Akıl verdiler.
Böyle yapma dediler,öyle olma dediler.
Kafanın dikine gidersen yalnız kalırsın dediler.
Yalnızlığın güzel olmadığını iddia ettiler.
Kendi yalnızlığımın çekiciliğinde o kadar çoğul çocuk ve o kadar ebeveyn sahibiydim.
Bazen o kadar çoklar ki sessizlik isteyip kendi tavan arama kaçıyorum.
Ekmek vermeyiz,toplumdan dışlarız bir boka yaramazsın dediler.
Aklıma iyi bir şeylerin gelemeyeceğini ve vazgeçeceğimi zannediyorlardı.
Unutmadım bana verilen tavsiyeleri.
Tavsiyelerin aksi davrandığım hiç bir andan hoşnutsuz değilim.
Üzerlerinden o kadar çok sene geçti,o kadar çok şey yaşandı.
Saçlarımı ilk uzatmaya başladığımda saçlarım simsiyahtı.
Bugün aynaya bakıp beyazlaşan saçlarımı bağlıyorum.
Ekmek taştan çıkarılır.
Yalnızlık kutsaldır.
Pişman değilim.
Üzerime esen sert rüzgarlar üşütse de kendi dünyamın içerisinde sıcaktan bunaltan ılık rüzgarları beklemek o kadar güzel ki.
Bir yerlerden para çıksa diyorum mesela lotodan.
Hayat boyunca çalışıp ta kazanamayacağım miktarlar.
Eve ekmek götürme mecburiyetinin hareketlerinde ara sıra verilen molalarda kendime ve aileme vakit ayırmaya çalışıyordum.
Kısıtlı anlarda yaptığımız turistik gezilerde yüzlerce fotoğraf çekiyordum.
Sevdiklerim objektife gülümsüyorlardı ve ben kendimi fotoğraf sanatçısı zannediyordum.
Çocuk sahibi olma tecrübesiyle bir zamanlar asi bir çocuk olma arasında ki fark ateşin elini ne kadar yaktığıyla orantılı.
Çocuğunu anlamak çocukluğunla mukayese ederek anlamayacağın kadar sinir bozucu.
Sosyal medya hesaplarından birine düşen rock festivallerinin tanıtım görüntüsünde tamam bu hafta sonu bunu kaçırmamalıyım diye düşünüyorsun.
Bak çocuğum gitar kursunda öğrendiklerini canlı canlı görebileceksin diyeceğim anda aklıma iş takvimim ve sağlık problemlerim geliyor.
Bir zamanlar dinç olmadığı için suçladığım babam aklıma geliyor.
Konser güzelde o kadar uzun süre ayakta kalıp kaliteli zaman geçirebilir miyim bilmiyorum?
Daha iyi yazan bir adam olup film senaryoları yazıp hali vakti yerinde olan bir roman yazarı olabilirdim.
Erken emekli olabilme ihtimali bile işime yarayabilirdi.
Lotodan çıkan parayı bankaya yatırıp getirisiyle denize yakın kıyılarda içimden geldiği gibi kalan ömrümü sürdürebilirdim.
Erken bir sonbahar gelmişti ve hepimiz anlamsızca kışlık kıyafetlerimize bürünmüştük.
Arabanın camından gördüğümüz hala tişört giyen insanlar direniyorlardı sanki yörünge değiştiren mevsimlere.
Artık mevsimleri özlemiyorduk.
Mevsim salata gibi masanın üzerinde duruyorlardı.
Domatesin sürekli hayatımızda olması gibiydi.
Teknoloji o kadar gelişmişti ki mevsimleri,yaşamı ve tabiatın kavramlarını yenmiştik.
Hükmediyorduk yaşama.
Efendisi olmuştuk.
Ne güzel değil mi?
Tüketmenin sınırlarının olmaması.
Mevsiminde değilde her mevsim sömürmek.
ilkbahar zannediyorsun kış gibi geçiyor.
Takvime göre yaz mevsimi ama ilkbahar gibi yağmurlu geçiyor.
Yazın sonunda ara sıra sıcaktan kavruluyorsun.
Sonbaharda sanki kar yağacak kadar soğuk.
Mevsimler bile kafayı yemiş sen daha hayattan ne bekliyorsun.
