gerekiyordu.
Kıyılar bir zamanlar evime en yakın yerlerdi.
Şimdi uzaklarda olmak hala içimi burkuyor.
Kafamda yankılanan kıyıya vuran deniz dalgaları.
Daha fazlasını istemeden alacağını bile unutup matematik hesaplarını felsefe dersinin yörüngesine ayarlayıp algı karmaşası yaratan yaşantı.
Sabahların heyecansız uyanışlarında aklına gelen iş yükünün sağ omuzunu çürüten hafifliğinde kendini bir bok hissetmiyordu ama uzaklarda pek anlamı olmayan kendi yakınlarında ufakta olsa bir karşılığı vardı.
Oyunun içerisinde kalmak için canını dişine takıyordu.
Ruhsal acılarıyla yaşamanın şımarıklığında yaşlanan bedeninin acı hissettiren ağrılarında acı yoksa başarı yok diye yeni bir şey yazıyordu not defterine.
Çocukluğuna dönüp özlediklerini yaşamaya çalışsa da platonik aşkı onu hatırlamıyordu.
Geriye dönme hayalleri boşa atılan kulaç gibiydi.
Dönse ne olacaktı ki?
Yirmi sene öncesinde yaşamıştı deniz kenarında.
Yirmi senedir denizi görmeden karada yaşıyordu.
Terk etmeye çalıştığı karasal sevgili onun son adresiydi.
Ne kadar uzaklara gitme hayalleri olursa olsun gözünü burada açacaktı iş yükü sabahlara.
Beslenme adına işlenen idealist yaşamların katledilmesi suç unsurları içeriyordu.
Öyle insanların yazdığı kafasına göre kanunlar değildi.
Ruhla bedenin arasında anlaşamadığı bütün soruların cevapsız kaldığı gerçeklikti.
insanı insanlıktan çıkaran karnının acıkmasıydı.
Doymak için savaşıyor doymak için diğer canlıları yok ediyordu.
Hayvan gibi başka bir canlının etini ısırmak.
Aklına gelmiyordu ama artık insanlıktan çıkıyordu.
Güzel ruhunun güzelliğinde yürümek için yanları vardı ama mecburen çalışıp kazanmalıydı.
Kazandığı banknotları yemeğe dönüştürüp kan can olmasını sağlamalıydı.
Kendini öldürme suçunu gizliyordu.
Üzerindeki sorumluluklar kalktığında dışarıya görünen iyi imajı kaybolacaktı.
Soracaklardı neden kıydın kendine?
Yazabilecekken yazmadıkların senden davacı.
Yolda yürümek istiyordun ama kulaç atmaya zorluyorlardı.
Deniz yoktu bu memlekette.
Denizlerin olduğu memleketlerde öyle bir zorunluluk sunmamışlardı önüne.
Kulaç atarken yoruluyorduk banyonun mavi taşlarını andıran oyuncak havuzlarda.
Bir an her şeyi unutup büyük dalgalar gelecek karşı duracağım zannediyordum ama bizle dalga geçiyorlardı.
Yanı başımda yüzen adamın suyu hareketlendirmesinde geçmişimi gerçek zannediyordum.
Su içerisinde hareket ederek kötü ruhları kovmaya çalışıyordum kendini iyi zanneden yaşantımdan.
Daha iyi şeyler yapacağıma dair kendimle müzakere ettiğimde ben bile inanmıyordum kendime.
Gece yarısı olacaktı ben yine şişenin yarısında uyku moduna geçecektim.
Kimseyi tanımadığım uzaklarda herkesi tanıdığım kendi yalnızlığımla uğraşıyorum hala.
Bu yaşıma geldim bir türlü aşamadım resim albümlerini süsleyen fotoğrafların arkasında yazan tarihlerin hatırlattıklarını.
Aklım ileri yerine geriye doğru gitmeye çalışıyor.
Kendimi büyüdüğüm yerde sağanak yağmurlarda korunmaya çalışırken görüyorum rüyalarımda.
Anlaması zor olan bilim kurgu filminin ortasında gibi hissederken kendini gerçek olanın gündüz yaşamın mı yoksa gece yaşamın mı olduğunu anlamak için kafa patlatıyorsun?
Eskide olan her şey takılıyor kafana.
ilk aşkının yüzünü pek hatırlamıyorsun ama son sevdiğin kızın yüzü an be an duruyor karşında.
Yaşlanan yüzünü sorguluyorsun kendi yüzünün yaşlanmadığını hissettiğin anlarda.
Sonrası hep mukayese.
Benle olsan böyle olmazdı,senle olsam belki bende böyle olmazdım.
Kafamı taşlardan taşlara vuruyorlar.
Bedenimi duvarlardan duvarlara savuruyorlar.
Üzerime asit yağmurları yağdırıp,bir köşeye atıyorlar.
Ölmemi bekliyorlar,ölmemi istiyorlar.
Kafamda tek bir ışık yanıyor,tek gözümü açıyorum.
Güneş tepede güzel gözüküyor.
Sert bir müzik inletiyor kulaklarımı.
Hurafelere ve ölü topraklarımıza inat yeniden ayağa kalkıyorum.
