kim ahlaklı-ahlaksız anlamam ama en büyük ahlaksızlar ahlak bekçiliği yapanlardır.
dinsizler din tüccarlığı yapar, hainlerse vatan millet edebiyatı...
bakınız: arsız ihtiyar bukowski reyiz ne demiş?
Ortalama insanda
Herhangi bir günde herhangi bir orduya
yetecek kadar ihanet,
nefret, şiddet
ve saçmalık vardır.
VE Cinayet konusunda En Becerikliler
Cinayet Karşıtı vaaz verenlerdir
VE Nefreti En iyi Becerenler
Sevmeyi Vaaz Edenlerdir
VE-SON OLARAK-
SAVAŞI EN iYi BECERENLER
BARIŞ VAAZI
VERENLERDiR
Tanrıyı Vaaz Edenlerin
Tanrıya ihtiyacı Var
Barış Vaaz Edenlerin
Huzuru Yok
SEVGiYi VAAZ EDENLER
SEVGiSiZDiR
VAAZ VERENLERDEN SAKININ
Bilmişlerden Sakıının.
DURMADAN
KiTAP
OKUYANLARDAN
Sakının
Yoksulluktan Nefret Edenlerden
Ya da Gurur Duyanlardan Sakının
Övgü Göstermekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
Karşılığında ÖVGÜ Beklerler
Sansürlemekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
Bilmedikleri Şeylerden
Korkarlar
Sürekli Kalabalıkları Arayanlardan Sakının;
Tek Başlarına
Bir Hiçtirler
Ortalama Erkekten
Ortalama Kadından
Sakının
Sevgilerinden SAKININ
Sevgileri Vasattır, Vasatı
Aranır Dururlar
Ama Nefretleri Dahiyanedir
Nefretleri Seni Beni
Herkesi Öldürebilecek Kadar
Dahiyanedir.
Yalnızlığı istemezler
Yalnızlığı Anlamazlar
Kendilerinden Farklı
Herşeyi
Yoketmeye
Çalışırlar
Sanat
Yaratamadıklarından
Sanatıı
Anlayamazlar
Yaratma Başarısızlıklarını
Dünyanın Beceriksizliğine
Yorarlar
Kendileri Tam Sevemedikleri için
Senin Sevginin
Eksik Olduğuna iNANIR
VE SENDEN
NEFRET EDERLER.
Ve Nefretleri
Parlak Bir Elmas
Bir Bıçak
Bir Dağ
Bir KAPLAN
Bir Baldıranotu Gibi
Mükemmeldir
En Usta Oldukları
SANATTIR
NEFRET!
bunun için ahlak diyerek manifest eleştirisi yapmak biraz ikiyüzlülük oluyor.
her bok içilmiş ama bu meret içilmemiştir.
1-2 defa merak ve ortama uyum için birkaç yudum alınmış ve meyve çayı gibi gelmiştir.
iç sesin "lipton karışık kış çayı mı içiyorsun yoksa babaannenin soğuk günlerde üşütmeye karşı kocakarı ilacını mı içiyorsun amk?" çığlığına kulak verilmiştir.
yok yani, kışın ilaç için içsem kirschwasser (brendi) içerim.
uzun lafın kısası "ıhıh, ben almayayım" denilecek konu.
aslında isveç çakısı gibi karı.
pardon ama karı derken öyle vajinası olduğu etek giydiği memesi olduğu için cinsiyet bağlamında değil de harbi karı lan, hani var ya; tak koluna cenazeye git ağla, tak koluna düğüne git oyna tipinde bir karı. yanınızda sırıtmaz.
eğer siz adamsanız her ortamda sizi tamamlar.
eğlenceli, kafa karı. üstelik suratına tipine mimiklerine bakarsanız ister drama ister komedi her filmde oynar.
tipik yurdum karısı işte.
ne demişler? at, sahibine göre kişner. biraz adam olsaydık keşke, bu karıya böyle haksız eleştiri yapmazdık.
edibüdü: karı dedik diye bu tanımın alt yapısını bilmeden "iiiy iğreaanç yea!" diye höyküren aptallar olacaktır. cahil ve aptallara dert anlatma modum şu an off konumunda.
sırf akp'li diye (veya herhangi bir parti, ideoloji, din, kimlik-ırk, ülke, şehir vb gerekçesiyle) bir erkeğe aşık olan kızdan evleneceği zaman akli dengesi yerinde raporu ( hukuki işlem ehliyeti raporu) istenmeli ki zaten bu tip insanlar yüzünden gırtlağımıza kadar pisliğe gömülmüşüz.
olan olmuş, öpülmüş yanağın geri dönüşü yok.
