tanrının varlık nedeni olmasa da olması gerektiği fikrine de şuradan kapılabiliriz. her insan aslında kendi zihninde farklı bir evren oluşturur. fikirlerimiz aslında başka insanların fikirlerinden o kadar farklıdır ki çoğu zaman başka insanlar tarafından yanlış anlaşılırız. davranışlarımız çoğu zaman içimizdekileri yansıtmaz. gösterdiğimiz duygular da, söylediklerimiz de tam olarak içimizdekileri yansıtmaz. insanlar bizi gerçekten anlamıyor. bizi anlayacak bir varlığa ihtiyaç duyuyoruz. ciğerimizi bilecek, bizi bizden iyi tanıyacak bir varlığa. uğradığımız haksızlıkları, yaşadığımız üzüntüleri anlayan, gören bir varlığa.
şimdi bu düşünce tanrının varlığını kanıtlamıyor elbette. ama insanın içinde bir his oluyor ki. bu kadar bilinmeyen olduğuna göre, bunları da bir bilen olması lazım. şimdi bilen olduğunu kanıtlamak imkansız. insan ancak bunu hissedebiliyor. materyalist bir insan bu işin içinden bu insanın kendisini rahatlatmak için bir yanılgıdır diyebilir. ama materyalizmde de yanılgı olmuyor mu? olabiliyor. ben tanrıyı hissediyorum. gerçekten bizi gören, anlayan bir tanrı olduğuna inanıyorum.
tanrıyı düşündüğümüz zaman tanrının sonsuz bir bilgiye ve bilince sahip olduğunu biliyoruz. tanrıya inanmayan insan için bu geçerli değildir elbette ama onlar da teorik olarak tanrı kavramının manasının bu olduğunu bilirler.
bazı dindar insanlara bakıyorum. kendilerini bazen tanrı zannediyorlar. tanrı adına konuşabileceklerini zannediyorlar. tanrı adına karar verebileceklerini zannediyorlar.
eğer insanlık tarihine bakarsak şu anda oldukça ilkel çağlarda olduğumuzu söyleyebiliriz. geçmişte yaklaşık bir 5000-10000 yıl bırakmışız ama önümüzde daha milyonlarca yıllık bir insanlık tarihi olacak. şu anda her ne kadar bilim ve teknolojide çok ileri gittiğimiz ilüzyonuna sahip olsak da, aslında evren hakkında bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında bir hiçtir. fizik olsun, kimya olsun, psikoloji olsun hatta felsefede şu anda emekleme aşamasındayız.
bu nedenle şu anda biraz bilim öğrenip, biraz dinleri ezberleyip tanrı adına konuşabileceğini zannedenler tarihte de bunu yapmış insanlara baksınlar. şu anda kimse ciddiye almıyor ve hatta insanları tanrı inancından soğuttunu da söyleyebilirim. hiç kimse tanrı adına mutlak bir şekilde konuşamaz. insan algısının tanrı algısına yetişmesi imkansızdır.
bu nedenle herkesin inançlarının da farklı olması doğaldır. her insan inancına kendi kişiliğini, geçmişini yansıtıyor. bu eğer kişi bunun farkında ise yanlış değil. çünkü insanın tek yapabileceği budur. ama kendi kafasındaki inancı herkese zorlamaya çalışan insan aslında tarihte bir sürü insanın yaptığı yanlışı yapmaktadır. bilim ve felsefe gelecekte bugün doğru zannedilenleri tekrar çürütecek. buna tamamen eminim.
o yüzden siz de tarihte komik duruma düşmüş insanlardan olmayın. şu anda evrende olup biten çoğu şeyden hiç haberimiz olmadığını kabul edin, alçakgönüllü olun. o zaman işte kimse kimsenin inancından rahatsız olmaz.
