bu ülkede kalite tanımı lügatimizden kalktı.
inanın bana ülkenin sorunu uyuşturucu değil, sigara içki değil.
malum marketlerde malum markaların atıştırmalıklarıyla hem kendimizi hem çocuklarımızı zehirliyoruz.
yetmiyor...
sebze, meyve, hazır gıda, fast food yiyecekler de buna dahil olunca sağlıksız bir nesil on milyonlarca kronik hasta bir nesil yetiştiriyoruz.
üstelik bu nesil yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenemediği için de akıl ve zekası da normal gelişimini tamamlamıyor.
sadece le cola mı?
eheeheehe!
boykot bahane, keriz silkelemek şahane.
zavallı gariban bulaşık için fairy, çamaşır için ariel boykotu yapıyor.
yerli milli(!) diye aldığı ürün neredeyse ariel fairy ile aynı fiyat olmuş desek haksızlık olur.
aslında kullanım miktarı, temizleme gücü, düşük sıcaklıklarda verimi vb açısından mühendis mantığıyla olaya yaklaşırsanız o boykot ederek almadığınız, size pahalı gelen yahudi malı, israil'e destek veriyor dediğiniz deterjanlar yerli ve milliihihihihi (pardon, dayanamadım güldüm) neyse, ariel fairy daha ucuza geliyor.
tabi ki bir de bulaşık ve çamaşır deterjanlarının bardak, tabak, elbise vs üzerinde bıraktığı kimyasallar (özellikle bebekler, hamile kadınlar, çocuklar açısından ve yine cilt rahatsızlıkları açısından) yanı sıra bardak tabaklara verdiği hasar ile tencere tava kaplamalarına verdiği zarar...
elbiselerin renklerinin bozulması, kumaşların dokumaların deformasyonu...
boykot diye almadığınız kaliteli deterjanları kullanmayarak alternatif markaları yerli milli masalıyla seçip bulaşık ve çamaşır makinelerine uzun vadede verdiği hasar, arızalara neden olması yanında bakteri ve virüsleri arındırma gücü yetersizliğinden çamaşır bulaşık makinelerini mikrop yuvasına dönmesi...
ülkede cilt rahatsızlıkları inanılmaz boyutta.
hastanelerin dermatoloji bölümleri full çekiyor, inanın doktorlar hastalara yetişemiyor.
tüm bunların farkında olan, yaşayarak tecrübe eden ve gören gariban insanım çamaşır bulaşık makinesini ve sağlığını korumak için de bu sefer tuzu, kireç çözücü, makinesi için dezenfekte edici koku giderici, parlatıcı, yumuşatıcı vb ürünleri almak zorunda kalıyor.
tabi ki yine boykot listesinde olmayan mümkünse yerli milli dediği ürünleri.
tam bir kısır döngüye giriyor.
soruna neden olan şeyle sorunu çözmeye çalışıyor.
ya da kulakdan dolma, hz. google danışmanlığı ,sosyal medyada cehalet paylaşımları ile elde ettiği bilgilerle karbonatından kabartma tozuna, limon tuzundan sirkesine bu ürünler bir de makinede kalan kimyasal atıklarla birleşince nasıl tepkime vereceğini bilmeden adeya yangını benzinle söndürmek durumuna başvuruyor. makineye verdiği zararı katlıyor.
zaten artık kalitesizliğin adı yüksek teknoloji yeni son model, gelişmiş özellik olmuş.
zaten artık evinize almış olduğunuz elektrikli Elektronik aletin markası ne olursa olsun, eşya olarak oturma grubu veya salon yatak odası eşyası olsun hepsi istisnasız olarak kalitesiz.
bir arıza veya hasarda yenileme tamir imkanınız neredeyse yok.
kaplaması, boyası, döşemesini değiştirdiğiniz eşyanız, tamir ettirdiğiniz elektrikli elektronik aletiniz olsa bile arızalandıktan sonra 2-3 yıl içinde zaten çöp olacak. istisnasız hepsi kullan at formatında. tıpkı at gibi, atın ayağı kırılınca öldürülür ya... evinizde kullandığınız eşyalar da artık böyle oluyor. bir arıza hasar da çöp oluyor. tamir parası makine parasına geliyor ve 5-10 sene kullanırım diyemiyor tamir yerine yenisini alıyorsunuz.
bunun için evinizde elektrik hattını kontrol edin. sık sık yaşanan elektrik kesintileri voltaj dalgalanmalarına karşı önlem alın.
mümkünse üçlü priz kullanmayın.
eğer elektrik hattını siz çekmemiş ve bilginiz yoksa banyoda aynı anda çamaşır makinesi çalışırken saç kurutma makinesi çalıştırıp bir şey olmaz demeyin.
makinelerinizde kaliteli deterjan kullanın, kaliteli deterjan kullanıyor olsanız bile program bitişinde çamaşır bulaşık makinenizi durulama modunda bir daha çalıştırın.
asla su tasarrufu masalına kanmayın. canınız sağlığınız bir tasarruf konusu olamaz.
hele ki kullandığınız çamaşır bulaşık makineleri su tasarrufu özelliği varsa kesinlikle boykot diye saçmalayıp kalitesiz deterjan almayın.
alırsanız çamaşır bulaşık makinesini boşaltmadan önce program bitişinden sonra en az 2-3 defa durulama modunda çalıştırın.
evet, makineniz daha çabuk yıpranacak. daha fazla su harcayacaksınız, daha fazla elektrik harcayacaksınız ama bunu yapmazsanız yaşayacak olacağınız sağlık sorunlarına katlanacaksınız.
unutmayın, ucuz mal alacak kadar zenginseniz sorun değil.
olsun ya 2-3-5 yıl sonra nasıl olsa sıkılır değiştiririm diyorsanız, hayatın anlamı yok, zaten 3-5 yıla kalmaz intihar ederim diyorsanız size de sözümüz yok.
bir geri zekalının söylemi.
zeka yeterli olmayınca kendi derdine derman olacak şeyi seçemiyor.
bu kişiye "ulan geri zekâlı! sana tanrı değil de anca bir pezevenk veya fahişe yardım eder" deyiniz geçiniz.