şimdi ki tartışmalar konuşmalara bakın.
devlet işe el atsın diyenler mi, devlet uğranılan zararı milyarlar tutan yurt dışı transferleri ile ilgilensin diyeni mi vs. gırla konuşmalar.
evet, devlet el atacak.
her krizde olduğu gibi tartışılmaz olan finans sistemine kaynak aktarılacak. finans sistemi insan vücudunda damarlarda dolaşan kan gibidir.
zararı minimize etmek için devlet hazine buralara kaynak aktaracak, bu kaçınılmaz ve tartışılmaz bir gerçek. olması da gerek...
zurnanın zırt dediği yer bu milyarlarca dolarlık faturayı kim ödeyecek?
kaçınılmaz olarak halk ödeyecek.
az çok bilenler bilir.
bu indiragandi durumunda çıkıp bu işin failleri çıkıp "evet, biz yaptık" deseler bile bu işin cezası 3-5 yıl hapis.
malum yargı sistemi düşünülürse en fazla 1 yıl tutukluluk ve şartlı salıverme ile ceza alırlar.
bazıları itirafçı olur ceza bile almaz.
kamuoyunda tartışmalara bakılırsa süreç tamamlandığında 20 milyar dolarlık faturaya şükür etmemiz lazım.
kimse ne olduğunu ve zarar analizini yapacak bilgiye sahip değil ki kamuoyuna bilgi verilmiyor.
her zamanki gibi şeffaf bir durum yaşanmadığı için herkes amale hesabı yapıyor. çiftçinin karpuz tarlasında hasadı toptan alan kabzımalın tarlaya bakıp senin ürün bu kadar turar diye hesap çıkarması gibi durum yaşanıyor.
zaten konunun araştırılması için mecliste öneri verilmesi, kamuoyuna sonuçların açıklanması vb durumda olacağını sanmıyorum.
ekonomik istikrar, piyasaların korunması, şu zor zamanda yatırımcıyı sermayeyi ürkütmeyelim, piyasaların finans sisteminin korunması vb gerekçeler sunulacak.
bir yerde haklılar da...
uzun lafın kısası en büyük yükü yine bu fonlardan hisse almayan, ucuz ekmek, meyve, sebze, et, süt vb peşinde koşan, kuyrukta bekleyen vatandaşlar çekecek.
şimdi yollar köprüler satılıyor. 30 yıl özelleştiriliyor.
bu 30 yıl işletme hakkından devletin alacağı paradan fazlası buhar oldu. durumun ne olduğunu nasıl bir maliyet ortaya çıktığını düşünebiliyor musunuz?
son girdileri okununca iç sese "galiba rtük de işe başlamış, sözlüğün rtük fahri müfettişi mi olmuş?" diye mırıldanma yaşatan yazar.
bakınız: kıl tüy tv girdileri.
adınız, nick olarak seçtiğiniz, kendinizi tanımladığınız isim sizin karakter ve kişiliğinizin tarifi olduğunu bilmiyorsunuz.
normaldir, eee! tabi ki ya zeka sorununuz varsa ya da henüz kişiliği karakteri şekillenmemiş ergenliğe adım atılan çağda olan çocuk zekası sahibiyseniz böyle abuk subuk nickler-isimler alır sonra da böyle ağlarsınız.
şimdi sözlük yetkililerini "küçük çocuğuna elbise alan ana baba "yerine koyup siz de istediği elbiseyi alınmayan çocuk zırlaması gibi "bana ne bana ne ben bunu istemiyorum" diye ağlamanız normal.
neyse, öğreneceksiniz evladım.
birazcık büyü evladım, o zaman istediğinizi alırsınız muck!
edibüdü: burada ki "muck" ağlayan zırlayan çocuğun yanağına koyulan öpücük efektidir.
bu sırada, ikide bir isim-nick değişimi diye ağlamayın. isimleriniz günlük değiştiğiniz donunuz değildir.
yıl 2023.
şirket matrah beyanı 95.180.757 lira (yazıyla yazalım da anlaşılsın: doksan beş milyon yüz seksen bin yedi yüz elli yedi lira)
yıl 2024.
şirket matrahı 0 (yazıyla yazalım da anlaşılsın: sıfır lira)
yıl 2025.
