"Göklü günlerin bireşimi bu,
Yatay bir zamanın okşaması.
Sanki tel irkilmektedir şence
ve yakınca
Kahkaha çiçeklerini çocuklaştırmaya
ve bugünler için."
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu.
Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer…
Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
Paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına.......
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
“Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna” bir çocuk demiş.
"yüzü olmayan bir palyaço, elleriyle olmayan yüzünü örtüyor ve ağlıyor. içerden ağlıyor ve ölüyor. zaman yüzünü eskitemez çünkü yüzü yok!.. benle benim aramdaki farkı gorebiliyor musun?"
nilgün marmara
Nilgün Marmara’nın intiharından sonra, kocası şöyle söylemişti onun hakkında: “Şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler karalardı.”
Şair ise yaşarken yazdığı bir şiirde, kocasından şöyle bahsetmişti: “Yabancıların en yakınıydın sen!”
bu nasıl bir kafa, nasıl bir ruh ya? şiirlerini okurken insanın içi çekiliyor. öyle lise defterine yazılan "aşkım, canım" triplerinde değil, kadın bayağı bayağı kafasının içindeki kaosu kusmuş satırlara. okudukça "ulan bu ne yaşamış da bu hale gelmiş" diye sormadan edemiyorsun. o intihar olayı da zaten her şeyi mühürlemiş. kısa yaşamış ama harbiden delip geçmiş o kısa zamanda. bildiğin şiirin jilet gibi keskin tarafı. öyle herkesin harcı değil okuması, biraz kafa yormak, o melankolinin dibine inmek lazım. gerçek acı, süs püs yok. net.
bende halen bir hayıflanmadır onun feci sonu.
oysa kocasının onun ölümü sonrasında şiirleriyle ilgili bakış açısı marmara'nın intiharı kadar sarsıcıdır bana göre!
"azımsanamayacak kadar ölmüşüm
azımsanamayacak denli ölüyüm
geliyorlar, bu evde doğan
yeni bir ölümü görmeye;
koşarak, düşe kalka yuvarlanarak,
sürünerek... nasıl olursa olsun;
görmek için bu eski dostlarının
yeni cesetlerini ve göstermek için
kendi dirimlerinin kıvılcımlarını
geliyorlar! uyuyan arzunun düşün
imgelemenin anlağın belleğin
leş kokularını duymaya geliyorlar.
ölüm sessizliği, toz ve küf kokan
evden ayrıldıktan sonra
seviniyorlar canlıyız diye."
Kendi içine yıkılan şairdir.
“Ben babamın öldüğü yaştayım, içimde kırılmış bir zaman var.”
“Kendime giden yolu kaybettim. Aynalar bana yabancı artık.”
“Hayatın neresinden dönülse kardır ama hiçbir yerinden dönemiyorum.”
mısralarının da sahibidir.
Nur yerlitaş gibi girmek istiyorum konuya: "Ay sen gıy gıy içimi baydın."
Zamanında üzülüyordum bu kadına. Yok en yakınları anlamamış, yok bilmem ne. Tabi ki herkes bir şeyler yaşıyor, empati, falan filan... ama mıyıl mıyıl millet beni anlasın diye bir köşede büzülmek de, ne bileyim.
Hayat sanki böyle bir yer değil.
Sabah sabah rahmet istedi. inşallah ruhu filan musallat olmaz varsa böyle mistik işler.
Gerçek olabileceğini hiç sanmıyorum ama ölümünden sonra eşinin "Şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı" dediği iddia edilmiş.
Gerçekliğinden emin olduğum ve Nilgün Marmara'nın satırlara döktüğü bir cümle var.
intiharından önce yazdığı bir şiirde eşinden de bahsetmişti: "Yabancıların en yakınıydın sen."
''intiharından önce yazdığı bir şiirde eşinden de bahsetmişti: "yabancıların en yakınıydın sen."
şu itham kalbe saplanmış bir keskin bıçaktır oysa!!!
ağırlığını taşıyacak olan eş yoktur normal şartlarda.
normal şartlarda!