edibüdü: 2 kere geri zekalı dedim.
sözlüğün zeka özürlü yapay zekası şimdi "geri zekâlı" dedin diye entry siler.
bu yavşaklar bir insanın tanrı-yaratıcı inancına nasıl pezevenk fahişe muamelesini yapar? hangi inanç içinde yaratıcıyı nasıl anarsanız anın...
bu olabilir mi?
buna neden olan şey eğer kötü bir niyetle söylenmemiş ise geri zekalılıktan, zeka sorunu yaşanmıyorsa yavşaklıktan olur.
insanlar genellikle benmerkezci sanılıyor.
hayır!
insanlar genellikle aptaldır.
insan denen canlı yaşam denen süreçte her bir olayda, kendini merkeze koyup kendine göre yorum, tanım, şekil ve anlam çıkarıyor.
insanlar asla eşyayı tabiatı içinde değerlendirmeyi başaramıyor.
istisna olarak eşyayı tabiatı içinde değerlendirmeyi başaran insanlar da zaten sanatçı, bilim insanı ya da insanlık tarihinde peygamber veya tanrı olarak biliniyor.
insan (+/-) olarak aklını kullanıp yaşamı mana-anlam ve değer olarak biçimlendirmesi yanında yaşamı var-yok eden yapısıyla insanların genetik defosuna dönen aptallığının nedeni aklıdır.
insan bir kediyi, köpeği kendi gibi değerlendirir. bir balık ya da kuş vb doğada bir canlıyı, yeryüzündeki olayları karalar denizleri, evren için yaşadığı dünya bir örnek olur. tüm bunlar kendi gördüğü yaşadığı ve kendine göre algısına göre değerlendirir.
tanzanya'da (serengeti ve masai mara havzaları arasında) her yıl 2 milyon civarında antilop zebra ceylan göçünü izleyip mara nehir geçişinde ortaya çıkan kıyıma bakıp köprü kurmayı düşünmek akıl vicdan ile değil de aptallıkla açıklanır.
ölümler var diye depremler olmasaydı yer katmanları çekirdek hareketi olmaz, dünyada manyetik alan oluşmaz insan yaşamı ortaya çıkmazdı.
savaşlar, hukuksuzluklar, zalimlik olmasaydı insanlar tercih yapacakları aklı, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, yararlı-zararlı bilecek zekaları olmaz hala dört ayaklı primat halinde yaşardı.
neden evren böyle?
neden doğa böyle?
neden tanrı böyle?
insan olmadığı - insan ölçütüyle değerlendirilmediği için olamaz mı?
mara nehrini her yıl büyük göçte geçmeye çalışan veya bu göç sırasında bir antilop sürüsünde annelerin yavruları araya almaları ya da yırtıcı ile yavrusu arasına kendini koymasına bakıp doğa veya tanrıyı sorgulayan, bu göç esnasında kendilerine ziyafet çeken aslan, sırtlan, akbaba, timsah gibi avcıları kötü görüp bunları zalimlik olarak değerlendirmeye, bu büyük göçte bu hayvanlara güvenli geçiş istemiş insanın bu aptallığına neden olan şey aklıdır.
unutmayın, insan bir doğa veya tanrı değildir. insan yaşamın kendisi değil sadece figüranıdır.
insan denen canlı masa nehrinde timsahlara yem olan antilopları kendini ayrı tutup sahip olduğu akıl ve zekasını kendini merkeze koyup doğa, evren, tanrı eleştirisinde aklını ve zekasını kullanması aptallıktır.
eğer insan akıl ve zeka sahibi olmasaydı aptallık genetik zaafı olmazdı.
chatgpt "bu çük de ne?" demesi.
malum ülkenin penis boyu ortalamasının düşük olması.
adamın biri evlenmiş.
aldığı kız benim gibi cahil, amele, bilgisiz biri tipinde-davranışında.
tabi ki adam da yine benim gibi öküz.
ilk gece adam ısınma hareketlerine başlar. ufaktan kültür fizik hareketleri falan kızı soyar, kendisi soyunur ve penisini kıza gösterir.
kız kıkırdar, adam "bu ne?" diye kıza sorar.
kız utanarak kafasını öbür tarafa çevirip "çük" der.
adam içinden "herhalde küçük erkek kardeşinin bezini değiştirirken falan görmüş" diye içinden geçirerek "çük değil, bu tarrak" der.
kız adama dönerek tebessümle "sen buna tarrak mı diyorsun?" der.
işte bunun için chatgpt'ye penisini atma.
malumunuz, chatgpt 13 yaş sınırı güvenlik algoritmasında işlenmiştir.
yarın birgün chatgpt "bu çük de ne?" diye sizden yaş sınırı yüzünden bilgilerinizin doğrulanmasını isteyebilir.
vaktiniz varsa okuyun.
yine konuyu yanlış açıdan tartışıyorsunuz.
opel veya başka bir firma olsun (ister yerli üretim ister ithal olsun) bir malı veya ürünü ya da hizmetini eleştirirken yaşadığınız mağduriyetin nedeni kalitesizlik (ürünün eksik, ayıplı, hatalı olması ve servis, bakım, tamir, yedek parça, değişim vb hizmetlerde sorun yaşamak) değildir.
yaşanılan mağduriyetin - sorunların 2 nedeni var.
1- bu kalitesizliğe izin verilmesi ve bu kalitesizliğin neden olduğu sıkıntılarda denetimin yaptırımın olmaması yanında son kullanıcı-müşterileri kullanıcıları marka ve firmaların insafına bırakmış olmalarıdır.
2- sadece kalitesizlik sorunumuz değil, fiyatlar ve ürünlere hizmetlere erişimde ortaya çıkan maliyetlerde de tamamen firmanın, markanın insafına bırakılıyor ve burada ana sorun bilinçsiz ve sindirilmiş tüketici bir toplum olmamız.
tüketiciyi koruma dernekleri, tüketici kanunları, sivil toplumlar yanında yasa ve kanunlar pasivize edilmiş durumda.