şirket matrahı 18.000.000.000 (yazıyla yazalım da anlaşılsın: on sekiz milyar)
2023 baz alınırsa ve 2024 sıfır sayılırsa bir yılda on binlerce kat büyüme.
aslında bu rakam daha da fazla da neyse...
bu şirket ne yapmış da bu kadar büyümüş?
bunu iktisatla açıklamak akılsızlıktır.
fazla teknik konulara girmeden ilkokul çocuğunun anlayacağı şekilde, düz mantıkla durum şu...
en büyük paramız 200 tl. indiragandi yapılan (milletten tokatlanan da diyebiliriz) parayı keş-nakite çevirsek ortalama yüzlerce tır dolusu para.
sahi ya...
piyasayı denetleyen, akçeli işleri gözetleyen devlet denen kurumun yapılarında kontrol mekanizmalarının başında olanlar tüm bu soygun yaşanırken ne yapıyordu?
1 yıl önce savcılık yazı yazıyordu uyarıyordu.
1 yıl önce maliye bakanı bile "millet malı götürüyor, birileri birileni söğüşlüyor, aloo kardeşim silkeleniyorsunuz, yanıyorsun fuat abi! vb" uyarıları vermesini bırakın... https://www.youtube.com/shorts/fPMLq-HVZsY
MASAK eski Başkan Yardımcısı Ramazan Başak hatırlayın...
2025 ve 2026 yıllarında konu hakkında uyarıları yapmıştı.
ne oldu?
banka itibarını zedeleme, borsa manipülasyonu, halkı yanıltıcı bilgi vermek "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" dezenformasyon suçlamasıyla gözaltına alında. şu an iki davadan yargılanmakta ve yurtdışı yasağı vs ile serbest bırakıldı.
yine düz mantıkla açıklayalım.
eviniz soyuluyor ve hırsız var diye ihbarda bulunuyorsunuz.
sizi birine hırsız dedi diye mahkemeye veriyorlar. hırsız hapse giriyor ve aynı zamanda da sizi "hırsız" dediniz diye hakaretten yargılıyorlar.
fıkra bu kadar.
ortalama zekası olan, paradan anlayan, bakkala gidip 200 lira verip bir sakız alan ve para üstünün kaç lira verilmesi gerektiğini, sakızın değerini bilen çocuk bile bu soygunu görür anlar.
tarışma-konuşmalara bakarsanız zaten bu pislik başımızdan aşağı akarken elin gavuru(!) kokudan rahatsız olup bizi defalarca uyarmıştı ki...
örnek; https://ir.msci.com/news-...ket-classification-review
türkiyenin gri listeye alınması, financial action task force (fatf) raporları, kara para yaptırımları vb malumunuz. https://www.fatf-gafi.org...ons/turkiye-fur-2023.html
ülkemiz hala pc (r15) -kısmen uyumlu- seviyesinde.
tüm bunlar olurken birden bire 100 lira verip alınan hisselerin, fonların 3.000-4.000 lira değere ulaşması, kar-gelir elde edilmesi düşünülürse...
kağıt üzerinde olan, 1-2 çalışanı olan tabela şirketler fonlar birden bire görülmemiş duyulmamış değerlere çıkmasını nasıl değerlendirilmesi lazım?
asla iktisat açısından açıklanması mümkün olmayan kısa sürede böyle uçuk kaçık kazançlar nasıl oldu?
ne oldu?
mars yolculuğu için yıllar süren zamanı, milyarlarca dolarlık maliyeti yok edecek anında ışınlanacak bir teknolojiye mi yatırım yaptık, bu teknolojiyi mi gerçekleştirdik de bu şirketler fonlar bu kadar gelir elde etti?
mars gezegenini dünya gibi yaşanılır yeşil sulak bir alana mı çevirdiler de mars gezegeninde yatırım işletme, iskan vb sağladıkları , mars gezegeninin tapusu işletme ve mülkiyet hakkını elde ettikleri için mi bu şirketler fonlar bin kat değerli hale geldi?
microsoft, amd, nvidia, apple, amazon vb şirketler yanında jpm (jpmorgan) gs (goldman sachs) vs. yatırım, mevduat, ticaret bankaları kapımızda sıra olmuş da "gadasını aldığım! biraz bize para, biraz teknoloji, biraz akıl verin ne olur?" diye sıraya mı girmişler de bu kadar astronomik değerlere şirketler fonlar, hisselerimiz fırlamış?
bunun için mi kısacık dönemde, yatırım açısından bir an sayılan zamanda astronomik kazançlar?
