Kendi çapımızda kendi halimizde bir başımıza yaşıyorduk.
içinde yaşadığımız gezegeni anlamaya çalışıyorduk.
Anlatılan masalları uzun bir süre gerçek zannettikten sonra değerlendirip yargılama mekanizmasının devreye girmesiyle orta yaşın kemaline eriyorduk.
Gençlik yıllarımıza özenip,özlüyorduk.
Geçmişin bizi özleyip özlemediğini bilmiyorduk.Muamma dolu dostluklarımızın akıbeti olmayan sevgililerin hatırlamadıkları silik bir hatıra idik.
Bir zamanlar bir kaç kitap okuyup bir kaç kelam edip insan içerisine karışıp,tahta okul sıralarında hayaller kurmuştuk.
insan zekası elle tutulamayan varlıktı.
Kendini özgür zannedip düşünce salgılamaya devam ediyordu.
Ket vurmaya çalışanlar ruhun özgürlüğünün farkında değillerdi.
Kendi çapımızda kendi kendimize kendimizi en iyi hissettiğimiz yerdeydik.
Ertelediğimiz hayat üst üste birikiyor sırtımızda yük fazlası yapıyordu.
Kendi çapımızda kendi halimizde bir başımıza yaşıyorduk.
içinde yaşadığımız gezegeni anlamaya çalışıyorduk.
Anlatılan masalları uzun bir süre gerçek zannettikten sonra değerlendirip yargılama mekanizmasının devreye girmesiyle orta yaşın kemaline eriyorduk.
Gençlik yıllarımıza özenip,özlüyorduk.
Geçmişin bizi özleyip özlemediğini bilmiyorduk.Muamma dolu dostluklarımızın akıbeti olmayan sevgililerin hatırlamadıkları silik bir hatıra idik.
Bir zamanlar bir kaç kitap okuyup bir kaç kelam edip insan içerisine karışıp,tahta okul sıralarında hayaller kurmuştuk.
insan zekası elle tutulamayan varlıktı.
Kendini özgür zannedip düşünce salgılamaya devam ediyordu.
Ket vurmaya çalışanlar ruhun özgürlüğünün farkında değillerdi.
Kendi çapımızda kendi kendimize kendimizi en iyi hissettiğimiz yerdeydik.
Ertelediğimiz hayat üst üste birikiyor sırtımızda yük fazlası yapıyordu.
Rengi güneş tarafından alınmış tişörtler giyerek fotoğraf makinesine gülümsemeden poz veriyorduk.
Kendimizi yakın hissettiğimiz yerlerde gezme işlemini gerçekleştirmeye çalışıyorduk.
Doğru havayı soluyup doğru bir şeyleri anımsadığımızda sanki her şey olması gerektiği gibi olacaktı.
Yorgunduk elbet belki ayakta kalacak kudretimiz yoktu ama ne olduğumuzu unutmayacak kadar kudretimiz vardı.
Fazlasını istemiyorduk zaten.
Olduğumuz şeyin etrafında olduğumuzun hatıralarını yaşatmaya çalışıyorduk.
Hayat anlattıkları gibi değildi.
Herkesin hayatı kafasının içerisinde ki hatırlama odasında tutulduğu kadardı.
Elimizden geldiği kadar yaşam tarzımızı geçmişimizle harmanlayıp ortaya karışıkta olsa bir şeyler çıkarmaya çalışıyoruz.
Bir saksının içerisinde sürgün verme amacında olsak ta yaşama tutunup kendi ekseni etrafında ideallerle standardını koruyordu.
Stabil hayatın akışı ona yetiyordu.
Olduğu yerde duruyor gibi gözüküyorken kafada devrimler gerçekleştiriyordu.
Renklerini aldıran tişörtler üzerinde daha güzel duruyordu.
ona, ilk aşkıma olan sevgimin bu kez gerçekten bittiğini anladım. her ne yaparsa yapsın, beni kırdığında bitmeyen, yerime yeni birini koyup sana bağımlı değilim diye nidalar attığında bitmeyen, kapıma yeni sevgilisiyle gelip zafer pozları çekmesinde dahi bitmeyen, bitiremediğim o sevgim; beni hala onu sevdiğim için aciz olarak gördüğünde, gurursuz olduğumu söylediğinde, sevgimi küçük görüp sırf gururunu okşamak için böyle leş şeyler yazdığında bitti. bu kez, gerçekten bitti.
En çok kendimi özlüyorum.
Keşmekeş içerisinde sağa sola doğru savrulurken aklımızdan çıkmayanlar dikkatimizi dağıtıyor tehlikeli oluyor yaşamın sokakları.