Bekleme gelmeyecek o otobüs.Son durak burası.
Terk et durağı.
Zaten durağın yerine site sayılan apartman dikecekler.
Nezaketen seni yerinden kaldırmıyorlar.
Zorlama istersen.
Dozerler gelmeden terk et bu diyarları.
Karnı acıkıyor insanın ve her şeyin hayatın normal akışında olduğunu zannediyor.
Evden çıkmadan önce akşam yemekte ne yapalım sorusu soruluyor.
Ne saçma soru bu .
Daha akşama çok var.Ben daha dün gecenin alkol yorgunluğunu yaşıyorum.
Bırakın dışarıda yapmak zorunda olduğum işleri yapayım yoksa ekmek ve huzur arasında ki bağ kopar.
Üşütür insanı parasızlık,dengeler arasındaki bağlantı koptuğunda internet kesilmiş gibi hissedersin kendini.
Karın acıkıyor işte.
Aklına düşüyor sevdiğin yemekler.
Akşam yemeği için planlar yapıyorsun.
Bazen yaşama sevincin oluyor yediklerin ve masanın etrafında oluşan atmosfer.
Yolun yarısında düşüyor jeton her zaman.
Akşam yemekte ne istersin sorusu güzel.
Akşam yemekte ne olsun birazda maddiyatla alakalı.
Çoğu zaman evde bir şey yok.
Evde olanlarla bir şeyler yapıp sihirbaz gibi insanları mutlu etmek.
Bazen yemek yersin ruhun doyar.
Bazen karnın acıkır canın yemek istemez.
Yemek bile yiyemeyeceğin mide problemlerinden hiç bahsetmiyorum.
Yazmak ve gitar çalmanın dışında en güzel şey nefes almak.
Kendini seversin yaşamayı seversin.
Hayatı sevmezsin,para kazanma zorunluluğunu sevmezsin.
Kira öder gibi katlanırsın.
Tek oda benim olsun dersin ama bu şartlar altında isteklerin kabul edilmez.
Hayatın standartlarında arada derede saklanıp kendi hayallerini yaşamaya çalışırsın;
Para etmez,dışarıda bırakırlar seni.
Uzaklarda ararsın özgür mutluluklarını.
Özlersin,hatırlarsın her seferinde canın yanar.
Gözyaşların sular geçmişini.
Sana yetecek kadar mutlu hayatında her şey rayında olsa da kendini üzmek beni anlatan yaşam tarzının açıklaması.
Üzüldükçe hatırladıkça tasarlıyorum hayatı.
Gece olduğunda içtiğim şarapların etkisinde seyrediyorum dışarıyı.
Bende isterdim her şeyin daha güzel olmasını.
içimde bir şeylerin bozulma korkusu.
Sanki kötü bir şeyler olacak ve yarı yolda bırakacak beni.
Yolda kalma ihtimali kafamın içini tırmalarken hayatı kaçırıyor olmak ne acı.
Kanserli hücreler gibi etrafımızı sarıp kuşatan parasızlık duvarları.
Korku filmlerinin korkunç karakterleri gibiydi.
Ölmüyordu namussuzlar.
Dirilip dirilip karşımıza çıkıyorlardı.
Kan ter içinde kalıp kan ter içinde kalmaya değmeyecek kazanç elde etmeye çalışıyorduk.
Küçük para birimlerine mahkum edilmiştik.
Öyle bir an geliyordu bir kaç kuruşa ihtiyaç duyuyorduk.
Bir kaç kuruş olmayan hayatta amaç bir kaç kuruş ötedeydi.
On beş kuruşu olmayan büfeden sakız alamıyordu.
Çalışmayı sevmezken ömür boyu çalışmaya mahkum olmak müebbet hapis cezası gibi.
Akşama kadar çalışıyorsun ve eve giderken marketten aldığın bir kaç zehirli gıda seni mutlu ediyor.
Eve bir şeyler götürebilmenin saadeti.
Farkında olmadığın için suçlu sayılmazsın belki farkındasın aslında.
Kazancın az,gereksinmelerin fazla.
Dengeyi tutturmak için oynadığın polyanna oyununda boş koltuklara oynuyorsun oyununu.
Sanki her an bir şey olacak felaketler önünde gerçekleşip sana yansıyacak.