şahsıma sadist olmadığını ispatlaması gereken varlık. yarattığı canlılara karşı adil olmadığı gibi, kendi yazdığı senaryodan dolayı cezalandırma hakkı olduğuna da inanmakta, inandırmakta. sadist olmadığına inanmak istiyorum tanrım, allah aşkına diyorum bak.
genellikle sadist insanların sadist olduğunu iddia ettikleri varlık. aslında herkes tanrı hakkında konuşurken kendi kişiliğini yansıtır. ama bu tanrının varolmadığı anlamına gelmez. bizim algımız kısıtlıdır. kısıtlı algısı olan insanın tanrı algısı da kısıtlı oluyor maalesef. sonsuz bir bilinci kendi dar bakış açısına sığdırmaya çalışıyor. bana göre dinler de zaten bu kısıtlı algının ürünü. tanrı din ile anlaşılmaz. tanrıyı zaten anlayamazsın. biz insanlar hayat boyu sürekli bir şeyler öğreniyoruz ama bir sonraki nesil mutlaka bizden daha iyi bir bilince ulaşıyor. bu basamakların sonu yok. tanrı da bu basamakların en üstündedir. yani tanrıyı anlayamayız. ancak tanrıyı hissedebiliriz. tanrıya güvenebiliriz. tanrının bir kaç basit kurallar koyması, onlara uymayana sonsuz ceza vermesi hiç de sonsuz bir bilincin ürünü gibi gözükmüyor.
albert einstein'ın biraz agnostik bir bakış açısı ile çok iyi açıkladığı varlık:
"ben ateist değilim. kendime panteist diyebileceğimi de sanmıyorum. tanrı sorusu bizim sınırlı zihinlerimiz için çok geniş bir konu. biz insanların pozisyonu şu anda farklı diller ile yazılmış bir sürü kitap ile dolu bir kütüphaneye girmiş çocuğa benziyor. çocuk bu kitapların birisi tarafından yazılmış olduğunu biliyor. ama nasıl yazıldığını bilmiyor. kitapların yazıldığı dili bilmiyor. çocuk kitapların dizilişinde gizemli bir düzen görüyor ama bu düzenin ne olduğunu anlayamıyor. bana göre dünyanın en zeki insanının bile tanrıya karşı bakışı bu olabilir. evrene baktığımız zaman evrende muhteşem bir düzen olduğunu ve evrenin bazı kesin yasalardan kesinlikle şaşmadığını görüyoruz ama bu yasaları ancak çok kısıtlı bir şekilde algılayabiliyoruz."
tanrı inancının bir sürü çeşidinin olmasının nedenine yönelik iki bakış açısı var. bazıları tanrıyı insanların kendi zihninde yarattığı için tanrı inançlarının bu kadar çeşitli olduğunu söyler. bazı insanlar da tanrının sonsuz, insan algısının da kısıtlı olduğu için insanların ancak tanrının küçük yansımalarını algılayabileceğini söyler. bana ikinci görüş daha mantıklı geliyor.
ben açıkçası tanrının kendisine inanılmış ya da inanılmamış olmasını umursayacağını zannetmiyorum. daha doğrusu umursamak, kızmak gibi duygulara sahip olabileceğini sanmıyorum. biz tanrıyı kesinlikle anlayamayız. her tanrı tanımı bu yüzden birbirinden farklı oluyor. bana göre bütün dinlerin inandığı aynı tanrı. ama hepsi tanrıyı kendi kısıtlı zihinlerine sığdırmaya çalışıyor. halbuki bu evrende bizim bilincimiz, algımız bir hiç.
benim tanrıya inanma nedenim ise şu. evrim teorisi gerçek olsa bile (gerçek gibi gözüküyor) bırakın çevresini algılamayı, evrenin dışını bile düşünmeye başlayan bir canlıya ulaşması tesadüfi olamaz. burada ben evrimi tanrının yaratma sanatı olarak görüyorum. ayrıca yaşamımızda hiçbir hayati önemi olmayan gözlemleyen bir bilince sahip olmamız da bana burada bilinç sahibi bir varlık tarafından bu sürecin başlatıldığını düşündürüyor. materyal olmayan bir ruhun varlığını düşündürüyor. bazen burada hayatı uzaylılar mı başlattı acaba diye de düşündüğüm oldu. ama sanmıyorum ki milyonlarca yıl burayı sessizce izlesinler ve hiç ipucu bırakmasınlar. insanın aklında tanrı inancının oluşması ve bunun dünyanın farklı yerlerinde farklı zamanlarda başlaması, sanki bize bu dünyada tanrıyı arama amacımız olduğunu gösteriyor.