Tehlikeden uzak ruhsal dünyamızın dışına çıkma zorunluğundan dolayı özenelim diye kafamızı karıştıran şeyler oluyordu.
Daha iyi yaşam standartlarını görmek ilerliyor oluşumuzu toprağa gömüyordu.
Şekere gelen böcekler gibi anlık hazlar yaşıyorduk.
Keşkeli cümleler kurarken bile aslında biliyorduk karakterimizin önceden yazılmış basit senaryolara uymayacağını.
Kolayı seçersen sırıtırsın yakışmazsın kabul etmediğin hiç bir yere.
Başarılı yada başarısız sayılan hayat şartlarında kendini en iyi hissetmenin yolu boyası eskimiş bir duvarın önünde kendini yargılayıp savunmalarını kağıda yazman.
Her şey boşta ben çok kendimi özlüyorum.
Kurduğum hayalleri ve kafasına göre yaşanan herkesin siktir edildiği benci bir yaşam.
Talihsiz ve üşengeçtik.
Talih yönünü bize dönme konusunda kararsız değil kararlıydı.
Çark bize hiç bir zaman denk gelmeyecekti.
Sağ elini cebine attığında kağıt paraların son temsilcisi olan en küçük banknot çıkıyordu.
Oda tedavülden henüz kalkmış ve biz onun hızına yetişememiştik.
Kafamız önde yürüyüp gökyüzüne bakıp hayal kurmaya çekiniyorduk.
Yüzümüz çabuk kızarıyordu.
Utangaç neslimizin kodlarını sanki bizim üzerimize saklamışlardı.
Görevimiz tehlikeydi.
Bir zamanların arda kalan centilmen karakterini korumak için kendimizi pamuklar içinde değilde hayatın yoğun akan tehlikeli trafiklerinde muhafaza etmeye çalışıyorduk.
O kadar üşengeç o kadar bezgindik.
Kendimize iyi davranmak için bile kılımız kımıldamıyordu.
Küsmüşlük ve vazgeçmek.
Cebimde hayatımın kalan kısmını kurtaracak para olsa çoktan terk edecektim yaşadığım yerleri.
Belki de talih ben gitmeyeyim diye bana uğramıyor.
Yada her zaman ki gibi kendimi bir şey zannediyorum.
Sessizce düşüyordu ağaçtan aşağıya kuruyan yaprak.
Yeşildi aslında yapraklar.
Mevsimin garantisinde sürdürüyorken yaşamı kafamızı karıştırıyordu esen rüzgarlar ve üşütmeler.
Sonbaharı özleyecek kadar yaz yaşamamıştık.
Aslında üşümek özlenecek bir şey değildi.
Sıcağın rahatsız ettiği insanların arasında yaşarken hayıflanmaları duyup soğuk havalara dair aklıma bir şeyler geliyordu.
Hava sıcaktı hala ve biz karamsardık.
Sonunu düşünüp kahraman olamıyorduk.
Önce sonbahar gelecekti sonra kış gelip mevsim sevgimizin içine edecekti.
Köşe başında olmasa da kuytu bir yerde mahalle arasında bir dükkan.
Öyle kendini fazla ortada göstermesine gerek yok.
Köşe başında olmasa da kuytu bir yerde mahalle arasında bir dükkan.
Ticari amaç gütmeden sırf karın açlığını gidermek için mutfaktan çıkanları insanlarla paylaşmak.
Kendi ağız tadımın aklıma gelmesinde düşünce balonlarım etrafa dağılıyor.
Domatesin köy peyniriyle olan eşsiz uyumu.
Sonradan öğrendiğimiz kırmızı biberin kattıkları.
Köftenin adam yerine konduğu memleketten gelip kokorecin lezzet olduğunu kabul etmek.
Ekmek arası lezzetlerin doymadan geçiştirdiğimiz gecelerinde aklımıza düşen açlığımız mutlu masanın etrafında toplanmış birden fazla sandalyenin yükselen konuşma balonlarını hatırlatıyordu.
Köşe başı dükkanının hayalini bile kurmak için bir sürü paraya ihtiyaç olunurken.
Durumu idare etmek için olurunu düşünüp filmin görüntü kalitesinden kısıyordu.
Karnı açtı ve kendini buğday ambarında zannetmiyordu.
Büyük dünyanın içerisinde küçük sınırları olan yaşamı yaşıyordum.
Kendimi mutlu edecek kadar mutluluk hayalleri kuruyordum.
Beni mutlu eden yanımdakileri mutlu edecek zannediyordum.
