hani metali sokağa koyarsın da; küflenir ya; ahşap kapı eskir. işte bunların hepsi atomlarının düzensizleşmesi aslında. buna da entropi deniliyor ve bu evrim teorisi aksine bir kanun. bunun tartışılacak bir şeyi yok, evren düzensizliğe özenir düzensiz olmak ister. bütün hesaplar çok çok oranda her zaman şaşar. bu bir kanun
bir şeyin olma olasılığı 0,00000000000000000 1 ise bu o şeyin "gelecekte" olma olasılığının 0,00000000000000000 1 olduğunu gösterir. olasılık teorisi diye bakınız. bir şey olmuş ise; o şeyin olma olasılığı, olasılık kavramından dolayı artık zaten bahsedilmez. bunda anlaşılmayacak birşey mi var ben mi anlatamıyorum.
yani evrim olamaz çünkü olasılığı düşük denemez, olmuş artık olasılık kalmamış bitmiş.
ama aynı zamanda şöyle de bir hesap var;
bunu da mars üniversitesinden jackskellington hesaplamış;
0,00000000000000000 1 olasılığı olan bir şeyi, birisinin bilinçli olarak yapabilme şansı (tahtadan masa yapmıyor adam sonuçta) yine 0,00000000000000000 1 dir. yani tanrının, varolma/ortaya çıkma olasılığı 0,00000000000000000 1 olan bir şeyi oturup kendisinin yapma olasılığı da matematiksel olarak 0,00000000000000000 1 dir. aynı şekilde benim yapma olasılığım da 0,00000000000000000 1dir. senin de.
yani sevgili bountyhunterın iddiası şu oluyor; bunun olasılığı 0,00000000000000000 1. ama tanrı yaptıysa +1; böyle birşey yok ki, ne olasılık teorisinde var ne matematikte var.
yani zarı sen atmışsın ya da tanrı atmış üstüste 3 kere 1 gelme olasılığı yine aynıdır.
tanrının neden o olasılıkları 1e eşitlediğini tanrının iddiası ile açıklamak manasız zaten.
hepsinin üzerine olma olasılığı 0,00000000000000000 1 olan birşeyi +1 e denkleyecek bir gücün olma olasılığı zaten;
0,000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
00000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000
000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000001
dir. sıfırlara canım sıkılana ve parmağım acıyana kadar bastım ona göre * yani şöyle anlatayım; 0,00000000000000000 1 olasılığı olan birşeyi tanrının bir kerede yapma olasılığı muazzam daha daha daha küçük bir rakam.
yani o nasıl olacak o zaman, 0,00000000000000000 1 i almayan kafa bunu nasıl alıyor anlayamıyorum.
bilimsel teori ile bilimsel yasa arasındaki farkı algılayamayan, teori kanıtlanınca yasa oluyor zanneden cühelanın karşı çıkmaya çalıştığı "bilimsel teoridir". ortaokul düzeyinde bilgisiyle madara olan bu zevata gülsek mi ağlasak mı bilemiyoruz, bırakalım da kumda eşelenmeye devam etsinler...
not: şimdi okumayamazsın edemezsin ingilizce kaynakları, sana kolaylık olsun. bilimsel teori; evrimin nasıl işlediğinin, ne şekilde ortaya çıktığının, geçmişten beri nasıl çalışmakta olduğunun bilimsel kanıtlarını ortaya koyan kavramdır. bilimsel yasa/kanun onun teknik ve matematiksel açıklamalarını gösterir. ne kadarlık mutasyonla ne kadar değişim görülür, embriyoda yüzde kaç değişim sonucu yeni tür ortaya çıkar, bunları orata koyar.
yaratım özelliklerinin ikisinden bahsetmek isterim icad eden ve yoktan var eden. tam olarak bu. jackskellington kardeşim, çok sevdiğim insan diyor ki bu olasılık böyleyse tanrının yapma olasılığı da böyle.
hayır ben sizin iddialarınıza göre konuşuyorum ve "tanrı"nın olmadığı varsayılan bir evrende kendi kendine olma olasılığı o kadar ihtimal diyorum. ne ben dicem anasını satim bilim insanları diyor.
eğer bilinçli bir tasarımcı, ilk patlatıcı, dizaynır, evrenin kurucusu, gökleri bina eden, Allah(cc) varsa bu onun için çok kolaydır. zorluk tartışması mı yapıyoruz burada. kudreti sonsuz bir yaratıcıdan söz ediyoruz.
zarı tanrı atmış konusunda ise einstein'ın * "tanrı zar atmaz..." sözü var hatırlatılır... eyvallah
evrim: mükemmel üstü canlıların en süper teorisi. *
"ozz le grand" mutasyon tartışmalarını, o olasılıkları geçtik kardeşim... aynı sorulara tekrar tekrar cevap vermiyelim müsade et de...
tamam haklısın sen ben ilkokul bilgimle durmuş bir cahil zevatım, yasa ile teoriyi fark edemiyorum. tamam mı kralsın. ama gözünü sevim fazla üstüme gelme imanım sarsılmaya başladı. *
öyle bir kanıtlandı dedin ki bende yasalaştırdın sandım. kendimi yanlış ifade ettim kusuruma bakmayasın kardeşim... *
mükemmel zekaya sahip varlıkların sarsıp yerle bir ettiği teori, vaaooov!
o olasılıkları geçmiş adamlar varmış sözlükte (bkz: thebountyhunter) , vay be o derece yani yemiş bitirmiş teoriyi, bilimadamlarını falan atmış çöpe. neyse sözlükte böyle değerli ordinaryus mikro biyologlar varken laf etmek düşmez bize. yanlız teori/yasa gibi basit şeyleri bilseydin ayırtedebilseydin fena olmazdı be yavrucum. tabi böyle basit şeyleri ilk sınıflarda gördüğün için unutmuşsundur.
our whole universe was in a hot dense state,
then nearly fourteen billion years ago expansion started. wait...
the earth began to cool,
the autotrophs began to drool,
neanderthals developed tools,
we built a wall (we built the pyramids),
math, science, history, unraveling the mysteries,
that all started with the big bang!
din ile bilimin son savaş meydanıdır. aristarkhos'tan beri bilimin neredeyse her keşfi din üzerinde nefret doğurmuştur. çünkü bilim keşfettikçe, dinsel anlatıların beyinlerdeki yetki alanı daralmıştır.
böyle böyle kan kaybeden din, hayatta kalabilmek için bilime ayak uydurmak zorunda olduğunu keşfetti. örneğin dünyanın altı günde oluşmadığı yerbilimcilerce tespit edildiğinde, din, altı günün altı büyük çağ sayılması gerektiğini söyleyerek bilimle uzlaşma yolunu güttü. zira bilim insanları sırf falanca dediği için bir şeyi doğru kabûl etmiyorlar, aksine, duyularına dayanarak yaptıkları deney ve gözlemlerden çıkan sonuçlara güveniyorlardı. kanıt sunma ihtiyacı hissetmeden inanmayı emreden dinin, böylesi bir rakiple uzlaşmaktan başka yolu yoktu. ne var ki bilimle her daim böylesine kolay uzlaşılamıyordu. bilim, dine öfke nöbetleri tutturtacak kadar büyük ve çeşitli keşiflere imza atıyordu.
