Kendini iyi hissetmenin psikolojik duvarlarında kafandaki savaş ve kıyaslama yeteneğin kadarsın.
iyi yolda gittiğine inanırken senden daha iyi oldukların kulaklarına çalındığında savunma mekanizmalarının harekete geçip seni raydan çıkarmaya çalıştığında en çok kendini özlüyorsun biliyorum.
Yapmak istediklerin ve hayalini kurdukların canını yakıp seni ağlatacak kadar içten.
ihtiyaçları doğru tespit edip yörüngede yaşamak için kafayı çalıştırıp bir şeyler istemek;
Hala hayatın bir şey yokmuş gibi davranıp kayıtsız kalması.
Yaşamın devam ettiğinin üzeri örtülemeyen gerçekliğinde alınganlık denen şeyin hala para ettiğini umuyorum.
Kalp kırılmasının akıl tutulmasının yanında daha kötü olmadığını düşünerek ummaya devam ediyorum.
Bir gün belki tamam burası diyebiliriz belki.
Düşüncelerimizi şekillendiren hayatın akışı ve kafamızın içerisindeki dünya.
Kutsal gitarın dibinde ısınıp düşünce trafiklerini yazıp kendi sarhoşluğunda hayatı anlayıp kabullenmek o kadar zevkli ki.
Yeter ki hayatın sinsi sorunları kafamızı meşgul etmesin.
Kafalar karışıyor.
Duygusal yüklemeler geçmişle gelecek arasında deparlar atıyor.
Yaşlanmaya başlayan kalp atışları nefes nefese.
Bir şey yapmak için çok fazla sorumluluk almak lazım.
Sorumlu davrandıkça daha fazla ödün ve kaybediş.
inanmadığın yolda yürümek mutlu etmiyor insanı.
Kafada başlayan kargaşalar etkiliyor bütün ruhsal durumu.
Yetişmeye çalışıyorsun.
Kolundan tutup çekmek istiyorsun ama prangalar izin vermiyor.
Kölesin sonuçta gereğini yerine getirmen lazım.
Meydan okumanın en kolay biçimiydi kendine diklenmek.
Gücümüz anca kendimize yetiyordu ve avaz avaz bağırıyorduk inanmadıklarımızı.
inanmak için programlanmıştık ama aklımıza yatmayanlar peşini bırakmıyorlardı düşüncelerimizi.
Düşündüklerimiz artık ders kitaplarında okutulmuyordu.
Felsefenin yanına yaklaşabilmek için yaptığımız taklitler boşa çıkıyordu.
Rüyası filozof olanın ancak yancısı olabileceği altında ezilirken etrafta yaşananlar akıl tutturan kabus olsa gerek.
Aklıma iyi bir şeyler yapmak geliyor.
Heyecanlanıyorum tabi.
Bol bol kitap satın alıyorum ama okumaya fazla zamanım yok.
Daha çok okuyabilseydim daha iyi yazabilirdim mesela.
Bugün hayatıma yön verip şunu yapacağım diyorum mesela.
O vakit posta kutusuna bir sürü fatura bırakılıyor.
Faturaları okuma işini bir yana bırakıp her birini buruşturup cebime sokuyorum.
Aklım her daim ödeme trafiklerinde.
Oysa matematiksel bir eğitim almamıştım ve öyle bir zekaya sahip değildim.
Daha çok kazanma hususunda hiç ummadığım insanlar benden daha ilerideydi.
Tam manzarayı görüp hayale kapılıp aklıma sanatsal bir şeyler geliyordu aklıma cebimde ki faturalar geliyordu.
Para kazanma mecburiyetlerine mahkum edilmiştik.
Yaşamak için ayak uydurmak zorundaydık.
Hayatta kalmak için doğal ortamlar artık yoktu.
Araziye çıkıp yemek arama dönemi tarih olmuş ihtiyaçlar için toprak ekme,hayvan besleme dönemi çoktan tedavülden kalkmıştı.
Para kazanıp alnının teri soğumadan en yakın ucuz markete gidip alışveriş yapman gerekiyordu.
Plastik çiçeklerle tanıştığımızda yadırgamıştık.
Ama artık her şey plastikti.