En iyisini istiyordum aslında.
En iyiden anladığım buydu.
Çalışma saatlerimizin arasına sıkıştırdığımız tatile benzeyen anlarda havuza girip,piknik yapıp fotoğraf makinesine gülümsemek güzel şeyler.
Yol boyunca rock müzik kesitleri sunan kaset çaların sesini bastıran su isteyen müşterilerin telefon çağrılarına anlık sinirlensek de;
Onlar eve ekmek götürmenin sponsorları.
Hayatın iki yönünü oynamaya çalışırken benden başka kimse bilemez sırtladığım yükleri.
Müşterinin kapısında ve güzel bir hayat sunmaya çalıştıklarının yanında gülümsediğin kadar gülümseme olmadığını biliyorsun hayatta.
Konsantre olduğun mücadele anlarında amaç sonuç aslında.
Yeryüzünde daha iyi şeyler var elbet ama yapabileceklerimin en iyisi bu.
Yakınlarımın yaşadığı hayat bundan fazlası olabilirdi belki.
Ben kendimi böyle iyi hissediyorum.
Güzel bir evin içerisinde güzel bir şeyler yaşayıp sırf para kazanmak için dışarıya çıkmak zorunda olmak kötü gibi gözükebilir.
Kalan yaşamı sürdürebilecek para olsa cepte dışarıya ihtiyaç duymamak güzel bence.
Kas sistemi sos veriyor gocunuyordu iskeletin üzerinde olmaktan.
Vücudun ağırlığı azaltılmış.
Diyet,yüzme düzenli spor ne gerekiyorsa yapılmış.
Tam keyfinin sürecekken belde artçılarla başlayan sarsılmalar beynin içerisinde travmalara sebep oluyor.
Olumsuz olasılıklar birbirini kovalıyor.
Kafamızın üzerine takılı olan çanak anten ne kadar kaos varsa hepsini çekip kırılgan psikolojimizin canlı yayın akışına bağlanıp okyanusların girdaplarında boğarak öldürüyor.
Daha ne istiyorsun değil mi bel fıtığım,psikolojik zekam?
Kendimi güçsüz hissettiğim anlarda çevremde gördüklerimi analiz etmeye çalışıyorum.
insanların benim isyan ettiklerimden çok daha büyük sağlık sorunları var.
Çalışıp hak ettiklerini alamayanların teselli ikramiyesi gibi umutları var.
Kiralık bir evin içerisinde kimsenin satın alamayacağı kahkahaları var.
Yensin diye satılan peynir,süt,ekmek ve hayvan eti sahte ama bünyelerin bunlara alışması trajedi.
Ruhsal durumum bunlarla uğraşırken o kadar çok şeyi kaçırıyorum ki;
Bir kaç aydır önümde duran saksının içerisinde ki fide kocaman olmuş.
iklimler değişmiş,ağustosun ortası ilkbahar sonbahar karışımı bir şey olmuş.
Bayağı bir zaman geçmiş ve ben hala kendimle uğraşır durumdayım.
Kara motorun üzerinde giderken objektife gülümsemeyen yüzümün kara kalem çalışmasının yapılmasını istiyordum.
Fotoğraf makinesinin yansıtamadığı vurguları beyaz kağıdın üzerinde görmek aklıma düşmüştü.
Kendini bu kadar severken kendini yerip kendinin üzerinden prim yapmaya çalışan yazıları kimsenin okumadığı adrese denk geliyordu.
Çıkmaz sokakları arıyordu.
Doğru tarifi kimse bilmiyordu.
O kadar mı sıkılmıştı?
Terk edilmişti.
Psikolojesinin garanti süresi bitmişti.
Yenisiyle değiştirilemezdi.
Sürekli kendini yargılıyordu.
Yöntemleri çökmüş başarısız bir adam olarak kimsenin fark etmediği tarihte yerini almıştı.
Farkındalık yaratacak kadar uyanık değildi.
Başarısızdı işte be.
Poz vermek istediği fotoğraf karesiyle hatırlanmak istiyordu.
Nafile çıkışlarıyla etkisiz de olsa sıfır kadar başarı katsayısı olup kendi diyarında mutlu olmak istiyordu.
Sessiz yalnızlığımda hayatın daha güzel olabileceğini düşünüyordum.
Güzelliklerin olma ihtimalinin ana fikrimin gölgesinde kalmasıyla kıyıya vurmadan köpük olup buharlaşmalarına kader diyorlardı.
Yirmi yaşıma kadar gelişimini sürdüren beynimin geç kalmasında ona ayak uyduramayan hareket sistemim önceden örülmüş olan ağların etkisinde mağduru oynamayan felaketzede.