sonra bir gün bilim, uzlaşılamayacak kadar büyük bir salvo yaparak dinin tüm yetkisini elinden aldı. işte biz bu salvoya "evrim" diyoruz. evrim, nuh'un hikâyesinden tutun da âdem ile havva'nın öyküsüne kadar birçok dinsel öğretiyi masala çevirdi. gelişen bilimle birlikte paleontolojik, mikrobiyolojik, morfolojik, sitolojik, embriyolojik, fizyolojik, jeolojik kanıtların hep evrimi destekler olması dinin kulaklarından dumanlar çıkmasına vesile oldu. çünkü kendisini son nefesini vereceği yola sokan öldürücü darbeyi almıştı. işte bu yüzdendir ki dinsel öğretilerle yıkanmış kimseler, canhıraş bir vaziyette evrim'i yıkma çabasına girişiyorlar. başaralı olurlar mı? oldukça vahşi bir aslan sürüsüyle aynı kafese tıkıldığınızı varsayın. böyle bir durumda sağ kalmak için ne kadar şansınız varsa, dinin de evrim karşısında o kadar şansı var.
tabiî biat kültürüyle yetişmiş şahıslar için bunca anlatının hiçbir değeri yok. çünkü onların zihinlerine giden yol, din mefhumunun yarattığı cennet umudu ve cehennem korkusuyla tıkalı. eleştirmeye yeltendiklerini araştırıp öğrenme zahmetine girişmemeleri de hep bundan. bir de bu hâllerine aldırmadan insanlığın aydınlık yüzü olduklarını düşünürler. kolay yolun adı olan miskinlik, ne zamandan beri aydınlık bahşeder oldu ki?
mesela sen bay yobaz,
olasılığı düşük ihtimâllere bağlı diye rastgele dizilimi kabûl etmiyorsun. çünkü olasılık hesabında zamanın önemini öteliyorsun. oysa zaman konusundaki cimriliğimizden sıyrıldığımızda, zengin moleküllerden mürekkep bir denizin, birkaç yüz milyon yıl içinde canlı birleşimi yaratma olasılığının hiç de düşük olmadığını görürüz. buna keza, bu birleşim farklı bir dizilimde de çalışabilir özelliklere sahipse (ki sahiptir), olasılığımızın ihtimâli daha da yükselir.
elbette götüyle gülebilen birisi olarak bu anlattıklarımı gene aynı yerinden anlayacaksındır. ancak gene de düzensizlikten anladığının ne olduğunu merak etmekteyim. örneğin ben, evrenin erken evresindeki düzensizliklere binaen peyda olan küçük kütleli kara deliklerin fink attığı uzaya düzen, nizam, intizam yükleyemem. fakat götlerin baş, başların göt olduğu yerlerde yüklenebildiğini duydum. bu doğru mu? bittabi merakım burada da sonlanmıyor. "faydalı mutasyon yoktur" demişsin. o zaman sana zahmet altı el parmağının neden faydasız olduğunu da açıklayıver.
ha bir de dijital müminlere yaraşır şekilde kaynak belirtmeden alıntı yapmışsın. e bilginin bittiği yerde böylesi alıntılar yapmak mubah sayılıyor tabiî. ne de olsa insanları imana getirmek gibi ulvî bir amaç için çalıyorsun. değil mi şakirt?
normalde bu türden araklama yazınlara cevap vermeye tenezzül etmem ama gene de bir istisna yapmam gerektiğini düşünüyorum. şimdi bak tosunum yobazım, insanların solunumundan sorumlu sitokrom molekülünün oluşma olasılığı 20 üzeri 100'dür. yani oldukça düşük bir ihtimâldir. tıpkı roger penrose'un 10 üzeri 123'ü gibi. fakat yukarıda da dediğim gibi, yeteri kadar zaman verildiğinde olasılığımızın gerçekleşme şansı her daim artar. yani imkânsızlıktan uzaklaşır. bunun için de varlığı hiçbir şekilde kanıtlanamamış tanrısal bir dokunuşa ihtiyaç yoktur. bağlı olarak roger penrose gibi bir deistin, ihtimâl düşüklüğünü tanrının varlığına yontması bilim dünyasının alay konusudur. tıpkı anthony flew ya da michael behe'nin alay konusu olması gibi...
not: a benim imanı fazla kaçmış yobazım kalburabastım,
ben yokken teori ile kanunu hiyerarşik bir düzene oturtarak evrim'i çürütmüş, bilimde çığır açmışsın. hayır, böyle konulara kafa yormana seviniyorum ama kanun dediğimiz şey teorinin ardılı değildir ki yeteri kadar kanıt biriktiren kanun, biriktiremeyen teori olsun. bak şimdi, homo habilis'e anlatır gibi yazıyorum. iyi oku! farz et ki bir zaman makinesine sahibiz. bu makine ile geçmişe bir yolculuk düzenleyip evrim'e dair kuşku götürmez kanıtlar toplasak (ki bugünkü kanıtlar bile kuşku götürmez) ve o kanıtları bugüne getirsek, gene de biz ona "evrim teorisi" diyeceğiz. neden? çünkü teori ile kanun hiyerarşik bir düzende olmadığı için. kapiş? o değil de daha teori ile kanunu ayırt edemiyorken neyine güvenerek büyük patlamadan girip olasılıklardan çıkabiliyorsun, onu anlamıyorum! sanırım bu noktada dunning-kruger etkisi devreye giriyor.
bilim din çatışmasından hoşnut olan bir zihniyetin, antik yunan filozoflarının geçerliğini yitirmiş boş laflarından medet ummaya başladıkları, illa da bir cevap vermeliyim derdinde olmaları göstergesinde can simidi diye atladıkları teoridir. saygı sınırını aşmış olmaları da biraz sert dilli olmayı gerektiriyor ama kusura bakmasın kendi seviyesine düşmeyeceğim. anlayacağın dille artık maymun değilim. *
dinin 6 gün dediği ve sizin her bir gününüz Allah katında bin gün karşılığıdır sözünden, zamanın izafi olduğunu ifade eden bu kadar açık ve net bir ayeti görmezden gelerek, aman da 6 gün diyorsunuz madem 6 gün olsundemek ne kadar doğrudur? kardeşim bilim bilim diyorsun bari bilimden haberin olsun, vardır da hatırlatayım yine de. zaman görecelidir. bu zaman dediğin 6 güne de indirgenebilir, 6 asıra da yükseltilebilir *. oradaki kavramdan habersizsen orası beni bağlamaz...