Bütün bu plastiklerin arasında aklıma güzel şeyler geliyordu.
Güzel şeyler heyecanlandırıyordu beni.
Sonra boşa harcadığım gücüm tükeniyor aklıma geldiklerinde mutlu oluyordum.
“başkalarını küçümsemek kendini küçümsemektir. karşındakinin senden daha zeki olduğunu varsayarak yaşamak kazanımlara daima açık olmaktır. ummadığın insanların senden daha zeki olduğunu varsaysaydın şuan onlardan daha iyi konumda olacaktın.”
Yarısına katılmakla birlikte yarısına katılmamaktayım; insap tipleri bellidir. Mesela plaza kızı ile hukuk okuyan bir kızı karşılaştırdığımızda, birinin diğerinden daha zeki olduğunu görmek elzemdir. Ve hukuk okuyan hatunun, plaza kızına zekiymiş gibi davranması olağan dışıdır. Aralarında bir fark vardır; ki o da bariz ortadadır.
Bu demek değildir ki, etrafımızdaki herkesi küçümseyelim. Sadece kimin harbiden donanımlı, kimin harbiden mal olduğunu görmek gerekir. Bunun için gözlem yapmak gerekir, her an!
“seni sıkan şeylerin çözümü de sen de saklı, tedavülden kalkmadı.”
Kırsala dönüş muhabbetleri ise burda yazarın kast ettiği şey, yine katılmadığımı söylemem gerekir. Yeni yeni insanların kırsala dönmek hayalleri olmasına rağmen, bu kolay değildir. Kendinle birlikte muhtemelen aileni de götüreceksin, sıfırdan yeni bir düzen kuracaksın...
bunun için hem maddi ve hem de manevi donanımlı olmanız gerekir.
“''ama artık her şey plastikti.''
değil, yeşilliğin hakim olduğu bir ülkede yaşıyoruz.”
Hangi yeşilin hocam? Binalarda da yeşil kullanılmıyor ki, bahçe çiti falan mı?
“en büyük hata burada başlıyor. yaradılışa bakmak kimin ne okumuş olduğuna bakmaktan daha önemlidir. plaza kızının hayata bakış açısı ile hukuk okuyan kızın hayata bakış açısı bir değil lakin unutmamak gerekir ki her 2 kızın da beyin kapasitesi aynı. hukuk okuyan bir kız plaza kızından çok şey öğrenebilir, donanımını arttırabilir. aslen plaza kızı hukuk okuyan bir kızdan birşey öğrenmek istemez, zeki olduğunu kabul eder sadece sever. gözlem yapmak 'öngörü' kasmaktır. başka bir boka yaramaz ve öngörü yüzünden insanlar arasında ki mesafe bu denli boktan.”
Her iki kızın da beyin kapasitesinin aynı olması, ikisini eşit yapmaz bu durumda. Zira biri bu kapasiteyi kullanabilirken diğeri maalesef kullanamamaktadır. ikisinin yaşama gayeleri, hayat mottoları farklıdır.
Evet, ülkemizde okumamış lakin okuyanları cebinden çıkaracak bireyler mevcut. Ama bu plaza kızları için geçerli değil, o kadının hayat mottosu zaten zengin koca bulmak, gününü gün etmek, starbucks’ta kahve içmek, iphone ile çektiği fotoğrafları instagram’da paylaşarak mutluymuş algısı yarattığı platformda tutunmaya devam etmek...
Öngörü ile önyargı arasında ince bir çizgi vardır hocam. Önyargı kesinlikle hayatı boktanlaştırırken, öngörü hayat kurtarır.^^ tavsiye ederim. Bir insanın giyinişi, konuşması, jest ve mimikleri sayesinde o birey hakkında öngörü kazınırsın ilk 15-30 dakika arası, yanılmaya payınızı merak mı ediyorsunuz? Eğer iyi bir gözlemciyseniz, hata payınız az olacaktır. ^^
“yukarıda bahsettiğim gibi,
istediklerini yerine getirebilmen için gerekli olan şeyleri bul. gerekli olan şeyler maddi ve manevi donanım ise yeni amaç bunları yerine getirmek olmalı.”