Gün boyu çalışıp ekmeğini kazanmak için yaşarken asıl amacımızın dışına çıkmıyorduk elbet.
Gizli gizli kafamızın içerisinde gerçek emellerimizi düşünüyorduk.
Bu kadar çok çalışmak bana genlerimden geçmişti ama bir arpa boyu ilerleyememek bana özgüydü sanırım.
Çalışmazsan cebine bir kaç kuruş bile girmiyordu.
Soğuk yada sıcak fark etmiyordu.
Yüzümüze sıcak rüzgarlar vurmasa da yüzümüz her daim sıcakkanlı oluşumuzdan dolayı kızarıktı.
Bir gece öncenin alkol sevdası bugün bakışlarımıza yansıyordu.
Her şeyin basit gibi gözüktüğü yaşantımızda çokta basit olmayan sorunlarımız vardı.
Sorunları düşünürken yoruluyorduk.
Çok yakınlardan gelen soğuk rüzgarları anlamak imkansızdı.
Çok uzaklara dalan gözlerimiz yaşlansa da artık toprak bile ıslanmıyordu.
Gizli gizli kafamızda yaşattığımız sanatsal düşüncelerimiz hiç bir zaman kendisine gelmeyecek sırasını bekliyordu.
Tıpkı benim dışarıda ekmek için yaşanan dünya savaşının taraflarından olma zorunluluğum gibi.
Bir çok şeyle uğraşırken arada sırada olsa da ağzımdan doğru bir şeyler dökülüyor.
Okulu bile bırakmanı anlayabilirim ama gitarı bırakmana asla izin vermem.
Ölümlerin en güzelini ve anlamlısını yaşıyor gibiyim.
Parça parça ölürken kendi kutsal savaşımı kaybetmiş gibiyim.
Onur kırıcı yok oluşlar ve vazgeçtiğini gösteren bulgular.
Bir sürü terk eden vazgeçen gördüm ama hiç biri bu kadar canımı yakmamıştı.
Olmadığını anlamak ve olmanın aslında olmamak olduğunu fark etmek çok kötü.
Enerjin bile kalmamış ama uğrayacağın adresler çoktan tedavülden kalkmış.
Değişen sokak isimleriyle yerlerine gelen kafanda tutamadığın rakamlar seni tutsak olduğun küçük dünyanda bile etkisiz hale getirmiş.
Biriktirdiğin kaybedenlerin hikayelerini yazabilmek son çıkışın.
Yoksa ölmeyi bile güzel zannedeceksin.
Ayran sahte peynir sahte ekmek bile sahte.
Reçel,pekmez,bal ve şekerin kendisi kansorojen.
Tavuk etinde bir sürü antibiyotik var.Yumurtasından bahsetmeme gerek yok zannedersem.
Karnın acıktığında bir lokantaya girip yemek yemek için paran yok cebinde.
Dışarıdan kokusu duyulan ateşte pişmiş etin yağ kokusunda aklın senden gidiyor ama aşar seni.
Sen öyle her gün dışarıda beslenerek her şeyin güzel olduğunu zannedecek değilsin.
Gerçek gözlerinle bakarsın yaşama.
Hesap kitap işi yaparak en iyi beslenme şeklinin evde olduğunu bilirsin.
Tabi alışverişini doğru şekilde yapmaya çalışarak.
Sütün sahtesini,sucuğun salamın zararlısını file sepetine atarsan eğer alnının ortasından vurulursun.
Çikolata almak için ucuz bir marketten içeriye giriyorsun ve üzerinde palm yağı yazıyor.
Nedense gerçekler hep küçük yazı karakterleriyle yazılıyor.
Aslına bakarsan yiyebileceğin hiç bir şey yok.
Domateslerin vize alıp ülke dışına çıktığında üzerinde tarım ilacı lekesi diye geri gönderilmedi mi?
Tavukların çok fazla antibiyotik barındırıyor diye iade edilmedi mi?
Bulabilirsen eğer yeşil zeytini ve bir zamanlar beğenmediğin bulgur pilavını beslen derim.
Yoksa emekli olacak yaşı göremeyeceksin.
Birde sıkıştır aralara sanat faaliyetleri.
Emekli olmayı beklersen iş işten geçebilir.
Yanlış bir şeyler vardı sanki.
Geçmişe dönebilsek düzeltebilirdik belki.
Bir çok kararı gözden geçirir bir çok şeyi daha iyi yapabilirdik.
Kırılma noktasını keşfedip yerinde müdahale edip akışı değiştirebilir miydik?
Beğenmediklerimizi montaj yapıp filmin dışına iterdik.
Kendi isteği ile ayrılıp gidenlerle son bir görüşme yapmak isterdim.
Anın tecrübesiyle dinleyip anlamak isterdim.
Hakkıma sonuna kadar sahip çıkıp hakkım için asla ısrarcı olmadım.
Hiç sormadım neden diye.
Yanımdan geçip gidenler mevsimlerin gereği rüzgarlar gibi.
Unuttum aldanılmışlığımı,kaybettiklerimi.
Aklına gelince insan zaman makinesinin her şeyi çözeceğini zanneder.
Ama tarih kitapları çoktan akıbeti yazmıştır.