sen o salvoya "evrim" diyorsan bende yine bilimden gelen bir dostluk mesajı olarak "kuantum fiziği" diyorum. o değil evrimcilerin hepsi toplansa senin kadar medhiyeler düzemezdi heralde. onlar da okusa bu kadar abartılı evrim şakşaklarını heralde "vayy be biz neymişiz anasını sattığımın?" derlerdi. deneme filan yazıyorsun heralde. kuantum fiziği önermemin amacı 21. yy'da din ile bilimin dostluğunu simgelemesi için. tavsiye edeceğim belgeselde bunu tekrarlarca söylüyor. haa belgesel demişken harun yahya ile alakası yok kendisinden de hiç hazzetmem... hani hep kavga yanlısı agresif ve antisosyal bir kişilik arzediyorsun ya onu diyorum işte. ben de bir dost eli uzatıyorum ve down the rabbit hole'u izlemeni tavsiye ediyorum...
dinin bilimi engellediğine o kadar gözü kapalı inanmışsın ki arkadaşım, zamanında islam aleminin ne derece bilimsel keşiflere imza attığını gözardı etmişsin. cabir bin hayyan'ın "zerre ikiye bölünebilir, ama bölündüğünde öyle bir enerji ortaya çıkar ki bağdat'ı alt üst eder" sözlerinin ne anlama geldiğini de oturup anlatacak değilim burada. ama nedense bu insanlar hiç de dinlerinden sapmamışlar. her ikisi de beraber yürümüş gitmiş. nedense artık??
arkadaşımın yanlış anladığı nokta ortaçağ hristiyan dünyasının, kilisenin, rahiplerin baskısı altında inleyen, engizisyonlarda yanan, işkence gören kişilerin, çığlık olarak yazdığı * sorguladığı kilise ile islam alemini karıştırması bunun yanında tüm dinleri alaşağı etme girişimidir. genellemenin bu kadarını kernel bile yapmadı. lütfen biraz etraflıca tokuma, karşı tarafın kaynaklarını da bir oku gözden geçir...
altı el parmağı gibi saçmalıklardan da yararlı mutasyon izahı yapan birisini artık karşımda muhatap olarak görmem mümkün mü? bilemem orasını. altı parmağı çıkmış birisine yararlı diyorsan bende yararı nerede hani bunun diyorum, neden faydalı olduğunu da sen açıkla derim sana? bu biraz kişisel perspektife dönüştü, ama sayın yazarın bana açıklamasını istediğim konu şu;
altı parmaklı bir kişiden türeyen nesil de altı parmaklı mı olmuştur? mutasyonlar nesilden nesle aktarılabiliyor ise bir örneğini ver. tabi yok. ama olur işte dersin, hatta insanlar bunun örneği maymundan türedik dersin... acınacak bir durumda olan fikri savunuyorsun ve zerre kadar geçerliği yok bu yazdıklarının. hayali rekonstrüksiyonlar bile daha mantıklı geldi bana...
--spoiler--
tıpkı roger penrose'un 10 üzeri 123'ü gibi. fakat yukarıda da dediğim gibi, yeteri kadar zaman verildiğinde olasılığımızın gerçekleşme şansı her daim artar. yani imkânsızlıktan uzaklaşır. bunun için de varlığı hiçbir şekilde kanıtlanamamış tanrısal bir dokunuşa ihtiyaç yoktur. bağlı olarak roger penrose gibi bir deistin, ihtimâl düşüklüğünü tanrının varlığına yontması bilim dünyasının alay konusudur. tıpkı anthony flew ya da michael behe alay konusu olması gibi
--spoiler--
şimdiii... dur burda derim sana bilim insanı olacak da deist olacak, haşa ateist olmalı demi illa ki de? kardeşim diyorum bak, insansın sende, beni isimlendirdiğin şeyleri sana geri iade ediyorum, çünkü insan olduğun için de haketmiyorsun hiçbir hakareti, diyorum ki bilimde demokrasi olmaz! o kadar adam alay etmiş bilmem ne, iyi bok yemiş, heralde alay edenlerin listesi elinde var da amma da iddialı konuşuyorsun, bunun yanında bilim dünyasında tanrıya inanan kişilerin olduğu azımsanamayacak derecededir, ama dedim bilimde demokrasi olmaz, bu sadece o kişilerin inançları ile alakalı bir durum, roger penrose yaptığı bilimsel çalışmalarından dolayı da her zaman saygıyı hakeder. ki yaptığı çalışmada herhangi bir abeslik yok...
birde sen o kısmı herhalde tam iyi anlamamışsın. ben anlatamasaydım yanlış ifade ettim derdim ama sen okuduğunu anlamamışsın, belki de okumamışsın, roger penrose'un böyle bir olasılıktan söz etmesi durumu evren için "to be or not to be" şeklinde anlatılabilinecek bir durumdur, böylesi hassas bir dengede 2 şeyden söz edilir ya evren olacak ya da olmayacak.çünkü genişleme hızından bahsediliyor, az daha az veya fazla olsa * evren kendi içine çökecek. yani ortada bir süreçten söz edilmiyor, ve tesadüfi olarak açıklanması mümkün değil. ya sonsuz ihtimaldeki içe çöküş olasılığı ya da yok ihtimalde bir düzen...
bak kardeşim diyorum, canım biraderim diyorum, o olasılıklarının hepsi diyorum, sonsuz sayıdaki bir evrende ve sonsuz evrende geçerlidir, yani eskiden iddia edildiği gibi ezeli ve ebedi bir madde, içindeki enerji ile beraber baştan beri orada olsa haklısın derdim. olabilirdi derdim. ama öyle bir durum söz konusu değil ki benim aslan kardeşim...
sana sadece şu hassas dengeden bahsetmeme izin ver, stephen hawking diyor bunları;
"elektronun elektrik yükü, proton ve elektronun kütlelerinin oranı gibipek çok temel sayı, hayatın meydana gelmesini mümkün kılmak için çok inceden inceye ayar edilmiş görünmektedir. örneğin elektronun elektrik yükü azıcık değişik olsaydı, yıldızlar ya hidrojen ve helyumu yakamayacak, ya da patlayamayacaktı, bu durumda güneş gibi bir yıldızın ışığından mahrum kalacaktık. güneş gibi bir yıldız, yakıtını bitirip süpernova şeklinde patlamazsa, ağır elementler uzaya saçılmayacak, doğal olarak da dünyamız oluşmayacaktı. şurası bir hakikat ki; bu sayıların değerleri çok güzel olsa da, bu güzelliğe bakıp hayran kalacak kimsenin olmayacağı evrenlere yol açacaktır. bu yaratılış da ilim kanunlarının seçiminde ilahi bir gayenin delili olarak görülebilir"
stephen hawking, kara delikler ve, madem bana inanmıyorsun, dünyanın sayılı derecedeki "inanmış" bilim adamlarından birisine inan. haa pardon inanmışsa bilim adamı olmuyordu demi? özür dilerim...