üretmiyoruz ki bu sorun değil. üretmemeyi anlayabilirim de bırakın üretmeyi de tüketemiyoruz bile.
insanların çarşıda pazarda çöp kalitesinde sebze meyveyi alırken zorlanması, elektrikli ve elektronik alette piyasa eskimiş kullanım ömrünü tamamlamış eşyalarla doluyken, trafikte 10 araçtan en az 4 tanesi asla trafiğe çıkmayacak mal ve insan hayatı açısından kullanılmaması gereken kalitedeyken, dana sucukta daha ucuz diye tavuk eti çıkan toplumda birden nasıl şirketleri fonları böyle astronomik rakamlara çıkar da milyar dolarlar total olarak değer kazanabilir diye kimse düşünmemiş.
düşünenlere, konuşanlara da yanlış bilgi veriyorsun diye davalar mahkemeler...
oysa bu insanlara teşekkür edilmeli ve "tamam ya, bizim gözümüzden kaçmış" diye ödül verilmeli.
yok efendim, mahkeme tutuklama, yargılama...
sonuç olarak yine biz ödeyeceğiz bu yurt dışına çıkan paraları.
yanlış teşhis: göçmenlik sorunu değil. yaşanan durum uluslar arası bir insan kaçakçılığı. din düşmanlığı insanlık tarihinde boyunca olmamıştır. tepkinin nedenleri ideolojik ve kültür temelli değil.
yanlış tedavi: asla ama asla bu tepkiler engellenemez ve yok edilemez.
unutmadan, bir insanın hitap şekli aile, toplum yanında zekası ve aklı tarafından şekillenmiş ahlak ile karakter yansıması olur ki bir tartışmada/diyalogda deli demek veya akılsız ya da aptal gibi hitaplar hakaret değil de düşünceye ve davranışa yapılan tanımlamadır ama galiz küfür olan "siktir" demekle karşınızdaki insandan çok kendi değerinize zarar verirsiniz.
tamam, karşımızdaki insana saygı duymayabiliriz ama kendimize saygı duyalım ve bu kadar ucuz ve basit, karakter zaafı olan insan olmayalım.
malumunuz, her insan bu kadar ucuz ve basit olup karakter zafiyeti içinde değil ve bu insanlarla bir topluluk içinde bulunduğunuzdan herkesi ucuz ve basit, karakter zafiyeti olan gibi gösteriyorsunuz.
neyse, konuya dönelim.
insan denen canlı bir arada yaşamında kendine özgü veya evrensel olarak yazılı olan/olmayan kent kültürünü yaratmıştır.
bu kültürden habersiz olan veya kişilik sorunu, psikolojik rahatsızlıklar yaşayanlar, zekaları ve eğitimleri kent kültürünün ne demek olduğunu anlamaya yetmeyenler moda ile trend arasındaki farkı bilemezler.
iletişim çağıyla bu problemli ve aynı zamanda da cahil insanlar trend denen popüler kültürün basitliğine kurban gidiyor.
trend ile moda arasındaki farka değinmeye gerek yok. anlatsam da farkı anlamaya yetecek zekaya sahip değiller.
örnek: şehir içinde arazi aracı veya truck tabir edilen pikap-hafif kamyonete binmek özel veya resmi bir davette kıyafet mecburiyetinde smokin altına converse all star spor ayakkabı ya da crocs terlik giymeye benzer.
bir davette yemekte koynunuzdan çıkardığınız evde hazırlamış olduğunuz dürümü veya yarım ekmek arası sandviç çıkarıp yemek.
örnekler çoğaltılabilir.
piknik yapmaya gitmiyorsanız, bir spor salonunda antrenmanda değilseniz, hobi ya da spor için dağ veya yol bisikleti kullanmıyorsanız, bir dağ tırmanışı, doğa yürüyüşünde değilseniz, inşaatlarda kullanılan yüzlerce metre yukarıda kule vincinde operatör değilseniz, madenlerde yerin altında çalışan, motokuryelik ya da tır ve kamyonda şoförlük yapmıyorsanız elinizde termos matara ile gezmek kişilik sorunudur.
şehir içinde, plazalarda, bir cafe veya durakta, toplu taşımada elinizde termos matara ile (malum markalar) özgüveni olmayan, sosyal kabul ihtiyacı duyan, kendini konumu bir grup zümre içinde ifade etmek aidiyet duygusu için çabalayan popüler kültür cahillerinden gibi görünürsünüz.
geçen gün bir avm'de çocukları oyun alanına bıraktım, alışverişten önce starbucks'a girdim, sigara içilen bölümde otururken yan tarafımda olan bir beyaz yakalı grubun oturduğu masada iki tane bu termoslardan vardı.
tabi ki güldüm, tıpkı oraya dinlenmeye gelen aile ve çocuklarının biberonları masada gibi bir görüntü.
