umurumda değil. isterse üzerine yunan çayı, israil çayı yazsınlar.
hatta altına da not olarak "türk diye bir ırk yoktur. bunun için türk çayı da yoktur" diye eklesinler.
benim derdim tüm dünyada yasak olan kimyasalların ülkemizde tarımda kullanılması.
taklit tağşiş de buna eklenince milyonlarca insan ileriki yıllarda ciddi sağlık sorunları yaşıyor olacağı.
hem yetersiz, dengesiz beslenme ve hem de sağlıksız beslenme eklenince insanlar beden ve ruh olarak çöküyor.
tarım bakanlığına soru soruluyor.
kısacası "halkın yiyip içtiği tarım ürünlerinde ne kadar zararlı kimyasallar (pestisitler) var? sonuçlar nedir?" diye soruluyor.
tarım bakanlığı açıklama yapmıyor.
konu mahkemeye intikal ediyor ve mahkeme açıklanmasını istiyor.
tarım bakanlığı buna verdiği cevap "ticari sır, kamuoyuna faydası yok, dünyada bunlar açıklanmaz vb" oluyor.
düşünün...
kanser başta olmak üzere hastalıklar, özellikle çocuklar, bebekler, hamile kadınlar için geri dönülmez yıkıcı etkisi olan sonuçlar...
bu hastalıklar yüzünden atıl olan iş gücü ve tedavi, bakım, ilaç paraları ile milyarlarca dolarlık devlet bütçesine yük.
bunlar ticari sır ve kamuoyuna faydası yok.
siz kalkıp çaykur üzerinde türk yazısını, makarna üzerine türk yazısını tartışıyorsunuz.
kafanız kesiliyor ama saçım bozulur derdindesiniz.
domatesin fiyatını tartışıyorsunuz.
umarım espri olsun diye böyle başlık açıyorsunuz.
sevilir böyle başlıklar.
neden mi?
bu tür başlıklar sözlük yazarlarının ekonomik okur yazarlıklarının yanı sıra zeka ve eğitim seviyelerini, cehaletini gösterse de aynı zamanda ahlak ve etik değerlerini de gösterir.
burada uzun uzun yazmaya gerek yok. anlama ve okuma özürlüleri rahatsız etmeyelim.
ne bileyim...
şimdi petrol, doğalgaz başta olmak üzere altın, gümüş vb değerli madenler zengini ülke olan; üstelik dünyanın önde gelen üreticisi-sahibi olan ama halkı açlıktan yoksulluktan kırılan, refah seviyesi olmayan ülkelere ve bu ülke insanlarına bakınız verip konuyu uzatmayayım.
kısacası ne petrolünüz ne arabanız ülkeyi ve ülke insanının refah seviyesinin göstergesi değildir.
ilkokul çocuğu zeka seviyesinde olup ama ilkokul eğitimi bile olmayan biri gibi "çıkar telefonunu" diyen bazı insanlar gelip burada "sokak araba dolu" diyerek bunu paranın bolluğuna bağlamasına gülüyorum.
aslında ortalama bir zekanız ve ortalama bir eğitim seviyeniz varsa bu ülkede yaşadığımız bu ortamda böyle bir görüntü felaketin resmidir.
donyo bozo koskonoyor diyerek konuyu kapatayım...
unutuyordum, eskiden buzdolabı mı vardı?
ambulans yoktu.
çıkar cep telefonunu.
bla bla bla diye de konuyu uzatmayın.
protein deyip geçmemek lazım.
insan beyninin oluşumu-gelişimi evresi ana rahminde başlayıp doğumdan 6 ay sonra biter.
evet, beyin doku olarak gelişmeye devam eder ama dimağ olarak (zihin, düşünce gücü veya bilinç, akıl, zeka vb) çocuk 7 ay ve sonrasında ölene kadar yeterli aynı zamanda da en kaliteli proteinler barındıran hayvansal gıdalardan protein alsa bile alınan proteinler artık beynin hücre sayısına-oluşumuna bir etki yapmayacağından çocuk ana rahmindeyken ve doğumdan sonra anne beslenmesine dikkat etmeli.
burada protein alımı 7 aylıktan sonra işe yaramaz anlaşılmasın. aldığınız kaliteli protein beyninizi korur. örnek olarak unutkanlık ve hafıza kaybı, alzheimer gibi vakalarda kaliteli proteinlerin etkisi malumunuz.
unutmadan...
kaliteli protein derken hayvansal gıdalardan alınan proteinler kast edilmekte.