her karşıt görüşü de cahil cühela demekten geri kalmıyorsun, zaten senin gibi alim birisiyim demiyorum daha öğreneceğimiz çok şey var diyorum, ama ben yine de bu kadar sorgulamana saygılıyım, helal olsun *...
merak etme bir tarafımızdan da uydurmuyoruz. sen nasıl edindiysen o bilgileri bizde aynı yöntemi izliyoruz. bu kadar hakarete bu kadar kardeşim dedim kendimi mazoşist filan sanmaya başladım. gidip nick altıma düşün bunuda.
bu tartışma oldu açıkça, hatta tartışmayı da geçti bir karşılıklı hakarete dönüştü, pardon platonik bir hakaret söz konusu, sadece ben hakaret ettim af buyurun kardeşlerim.
en son durum için ise, çok şükür hala teori ve kanunun ayrımını yapabiliyoruz. oradaki ironiyi farketmezsiniz diye de altına açıklama yapma ihtiyacı hissettim. onu da okudun herhalde...
kardeşim... sevgiler saygılar... ha gitmeden şunu da diyeyim izin ver aklımda anektod olarak kalmış;
Allah inancına başvurmadan, herşeyi saf akıl ve bilimle izah uğruna çekmediği kalmayan dolaşmadığı vadi bırakmayan insanın halini robert jastrow dilinden dinle:
"aklın gücüne inanarak yaşamış bir bilim adamı içinserüven beklenmedik şekilde sona erer. o cehalet dağlarını tırmanmıştır. en yüce zirveyi fethetmek üzeredir. en son kayaya doğru kendini çeker ve tam o sırada asırlardır orada oturan bir grup ilahiyatçı onu hoş geldin diyerek karşılar..."
iyi ki böyle bilim insanlar var, var ki sonunda bir yaratıcısı olmalı deme olgunlğunu gösteriyorlar. Allah hepsinden de razı olsun.
antik yunan filozoflarının geçerliğini yitirmiş boş laflarından medet ummayan über zekalı organizmaların 1500 yıllık ayet ve hadislerle çürüteceklerini sandıkları teori. stephen hawking'in inançlı olduğunu isaptlama çabasına düşerek biyolojik evrim'in olmadığını kanıtladığını sanmak ise nasıl bir zeka ürünüdür, nasıl bir paralelliktir, mükemmel birşey yahu... *
bu laflarım muhatap kabul etmediğim ozz le granda;
bakın arkadaşlar o kadar yazımda 1 tane bile hakaretvari cümleyi geç söz kullanmadım diyorum ki fikirler gelip geçicidir fikirler tartışılır insanız düzgün olalım şurada diyorum ama size laf anlatmak çok zor. yine de ikimizi ayıran bu hakareti devam ettirme derdim de yok, hakaretleriniz sizlere kalsın.
kur'an ile alelade bir filozofun ayrımını yapamayan sen isen başkaları yapıyordur onlar için bile yazdım en azından sen gözardı etsen de olur.
bak diyorum burada bir fikir tartışılıyor hakaretvari cümlelerinizi birdaha burada yazmayın. sizden ricam o.
ondan sonra stephen hawking'den alıntılarım evrimi çürütmek için değil, sadece hassas bir dengenin olduğunu ve ne kadar hassas olduğuna dikkat çekmek içindi. evrim ile alakası yok. daha nasıl diyeyim. sana kitabından alıntı yaptım sonra da:
"evrim bak yokmuş mu dedim?", hayır zaten öyle bir derdim yok benim derdim evrim gibi basit bir teori ile değil. benim derdim Allah inancı burada. o çıkarımı nasıl yaptın helal olsun vallaha...
stephen hawking'in fizik ile uğraştığını biliyoruz. evrim ile alakasını ben kuramadım, sen nasıl kurdun? bir anlam veremedim hacım. neyse kendimi tam iyi ifade edemedim galiba, kusurumuza bakma...
bilimsel bir teori, biyolojiden fazlası ile alakalı.
bilgi seviyesi ve yazı yazmadaki seviyesizliği ile kendini düşürmeye bayılan birine bu sözler, muhatap kabul etmeme sebebimi üstteki entryleri okuyan görür ve kahkahalarla gülebilir, neyse.
bana göre alelade bir arabın yazdığı kur'an ile senin alelade dediğin önemli bir filozof arasında ne fark olduğunu senden çok daha iyi bildiğimiz ortada. ama sen bunun ayrımını yapamayacak durumdaysan, kendi inancına herkesin mürmet etmesi için yazılar yazıp, başkalarının fikirlerini alelade bulabilecek kadar seviyesizsen birşey demek boş.
bir düşünün, stephen hawking'in yani bir bilimadamının evren hakkındaki sözlerini "evrim" başlığı altında allah inancını ispatlamak için copy paste eden birinden bahsediyoruz. sonra millet mesaj atıp söyleniyor neden tartışıyorsun kim lan bu diye. aslında haklılar, standart imam hatipli bilgi düzeyinden bir adım öteye gidemeyen birine bilimsel teoriden bahset, o da kendini "teoriden yasaya gidilir" gibi çocukların güleceği şeylerle ve seviyeyle seviyesizlikle savunsun.
neyse bundan sonra cevabı haketmeyenlere yazmayı bırakıyorum. okuyun üfleyin iyi gelir bu sıcakta.
tanım: evrim teorisi ispatı gerçekleşmiş bir bilimsel teoridir.
tanım: teori. hatta duyup duyabileceğimü ispatı gerçekleşti delüzyonuna sarılan ama nedense bir türlü varsayımlardan öte örnek verilemeyen bir tür boka sarmışlık.
aslında her yeni teoriye öcüü diye saldıran bir güruhtan hayır o olmaz evrim var denilen bir tür zihniyetten, taparcasına bağlandıkları bu saçmasapan teoriden medet ummaları şaşılacak bir mevzu değil. ezbere konuşan mahlukattan daha ne beklenebilir ki?
yazı yazmadaki seviyesizliği bu zamana kadar ettiğiniz hakaretler ile bağdaştırdım ve iade ettim size.
cehalet seviyesinin doruklarında olan bu insanlar için ne denebilir ki? lafı çarpıtmanın doruklarında orgazm olan bir kişiden müsamaha ve hoşgörü beklemek ne derece doğrudur? yazdığım entrylerde tek bir kere bile hakaret etmemiş iken aynı muameleyi görmeyi beklemek, sadece insan olandan beklemek galiba.
teori yasa konusunun da bokunu çıkarmış bir zihniyetten daha ne beklenir ki. öyle bir dedin ki dedim yasalaştırdın neredeyse? hiyerarşik düzen ifade etmek istemedim. ama tamam teori yasa aynı şeyler dediğim halüsinasyonuna kapılan bu beyinsizlerle daha fazla tartışmaya girmek vakit kaybı.