örnek: byd. https://www.youtube.com/shorts/XCTr8ccpeFc
bu olabilir mi?
aldığı teşvikler, muafiyetler adı altında kıyaklarla ülkesinde 1 liraya sattığı ürünü bizde 2 liraya satmasının sonucunda tüketici bu ülke insanının cebinden çıkan extra ödemeleri kim telafi edecek?
oysa bizde de olması gereken bu değil mi? https://sydneydispatch.co...-year-vehicles-customers/
byd avustralya'da 1.265 tane aracı 2026 yılı diye satıyor.
oysa arabalar 2025 yılı üretimi. bu 2025 ve 2026 model arabalarda aynı donanım, aynı yazılım, aynı özellikler var. değişiklikler de yok.
bu ortaya çıkınca byd müşterilerine 1.100 avustralya doları tazminat ödeme teklif ediyor.
tepkiler olunca byd bu araçları birebir 2026 yılı üretimle değiştirmeyi teklif ediyor.
byd sorumluluktan mı böyle yapıyor?
hayır!
byd iş ahlakından mı böyle yapıyor?
hayır!
byd marka ve pazar payı, kalite algısı vb için mi böyle davranıyor?
hayır!
neden byd müşterilerine git derdini mahkemede hallet demiyor?
byd müşterilerine saygıdan mı böyle yapıyor?
hayır!
neden byd işi distribütörlere bayilere yıkmıyor da direkt kendisi konuda sorumluluk alıyor?
cevap gayet basit.
konu mahkemelere giderse byd için ortaya çıkacak maliyet satmış olduğu 1265 2025 model aracı 2026 diye alan her müşterisine en az 10 araba vermesine eş değer bir maliyetle karşılaşır.
devlete ödeyeceği cezalar, mahkeme masrafları vs düşünülürse...
bunun için byd müşterisine önce para, kabul olmayınca da birebir değişim sunuyor.
örnek: herhangi bir araç aldınız.
aldığınız araç kusurlu, hatalı, işlem görmüş, hasarlı, arızalı, ayıplı mal vb çıktı.
taraflar arasında konu yargıya intikal ettiğinde siz aracınızı kullanmadığınız-kullanamadığınız için başka araç edinmek zorunda kaldınız.
ya da bu sorunlu aracı kullanmaya devam ettiniz bu aracın masraflarına katlanmak zorunda kalıyorsunuz.
bu ayıplı kusurlu hatalı mallar mahkemeye pek gitmez de hadi gitti diyelim ve mahkeme 1-3-5-10 yıl kaç yıl ise sürmüş olsun.
mahkeme sonunda mağduriyetiniz karşısında aracınızın değişimi çıktı, haklılığınız ispat edilmiş olsun.
sayısız örneği var...
sadece aracın birebir değişimi olmaz.
bu süreçte başka araç kullandığınız için o aracın bakım, kiralama vb maliyetlerini de firma öder.
yok araca binmediyseniz metro vb toplu taşıma kullandıysanız o ulaşım ücretlerini de ödetirler.
hava yastığı, stop lambası, kameralar-sensörler, ani güç kaybı ve stop etmeler vb yüzünden sürüş emniyetini sürücü ile diğer araç sürücülerinin sağlığını etkileyen bu yazılım donanım bazlı aktörler de göz önüne alınarak firmaya kallavi cezaları ödemeye mahkum ederler.
hukuk "sen önce öl, yaralan, kaza yap sonra bakarız" demez.
hele ki arıza ve hatalar yüzünden oluşacak bir trafik kazası ve ölüm yaralanmada firmaların ödeyeceği tazminatı tahmin bile edemezsiniz.
bunun için on binleri bulan araçlar geri çağrılıyor.
bunun için değişimler bakımlar tamir ve parçalar ücretsiz değişiyor.
bunun için firmalar ayıplı, kusurlu, hatalı ürünlerinde müşterilerini bayi veya distribütörlerle muhatap etmiyor, git derdini mahkemede anlat-hesaplaşalım diyemiyor.
örnek olarak toyota piyasaya sürdüğü sattığı 1.6 milyon aracını geri çağırması ve üstelik 1.2 milyar dolar ceza ödemesine neden olan şey araç güvenlik bilgilerinin belirtilen kriterlerde olmamasıydı.
oysa bu araçlar üretim kontrol hatalarından kaynaklı bir kazaya neden olmamış, araç hasar almamış veya başka araca hasar vermemiş, sürücüler ölmemiş, yaralanmamıştı.
hukuk burada "hele bir kaza yap, öl, yaralan da sonra" dememişti.
gm - general motors araçlarında kaza yapan bu kazada ölenler oldu.
hukuk burada aracın 3-5-10 yaşında olmasına bakmadı. sürücü hatasına, yol hatasına, iklime vs bakmadı.
aynı şiddette olan başka markaların başka araçlarına bu araçların benzer kazalarına bu kazalarda meydana gelmiş olan ölüm oranlarına baktı ve değerlendirdi. mahkeme bu ölümlerin üretim kalite sorunu olduğuna karar verdi.
general motors anlaşmayı seçti, 900 milyon dolar ödemeyi kabul etti ve mahkemeye çıkmak istemedi.
bir araçta ani güç azalması veya hız yükselmesi vb sorunlar olmasıyla sosyal medyada yapılan paylaşımlarına bakılarak kimse davacı olmasa bile anında araç üreticisine bir soruşturma açılıp onlarca milyon dolar cezalar kesiliyor.
kimse markayı kötülüyor diye dava açma, tüketiciyi korkutmaya çalışamıyor.
bizde mahkeme kararıyla tescillenmiş hatalı, eksik, ayıplı, kusurlu araç hakkında haber paylaşım yaparken markanın logosunu kapatıyoruz, markanın modelin adını söyleyemiyoruz. burada haksız olanı koruyoruz.
konu uzun.
mesele derin.
seviyorum ve hayret ederek takdir ediyorum bu ülkede eşitlik gerçeğini, ciddiyim; cebine 10 milyon koyup gidip zevkime göre araba alayım diyen zengin de...
cebine zar zor 100 lira koyup gidip sahilde zevkime bir bardak çay içeyim diyen fakirin de arasında eşitliğine hayranım.
herkes bir tüketici-müşteri olarak aynı kalitesizliğe maruz kalıyor.
hep derim kalite bir arz-talep dengesinin yansımasıdır.
suçluyu bulmak mı istiyorsunuz?
aynaya bakın.