Bunun için haklı olabilirsiniz, lakin istediğiniz kadar çabalayın bazen olmayınca sahiden de olmuyor.
Şahsen arabaların içinde, binaların göbeğinde doğmuş bir insan olarak söylemeliyim ki yeşile hasretim. Doğma büyüme Ankaralı bir insan olarak, hangi yeşil hala bilmemekteyim. Ülke çapına baktığınızda ve diğer birçok ülkeye kıyasladığımızda da ne kadar az ağacımızın olduğunu görmeniz mümkün.
Bulduğu her alana bina diken, park yapmaktan aciz bir milletiz, ağaç mı? Ne ağacı hocam, bina dikelim.^^
Öngörüyü en sade haliyle “bir şey hakkında önceden görüş bildirmek” olarak tanımlayabiliriz. Öngörü ayrıca bir şeye dayalıdır, bir nüans yakaladıktan sonra oluşur. Bir tahmine dayalıdır.
Öngörünün tamamıyla yanlış olması nadir rastlanılacak şeydir, bu demek değil ki her öngörümüz de doğru.
Önyargıyı ise kısaca peşin yargı, peşin hüküm diye tanımlayabiliriz. Önyargı bir şeye dayanmaz;
Laik kesim baş örtüsü takan insanların genelde çomar olduğunu düşünür.
Bu bir genellemedir, karşımızdaki bireyi tanımadan, gözlemlemeden sadece atıp tutmuş oluruz.
Aralarındaki ince çizgi şurdadır; biri gözleme dayalıdır, biri de genelde somut bir durum yüzünden oluşan peşin hükümdür. ikisi de neredeyse benzer şeyler olmasına rağmen tekrar dediğim gibi öngörü hayat kurtarır, önyargı hayatı boktanlaştırır.
Yalnızlığımın ilanıydı hayal kırıklıklarım.
Çocuk gibi masallara ve farkına varmadıklarıma inanıyordum.
Başarısızlıktan olsa gerek yorulmuş ve sıkılmıştım.
Yüzüm asık,bakışlarım düşünceli ve hayatımı tehlikeye atan dalgın hareket edişlerim.
Kendi sonumu kurgulayıp filmini kafamda oynattığımda gözyaşlarım akıyor.
Giderken görmek kendimi çıkma ihtimali olmayan kitabımın kapak resmi kadar kutsal benim için.
Düşüncelerimin büyüyüp yuvadan uçtuğunda geçirdiği evrim gözlerimizi boşluklarından çıkartacak kadar uçuk.
Gelişen ve dönüşen zihinler ezberlediklerini sorguluyor.
Neden sorusunun en güzel yakıştığı anlarda zaman kavramını yitirip sabah uyanmak üzere yatağına yatıyor.
Şişede kalan son alkolü damlasına kadar bardağa boşaltıp fondip yapıyor.
Baş ağrılı sabahları yok artık.
Kırık kalbinin sızıları kendine geldiğinde ilk aklına gelen.
Süslü yalanlara inanmıyor.
Hayatın kendisi güzel olabilir ama içeriği kesinlikle güzel değil.
Yaşam tam bir hayal kırıklığıydı.
Kara parçasına tutunmak aklımıza yatmasa da yatıyor gibi davranmak hayattan soğutuyordu.
Yaşamın yetenek ve kehanetlerinin yetmediğini anladığımızda bocalama sürecini çoktan geçmiş olup farkına varıyorduk.
Yeni duruma alışıyorduk.
Artık yadırgamıyorduk.
Canımızı acıtan bizde yaşamaya devam eden bir kaç kırıntı vicdanımıza işkenceler yapıyordu.
Olumsuzlukların içerisine doğmuştuk ve olumsuzlukların düzelebilme ihtimallerine inanmıyorduk.
Mutlu zannettiğiniz anlarda bile perde arkasında mutsuzluk hakim.
Boşa kandırmayın kendinizi.
Mutluluk diye bir şey yok.
Kendimi iyi hissetmiyordum.
Aklıma hep kötü düşünceler geliyor ve korku filmi sahnelerinde boğulmaktan korkuyordum.
Neye üzüldüğümü unutuyor hatırladığımda bir kez daha üzülüyordum.