entrylerini yazarken orgazm olduğunu düşündüğüm ozz le grand denilen şahs-ı muhterem gitsin bakalım bu başlık altındaki ilk entry mi okusun? ben en başından beri farklı birşey iddia etmedim. en baştan beri big bang dedim, evren dedim.. farklı bişey söylemedim ki?
bu da son noktası olan birisine denecek bir şey: ispatlanmış ha? ispatladığın şey bilmem kaç milyon öncesine dayalı bir çeneden hayali rekonstrüksyonlar üreterek yapılan şeylere ispat diyorsan. bende bir tarafımla gülerim ancak...
discovery channel ya da national geographic gibi dünyanın en saygın belgesel kanallarında ağırlıklı olarak işlenen bir mevzu olmasına rağmen ülkemizde benimsenemeyen teoridir. zaten bakireler, içkiler, bağlar, bahçeler, ipek elbiseler, bitmez zevkler vaat eden bir dinin hüküm sürdüğü coğrafyada kim takar discovery channel'ı, national geographic'i!?
herifçioğulları sevap-günah dengesini tutturamamışken ne sayıklıyorum ben? ayıp bana. elbet evrim'e saldıracaklar ki tanrılarından katmerli bir aferin kapabilsinler. şimdi anladınız mı ipini koparanın neden bu başlık altında toplaştığını? adamlar evrim'i çürüttükçe sevap puan kazanıyor, öteki dünyaya yatırım yapıyorlar.
bilimselliği kendinden menkûllerin götü kancalı balık zokasıyla evrim'i çürütebilmesi de hep aynı sebebin meyvesi azizim. herifler az daha zorlasa stephen hawking'i müslüman, roger penrose'u peygamber ilan edecekler. keza neil armstrong ile kaptan kusto'nun başına gelenler malûmunuz. e bilgi kirliliğinden mütevellit zihin zehirlenmesi yaşamayı ödev bellersek olacağı budur.
aslına bakarsak din ile evrim barışabilir; fakat insanoğlunu maymun soyundan saymazsak! asıl kızılıp da kızan yerlere buz sokmaya engel konu budur işte. illâ araya âdem ile havva girmeli, eşref-i mahlûkattan aşağıya inmemeliyiz. hahayt, böyle derken aklıma geldi. vakt-i zamanında türlerin kökeni'ni okuyan bir ingiliz asilzadesi, maymun ailesine dâhil olduğumuzu öğrendiğinde önce bayılmış, sonra bir müddet şokta kalmış. bunlarınki de o hesap; hayvanların birbirinden türeyişini neyse de, insanların hayvanlardan türemesini kaldıramıyorlar.
ah ah! takva güdümlü yaratılışçıların evrim'e yüklenmelerindeki amaç buyken, bizlerin evrim'i anlatmadaki ısrarkâr doğamızı hâlâ çözebilmiş değilim. herifler ne idüğü belirsiz sitelerden araklanmış yazınlarla bizleri muhatap ediyor da gıkımızı çıkartmadan abdallar gibi cevap yetiştiriyoruz. zihnimizde az biraz serinlik mi var bilmem(?)
hey şakirt! düşünüyorum da keşke allahınız kuran'ın bir yerine "sembolik mânâda yazılmıştır" gibisinden bir not iliştirseydi. çünkü izafiyet keşfedilene kadar kuran'a inanmış milyonlarca insanın dünyanın altı günde oluştuğunu sanarak hakkın rahmetini kavuştuğunu düşünmek ne elem verici. sence de öyle değil mi?
bilirim, böyle şeylere çok üzülürsün. onun için konuyu değiştireyim. mesela bana, "what the bleep down the rabbit hole" adlı yapımı tavsiye edişine değdireyim. söyle kuzum, cehaletimize tanrı adını vermeye yer bulmak için el âlemin izletisine yüz sürmeme ne gerek var? böyle bir ihtiyaç içinde kıvranıyor olsam "yerli malı yurdun malı" der, harun yahya belgesellerine sararım. ne var ki cehaletimize tanrı adını vermenin düşünce tembelliğinden başka bir şey olmadığını iyi biliyorum çok şükür, bin rüküş. hakeza câbir bin hayyan'ın atom fikrine yaptığı atfın kendisinden yüzlerce yıl evvel yaşamış yunanlı feylesoflardan aşırma olduğunu da iyi biliyorum. fakat arak ve aşırma işlerinden anladığını bildiğimden detaya girmiyorum dijitalim müminim. çok merak edersen kütüphaneler seni bekliyor olacak...
bizim oralarda "çok konuşan bok konuşur" derler. sayende atasözlerimizi de üzerinde tatbik fırsatı buluyorum. ne kadar teşekkür etsem azdır şahsına. bunu nereden mi çıkarttım? "faydalı mutasyon yoktur" dedikten sonra, "faydası varsa sen say" demenden çıkarttım. sayayım. şu an altı el parmağın olsaydı benimle yüzde 20 daha hızlı yazışabilir, zamandan tasarruf ederdin. lâkin aldığım duyumlara göre el parmakların yerine, on iki parmak bağırsağın çalışıyormuş. ye, iç, sıç misali. kişisel tercihin tabiî, karışamam...
evet, bilim dünyasında tanrıya inananların sayısı azımsanamayacak seviyededir. hatta öyle ki, evrim teorisi'nin türkiye'den sonra en az rağbet gördüğü abd'nin ulusal bilimler akademisi'nde bile yüzde 7 oranında kalabilmiştir. âlemsin ya rabbel âlemin!
ayrıca yiğidi öldürmek ama hakkını yememek lâzım. roger penrose'un çalışmalarıyla bilim dünyasına kattıkları takdire şayandır doğrusu. zaten alay konusu olan çalışmaları değil, çalışmalarını yorumlayışıdır. kaldı ki kendisi "kralın yeni usu" adlı kitabında evrim teorisi'ni övmekten daha fazlasını yapmamıştır. dileyen başıbozuk sitelerden araklanmış kontekst dışı lâflarla besleneceğine, bahse konu kitabını okur. buna bağlı olarak stephen hawking de "kara delikler ve bebek evrenler" adlı kitabının, bahsettiğin 163. sayfasını da kapsayan "ıssız ada diskleri: bir söyleşi" bölümünün hiçbir yerinde alıntıladığın şeylerden bahsetmemiştir. hatta kitabın karşılıklı söyleşi şeklinde geçen ilgili bölümünde şu konuşmaya yer veriliyor:
sue: "fakat eğer tanrının var olmaması mümkün ise, bilimin ötesindeki her şeyi, insanların sende, hatta kendi esin verdiğin şeylerde sahip oldukları sevgi ve bağlılığı nasıl açıklarsın?"
stephen: "sevgi, bağlılık ve ahlâk fizikten farklı bir kategoriye aittirler. fizik yasalarından insanın nasıl davranacağı çıkarılamaz. fakat fizik ve matematiğin ilgili olduğu mantıksal düşüncenin kişiye ahlâkî davranışında da yol göstereceği umut edilebilir."
sue: "ancak kanımca pek çok insan senin tanrıyı reddettiğini düşünüyor. bunu inkâr ediyor musun peki?"
stephen: "çalışmalarımın tüm gösterdiği, evrenin başlangıcının tanrının şahsî anlık bir isteği olduğunu söylemek zorunda olmadığımızdır."