Tedirginlik diz boyu.
Onlardan beslendiğimin farkındayım.
Karamsar düşüncelerim olmadan kendimi daha iyi hissedemem.
Başedebilirim kendi sorunlarımla.
Tek derdim kendim olsa keşke.
Ruhsal portremin enfeksiyon geçirme anlarında ihtimaller boyu gel gitler yaşıyordum.
Psikolojinin kandırdığı kendimizi kötürüm hissettirdiği zamanlardı.
Henüz yapay zekalar iş başı yapmamıştı.
Küresel ısınmanın sabit olmasına rağmen doğadan pay alma çabasındaydı insanlık.
Hastahane kuyruğunda sonuç göstermek için beklerken etrafımda konuşan insanların çaresizlikleri ve yaydıkları negatif elektrik beni derinden etkiliyordu.
Yaşlılar içinden geldiği gibi özgürce cümleler kuruyorlardı.
Ama ben konuşamıyordum.
Bel fıtığından dolayı seni ameliyat etmemiz gerek cümlesini duyacağımı zannedip tir tir titriyordum.
Kocaman adam serin sonbahar akşamında terliyor vücut fonksiyonları tel tel dökülüyordu.
inkar edemeyeceğin gerçekler yaşanırken kafanda yaşadığın baş kaldırmalar ve kurduğun anlamlı cümleler medeni bir yaşamın kayıt yerlerinde yerini alıyordu.
Doktor odasına girdiğinde senin çok büyük bir problemin yok cümlesini anlamayacak kadar kendinde değildin.
Sana sayısal loto çıkarmışlardı ve sen hala her sabah iki saat yüzdüğünden bahsediyordun.
işinden bıkmış adam sana kurabileceği en kısa cümleleri kurup seni dışarıya yolladığında kafanda parça parça oluşan düşünceler seni mutlu etmeye çalışıyordu.
En azından tebrik edip kendini iyi etmişin diyerek motive edebilirdi değil mi?
An kavramını anında anlayamadığımı biliyorum.
Güvenli olmayan yaşamın kollarında eve gelip teras katında yaşayan çiçeklerimi sulayıp kendime gelmek için şarapla ve müzikle devam ediyorum.
Bir şeyler anlatmaya çalışırken bir şey anlatma motivasyonumun musluğunu borcundan dolayı mühürlemişlerdi.
Tıs diye ses bile gelmiyordu.
Müdahale edersem cezalandırılacağımı söyleyen bir not bırakmışlardı.
Fatura ödeme güçlüklerinde ihtiyaçlar inatlaşır gibi artıyordu.
Kafamın içerisinde gökyüzüne bakıp dualar edip bir şeyler istiyordum.
işlerin iyi gitmesini diliyordum.
Yaşamak için yiyecek bir şeyler satın almak zorundaydın.
Kazandığın paranın ezici üstünlüğü mutfak masraflarındaydı.
Yemeden içmeden olmazdı.
Büyük marketlerin bol ışıklı gıda satan tezgahlarına yaklaşıp açlığını yatıştıracak kadar alışveriş yapıp kendini avutuyordun.
Midende ki açlık son bulmuyordu.
Doymak ve iyi beslenmek için cebinde hatırı sayılır meblağ olmak zorundaydı.
Kırmızı ve beyaz etin yanında balık tüketmeliydin.
Süt ve süt ürünleri,bakliyat.
Kafan gelişsin diye kuruyemiş.
Sonuç;
Tezgahın önünde boş cebinle gezinip avucunu yalayan adamlar gibi boşa atarsın kulaçlarını.
Hayat pahalı ve bir o kadarda acımasız.
Yazabilmek için ona odaklanmak lazım.
Yoksa çelme yedikçe sakatlanırsan bırak yazmayı yaşamak bile mucize bu şartlarda.
Dip not;diyelim ki cebinde tonlarca para var ama dolu market araban köküne kadar sahte.
Bir kaç kilo patates almak için sokak sokak geziyorum.
Tabela fiyatları dakika dakika farklılık gösteriyor.
işler iyiyken para harcamak kolay ama işler art arda kötü giderken kımıldamak bile enerji tasarrufu gerektiriyor.