ölümden sonra yaşam olup olmadığını ise bilemiyorum. olabilir de olmayabilir de. ama olmasaydı da iyi bir insan olurdum. tanrı sonuçta beni benden iyi biliyor. benim bütün niyetlerimin ne olduğunu biliyor. o yüzden tanrıya güveniyorum.
her ne kadar bazı insanlar öldüğünü iddia etse de varolmadığına dair hiçbir kanıt sunamayacağımız varlık.
bir ateist tanrıya inanmayarak şu görüşü savunmak zorunda kalıyor. bu evren ve canlılık tamamen tesadüfen oluşmuştur. bir de bazıları dünyada canlılığı uzaylıların başlatmış olabileceğini düşünüyor ama şöyle bir yanılgıları var ki evrenin başlangıç zamanı big bang teorisi ile ortadadır ve bizim evrimimizi başlatabilmeleri için de önce bu uzaylıların bir evrim geçirmesi, canlılığı başlatacak bir zeka seviyesine gelmeleri ve dünyaya ulaşacak teknolojiye ihtiyaçları vardır. bu uzaylılar fikri tamamen saçmalıktır.
şimdi olayın tesadüf kısmına gelelim. şimdi bu yazdıklarım da aslında harflerin tesadüfen yan yana gelmesinden ibaret. türkçe bilmeyen bir insan buna çok kolay ikna olabilir. ama türkçe bilen insan şu yazdıklarımın arkasında bir niyet ve bilinç olduğunun farkındadır. biz insanlar harflerin dizilişine anlam veriyoruz. herşeye anlam veriyoruz. bu yazdıklarıma bazıları tesadüf bazıları bilinç diyebilir. tanrı inancına sahip insan da bu evrenin ve canlılığın oluşumuna bir yaratılış anlamı veriyor. bazıları da tesadüf anlamı. şimdi türkçe bilmeyen insana istemiyorsa türkçe öğretme sorumluluğum yok. sen bu canlılığa tesadüf diyorsan bana göre yanlış bir dilde okuyorsun yazıyı.
ben diyorum ki isterse bilim ilk rna ya da dna'nın tamamen doğal ortamlarda oluştuğunu ispatlasın, zaman makinesi ile o ana gidilsin ve bu ispatlansın yine arkasında tanrıyı görürüm. ben tanrının yaratışını açıkça ortaya koymak isteyeceğine inanmıyorum. bu hayatın anlamı bir arayış. hem ruhsal hem de bilimsel. bunlar olmasaydı hayatın hiçbir anlamı olmazdı. tanrının bizi bu gizem içinde bırakmasını oldukça anlamlı görüyorum.
enteresan bir şey. var diyenler var, yok diyenler var. her kafadan bir ses... kakafoni.
varsa niye gizleniyor ki, çıksın ortaya, bitsin bu entry çılgınlığı.
çoğu insanın ve çoğu dinin yaptığı hata tanrıya insansı özellikler vermektir. ben evrene ve canlılığa baktığım zaman arkasında bir zeka görüyorum fakat bu zeka mutlaka insansı özelliklere sahip olmak zorunda değil. örneğin tanrının bizler gibi bir egosu olduğunu hiç zannetmiyorum. insanların kendi varlığına inanıp inanmamasının umrunda olacağını zannetmiyorum. özellikle umursamak gibi duygulara sahip olabileceğini hiç düşünmüyorum.
sanırım bu dünyada tanrının ya da varoluşumuzun amacının ne olduğunu hiç öğrenemeyeceğiz. bazen içimden acaba ölümden sonra bizi çok değişik bir sürpriz mi bekliyor diye düşünüyorum. cennet, cehennem değil ama bütün bu evrenin ve varoluşun sırrına erecek miyiz acaba ölümden sonra. tanrı kendisini neden bu kadar gizlediğini anlamamızı sağlayacak mı? bilmiyorum. sanırım kendisine güvenmekten başka bir şansım yok.
Psikolojideki önerme mantığı ile basit bir şekilde açıklanan kavramdır.
Tanrı: kötülüğü durdurmak istiyor fakat gücü yetmiyor? O zaman her şeye gücü yeten * değil.
Tanrı: kötülüğü durdurmaya gücü yetiyor fakat istemiyor? O zaman kötü niyetli.
Tanrı: hem kötülüğü durdurmak istiyor ve de gücü yetiyor? O zaman neden kötülük var.?