Küresel ısınmaların sonrasında küresel savaşlar ve küresel vurdumduymazlıklar.
Ay tutulmalarından bile etkileniyorken bundan habersiz davranışlarımızın sonucunda hala anlamaya çalışıyoruz hayatı.
Ana fikrimizin sahibi karamsar duygusunun etkisinde olmakla suçlanabiliriz.
Karamsar olmak psikoloji duvarlarımızı çökerten dinamit lokumu.
işlemiş bir kere içimize.
Filmin sonunda kesin iyi adam ölür.
Hayal ettiklerimizle yapamadıklarımızın arasında sıkışıp kalmış yaşantımızın;
Mütevazi kibar davranışlarımızla dışarıdan güzel gözüküyorduk.
Gaz sıkışmasının yol açacağı sonuçları düşünürken yaşadıklarımız dışarıya zarar vermiyordu ama hedefini paramparça eden bomba gibiydi.
iyi halliydik ve iyi halden yırtacak kadar meziyetlerimiz vardı.
Kafamızdan akanlar hala hayal kurabilecek kadar canlı hücre özelliği taşıyorlardı.
Bazen her şeye yeniden başlayacak gücü hissediyordum kendimde.
Zincirlerimi kırıp çocukluğumda ki düşlerimi görüyordum yürüyorken.
iyi bir şeyler yapmak kafamdayken sonra aklımdakilerle gerçekler uyuşmadığında üzülüyordum.
Sırf para kazanıp eve ekmek götürmek için tasa çekerken artık ekmek yemiyor olmak çöküntü yaratıyor yazma kalıplarında.
Yinede eve yaşam götürmek için kendini telef ederken sonraki gün için sokağa çıkacak gücü garanti altına alamamak kafamı ağrıtıyor.
Müsabaka sürerken kendini güçsüz hisseder ya insan.
Emeklilik seçeneğini seçebilmeli.
Sağlık ve ruhsal sorunlar baş gösterdiğinde kenara çekilebilmeli.
Yaşamı kenardan seyrederken aklına para kazanma zorunluluğu gelmemeli.
Onu yaşamda tutmak lazım.
Herkes bir değer.
insan kenarda kaldığına üzülmeli,aç kalma korkusuna değil.
Başarı böyle gelir belki.
Daha iyi şeyler yazabilir belki.
insanları dinle sonra sen anlatmaya kalkınca buna mı takıldın olsun, sen hala orda mısın olsun. karar verdim bundan sonra dinlemek yok ben rahatlayamıyorsam siz de içinize atın da yaşayın tükettiniz be.
Kafamda büyüyen kocaman olan sağlık sorunları geleceğimi tehdit ediyordu.
Tehdit edilen geleceğim iki ayak üzerinde dururken tek ayak üzerinde durma ihtimalini düşünerek ayakta duramayacak haller geceleri uyutmuyordu.
Serin havalarda terliyor,sarhoş olamıyordum.
Önümden geçen film şeritleri bir şeyleri hatırlatmaya çalışıyordu.
Kafasına tokmak yemiş çizgi film karakterinin gözlerinin önünde uçuşan kuşların etraflarında dönmesinde henüz gitme zamanının gelmediğini fark etmişti.
Terki diyar edecek kadar hasta değildi en azından.
Sağlık sorunlarına eşlik eden psikolojik sorunlar el ele verip onu kaygıların zirvesine çıkarmakta karalıydılar.
Aklı başına geldiğinde bırakıp gitmenin erken olduğunu fark ediyordu.
Bırakıp gidemezdi zaten.
Evin içerisinde yaşayanlar için artı zamanlar kazanmak zorundaydı.
Canını dişine takarak kendi sorunlarını erteleyip çocuklarına yaşamın bütün oyunlarını anlatmalıydı.
Savaşsa eğer yaşam;
Herkes zırhını sırtına taktığında emin olabilirdi yaşamın onlar için emniyetli olduğundan.
Gerisi kolaydı.
Yaşama tutunan urganın daha fazla zorlamadan bırakılması.
Uykuya dalıp sahip olduğun yaşamın sonlanması.
Sabah olduğunda yeniden uyandırıyorlar.
Uyumak güzel ama yapacak çok iş var.
Yüzyıldır maç yapıyorduk ve yüz yıl boyunca sıkılmadan yeniliyorduk.
Saman alevi gibi ara sıra parlayan umutlarımız bir türlü bizi şaha kaldıramıyordu.
Önümüze engel çıkmasa gücümüze gidiyordu.