Çok çalışıp çok kazanırken az çalışıp az kazanıp hemen hemen aynı hayatı yaşıyorsan bir sorun var gibi geliyor ama sorun benden kaynaklanmıyor sanırım.
Kocaman hayal depolarımızın kırmızı ışığı söndürecek kadar geleceği tasarlama adına yakıt yüklemelerinde kabus oluyordu kırmızı ışığın yeniden yanması.
Geçmişi o kadar yakından tanıyor o kadar iyi hatırlıyordum.
Hatırladıklarım kafamın içinde göğüs kafesimin içerisinde kan pompalamaya devam ediyordu.
Parasızlık bir paranoya gibi bizi takip ediyordu.
Hafta sonu tatili yap,bir aktiviteye katıl,müzeye git,tiyatro seyret sinema filmi de olur.
Hayal kur bir şeyler iste.
Yok olmaz param yok.
Para olmadan hiç bir şey olmuyor.Hatta sanat bile.
Evde gagaları gökyüzüne bakan aç kuşlar doymadığı müddetçe huzur yok.
Para kazanma trafiğinin yoğunluğunda kendine zaman ayıramamanın isyanında para kazanmanın azlığında sarf edilen isyanlar aynı aslında.
Ucuz patates ucuz domates ve ucuz soğan.
Giden insandan gidiyor.
Bir orkestranın önünde avazım çıktığı kadar şarkılar söylemek ve alkışlamayanların eşliğinde kulise giden yolculuğumda ezber bozmayan sakin hayatı yaşıyordum.
Benden bir yıldız olmak yada on numara pozisyonunda olmayı beklemek hayal kırıklığıydı zaten.
Önde basıp rakibi bozup defans yapıp rakibin ileri oyuncularını yıpratabilirdim.
Sessizliği seviyordum.
Çok sesli sessiz hayatım yaşamak için elinden geleni yapıyor bir köşede unutulmuş olmanın vasıfsızlığın da;
içinden geldiği gibi yaşıyordu hayatı.
Gücünün yettiği kadar ayakta kalıp geçimini organize edip kendi hava boşluklarında harikalar yaratacak kadar sanatçıydı.
Yaşamın çok zor olduğu döneme denk gelmiş olmanın basiretsizliğin de geride kalan gençlik yıllarına duyduğu vefalı özlemlerin etkisinde tabiatın seslerini dinliyordu.
Hiç bir şeyi unutmamıştı.
Hiç bir şeyi unutmazdı.
Vazgeçtiğini zannediyordu.
Vazgeçse olmazdı zaten.
iki elinde tuttuğu on marifetleri dakika dakika kafasında yaşıyordu.
Onu çok yaşatmayacak yükleri belki suyun üzerine çıkaracaktı.
Hayat bizi eksiltiyordu ve çetele tutmuyordu.
O kadar umurunda değildi ki arkamızdan iyi insandı denmesiyle ilgilenmiyordu.
Tek başımıza hissediyorduk kendimizi.
Oysa ki çok korolu sımsıkı bir aileydik.
ince ruhumuzun hayata uyum sağlayamamasından dolayı sürekli yüzümüz düşünceli ve tedirgindik.
Mutluyduk ama mutluluk anlayışımız uyuşamıyordu hayatla.
Hep biz kaybederdik ve hep bizden giderdi.
Buna alışmıştık.
iyi insanlar giderdi ve onları geri getirme yeteneği bize verilmemişti.
Sürekli kaybedişimizin sebebi uyum sorunu.
Bünyemiz hayatı ve sunulanı kabul etmiyor.
iyi gitmeyen bir şeyler vardı sanki.
iyi gitmeyen bir şeyler var gibi bakışlarım kaygılıydı.
Eskiden uzaklara dalmanın hatırlatacağı şeyleri yazmak için elimden geleni yapardım.
Artık çok fazla yazmak gelmiyor içimden.
Çok fazla şey hissetmiyorum zaten.
Ameliyat masasında kaybetmişim gibi geliyor umutlarımı ve heyecanlarımı.
Yaşama sevincini tetikleyen sırf aile bireylerinin uzun soluklu olması için içten gelen gaza getirmeler.
Depoda yakıt kalmamıştı hatta mekanizmanın kendisi kendini emekliye ayırmıştı.