Tanrı: ne kötülüğü durduracak güce sahip ne de isteği var? O zaman neden Tanrı deniyor?
"bireysel bir tanrı inancına karşı çıkılmasının gerekip gerekmediği oldukça farklı bir meseledir. freud bu görüşü en son kitabında desteklemiştir. ben şahsen asla bu tür bir uğraş içerisine girmem. çünkü ben bu tür bir inancı, yaşama karşı yüce bir bakış açısı yokluğuna tercih ederim ve bir gün bir kişi çıkıp da insanlığın büyük kısmını metafiziksel ihtiyaçlarını karşılayacak daha yüce bir vasıtaya yönlendirebilecek mi diye merak ediyorum."
"ben ateist değilim ve kendime panteist diyebileceğimi de düşünmüyorum. aslında çok sayıda farklı dille yazılmış yüzlerce kitapla dolu bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğa benziyoruz. çocuk bu kitapları mutlaka birisinin yazmış olduğunu biliyordur ama bu kitapların nasıl yazıldığını bilmez. bu kitapların yazıldığı dilleri anlamaz. çocukta kitapların gizemli bir düzene göre yerleştirildiğine dair belli belirsiz bir kuşku uyanır ama bu gizemin ne olduğunu bilemez. bence en akıllı insanın bile kafasındaki tanrı düşüncesi bu çocuğun haline benzemektedir. evrenin muazzam bir düzen ve belirli kurallar çerçevesinde işlediğini görür ama bu kuralları pek anlamayız. belirli sınırları olan aklımız, takımyıldızlarını hareket ettiren gizemli gücü kavramaktır."
"yaşamım boyunca sürekli olarak bilim ve dinin ilişkisini düşünmek zorunda kalmışımdır çünkü her ikisinin de işaret ettikleri şeyin gerçekliğinden asla kuşku duymamışımdır."
"wolfgang hiç beklemediğim bir şekilde bana şöyle bir soru yöneltmişti: "bireysel bir tanrı'ya inanıyor musun?". "sorunu başka bir şekilde ifade edebilir miyim?" diye sormuştum. ben şahsen şu formülü tercih ederim: sen veya herhangi biri, varlığı şüphe götürmeyen şeylerin veya olayların temelindeki düzene bir başka insanın ruhuna ulaştığınız gibi doğrudan ulaşabilir misiniz? ruh kelimesini yanlış anlaşılmamak için kasıtlı olarak kullanıyorum. eğer sorunu bu şekilde yöneltecek olursan cevabım evet olur. bu özel pusulayı yönetmiş olan manyetik güç ve bunun kaynağı temel düzen değildir de nedir? bir gün tükenecek olursa insanlığın başına toplama kampları ve atom bombalarından bile daha kötü şeyler gelebilir."
"etrafımdaki dünyanın bilimsel resmi oldukça eksiktir. bu resim bana bol miktarda gerçekçi bilgi sunmakta, bütün deneyimlerimizi muazzam bir derecede uyumlu bir düzen içerisinde bir araya getirmektedir, fakat kalbimizde gerçektenden de yakın olan, bizi gerçekten de ilgilendiren şeyler konusunda pek bir şey anlatmamaktadır. kırmızı ile mavi, acı ile tatlının yarattığı hisler, neşe ve keder duyguları hakkında tek bir kelime bile söylemez. güzel ve çirkin, iyi veya kötü, tanrı ile sonsuzluk hakkında hiçbir şey bilmez. bilim bazen bu alanlardaki soruları cevaplıyormuş gibi yapar, fakat verdiği cevaplar çoğunlukla o kadar saçmadır ki, bunları genellikle ciddiye almayız.
bilim, bizlerin de bir şekilde bir parçasını oluşturduğumuz, ait olduğumuz büyük birlik söz konusu olduğunda da sessiz kalır. bu büyük birlik için günümüzde en yaygın biçimde kullanılan isim baş harfi büyük yazılan "tanrı" kelimesidir. bilime genellikle ateistlik damgası vurulur. söylediğimiz o kadar şeyden sonra bu hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. eğer bilimin dünyaya dair çizdiği resim güzelliği, neşeyi, kederi kapsamıyorsa, eğer kişisellikten bilinçli olarak yoksun bırakılıyorsa, bu resmin, kendisini insan aklına sunan en yüce fikri kapsaması nasıl beklenebilir ki".