Engeli kendimiz koyuyorduk önümüze.
Ruhsal sorunlarımız ve bedensel sorunlarımız her daim hatırlatıyordu bize kendilerini.
Ne zaman kendimizi mutlu ve umutlu hissetsek aralarında organize olup bizi bir şekilde alaşağı ediyorlardı.
Hayatı tasarlama çabasına düşerken kendi saflıklarımızın hesaplama hatalarında öyle bir kaç santim değil kilometreler uzunluğunda yanılarak düşünülen sapma paylarını egale ediyorduk.
Bu kadar olur bizim talih ve hayatla olan bağlantımız.
Herkese olur bize olmaz.
istekler ve idealler gani gani.
Sanırsın bereket fışkıracak.
Öyle bir şey yok.
Hayat kendi adamlarına torpil yaparken biz hala uzayan kuyrukta sıramızı bekliyorduk.
Proje adam,proje hayat hikayesi değildim.
Kendim bile bilmiyordum atacağım sonraki adımı.
Ne öncesini ne sonrasını tasarlıyordum.
Oyunun sahibiydim ama sonucunu bilmiyordum.
Doğaçlama gerçekleşen olaylar akışa umarsız bırakıyordu.
Başarısız zannediyorlardı beni.
Resme uzaktan baktıklarında anlamıyorlardı.
Tuhaf bir şey görmüş gibi bir daha bakıyorlardı.
Tek görebilecekleri kendimi tamamen ortaya koyduğum profil resmiydi.
Yazdıklarımı fark ettiklerinde anlayabilirlerdi.
Yoksa koca kapıları olan kapalı bir kutuydum.
Özendiklerim,kıskandıklarım,canımın çektiği ve unutmadıklarım.
Birde yaşamın canlı yayın yaptığı hissettirdikleri.
Yaşarken karşımıza çıkanı sorgulamadan nefes almaya devam etmek.
Biliyor musun sen benimkinden daha güzel değilsin.
Senin ki benden daha güzel değil.
Doğum gününde seni başka ülkeye götüremem.
Doğum gününde sana en yakın marketten şekerli ucuz pasta alabilirim.
Belki sana yetmez ama ben daha güzelim.
Kafası güzel hayallerimin dünyayı güzel zanneden yaşam tarzımız var.
Bazen kafam güzelken sesimin güzel olduğunu zannedip şarkılar söylüyorum.
Eşlik ediyorum aslında.
Yazı yazmak aklıma geldiğinde çakır keyfimin yanına yanaşan düşüncelerim zihnime bazı şeyler düşürüyordu.
Acı çekerek yaşıyordum ve her daim acılı hisler hücrelerimden sızıyordu.
Benden sızanlar yağmur suları gibi mazgallardan akıp sonsuz denizlere karışıyordu.
Yenilgilerin üzerinden yüzyıllar geçse de takip ediyor insan nerede ve neden kaybettiğini.
Kime karşı kaybettiğini.
Kaybet dediğin için kaybetmiştim belki de.
Sosyal medya sayesinde kime karşı neyi kaybettiğimi gördüm sonunda.
Sana paralı bir gelecek yerine düşsel yarınlar sunabilirdim.
Mutlu oluruz derdim ama sen samanlıkta seyran olmayı kabul etmezdin büyük ihtimalle.
Ligin sonuna gelinmiş biz hala yirmi sene önceki pozisyonları konuşuyoruz.
Kafa güzelken insan kendini bir bok zannediyor.
Sesimde güzel değil kafamın içerisindekileri karıştırıp yazdıklarımda.
Kafam güzel sadece.
Karamsar bulutlar gökyüzünde beni takip ediyordu.
Nereye gidersem gideyim her daim göz altındaydım.
Ne zaman yanı başımdan şans kanatlısı geçse anında müdahale ediyorlardı.
Farkına değildim ama bir takım sesler duyuyordum.
Montajı tamamlanmış film sahnesi gibi her şey mükemmel gözüküyordu.
En azından seyirciye yansıyan taraf kusursuzdu.
Mutfak hiç öyle değildi.
Mutluluk üzeri yağmur bulutlarıyla kaplı şımarık karamsar bir yetişkindi.
Ketum adam tepki vermiyordu dışarıya.
Canı yansa da öyle kendi halindeydi.
Ruhsal alemlerde yaşıyordu ve bunu tetikleyecek alkol zamanları vardı.
Şans zaten gülmezdi.
Şans diye bir şey yoktu.
Şeytan tüyü taşımıyordu.
Tesadüfen bile olsa yırtamazdı.