bitkilerden alınan proteinler ile hayvansal gıdalardan alınan proteinler değer açısından ve insan sağlığına-gelişimine yarar açısından 1 kilo demir ile 1 kilo altın karşılaştırması gibidir.
diyeceğim...
millet aç.
ben sizin derdinizi seveyim!
bütün dinler dine karşı yeni bir din olarak gelmiştir.
bütün peygamberler dini olan, yaratıcı inancı olan insanlara karşı mücadele etmiştir.
ortalama bir zeka ve akla sahip olup okuduğunuzu anlayacak insansanız...
inanın ya da inanmayın, hangi din/inanç olursa olsun; kutsal denilen bir kitabı/metni alıp okuyun.
kendinize "yazar burada ne demek istemiş?" diye sorun. göreceksiniz ki din denilen olgu-kavram bir inanç, neye-nasıl inandığının meselesi değildir.
din davranış sistemiğidir.
din, bir yaratıcının var-yok olması konusu (teorinin) değil de insanın nasıl davrandığı, ve yaşadığı (pratiğinin) gerçeğidir.
insanlığın inanç tarihi (teolojide) boyunca 1 tane peygamber, elçi, öğüt verici (her ne diyorsanız) dinsiz, ateist, din-yaratıcı inancı olmayan insanlar-toplumlar için gelmiş, bu insanlarla-toplumlarla mücadele etmiş değildir.
ister insan yazsın-insan kelamı olsun...
ister yaratıcı yazsın tanrı kelamı olsun...
isterse sahte peygamber, isterse yaratıcı yollamış olsun...
insanlık tarihinde dinsiz, yaratıcı inancı olmayan topluma diye bir satır yazılı vesika-kayıt insanlık ve dinler tarihinde yoktur.
dinler tarihine (teolojiye) bakın.
hangi inanç olursa olsun, asla ama asla yaratıcının, peygamberlerin ve dinin muhatabı tanrı inancı olmayanlar olmamıştır.
o şahlanan at kesildi sucuk, döner, kebap oldu.
insanlar fakirlik, yoksulluk değil de açlık içinde yaşıyor.
devlet adeta yolda kaza yapmış, devrilmiş, taşıdığı mal etrafa saçılmış da insanların kaza yapan tırın mallarını yağma ettiği gibi devlet yağmalandı.
inanın ki akp iktidarının hasarını 50 yılda ödeyemeyiz.
tarım ülkesi olan, dünyada gıda beslenme açısından kendi kendine yeten 7 ülkeden biri olan türkiye en büyük gıda ve tarım ile hayvancılık alanında ithalat yapan ülkesi oldu.
en büyük şirketleri satışları ciroları artıyor ama zarar ediyor.
türkiyeliyim ve mutluyum demek yetmez. bu cümleyi "donyo bozo koskonoyor" diyerek tamamlamak lazım.
kısacası orijinal metin "türkiyeliyim ve mutluyum, donyo bozo koskonoyor" olmalı ki anlam ve mana kazansın.
iletişim çağında popüler kültürün getirdiği cehaletle savaşıyoruz.
ekonomi, refah seviyesi, teknoloji, bilişim, sanat, güzellik, hukuk, özgürlük vb alanda ileri olan toplumlar bu alanda geri olan toplumlara kendi kültürünü istese de istemese de aktarıyor.
bu alanda geri kalan toplumlar istese de istemese de bu kültür baskısına boyun eğiyor ve insanlar kendi kültürünü koruyamıyor, değer yargıları değişiyor.
bu gelişmiş ve gelişmemiş toplumlar istese de istemese de kaçınılmaz olarak kültür emperyalizmde bir aktör oluyor.
21. yy. da kültür geçişlerini hiçbir din, yasa, kanun engelleyemez ve insanlar kültürünü negatif veya pozitif etkilenmesini-değişmesini önleyemez, kendi kültürünü ırk, din, yasa, kanun diyerek koruyamaz.
bunun için çıkıp şu yasaklansın, bu yasaklansın, şunlar engellesin diye saçmalamayın da cehaletiniz belli olmasın.
ister bir kral olun veya lider ülke idare edin, yasa kanun koyucu olun ya da bir tanrı yaratıcı doğa evren olun ne olursanız olun bu değişimleri güçle, yasakla, cezayla engelleyemezsiniz.
yaratıcı bile cennetiyle, cehennemiyle, ödül ve cezasıyla, peygamberleriyle kötülüğü yok edebilmiş ve engelleyebilmiş mi ki siz bir yasayla sizin için kötü olan bir şeyi engelleyecek yok edeceksiniz?
ne bileyim, deprem oluyor insanlar ölüyor.