çare!
çözüm!
maalesef yok.
hukuku veya üreticiyi eleştirmek gerçekten haksızlık.
ilk önce kaliteyi talep eden bizler kaliteli değiliz.
bunun için çaremiz yok.
bu kadar niye mi yazdık?
yazmayalım da ne yapalım?
gidip psikoloğa binlerce lira mı bayılalım?
deşarj olmak için yazdık.
aslında kızgınlığımız kendimize.
2023 yılı için eski tarih denmez.
2023 yılı için tarih bile denmez.
aslında 2023 de olan bir olay, alınan bir karar, yapılan davranış geleceğin inşası ve planıdır.
zaman ve mekan kavramımdan bu kadar uzaklaşmış, bu kadar balık hafızalı, bu kadar da cahil olunmaz...
yapmayınız!
öyle ya! islam dini açısından "farz olur, allah'ın emri olur, sevap vb" açısından böyle bir davranışta bulunmak anlayışta olmak kafirlik ve mürşikliktir..
haşa! Allah din indirmeyi bilmemiş de kendini dinin kuralını uyguluyor veya allah yanlış din indirmiş de kendisi doğru olanı yapıyor veya allah eksik din yollamış ve peygamber de bu eksik dini anlamamış da kendisi tamamlıyor oluyor.
dediğim gibi...
allah'ın dini islam açısından değil de müslümanım diyerek böyle davrananın dinine göre sorun olmaz.
olursa şaşırmam.
yakında birileri çıkıp da fuji dağına çıkıp "japonlar bizi asimile ediii" diye saçmalarlar.
aslında fuji dağı kürt kültürünün simgesi bile derler.
japonların kültürel ve aynı zamanda da ruhani değeri olan kumano dağı için "aslında bu dağ kürtleri temsil ediyor. japonlar bu dağı sahiplenip bizim 5.000 yıllık tarihimizi yok saymak istiyor." bile diyebilir.
türk kürt fark etmez, cehalet din kimlik ötesi bir durumdur.
eee! demokrasi, özgürlük, ezilen halklar vs kıl tüy var ya...
bunun için cehalet ve aptallık 21. yy da bir hak oldu.
Türkler devlet istediğinde dağa değil saraya çıkar.
Bakınız: memlükler.
Mısır'a islam dünyasına paralı asker olarak gelen ve Afrika Ortadoğu'da devlet kuran Türkler.
Bundan 1.000 yıl önce Fars devlet adamı, idareci, vezir olan nizamımülk "Türk milleti devlet kurma ve yıkma tecrübesine sahiptir, eğer devletin onlara hizmet etmediğini görürlerse yenisini kurarlar" demesini düşünürseniz...
ingiliz deyimi olan "iki Yahudi bir araya gelince şirket kurar, iki Türk bir araya gelince devlet kurar" vb deyimleri düşünürseniz; Türkler sürü kabile kültürüyle davranmaz. Türkler devlet kurmak istediğinde dağa değil saraya çıkar.
Bunun için Afrika, Asya, Avrupa'da devletler beylikler imparatorluklar kurmuştur.
Edibüdü: nizamülmülk, asıl adı Ebu Ali Hasan b. Ali b. ishak et-Tûsî'dir. Asıl adı Hasan olan bu önemli devlet adamına, "Mülkün ve Devletin Düzeni" anlamına gelen Nizâmülmülk unvanı Abbâsî Halifesi Kâim bi-Emrillâh tarafından verilmiştir.
sahi ya!
kumar, çek senet, tefeci, mafya, dolandırıcılık vs geçmişi olan birine neden bu yardım derneği kurma izni verilmiş, denetlenmemiş ve bu kadar büyümesine göz yumulmuş?
akla gelen deli sorular.
Bizim yıllardır lokma dediğimiz tatlı Yunanistan’da loukoumades olmuş.
Yunanlıların en çok sahiplendikleri yiyeceklerin başında baklava geliyor. O kadar sahiplenmişler ki adına bile “baklavas” demişler
cacık, Yunanlılar ismini zorlaştırmış olsalar, içine bol bol sarımsak katsalar da görüntüsünden bizden aldıkları belli oluyor. Karşınızda “tzatziki”.
Bizim dolma Yunanistan’da “Dolmades” Diğer yemeklerdeki isim yaratıcılığı köfteye de yansımış. “Keftedes” olmuş.
Küçükken kimsenin yemediği, büyüyünce herkesin en sevdiği yemeklerden biri biber dolması “Gemista” olmuş.
ismi değişse de görüntüsü ve tarifi değişmeyenlerde bugün. Şiş kebabı- Souvlakia oldu.
döner de Greek Gyro olmuş.
Moussaka – Musakka.
Yaourti – Yoğurt – Avrupa ve dünyada Greek Yougurt.
Ellinikos kafes – Türk kahvesi. unutmadan "türk kahvesi" bir kahve çeşidi türü değil de bir pişirme yöntemdir.
Loukoumi – Lokum.
Isli kefte – içli köfte.
Koulouri – Simit.
kokoreç - kokoretsi.
komik aslında...
andını çocuklarına okutamayan, türklüğü birilerinin iki dudağı arasına keyfine kalmış, ülkesinde varlığı yok sayılanlar çıkıp yunanın cacığı baklavası yağlı güreşi derdine düşmüş.
sen önce çocuklarına "Türküm, doğruyum, çalışkanım.
Yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak,
yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir.
Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir.
Varlığım Türk varlığına armağan olsun." dedirt.
ondan sonra yağlı güreş derdine düş.
elektrikli araçlar bilinçli eskitmenin bitirme tezidir.
şu an üretilen otomobilden çamaşır makinesine, buzdolabından telefona, bilgisayardan televizyona tüm elektrik, elektronik aletleri planlayıp tasarlama yapanlar artık mühendisler, ar-ge bölümleri değil de muhasebeciler ve finans bölümleri olduğunu bilin.