Hatırla gönülle yürütüyorduk artık gemiyi.
Robotlar işgal etmeden düzenimizi onlara davetiye çıkartırcasına robottan çok robot olmuştuk.
Ancak bir robot hayattan zevk almadan mecburi amaçlar doğrultusunda yaşar.
Kestirmeden gitmek istiyorum artık.
Sevdiğim uzun yolları yürüyecek ne gücüm ne inancım kalmadı.
iyi gitmeyen bir şeyler vardı sanki.
iyi gitmeyen bir şeyler var gibi bakışlarım kaygılıydı.
Eskiden uzaklara dalmanın hatırlatacağı şeyleri yazmak için elimden geleni yapardım.
Artık çok fazla yazmak gelmiyor içimden.
Çok fazla şey hissetmiyorum zaten.
Ameliyat masasında kaybetmişim gibi geliyor umutlarımı ve heyecanlarımı.
Yaşama sevincini tetikleyen sırf aile bireylerinin uzun soluklu olması için içten gelen gaza getirmeler.
Depoda yakıt kalmamıştı hatta mekanizmanın kendisi kendini emekliye ayırmıştı.
Hatırla gönülle yürütüyorduk artık gemiyi.
Robotlar işgal etmeden düzenimizi onlara davetiye çıkartırcasına robottan çok robot olmuştuk.
Ancak bir robot hayattan zevk almadan mecburi amaçlar doğrultusunda yaşar.
Kestirmeden gitmek istiyorum artık.
Sevdiğim uzun yolları yürüyecek ne gücüm ne inancım kalmadı.
Klon gibiydik bütün zamanları görmüştük sanki.
Yetmişlerin sonunda dünyaya gelip seksenleri yaşamak doksanları yok sayıp iki binleri görmek kendini dinazor gibi hissettiriyor.
Kombinasyonlara göre daha kötüleri var daha uzun yılları gören saygıdeğer büyüklerimiz mevcut.
Kendi penceremizden dışarıya bakarken belgesel programlarında anlatılan her şeyi hatırlıyoruz.
Hatırladıklarımız dünya haritası gibi göz bebeklerimizin ardında sanatsal bir sinema filmini oynatıyor.
Omzumuza iki ayaklarıyla binip taşıyamayacağımız yükleri atan hayat bizi akrobatik zannediyordu.
Çok yaşlı değildik ama kendimizi hıza ayak uyduramamış ve bir çok şeyi kaçırmış gibi hissediyorduk.
Kafa yazılımımız eskiydi.
Zaman akıyordu.
Yakalamaya çalışırken önümüzden daha hızlılar geçiyordu.
Benden daha kıdemliler varken böyle bir şey yazmak affola.
Ama bu kadar çok şeyi hatırlamak gerçekten karşılığını alamadığın dünyada sinir bozucu.
Doğada yaşayan her canlının bir ruhu vardı.
Gereksinim duyduğunda bir ağacı kesmeye;
Bunun için sebebin olmalıydı.Isınmak için yada kağıt yapmak gibi geçerli sebebin olsa bile ağaçla konuşup ondan izin istemeliydin.
Canlının canlıyı katletmesi,çekilen fotoğraf kareleri hissedileni değiştirmiyor.
insansı bir açlık deyin buna hatta dinsel bir ayin.
Göz yaşı dökme yeteneği olan herkes yeri geldiğinde ağlıyor.
Değerler,ahlaksal kaygılar,hayatta kalmanın zorunlulukları.
Kimse çiğ eti yemek istemez eğer hayvan değilse.
Biraz pişirip baharatla karıştırınca insan oluyorsun.
Gökyüzüne yükselen et kokusu eğer insan eti değilse için rahat oluyor.
Bodoslama dalıyorsun tüm ekmek kokorecin üzerine.
Mideni bulandıran sağlık için ameliyatlar yapılıyor hastahane steril ortamlarında.
Canlının canlıyı kesmesi neşterle bazen iyilik için olabiliyor.
Psikopatlarda var insanlara zarar veren aşağılık hayvanlar.
Hiç bir şey yapamıyorsan evinde saksılar dolu bitki yetiştir.
Korkma okzijenini tamamen tüketmezler.
Dinle onları sarhoş gecelerinde,bak sana neler anlatacaklar.