"mantık bana içerisinde belirsizliğin veya gerekliliğin sonucu olarak geçmişe ve geleceğe bakabilme kabiliyeti bulunan insanların olduğu bu uçsuz bucaksız ve olağanüstü evreni anlayabilmenin aşırı zorluğunu, hatta olanaksızlığını anlatmaktadır. böyle düşündüğüm zamanlarda kendimi, bir ölçüde insanlarınkine benzeyen akıllı bir kafaya sahip ilk neden'e başvurmak zorunda hissediyorum; sanırım tanrı'ya inanan biri olarak adlandırılmayı hak ediyorum."
bir iki yudum bir şeyler içmek ve bu arada turunç memeli hurilerin cennet diskosundaki striptiz şovuyla biraz göz banyosu yapmak için bir kaç saatliğine cennete uğrayan bir arkadaşım tarafından, büyük bir taşla dertleştiği ve taşı sıvazladığı görülmüş. cennetin sıkıcı mekanlarında kısa bir yürüyüş yapan arkadaşım, tanrının artık taşak konusu olmaktan sıkıldığı ve makamını büyük taşa bırakacağı söylentilerine kulak misafiri olmuş.
türk insanın aşırı derecede yüzeysel yaklaştığı varlık. ateisti de müslümanı da öyle. bunun nedeni de aslında karşılıklı bir yüzeysellik olması. müslüman yüzeysel olunca ateist de muhalefet olarak yüzeysel oluyor. dünyada çoğu insan artık tanrının varlığını kutsal kitaplar üzerinden tartışmayı bıraktı. insanlar evren ve varlık nasıl oluştu, ilk canlı nasıl oluştu, evrim nasıl insanı meydana getirdi, insan ahlakının kökeni nedir gibi felsefi sorular üzerine düşünüyorlar. bizimkiler hala yok cehennemde yanacaksın, yok cennette huriler varmış böyle tanrı mı olur gibi sorularda. açıkçası ben de zamanında böyle yüzeysel tartışmalar yaptım ama bunların boş olduğunu artık biliyorum. o yüzden size de söylüyorum, tanrıyı bu şekilde ispatlamak da çürütmek de boş iş.
biz insanları neden yarattığını bilmiyorum. ama yaratmış olmasını yaratmamış olmasına tercih ederdim. zaten öbürünü tercih etseydim tercih etme şansım bile olmayacaktı. açıkçası kendisinin dinler ile uğraştığını zannetmiyorum. kendisine inanılıp inanılmamasını umursayacağını da zannetmiyorum. hatta ölümden sonra bir hayat verecek mi ondan da emin değilim. tek emin olduğum bu evrenin arkasında bir zekanın olduğu. ama nedir, ne yapar, amacı nedir hiçbir fikrim yok. belki de bize inanılmaz bir sürpriz yapacak bütün bunların sonunda.
Bütün kainatı yaratan merhamet ve rahmet dolu Tek olan yaratıcıdır. insanın büyüklenmesine ateş olsa cülmü kadar yer yakamamasına rağmen artislenmesine ses çıkartmayıp yinede onlara gökten yağmurunu yerden binbir nebahatını bitirecek kadar cömert ve rahmetli olan Tek olan Allahdır.
insan oğlu nekadar az şükrediyor.Fakat Ayakları üstüne yürütüp dillere konuşma dermanını veren allah Yüzleri üstüne süründürme gücüne sahipdir.
Bir annenin çocuğuna olan merhameti Allah'ın Rahmet denizinden bir
(bkz:Tegabün Suresi, Ayet, 14-15:
15- Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah'ın yanındadır.
)
kısa bir dönem önce ateist iken inanmaya başladığım varlıktı. bazı filozoflardan etkilenip inanmaya başlamıştım. ama islam'a inanmıyordum, sadece deisttim. sonra bir piç ateist bütün inancımı bozdu tekrar. dedi ki sen bütün varlığa bir neden arıyorsun tamam, ama tanrının nedeni nedir? eğer tanrı nedensiz olabiliyorsa, bu evren de nedensiz olabilir dedi. sen varoluş nedenini sadece bir basamak geriye atıyorsun dedi. kem küm ettim. cevab veremedim. temennim var olması. yoksa da sağlık olsun napalım.