şu an günlük olarak kullanıyor olduğunuz ne varsa (elbiseler, ayakkabılar, çantalar vb dahil) iş, ev ile günlük hayatta ne varsa asla 20 yıl öncesinin kalitesinde değil, 20 yıl sonra şu an olandan daha kalitesiz ürünleri yüksek teknoloji masalıyla kullanıyor olacağımız kesin.
artık kalitesizliğin adı yüksek teknoloji veya donanım oldu.
bunu bana neden sordu diye merak eder tipimi, kıyafet, konuşma, davranışlarımı kontrol ederdim.
sonra da neden bana bunu sorduğunu sorardım.
bunu kendime yapılmış hakaret olarak görür (arap veya başka ırka benzetmek) onu uyarırdım.
zaten bilgi ve kültürü olup evrensel bir ahlak etik değere sahip biri bu cehaleti yapmaz. samimiyet ötesi özel bir ilişkiniz yoksa bir kişiye inanç, ırk düzleminde soru sorulamaz.
bu çok ayıp ve ahlaksızlık olduğu kadar da aptallıktır.
nedense dövmeli vücut bana iğrenç geliyor.
estetik açıdan mükemmel olup sırf beğenme için veya en hayvani duygularla bile dövmeli vücuda bakamıyorum.
caddeler kenarındaki billboard veya mutfakta üzeri magnet kaplı buzdolabına bakmış gibi oluyorum desem haksızlık olur ki en azından billboard veya buzdolabından iğrenmiyorum.
bu vücut senin ama bu göz de benim. bu senin zevkin ise benim de tiksintim. bunun için istediğiniz frikiği verebilir, istediğiniz kadar açabilir, isterseniz striptiz ya da direk dansı bile yapabilirsiniz.
korkmayın bakmayız. kalite algımız amele pazarına düşmedi.
örnek: bir avm'de yürüyen merdivende önümde coca-cola şişesi gibi vücuduyla duran, cennet bahçesine benzer kokusuyla mest eden bir kadın arkasında durup da zeus veya odin'e ya da doğa evrene içimden "böyle güzel harika canlıyı yarattığın ve bana da bu gözleri verip bunu gösterdiğin için tenkyuverimaç" diye seslenirken...
bir yandan da jesse w. reno'ya (yürüyen merdivenin patentini alıp ilk üretimi yapan kişiye) küfürler edilirken ki bu harika vücut bacaklar kalçalar önünde merdiven çıktığını, baldır kalçaların titreşiminin yarattığı 9.1 şiddetinden tohoku depremini yaşamayı, + bonus olarak çantası veya telefona da elinden düşüyor eğilip alması hayalindeyken...
birdenbire önünüzdeki harika kadın elini yürüyen merdivenin kenarına koyuyor.
hönk!
doğru ya bunların eli kolu vardı. bir an unutmuşum. malumunuz, öküzlük eğitimi aldık ve uzmanlık alanımız göğüs ile diz kapağı arasında anatomik bölge oluyor. tam da kendimizi öküzlük olan işimize konsantre ettiğimiz zaman böyle dalgınlıklar olabiliyor.
neyse...
kadının bileği kolunda dövmeler görülünce hava kaçağı yapan bir top gibi tüm duygular sönmeye başlıyor.
hele ki silikon dudak da varsa (basurlu göt deliği gibi) tam olarak kusma hissi yaşanır.
o an vücudumuzda olan kanın %20'sini kullanan beyin genital bölgeden uzaklaşan kanla yeniden normal çalışmasına başlıyor.
evet!
burada gluteus maxsimustan element uydurmuyoruz (tıbben göt demek. gluteus maxsimus kası, kalçada bulunan en büyük ve en güçlü kas olup yürüyüş, koşu, merdiven çıkma, squat ve oturma-kalkma gibi hareketlerde aktif olarak çalıştıran, kalçanın şeklini belirleyen bu kas gluteal bölgenin en üst kısmında yer alır) bu bilimsel bir gerçektir.
örnek: susadım deseniz, yemekte olsanız, tv seyrederken, sıcak havada yürüyüşte eşiniz, sevgili veya partneriniz size bir yemek kaşığı tükürüğü, teri ve genital bölge (vajina-penis) akıntısını size verse "al iç" dese ağzınıza dayasa muhtemelen kusar içmezsiniz.
oysa insan sevişirken (french kiss, oral sex vs) partnerinin, eşinin, sevgilisinin tükürüğünü, terini, genital akıntısını içer.
sex esnasında tahrik olmuş durumda kanın %20'sini kullanan beyin tam kapasite çalışamaz.
86 milyar nöron-hücre (chip veya sensör gibi düşünün) ve bu nöronlar arasında trilyonlarca (10 rakamını yazın ve yanına 27 tane de sıfır koyun) bağlantı olup saniyede 10 trilyon işlem yapan kapasitesi olan bir organ sevişirken bazı bölümleri devre dışı bıraktığı için bu olur.
bana geri zekalılığın resmini çiz deseler "budur" derdim.
gerçekten de birilerinin Tıpta geri zekalılık (mental retardasyon) teşhisine neden olan söylemlerinden biri.
konu harici olarak...
eşini aldatan bir orospu olsam ve bu yüzden birinin matild manukyanı kutsaması gibi bir durum.
her iki olgu da başka anlam, başka manalar içermesini, başka bir durumun olduğunu görmeyecek ve bu durumu muhakeme edemeyecek yetide olan bir insan için Tıpta geri zekalılık (mental retardasyon) denmez de ne denir?
hatalar başka hatalarla savunulamaz.
kötü örnek örnek değildir.
bir haksızlık başka bir haksızlıkla haklılık kazanmaz.
bla bla bla.
iki kötülük bir iyilik veya iki günah bir sevap olmaz.
değer yargınız kalmadığı için muhakeme yeteneğiniz yok olmuş.
gelelim konuya...
bir kere kerem kınık için yapılan eleştiri-suçlama ile haluk levent için yapılan suçlama eleştiri arasında bir bağ yok, benzerlik yok.
kızılay parayla depremzedelere verilecek çadırları sattığı için haklı olamaz.
depremzedelere vermek için kızılaydan parayla çadır alındığı için bunlar yaşanmadı ki veya kızılay "haluk levent bu çadırları depremzedelere vermeyecek, onun için parayla sattım" diye kerem kınık böyle davranmamış ki...