şu noktada sözü hawking'e dayamışken onunla devam edeyim ve sonrasında birkaç satır daha karalayıp bitireyim istiyorum. bakalım hawking'in kendisi evrenin bu ücra köşesindeki yaşamımız hakkında ne diyor:
"dünyanın varlığını ve yaşamın oluşumunu mümkün kılan özellikler, doğanın 'sözüm ona' değişmezleri arasındaki ince dengeye bağlıdır. eğer birazcık farklı olsalardı ya dünya gibi bir gezegen olmazdı ya da yaşam için gerekli kimyasal süreçler meydana gelmezdi. kişi, bunu ilahî bir yaratıcının kanıtı olarak görebilir. fakat multiverse olarak bilinen alternatif bir açıklaması daha vardır. bu teoriye göre birçok olası evren bulunmaktadır. yalnızca az sayıdaki yaşama uygun evrenlerdeki zeki varlıklar oluşup, 'evren niye böylesine incelikli tasarlanmış' diye sorabilir."
kaynak:
her neyse, umuyorum ki bu satırları okumana vesile sözlüğün formatını daha fazla hiçe saymaz da sağdan soldan araklanmış yanlış bilgilere dayalı yazarlık macerasından vazgeçersin. hatta yerinde olsam sözlüğe bir daha adım atmaya yüzüm olmazdı ama o da evrensel terbiye işi tabiî...
evrim: teori, ama mal bir teori. ispatlanamamıştır.
dumlucum, teşekkürler ama tartışmayı kapattım artık. dediklerim ile alakası olmayan cümleler kuran kişiler var özelden de yazışabiliriz sorun değil.
1- hawking'in kitabından alıntım. bilemem gerisini belki baskısı eskidir. ama bende böyle yazıyor. sorun hawking in o dediklerimi deyip dememesi. kitabın kaçıncı sayfası olduğu değil kardeşim.
2- bak kardeşim, çok sağolasın pek hakaret etmemişsin, ama şunu belirteyim sana hawking'in iddia ettiği ama daha ispatlayamadığı olası evrenler daha ortaya çıkmamıştır. bu bağlamda o iş daha belirsiz...
3- 6 parmağı kendine uygun gördü isen ne ala keza ben bu halimden memnunum kuzum.
nedense artık bilim dünyası "tanrı yoktur" diyememeye ve "tanrıya gerek yok" demeye başladı? bu bir gelişme midir? evet.
neyse artık tartışmayı fazla uzatmıyacağım sadece sana saygımdan dolayı cevap yazdım. harbi ciddiyim. nick altıma da not düşmüşsün sağolasın.
evrime teori olması teori kalması mukabilinde göttür anca o kadar işte diyerek, örnek olarak kuantum fiziğini araya serpiştirilerek farklı yönlere çekilen bir teori evrim.
ama hala o bait çeviri yanlışı üzerinden konuşuluyor.
evrim teorisi değil, evrimin teorisi. evrim var. bu teori nasıl olduğunu anlatmak istiyor, tanrının bu işlerde rolü nedir ne değildir onu sorgulamıyor,
yani barıştırma özelmindeki bir yaratılış teorisyeni araya bilinçl, tasarım ile barışalım yahu diye atılabilir. yani tanrı var herşeyi yarattı sonra evrim mekanizmasını da kurup tatile çıktı diyebilir.
ama bu hala bizim o mekanizmanın nasıl çalıştığını araştırmamıza engel olmazdı. çünkü tanrı yaptı deyip çıkılmıyor işin içinden, nasıl olduğu çözülmek isteniyor.
ama barışalım taraflı bilinçli tasarımcıların iddiası ile tanrı var evrimi de oyarattı hadi geidelim kapatın kepenki diye bir şey yok olmayacak da.
tanrının var olmadığı konusu zaten felsefi bir konu, dinsel bir konu da değil çünkü zaten dinlere göre kendisi var, bu konunun yani evrim teorisinin tanrını varlığıyokluğuna göre ikame edilmeye çalıştıran zaten allahlılar.
yani binlerce insan bir şekilde bir araştırma peşinde, bunun yanıtı kısaca tanrı var demek ki evrim yok olamaz.
olsaydı tam tersi de doğru olurdu diye düşünecek olanlar da yine allahlılar olurdu çünkü tanrı yok diyen ile evrim var diyen her zaman aynı anda aynı kişi olmayabiliyor, birisi diğerinin bonusu değil.
yani bir allahlı evrime bir kaç kanıt daha bulundu aa tanrı yokmuş demesi gerekiyor kurduğu mantık ile ama aslında gerek yok çünkü evrimin öyle bir iddiası yok.
yani allahınıza bir şans daha tanıyın, hemen vazgeçmeyin.
bilim dünyasının tanrıya gerek yok demesi, düşünen bir insanın iddiasıdır yaptığı bilimsel işle ilgili bir şey değildir kısaca.
olası evrenler matematiksel olarak ispatlanmış durumda. tanrı değil.
hepsinin ötesinde oratada büyük bir kavram karmaşası yaratılarak evrimin teorisi üzerinde spekule bilgiler ediliyor olması sorun, yani evrim ile kuantum, hawking vsnin pek ilgisi yok gibi.
hem madem bilimadamları tanrıya gerek yok diyerek geri adım atıyorlar o zaman, vatikanın da darwinden özür dilemesini de ne olarak ele alalım? vatikan onlar herristiyan dinleri çarpıtıldı olarak mı?
bu başlık altında yazılan şeylerin hepsi, evrim tarafı da karşı taraf da ama özellikle karşı taraf tamamen neoevangelist hristiyan varoluşçu yazıtlarından ve iddialarından çeviriler iken vatikanın özrünü kaale almayacak mıyız ?
ama madem ki barışma imkanı yok o zaman yazmakta sakınca yok; evrim her yerde vardır ve biz buna değişim deriz. azala azala sıfıra gitmek deriz.
bundan 3000 yıl önce hübel vardı bu topraklarda, binlerce insan ona inandı başkalarını ona innamıyorlar diye kestiler, ama zaten o hübel kibele değil miydi çok önceden zaten hem de kadın olarak? hititin hübele döndü dolaştı geldi biraz da sümerin şadayı ile suriyedeki dağın tanrısı el-ialh olmadı mı oldu o da muhammed sayesinde allah yapılmadı mı? tüm tanrılar zamanla azaltılıp bire eşitlenir iken bunun sonunun bir gün 0 olduğunu olacağını görmektir, bilinçli tasarım ile evrim var ama tanrı yaptı onu da demek.
gerileye gerileye şurda nerden baksan yüzyıllık ömrü kalmış tek tanrılı dinlerin güneşi batarken son bir çıkıştır.
bilinçi tasarım yok. tanrı da yok. ama bu ikisi yok olduğu için de kimse evrim kesin var demiyor
ikisi apayrı şeyler. evrim tanrının yokluğu ön kabulü ile araştırılan bir şey değil. bunu anlayınız rica ediyorum.