iletişim çağıyla trendler moda yerini aldı. artık cehaleti de aşan seviyede ya aptallık ya da görgüsüzlük içinde insanlar davranıyor. şehir içinde inşaatçı ustası gibi truck-pikaplar, köylü köy yolunda kullanması gibi kendini harran ovası ağası sanan arazi araçları, örtünmeyle giyinme arasında farkı bilmeyen çocuklar gibi smokin veya takım elbise altına spor ayakkabı trend diye popüler diye tercih ediliyor.
görgüsüzlük trend de olsa görgüsüzlüktür. katrilyonlarca sinek bok yiyor diye boku bokluktan çıkarmaz ve bok yemeyi benim için damak zevki yapmaz.
bu anlayışta birinin algılayacağı seviyede konuyu anlatmak için ilk önce karşınızdaki insanın seviyesine inmeniz gerek ki bunun için de beynimizi kafatasımızdan çıkarmak lazım.
lafın tamamını anlatıldığı halde anlamayan birine ne anlatabiliriz?
ilkokul çocuklarının ellerinde beslenme çantaları su mataraları ile dolaşmasına benzer komik bir görüntü verdiklerinin farkında olmayan kadınlar erkekler.
ya da çölde susuz kalma, dağ başında canı sıcak bir çay, kahve, meyve suyu vb çekince bir cafe bulamayacak olması veya tarlada çalışmaya giden çiftçi ovanın ortasında olması, inşaatta kule vinçte yerden yüzlerce metre yükseklikte gökdelen tepesinde çalışan amelenin yanına suyunu içeceğini almasına benzer durumu yansıtan tüketim toplumunun popüler kültür cahilleri aptallıklarını marka ile kutsayıp kendilerine yeni kimlik, ifade ve değer katıyorlar.
bu insanlara gülsem mi acısam mı bilemiyorum.
bu tipler şirketimizde de var.
elinin altında telefon, bir "alo" ile internetten siparişle ayağına siparişin geliyor. yok yani, elinden ayağından masana zincirlenmiş ve demir parmaklık arkasında çalışan köle, ortaçağda yelkenli gemide kürek mahkumu köle vs değilsin.
her katta kahve makineleri, meyve çaylarını atıştırmalıkları beğenmiyorsan alt katta veya caddede cafeler, fastfoodlar, büfeler, restaurantlar var.
sabah termosuna koyduğun çay, su, meyve suyu vb coctaili akşama kadar içmek...
hem sağlıksız hem akılsızlık.
akşama kadar yemek, atıştırmalıkla ağzında dudaklarında olan oluşan bakteriler içeceğine karışıyor.
termosun pipet-ağızlık kısmında oluşan, her içişte içecek içine karışan bu bakteriler elverişli ortamda çoğalıyor.
termosunuz bakteri üremesini baskılayan 100 derece sıcaklık veya 4 derece soğukluk aralığında devamlı kalmıyor ki içecek devamlı kullanıldığı için steril bir ortamda bulunmuyor.
dediğim gibi...
popüler kültür cahilleri ellerinde biberonları emzikleri ile dolaşsın bakalım.
zaten allah konunun ne olduğunu bize kur'an da (Tevbe Suresinin 107-110) anlatıyor.
peygamberimiz de gidip o camiyi yıkıyor.
bakınız: kur'an da anlatılan dırar mescidi/mescid-i dırar, bu ayetlerde sözkonusu mescitin zarar verme (dırâr) inkar etme, Müslümanlar arasında ayrılık çıkarma, nifak sokan cami.
daha önce Allah ve Resulune karşı savaşanlara gözetleme yeri hazırlama amacıyla yapıldığı, münafıkların bu amaçlarını gizlemek için "Biz sadece iyilik yapmak istiyorduk" diye yemin ettikleri, buna rağmen yalancı oldukları belirtilerek şöyle buyuruluyordu: "Ey Nebi! Bu mescitte asla namaza durma. Şüphesiz ki başlangıcından itibaren takva üzere kurulan mescitte namaz kılman daha hayırlıdır. O mescitte kendilerini maddi ve manevi kirlerden temizlemeyi seven adamlar vardır. Allah kendisini temizleyenleri sever. Binasının temelini Allah'tan korkma ve rızasını kazanma esası üzerine kuran mı, yoksa binasını bir uçurumun kenarına kurupta onunla Cehennemin ateşine göçen mi daha hayırlıdır! Allah zalimler güruhunu doğru yola sevketmez. Yürekleri paramparça oluncaya kadar yaptıkları o mescit daima bir şüphe kaynağı olarak kalblerinde kalacaktır. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir" (et-Tevbe, 9/107-110.