neyi tartışıyorsunuz?
hukuk açısından, hele ki bu istisnalar kaideyi tamamlar-oluşturur. hukukta istisnalar kaideyi bozar, o kaideyi yeniden tanımlar-oluşturur.
insan öldürmek suçtur diye istisnasız "her öldürme-can alma bir cinayet derseniz" bu aptallıkla ya da kötü niyetle açıklanabilir.
burada "her öldürme bir cinayet" diyenlere aptal dediğim için suç mu işlemiş oldum, birilerine hakaret mi etmiş oldum?
hayır!
eğer her öldürme bir cinayet olsaydı dünya'da ve ülkemizde tüm kahramanlara katil denirdi. bunu düşünemeyecek bir aklı zekayı anca aptallıkla açıklarız. bunu cehalet veya geri zekalılıkla açıklayamayız.
evde beslediğiniz hayvanın uyutulması, ayağı kırılan atların uyutulması, mezbaha kesim evlerinde görevliler, ötenazi yapan doktorlar, idam kararı veren hakimler ve kararı onaylayan uygulayanlar, evinde-arabasında mülkünde ailesi ve çocuklarıyla bulunan bir anne-babanın ailesini çocuklarını, mülkünü korumak için ölümcül güç kullanıp saldırganı öldürmesi de bir cinayet ve öldüreni katil yapardı.
üstelik ölen saldırgan 15 yaşında bir çocuksa(!) buna ağlamak, zırlamak, vah tüh demeyi anca aptallıkla açıklarız.
bakın...
kaç defa aptal dedim.
evet!
insanlık onuruna ve insan yaşamına karşı suç işleyenler insan haklarından yararlanamaz.
adalet karşılıklılık ilkesine göre oluşur, 15-18 yaşa göre oluşturulmaz ki 15-18 yaş aralığında bir insan doğru-yanlış bilecek, sorumluluklarının farkında olacak bir yaştadır.
bilmiyorsa nörolojik ve psikolojik bir rahatsızlık yaşıyordur ki bu durumda yine toplumdan insanlardan soyutlanır.
bu kişi ömür boyu hapis cezası olmayacak suç işlemiş bile olsa sanki ömür boyu hapis cezası alacak bir suç işlemiş gibi cezası bir ıslah edilmek üzere uygulanır.
örnek: elinde bıçakla sokakta arabaları çizen, araç lastiklerini patlatan, kedi köpek kesen 15-18 yaş aralığında çocuk(!) diye saçma tanım yaptığınız bu insan sanki önüne gelenin boğazını kesmiş gibi iyileşene kadar veya iyileşmezse ömür boyu bir klinikte (genellikle bu tür ruh hastalarının tutulduğu hapishaneler klinik olarak tanımlanır) buralarda tutulur, toplumdan uzaklaştırılır.
çıkıp da "15-18 yaşında bu insanı neden ömür boyu sürecek bir ıslah ve mahkumiyete tabi tutuyorsunuz? bu insan sanki önüne gelenin boğazını mı kesmiş?" diye hukuk eleştirisi yapan aptaldır.
bakın yine "aptal" dedim.
çünkü bu insan ne söylediğinin, neyi savunduğunun farkında değil.
15-18 yaşında bu insan ileride artık sokakta elinde bıçakla kedi köpek kesmeyi, araba çizmeyi bırakıp birilerinin boğazını kesince öldürdüğü insanların canını geri verebilecek misin?
bu 15-18 yaşında gencin öldürdüğü insanların canını hangi hukuk hangi devlet geri getirebilir de çıkıp "15-18 yaşında bu insanı neden ömür boyu sürecek bir ıslah ve mahkumiyete tabi tutuyorsunuz? bu insan sanki önüne gelenin boğazını mı kesmiş?" diyebiliyor da "hele birinin boğazını kessin de o zaman yargılayın" diye aptalca konuşuyorsunuz, aptalca savunuyorsunuz?
son yaşadığımız güllü vakası.
kızı annesini öldürdü.
devlet, hukuk bu kızı alıp ömür boyu hapis yatacağı ve ıslah edileceği bir hapishaneye koysaydı bu aptallar çıkıp yine aile, ebeveyn hukuku, yasa, kanun, haklar, özgürlükler diye saçmalayacaktı.
aptalca...
evet, sarhoş yavaş giden veya ayık hız yapan bir sürücüye kesilen cezaya "adam kaza yapmamış" demek aptallığına benzer durum.
aslında mantıklı ve haklılığı olan bir söylem. bu ceza(yasa-kanun) henüz oluşmamış bir fiilin cezası olarak uygulanıyor. fakat, hukuk aslında telafisi olmayan zararları da engellemek için de vardır.
hukuk tıpkı yaşam gibidir.
eşya tabiatı içinde değerlendirilir ve istisnalar hukukta binlerce yıldır oluşmuş kaideyi anında bozar.
zeki insanlar bu kaideyi istisnalara göre yeniden oluşturur.
aptallar ise hukuk denen kavramın ne olduğunu bilmeden istisnalar kaideyi bozmaz der.
tartışmalara bakınca...
konuyu siyaset, ideoloji, parti, iktidar, özgürlük ve haklar açısından eleştirmek; evrensel ceza hukuku ile insan hakları konusunda saçmalamaya dönmüş.
cezalar iki temel prensip üzerine kurulur.
karşılıklılık ve adalet ilkesi + ıslah edilme.
bazı durumlar vardır ki bunları yok sayarak suç ve suçlu temelinde istisnasız insan hakları gerekçesini savunmak cehalet ile geri zekalılığın sentezi olan aptallık içinde açıklayıp bir de 15-18 yaş aralığına çocuk demeyin.
15-18 yaş aralığında bir suçluya istisnasız olarak çocuk muamelesi yapılamaz.
Aldatmak...
ihaneti kim yaparsa yapsın orospuluk orospuluktur.
Orospu bir karaktere sahip birinin testisi veya klitorisi olması bir şey ifade etmez.
Orospuluk tanımı cinsel organa değil de karakterinin gerekliliğini sergileyen insana yapılır.