çünkü eğer tanrı var ve evrim sırf bu sebepten yok diyor iseniz; tam tersi de doğrudur ve o zaman evrime dair kanıtlar sunmaktan daha kolay tanrının var olmadığını anlayabilmek. eğer evrimin kanıtı tanrnın yok olması ise, tanrı zaten yok. işi buraya getiren sizlersiniz unutmadan, yoksa tek tek bakın bakalım bu başlık altında evrimi savunanlardan kaç tanesi bu başlık altında tanrı yoktur evrim vardır yazmış, kaç tane evrim karşıtı tanrı vardır evrim yoktur yazmış.
yani hiç bir evrim taraftarı tanrı yok yazmayacak ama sen ısrarla tanrının varlığı ön kabulü ile evrim tartışmaya çalışıp sonra da evrime inananların tamamı ateist diyip çıkacaksın işin içinden.
ben bunun bir islamcı ergonomisi olduğundan eminim.
yoksa, "tanrı zar atmaz " demiş olsa da einstein; birisi ben çamura su katıp üfledim sen oldun diyor ise, o adama o zarı attırırlar.
evrim teorisi materyalist felsefedeki kişiler adına kullanılmakta mıdır? cevabı hayır olacak bir kişi bile olduğunu sanmıyorum. bu bariz birşey.
güzel bir felsefe yapmışsın jack. teşekkür ederim dostum. haklısın aslında bu başlık uygun bir başlık değildi ama benim dediğim eğer fizikte veya bilimin bir başka dalında tanrı'nın varlığına ilişkin olumlu şüpheler varsa; ki var. bunu herkes duysun diye de söylüyorum; evet copy paste yapıyorum, bir önceki entrymden.
"elektronun elektrik yükü, proton ve elektronun kütlelerinin oranı gibipek çok temel sayı, hayatın meydana gelmesini mümkün kılmak için çok inceden inceye ayar edilmiş görünmektedir. örneğin elektronun elektrik yükü azıcık değişik olsaydı, yıldızlar ya hidrojen ve helyumu yakamayacak, ya da patlayamayacaktı, bu durumda güneş gibi bir yıldızın ışığından mahrum kalacaktık. güneş gibi bir yıldız, yakıtını bitirip süpernova şeklinde patlamazsa, ağır elementler uzaya saçılmayacak, doğal olarak da dünyamız oluşmayacaktı. şurası bir hakikat ki; bu sayıların değerleri çok güzel olsa da, bu güzelliğe bakıp hayran kalacak kimsenin olmayacağı evrenlere yol açacaktır. bu yaratılış da ilim kanunlarının seçiminde ilahi bir gayenin delili olarak görülebilir"
bunu okudun inşallah. doğru diyorsun s. hawking'in bu işle alakası yok. kuantumun da alakası yok. ama bu bilim denilen şey hepsi birbirinden bağımsız şeyler mi?
biyolojideki aşırıya kaçan varsayım ve falcılığı andıran "evet, şayet,"lerin ve tahminlerin bir delil olarak sunulduğunu bize bilim diye getirenler ile,
fizik veya astronomideki buluşlar (ki; kuantum fiziğinin "tesadüf" leri ortadan kaldıran bir keşfi için (bkz: entanglement)) dolaşıklılık vs bunlar ile ters düşüyorsa da biz yolumuza devam mı edeceğiz? jack'in tabiriyle kepenkleri kapatıp gidecek miyiz?
thebountyhunter'ı mütemadiyen okurum, ama şuı bir kaç gündür ne yazdığını yazmak istediğini anlamıyorum, entanglement bir keşiftir diyip geçiyor, ama bu keşfin neyi nedir yazmıyor oysa teori bile değil ki teori bile olamayan bir şeyi araya ittirip evrim teorisini çürüttüm diyor, ben anlamıyorum, ikili bir sistem de ilk gelen düz ise demek ki yamuk değil demenin ve bunu anlamanın bilişim sistemlerinde kullanılacak olduğunu neredeyse yüzyıldır biliyorum ve bu bilgim hiç bir zaman beni acaba evrimle ilgisi ne diye bir yöne çekmedi çünkü cidden alakası yok.
tamam anlıyorum entanglement'in bilişim ayağında fiberkablo da iletişim şifrelenmesi için ederi ve değeri bundan 5 yıl önce okuduğumda beni de çok heyecanlandırdı ama evrimle ilgi ne?
anlamadığınız bir şey var; evrim tesadüfe izin vermiyor zaten. yani her bokun teadüfen oluştuğunu iddia etmiyor, ben de etmiyorum zaten tesadüfe bağlamamak için de evrim diye bir mekanizmanın varlığına inanıyorum. bu mekanizmadaki matematiksel hesapları gören sizler oha tesadüf diyorsununz.
tanrının hazırlıksız olarak bir gün yaratmak isteyip yaratmasından ve hiç yanlışsızlığından bahsediyorsunuz asıl tesadüf bu.
herşeyi bilen bir tanrı kendi varoluşunun şafağında, kendisinin de neler yapacağını önceden biliyor ise o zaman kendi kendinin tutsağıdır. bunun böyle olması bile kafalarınızın alamayacağı kadar büyük bir soru iken tutup oldu bitti maşallah hadi kapatın dükkanı dememi bekliyorsunuz demeyeceğim.
kuantum fiziğinin varlığı ile evrim teorisinin yokluğu mu ispatlanacak onu anlamıyorum? kuantum fiziği tanrı mı?
materyalizmin nesi kötü? en büyük materyalist tanrı değil mi sizin iddianıza göre ex nihilo yaparak? ne ihtiyacı var mışda yaratmış? materyalistlerin hepsinin evrimi savunması aynı zamanda da tanrı yok demeleri, bunların hepsinin bir tanesini yıktığınıza yıkılacak olduğu anlamına geliyor mu sanıyorsunuz? en azından materyalizm kendisini yazıldığı günden beri sürekli doğrulamış bir olgu.
ama hadi evrim yok o zaman, materyalizm yalan, tanrı var, ateistler salak, bu noktaya mı geleceğiz sanılıyorsun onu da bilmiyorum.
dediğim gibi konu bu değil; konunun ne olduğunun ucunu kaçırdım zaten. konu evrim teorisi, bigbang tartışıyoruz ya da kuantum fiziği her ikisi de teori ama ikisinden bir şey yakalayıp evrim teorisine karşı arguman olarak dayıyorsunuz yahu onlar teori iken işine yarıyorsa neden bu tu kaka?