aşırı sürat ya da yolda yapım hatasıyla kaza oluyor insanlar ölüyor.
bu felaketlerde yaşattığı ölümle, evren, doğa, tanrı-yaratıcı size verdiği akılla, ortaya koyduğu fizik ve hareket kanunu yanı sıra mühendislik bilgisi ve aklınızın yaptığı ceza kanunları da düşünülürse bu ölümler engellenmiş mi ki çıkıp bir kanun yasa ile kültürünüzü koruyacaksınız?
aslında sizi kıskanıyorum. ne güzel pırıl pırıl aklınız zekanız var.
keşke ben de böyle bir beyne sahip olsam... öldüğümde organ bağışı yapardım. beynimi alan kişi "aaay sıfır kilometre beyin, bunu bağışlayan insandan allah razı olsun" diye bana dua ederdi.
çere mi?
tabi ki var, aslında çok basit.
kültürümüzü korumak için...
halloween aslında bir mevsim döngüsü günüdür. zaten köken olarak (goidelc - kelt dilinde) yaz sonu anlamına tanım kullanılır.
yaz mevsiminin bitişi ve kışın gelişi, insanların doğa ile uğraşma (tarım, hayvancılık, yiyecek stoklama, toprağın işlenmesi vb uğraşlarda olma) döneminin bitimiyle evlerine-bölgelerine dönmesi etkinliğidir.
aynı zamanda da kabileler arası savaşlar, çatışmaların sert iklimlerde durmasıyla kabilede aileler bir arada daha çok zaman geçirmesi, bu sürede evlilikler, ölülerini anmaları vb faaliyetler hep kışın başlangıcında olmuştur.
tıpkı eski türklerde orta asyada kutlanan nevruz bayramı gibi.
orta asya veya avrupa ya da afrika, ortadoğu vb coğrafyada olan türkler nevruz kutlamalarında sadece sıradan bir yılbaşı partisi gibi eğlenmezler.
yurt edinmesini sağlayan atalarını, ruhlarını da onurlandırmak için de anma düzenlerler.
bu açıdan (türkler) bir nevruz, yılgayak, bozkurt, ölüler vb günleri etkinlikler de düşünülürse tüm bu kültürümüz halloween ile paralellik içerir.
her kadim milletin-toplumun kültürü geleneği vardır. din inanç çeşitliliğinde genetik hafızasına işlenen bu kültür silinemez, yok edilemez, yasaklanamaz ve din dışı sayılamaz.
bu kültür doğa, yaşam, coğrafya, ölüm, kan, yok oluş ve var oluş ile oluşur.
kadim milletlerde bu kültür meclislerde el kaldırmakla, parmak sayımıyla, oy çokluğuyla, halk beni seçti istediğim yasayı yaparım anlayışıyla oluşmaz veya yok edilmez.
kadim milletlerde bir kültürü geleneği yok etmek istiyorsanız ilk önce o kadim milleti tarih sahnesinden silmeniz ya da asimile etmeniz gerekir.
unutmadan...
din diye saçmalayacaksınız ve dine uygun değil diye sayıklayacaksanız bu ülkede tüm mezarları, türbeleri, kutsal yerleri dozerle yıkıp dümdüz etmeniz gerekir ki eski şaman kültüründen gelen davranışlara burada onlarca örnek verebilirim.
örnek: türbe ziyaretinde çaput bağlamak, adak adamak vs.
biraz aklınızı kullanın, küçük çocuğun iğneden korkması gibi aklınızı kullanmaktan korkmayın.
korkmayın canınız acımaz.
yalnız değilsin müslüman kardeşim eheeheehe...
sana bu konuda kanki olan muhafazakar ve tutucu hristiyanlar (çoğunlukla protestanlar) hiç bir tek tanrılı dinde olmayan (islam, hristiyanlık, yahudilik) bu bayramı (aslında bir bayram değil de neyse... ayrıntılara girmeyelim) halloween kutlamalarını bir dinsizlik-dini ret, dinden çıkma, küfür olarak görür.
insanlık tarihinin bilenen en eski yaratıcı-din inancı olan pagan kültüründen gelen bir anma günü.
aslında cadılıkla, azizler günüyle, hristiyanlıkla alakası yoktur.
daha basit anlatmak örneklemek gerekirse, bizim ölülerimize mevlit okutmak ve ölülerimizi anmak, onun ruhu için yaptığımız ritüeller gibi bir etkinlik.
bayram seyran değil yani.