Evet, bu konuda geri kafalı oluruz.
Bizi yetiştirenler böyle yetiştirdi. Biz geneleve gittiğimizde bile devamlı gittiğimiz fahişe çalışıyorsa ve oradaysa (izinli olup çalışmada bile) başka fahişeyle birlikte olmuyorduk.
Bunun için ağzımızdan yenge abla kardeş vb lafı çıktığında o kadına yavşamadık.
Eşimizi sevmesek bile (evlilik aşk vs her ne ise bir birliktelikte) asla eşimize ihanet etmedik etmeyiz de...
Hele ki bir kadın kız nişanlı veya evli ise ona fermuar açmayız.
Bunun için orospuluğunuzu gizlemek için testislerinizi kalkan yapmayın, testislerin arkasına sığınmayın.
herhangi bir ülkenin adalet bakanının çıkıp hukuktan bahsetmesi.
örnek: yer almanya.
alman bakan (Saksonya Kültür Bakanı Conrad Clemens ) 30km olan yerde 85km sürat yapıyor. huzur evinin önünden geçerken hız sınırına uymuyor, bakan radara yakalanıyor. daha önce de trafik kurallarına uymadığı için ceza almış, ehliyetine el konulmuş olduğu için yargı adeta "bu adam olmaz, bunu eğitmek lazım" diyerek konuyu bir ceza davasına çeviriyor.
konu artık basit bir trafik cezasıyla kalmadı, iş büyüdü ve mahkemelik oldu! Alman Bakan’ın ehliyetine el konuldu. Sonra da yargılanan Bakan hakkında 8.500 euro para cezası kararı verildi. bununla da kalmadı, yılda en az 20 saat sürüş eğitimine trafik kurallarını öğrenme eğitimi alacak. huzur evinin önünden yüksek süratle geçilmeyeceğini, okul, hastane, huzur evi gibi yerlerde olan 30-40km sürat sınırını, Almanya trafik kurallarını yeniden öğrenmesi gerekecek.
bu sırada resmi aracı kötüye kullanma, araç sürücüsü-aracın aidiyeti açısından sahte gizli plaka kullanma gibi suçlamalar da yapıldı.
bakan temyize gideceğini açıkladı.
bir de yargılama yayınlandı basında.
almanya'da demokrasiye, halkın iradesine ceza verilmiş.
almanya'da itibar kalmamış.
şimdi alman adalet bakanı çıkıp "almanya bir hukuk devleti" diyebilir mi?
böyle hukuk olur mu?
eeey alman yargısı! sen kime hizmet ediyorsun?
şimdi bu pezevenk malik denen yazara "pezevenk" desek kanunen suç olur + sözlüğün zeka özürlü yapay zekası "hakaret ediyorsun" diye entry siler.
günün fıkrası bu kadar.
kitap okumamakla siz bir fayda görmeyebilirsiniz ama biz zarar görüyoruz.
belki de DSM-5-TR ve ICD-11 sınıflama sistemlerine göre "intellectual disability" yaşıyor olduğunuz ihtimali için okuduğunuzu anlamıyor da olabilirsiniz.
acilen bir nöroloji uzmanına görününüz.
edibüdü: burada geri zekalı demeyi nasıl da becerdim, Aferin bana.
hoş! göte "popo" demek gibi. ne derseniz deyin "göt" göttür.
burada hakaret amaç edilmemiştir.
sadece yapılan geri zekalılık tıp açısından tanımlanmıştır.
yine başladılar masal anlatmaya...
her ekonomik, sosyal kriz eleştirileri Tavan yapınca ve seçim zamanında bu savaş terör ölüm çatışma masalı yanında anayasa rejim sistem tartışmalarından bıktık.
zekamızla birileri dalga geçiyor.
Rusya savaşıyor, 2026 yılı Mayıs ayında Rusya'da yıllık enflasyon oranı %5,3 olarak ölçülmüştür. Bu oran, Nisan 2026'da %5,6 idi.
Ukrayna savaş içinde, 2026'da enflasyon %7.20 olarak açıklandı. bu oran 2025'de 8.20'di. https://tr.tradingeconomi...com/ukraine/inflation-cpi
buna enerjisini hürmüz boğazına bağlı asya ülkelerini katın, %20 oranında hürmüz boğazına bağlı avrupa ülkeleri ve milyarlarca dolar harcaması olan abd vs. düşünün.
bırak bunları...
Suriye'de taş taş üstünde kalmadı, yıkıldı.
insanlar kaçtı ama Suriye'de insanlar patates soğan derdinde değildi.
ülkesinin neredeyse % 20 kısmı ya işgal edilmiş ya da yüz binlerce tank, zırhlı araç vb savaş makinelerinin mayınlar mezarlığı olmuş, en verimli arazileri bombalarla delik deşik olmuş milyonlarca genç ya ölmüş ya ülkeden kaçmış, savaşan asker yaş ortalamasının 35 yaş civarına çıkmış olan Ukrayna'nın buğday ihracatına bir şey olmasın diye dua ediyoruz.
israil saldıracak.
yunan ile savaşırız.
yok canım terörü bitirmek gerek.
vs.
vs.
derdimiz bu mu?
bu mu olmalı?
bir devlet veya bir şirket ya da bir aile yönetin, bu yapıda olan bir birey olun; önceliğiniz karnınızın doyması (beslenme) çalışma-iş sahibi olma (üretim) gelir seviyesinin yükseliyor olup gelecek kaygısı duymama (ekonomik güç) sahibi olmak ve kişilerin bir birinin emeğe saygı (hukuk ve adalet) içinde olması önceliktir.
tüm bunları sorun yapmazsan komşunun gelip kapını kırması kaçılmaz. zaten komşun bunları yapmadığın için kapına dayanır.
tüm bunları sorun diyerek çözüme kavuşturursan komşun kapını kıramaz.
buna rağmen komşun kapına dayanırsa gereken yapılacağı için sorun etmezsin ve komşun bir daha bunu yapamaz, yapmaya da cesaret edemez.
boşanmanın temeline inecek olsanız göreceğiniz tek gerçek şudur; istese canınızı vereceğiniz bir insanı (ya da insanları, evlilik veya arkadaşlar ya da aile) hayatınızdan çıkartmanız onlara değer vermediğiniz için olmaz. Çünkü canınızı uğrunda vereceğiniz insanın-insanların yokluklarına üzülmek, bu insanların size yaptıklarına katlanmaktan daha kolay geldiği için boşanır, hayatınızdan insanları çıkarırsınız.