Sarmalın içerisine sarmalanmış kendi yaşam sevincimi anımsamaya çalışıyordum.
Oysa eskiden tutunacak çok şey vardı.
Yaşanılası yerlerdi hayat hikayeleri.
Çoktan vazgeçilmiş ve umutları kırılmış hikayemizin çırpınışlarıydı hala yazmaya kendimizi zorlamak.
iş bizden çoktan geçmişti.
Ahşaptan yapılmış bol müzikli bir bar masasının etrafında kendimiz dahil herkesi kurtarıyorduk.
Yüzümüz o kadar güzel gülüyordu ki;
Tıpkı eski günlerde ki gibi.
Bol bol fotoğraf makinesine gülümseyerek inkar etmiştik yarınların gülümsemeyen kehanetlerini.
Kehanetler boş balon olsa da ortaya çıkan gerçeklerin hafifleten yanılsamalarında jeton düşse de beyaz perdenin ekranında kimsenin okumadığı filmin set arkası kahramanları yazıyordu.
içmek göreceli bir kavramdı ama bana göre yaşama sebeplerimden biriydi.
içerek suluyordum sahibi olduğum tek tarım alanlarını.
Kendi rayında giden hayatımızın nasibini yeme güvencesinde kafamıza göre derme çatma yaşam alanı kurup masal kitaplarında geçen hayaller kuruyorduk.
Alkol yüklemesi yaptığımız düşüncelerimiz tam bir zaman makinesiydi.
Çok hatırlamak,duyarlı olmak ve kendine en yakışan yalnızlığı yaşamak onu anlamayanların anlamayacağı bir şey.
Kafayı taktığı şey kafasının içerisinde yaşayan.
Son kullanım tarihi geçmişti zihinlerin.
Dolu bellekleri bir fazlasını kabul etmiyordu.
Kendilerini tembel alıştırmışlardı.
Ne bir kitap okumuşlardı ne bir satır yazı yazıp;
Bana kalbin kadar temiz sayfaları ayırdığın için sana teşekkür ediyorum deyip mektubuma burada son veriyorum dememişlerdi.
Sıradan bir adamın hikayesini yazarak bir sanat yapıtına ulaşmaktı amacım.
Karşısına çıkanları hayat boyunca biriktirip aristokrat gibi davranmayı hayal ederken hayatın çarkları içerisinde yerinde saymaya devam eden.
Hep eskiyi hatırlayıp gaza gelen.
Sonra uykusu gelip yaşamaktan sıkılan.
Alt yapı oyuncularının içerisinde gelecek vaat eden yıldız adayı iken bir türlü patlayamayan başarı hayal kırıklığının belirgin gerçeğiydi.
Olacaktı ama olamamıştı.
Dalından aşağıya düşerken meyve sepetine girememiş olmanın çürüklüğünde toprağın ıslak içeriğine karışıyordu.
Tesadüfen ortaya çıkan bir kaç resim karesi ve hatırladıkları;
Eskiyi kanatıyor ve hatırlatıyordu sevdiklerini.
Fotoğraflarda yeniden motive oluyor sonra kızıyordu.
Olmamıştı işte olsaydı iyi olurdu.
Sıradan adam sıradan hayatını sürdürüyordu ama sanat yapıtı ulaşamayacağı kadar uzaktaydı.
Kendimizi mutlu zannetmiyorduk.
Alçak gönüllü bireyler sayılan insanlardandık ama ara sıra kendimizi iyi zannediyorduk.
Öyle sadece karakter olarak değil her alanda iyi olduğumuz aklımıza düşüyordu.
Umut dolu yürüyorduk,cebimize giren paranın miktarından mutlu doğal yaşamanın planlarını yapıyorduk.
Çok çalışırken bile iyi niyetli tarafımız bizi yönetiyor,yüzümüze çocuksu bir gülümseme çiziyordu.
Kehaneti bol bir köpeğin deprem öncesi uluması gibi yüzümüz düşüyordu.
Etrafımızı saran kaos duyguları girdaplarında bizi alabora ediyordu.
Görmenin görmemekten daha zor olduğu zamanlarda saçmaladığına inandıkları insan olarak elimizde olmadan doğru cümleler sayıklamaya devam ediyorduk.