sanıldığı gibi "muğaahahohahaoğaaa! ölmüş lan, ruhu aylak aylak dolaşıyor, naber şapşik ruh, böööö! nasıl da korktum-korktular" geyiği işlendiği bir laylaylom etkinliği değildir halloween.
ben bunu böyle laylaylom diye kutluyorum diyen olabilir.
tabi ki kimse kimseye söz söyleyemez, ne bileyim? bir kişi baklava üzerine acı pul biber döker yer veya burnunun bokunu yer ve bu benim tercihim, anlayışım, damak zevkim der.
buna karışma hakkımız yok ama doğru olanı ve de neyin ne olduğunu bilmemek ret etmek cehalet ötesi aptallıktır.
havalar soğuduğunda biz sapların kombini kaçınılmaz olarak bressica oleracea tarzına dönüyor.
bağyanların kombini ise daha zarif olmak zorunluluğunda brassica oleracea gemmifera tarzına dönmekte.
kısaca söylemek gerekirse havalar üşüdüğünde stilimizin, giyim tarzımızın bressica olması kaçınılmaz.
edibüdü:
bressica için kısacasa lahana türünün bitki kökenidir diyelim.
bressica oleracea evde turşu, sarma, kapuska yaptığımız beyaz lahana, bressica oleracea gemmifera ise bürüksel lahanasıdır.
malumunuz...
havalar soğuduğunda, hele ki immün sistem tıklıyor ise mecburen sıcak-soğuk geçişlerinde veya sıcak bir yerden soğuk yere çıktığımızda, rüzgar vs maruz kaldığımızda vücut yalıtımı için mecburen lahana gibi kat kat giyinmeliyiz.
evet, kalın değil de lahana gibi kat kat giyinmek kalın giyinmekten daha ince olsa bile vücut yalıtımında daha etkendir.
29 ekim bir rejim, sistem, idare kutlaması değildir.
29 ekim sıradan bir idare-ülke bayramı bile değildir.
29 ekim medeni insan olma, insanlık onuru-erdeminin bilinç kazandığı, fiiliyata dönüştüğü bir andır.
kulluktan çıkıp birey olarak sınıf, cinsiyet, ırk, inanç, hukuk, zümre vb farklılığı olmadan insana hakkının verilmesidir.
allah, tanrı, rab, zeus, odin, şiva, ahura mazda, buda, doğa, evren vb adlarla andığınız (neye inanıyorsanız) yaratıcının size vermiş olduğu...
oysa size yaratıcınız tarafından verilmiş ve başkaları tarafından elinizden alınmış olan yaşam, düşünme, tercih etme, kabul veya ret etme, biçimlendirme, idare, değerlendirme, söz söyleme, eleştirme, hak sahibi olma, idare vb haklarınızı size geri verilmesidir 29 ekim.
her zamanki hatayı yapıyorsunuz.
cehaletiniz ne sorunu tanımlamaya ne de çözümü bilmeye/çare üretmeye fırsat veriyor.
yanlış bir bakış açısında yanlış değerlendirmeyle her şeye yaklaşmak en hafif tabirle cehaletin eseridir.
atatürk konusu buna en çarpıcı örnek.
29 ekimde atatürk konusu sadece bir deha, lider vb olarak ele alınıp atatürk putlaştırılmamalı.
siz "söylediklerim akıl ve bilimle çelişirse siz aklı bilimi seçin" diyen bir insan hakkında konuşuyorsunuz.
düşünme, akıl etme, aklı kullanmayı tavsiye eden bu sözü-yaklaşımı kaynak olarak peygamberler, dalai lama, kutsal metinler vb'lerinde de görebilirsiniz.
bu yaklaşımdan bakarsanız tartışmada bir kişi değerlendirilirken o kişiyi putlaştırmak savunduğunuz insanı değersizleştirme olur.
her il tarihi mekanları ve eğlence, yeme, içme olarak gezilmiş ve sıralama yapılırsa 1. sıra muğla, 2. sıra aydın, 3. sırayı denizli alır.
gezme derken bavul gibi gezmedik. aylarca kaldığım, çalıştığım, tatil yaptığım illerdir.
sosyal yaşam açısından insan ve toplum düzleminde bir sıralama yapmak gerekirse 1. sırada muğla diyorum.
2. ve 3. sıra diye bir sıralama yapmaya gerek yok.
hz. isa böyle diledi.
yok canım, meryem ana olmalı...
hadi canım! kutsal ruh racon kesmiş.
kaza, kader, kısmet, dıj minnag, bölücü eta veya Gazte Abertzaleak veya batasuna kontrolünde olan belediye yüzünden bl bla bla...
seç beğen al.