"korku yaratmak sevgi uyandırmaktan çok daha güvenlidir. Çünkü sevgiyi ayakta tutan yükümlülük bağıdır ve insanlar zavallı bir tür olduklarından bu bağ kişisel çıkarın tek bir fısıltısıyla kopar, ancak korku yumruğunu bir an olsun gevşetmeyen ceza hissiyle bağlıdır.
her zaman iyi olmaya çalışan biri, iyi olmayan çok sayıda insanın arasında bir yıkıntı olmaya mahkumdur." der machiavelli.
tabi ki insan doğası + toplumun gerçeği birleşince; "namussuz kişilerin ortasında tam anlamıyla namuslu olmak isteyen bir adam, er geç, mahvolmaktan kurtulamaz." hatırlatmasını da machiavelli bize yaparak insan doğasının savunma mekanizmasını gözlerimiz önüne serer.
otistik birine tıp açısından (nöroloji ve psikoloji) geri zekalı (mental retardasyon) diyemezsiniz.
otistik olan çocuklar-bireylerin %40'ının zeka seviyeleri yüksektir.
daha da anlaşılması için sokakta sağlıklı 100 bireyi çevirin. içlerinden 40 tanesi yüksek zekalı çıkmaz, bırakın yüksek zekayı normal zekalı çıkmaz.
otistik bireylerin (çocuklar da dahil) %40 oranında yüksek zekalı olmasına bir de bu otistik bireylerin normal zekalılarını dahil ederseniz bu oranlara sağlıklı bireyler yetişemez.
ahlak ve etik değerler yanında kabaca genellersek "insan olma erdemi" açısından da otistik bireylere geri zekalı diyemezsiniz.
aslında otizm için bir hastalık bile diyemeyiz.
onlar sadece farklı.
insan yaşamını normal diye tanımladığımız kriterlerin dışında bir gelişimi yaşamış insan bunlar. bunun için hastalık tanımı yapılamaz.
yasa kanun açısından birine geri zekalı demek suç olmasına değinmeye gerek yok.
zaten bu ülkede hırsıza hırsız, yalancıya yalancı, cahile cahil, liyakatsiz insana liyakatsiz, eğitimsiz insana eğitimsiz, sorumsuz insana sorumsuz, işini yapamayan insana iş bilmez vb diyemiyoruz.
daha önce anlatmıştım...
lise yıllarımız. solcu (dev-genç) bir kız vardı, ona kesiktim. abisi matematik öğretmeniydi, abisi tayin olunca abisiyle gelmişti, anne babası yoktu (sonradan öğrendim) o sınıfın sol tarafında ben sağ tarafında oturuyordum. sağcıyız, ülkücüyüz ya...
şimdikiler gibi türkücü değil, harbi ülkücüyüz.
ilişkimiz kedi ciğer seviyesinde başladı, göz ucuyla süzmeler ve dudağımızın kenarından ince tebessümlerle...
yavrum benim esmerdi, karadutum benim...
onunla ilk iletişimimiz ayak üstü okul bahçesinde bir tartışma ile başladı. ideoloji-siyaset konusuydu.
onunla konuşabilmek (tartışma bir iletişim aracıdır) için marx'ın das kapital (1. cilt) okumuştum.
hızımı alamamış hitler'in kavgam ve goebbels'in anılarımı falan okumuştum. zaten türkeş'in 9 ışık doktrini, agah oktay güner'in verim ekonomisi vb zaten okumuştum.
dediğim gibi, türkücü değil we were ülkücüydük.
kıza yavşayan yoldaşları vardı, ama karadutum hep beni göz ucuyla keserdi.
okulda bina arkasında sigara içtiğimiz bir in vardı, orada toplanırdık. her seferinde ateş isteme vb bahaneyle yanına giderdim. sınıfta ders notları isteme, kitap isteme vb gerekçelerle konuşmaya başlayıp samimiyeti geliştirdik ama en mükemmel planımı sona sakladım.
karadutuma yavşayan yoldaşlarına salça oldum.
gruplar halinde okuldan çıkardık, ogün bilerek geç çıktım, gruptan ayrıldım ve yavruma yavşayanlardan okulun önünde iyi bir dayak yedim.
şerefsizler eşek sudan gelene kadar dövdü. ilk defa dayak yiyordum...
üstelik eşek topal olmalı ki lavuklar beni neredeyse dinlenerek beni dövdüler. yavrumun çığlıkları kulağımdaydı. 1 hafta sağ tarafıma yattığımda sol tarafıma dönemedim. sol tarafa yatınca sağ tarafa dönemedim.
3 gün yardım olmadan tuvalete çıkamadım. bir hafta pantolonu pijamayı tek başıma giyemedim, bu derece dayak yedim.
kimseden şikayetçi olmadım, 10 gün sonra okula gittim. sınıfa girdiğimde yavrum bana arabanın altında kalmış kedi yavrusuna bakar gibi üzgün özür diler gibi bakıyordu.
suratımda basuru sancı yapan ve aynı anda da kabız olmuş birinin acısı ifadesiyle yerime otururken ona dönüp acı içinde bir tebessüm ederek göz kırptım.
karadutum kikirdeyip başını öne eğdi, ben ise şampiyonlar ligi kupası kazanmış futbolcu edasıyla beni eşek sudan gelene kadar döven dev-gençli, karadutuma yavşayan yavşaklara dönüp gülerek "teşekkür ederim" dedim yerime oturdum.
şimdi o dayak aklıma gelince kemiklerim ağrıdı.
böyle manyak biriydik.
ne milliyetçi bir manita ne fenerbahçeli bir manitamız oldu. hayat bazen çok zalim oluyor, evlendik hatun da ne milliyetçi ne fenerli.
evet, gönül bir sinektir. hep gider boka konar.