Bir an için mutlu olduğumuza inansak bile ardında duran gerçekliğin dengemizi bozan olmama ihtimali bizi düşünmeye itiyordu.
Sıralı sorular gökyüzünde ki bulutları karartıyor güneşin önünü kesiyordu.
Bir şeyin reklamını izlerken inanmıyorduk artık.
Kullanıcı yorumları da kesmiyordu bizi.
Umutlarımız terk etmişti bizi.
Belki de biz terk etmiştik umutları.
Kendimizi mutlu saymıyorduk.
Aksine mutsuzlukları keşfedip ne kadar kafa yoracak sorun varsa hepsini gönüllü olarak kafamızın süzgecinden geçiriyorduk.
Kimsenin kafasının içerisine sokmadığı düşünceleri kafamızı kaybetmek pahasına süzgeçlerden geçirip anlamaya çalışıyorduk.
Evde peynirin bitmiş olduğunu en iyi tahmin eden kişi olarak bunun mutfaktan birinin sana söylemesi sinir bozucu.
Verdiğin sinirli tepki belki ilk başta anlaşılamaz geliyor ama kendini bir bakıma yenilmiş hissediyorsun.
Boşa konuşuyorsun git en iyi bildiğin peynir satan yere deseler lafı geveleyip zaman kazanmaya çalışırsın.
Bakarsın cebine beş lira ve bir kaç demir lira var.
Bununla ilgili problem kurup seni sınava soksalar yine gerekli puanı alamazsın kafan karışır bir kere.
Kazancınla hayal ettiklerin arasında gelip giderken buz gibi havada sokağa çıkıp iş yapmak adına sonsuzluğa sürersin tek pistonlu aracını.
Kafada kaybettiklerin kurcalar durur düşünme yeteneğini.
Yol boylu boyunca uzanmıştır ve sen üzerinden geçerken seni fark etmez bile.
Asfalt soğuk yağmur sularında ıslanır ama aklı ilk toprağa döküldüğü sıcaklığındadır.
Boş bir buzdolabının can acıtan soğukluğunda bir kaç lira karşılığında gaz satın alarak ısıtmaya çalışırsın evini.
Sürekli biten gaz deponun cebini boşaltan soğukluğunda tutunmaya çalışırsın hayata.
Çok çalışıp çok giderin birbirine denk gelmediği anlarda aklına okulda bir türlü öğrenemediğin matematik problemleri gelir.
Elleri ceplerinde olan adamın beş parasız olmasını hayal etmek güzel ama sevdiklerine yansımalarını yaşamak güzel değil.
Benimle yaşlandığını göremeden yaşlandığını takip etmek acı veriyor.
Öyle yemeklerin üzerine döktüğümüz acılı baharatlar gibi değil.
Alkol alarak öldürdüğümüz beyin hücreleri seni hatırlamak adına bana karşı eylemler yapıyor.
Seni yaşlı görmek güzel değil ama hala hatırlıyor olmak işe yarar bir gerçek.
En son seninle gittiğim lokantanın önünden hiç geçmiyorum.
Ben sadece kafamın içerisinde yarattığım dünyanın civarlarında geziniyorum.
Hatırlıyorum seni.
Bir şeyler eksik gibi. Müthiş bir o eksiği tamamlama heyecanıyla doluyum. Ama tam olarak ne eksik kestiremiyorum ya feci halde bitkinleşiyorum. Yaza dönmek, erken uyanmak, yürümek, kahvaltı yapmak sonra da ne yapacağımı seçmek konusunda özgür olmak istiyorum. Özgürlüğüm evle sınırlı kalsa yeter. Dizi izlemeyi tercih edebilmek istiyorum.
Sonra öğlen olsun. Öğlenleri çok sıcak olsun. Markete gidip gelirken bile güneşten yanayım. Buz gibi bi şey almış olayım marketten. Arkadaşım gelsin, Sandviç yapalım. Sandviç de soğuk olsun. Salak salak içi bomboş şeyler izleyelim. izlerken oje sürelim. Akşam olsun. Annem eve gelsin. Yürüyelim. Balkonda oturalım. Dondurma alırız belki. Öyle şeyler yapalım. Dinlemek bu demek bence.