neyse sıkıldım. kendi başına rastgele tuşlara basıp kitap yazamayan bir maymundan bahsediyorsunuz olmaz diyorsunuz, tanrının özene bezene yarattığı insanı o ormana koyunca 3 günde maymuna maymun oluyor en iyi ihtimalle ölüyor en kötü ihtimalle ölüsünü dirisini sikiyorlar, hadi maymun klavye kullanamıyor da senin kuruğun bile yok ormanda sıfırsın onun yaptığını da sen yapamıyorsun ama lafa gelince bir hamlet yazamadı pezevenk diyorsun, hamlet barem ise kaçımız yazmayı bildiğimiz halde hamlet yazabiliyoruz onun da tesadüfünü açıklayalım.
bunlar hep ad hominem. evrim teorisinin biyoloji ile değil kimya ile ilgisi vardır. bunu bile bilmiyorsunuz. yaşam nasıl başladı diye sorup soruyu evrimcilere atıyorsunuz, tanrı bile yaratmış olsa ne küçük molekülden oluşmuş olacak ki bu tamamen kimya, "tamamen kimya". ama sorunuzun muhatabı nedense biyolog.
sanıyorsunuz ki darwin oturdu dediki aga biz maymundan geldik ve tüm herkes sadece bunu i,spatlamaya çalışıyor. hayır öyle değil.
bunu iddia eden sadece buna karşılık verecek kadar okuduğunu anlayabilen harun yahya ve sizlersiniz.
bugün teorinin geldiği noktada; aslında insan vücudunun ya da herhangi bir canlının bitki ya da hayvan; bunların hepsinin,
gen olarak tanımlanan kararlı molekul yığınlarını korumak ve devamlılığını sağlamak üzere geliştirilmiş makineler olduğunu iddia eden de var.
yani genler kendilerini diğer kimyasal atraksiyonlardan korumak için tutup kendilerine bir duvar yapıyor yetmiyor ortak yaşama geçiyor yetmiyor balık oluyor yetmiyor insana kadar gelip en sonunda zekayı buluyor. bu da elbette teori. araştıranı var, nerede senin maymunun? yok çünkü kimse artık maymundan geldik demiyor.
nerede biyoloji? yok. çünkü kimse artık evrimi sadece biyologlara atmıyor. tamamı kimya gördüğün gibi. kararlı moleküllerin savaşı. (bkz: memetics)
ama tutup yine ne kolay vuracağınıza inandığınız; tesadüf ve oalsılığa geliyorsunuz.
evrim bir süreç. tekrar tekrar yazdım. evrim bir süreç.
herhangi bir olasılığın olma anı değil. koskoca evrimi basit bir olasılık hesabına indirgeip oradan saldırmanın mutluluğunu tahmin edebiliyorum ama bu mantıksız. öyle bir idda yok çünkü ortada.
yani insan 100milyar trilyonda 1 ihtimali olan bir yaratıktır dediğiniz de siz milyonlarca yıllık bir süreçten bahsediyorsunuz. oysa ilerleme kümülatif. yani anlayabileceğiniz şekilde söylemek gerekirse;
taa ilk atamızdan, sadece 1/10 ihtimalli bir değişiklik de ve sonraki milyarca atanın her birince 1/10 değişiklik ile gelip sonunda 100milyar trilyonda 1 ihtimalli insana ulaşıyorsun ama tutup ezeli ve ebedi bir tanrıya inanan sen, bu sürecin milyon yıllara dayandığını çözemiyorsun. bir genin değişip hop insan çıkmasını bekliyorsun. bunu iddia eden sensin. ex nihilo var tenrı hepsini yaptı diyip, aslında evrimin de ortaya bir saniye içinde insan olmuş bir balık bulmasını bekliyorsun. yoksa inanmam diyorsun. biz de diyoruz ki o olmaz, çünkü öyle bir şey yok. sen de madem tanrı yerine koydun evrim teorisi tanrı yapabiliyor sende yap diyorsun. evrim algın bu kadar çünkü.
evrimi tanrı yerine koyan sensin, yada koyduğumuzu düşünen. ben hiç evrim yarattı bunları demiyorum. sen eğer tanrı yok ve karşısına onu ikame edecek olarak evrim var diyorsan o zaman o yaratmıştır benim tanrım zup diye yapmış seninkinin de zup diye yaptığını kanıtla diyorsan. hangimizin tanrısı daha iyi diye bakalım diyorsun. aramızdaki tartışmanın sınırını bu şekilde çiziyorsun. ama ben sadece kendi adıma ben, diyorum ki evrim teorisi tanrı vara giderse o zaman evrime de inanmam çünkü tanrı yok.
aramızda hukuka istinaden siktir git bi ya demiyorum başkası olsa çoktan demiştim.
yani evrimin insan evriminin birikimli olarak ilerldiğini öyle bir kere de tek hücreliden insan olmaycağını söylüyorum. olmaz diyorsun ama şu anda yazdığımız herşey birikimli olarak ilerlemiş bize kadar gelmiş. entanglement yazarken bile mağara adamı bilginle konuşmuyorsun, 650 yılı arap bilgisi ile konuşmuyorsun ama birikimli genetik manipulasyona da inanmıyorsun. ilginç.
yani söylediğniz basitçe şu; evreni bilmiyoruz, kuantum mu çözemedik, yerçekimi neden var bilmiyoruz, insan neden var bilmiyoruz demek ki darwin yalancı bir şerefsizdi diyorsunuz. bunları marx hegel engels de yazmıştı deyince, adamın üzerinden 200 yıl geçmiş elinin altında internet var zap diye yanıt bulabiliyorsun ama sonuçta gidip 600 yılı seviyesine indirgemeyi de biliyorsun herşeyi. engels de bunu anlatıyordu dediğinde materyalistti demen de cabası.
en komiği de şu;
"dünyadaki milyarlarca canlı var; bu türlerin hepsi nasıl oldu da sadece tek bir canlıdan türedi. bunu açıklayın hadi." demek.
yahu gözünüzü seveyim, zaten evrim teorisi dediğin bu sorunun sorulması. aynı soruyu sorup da teori çürütmek de çok ilginç.
hayır jack sabahtan beri bir tarafımı yırtarak anlatmaya çalıştığım şey şu!..
eğer evrim sadece "kendi iddiasına göre" bir şey savunuyorsa; ki bu ilk canlı, kendini kopyalayabilen molekülden başlayıp şu ana kadarki süreci kapsıyor. bende diyorum ki iddia ettiği random mutasyonları tamamen tesadüfe bağlıyorsa * bu tesadüfün olamayacağı gösterilse de bir fayda etmiyor. neden etmiyor?
asıl soruma döneyim, kimya olsun biyoloji olsun, isterse astronomi olsun anasını satayım! bunun burada bir önemi var mı? benim dediğim diğer bilim dalları ile çelişiyorsa bunu kabul etmeye devammı edeceğiz?
tesadüfen oldu demiyorsun ama herkes tesadüf ve olasılıklardan söz ediyor? bahsettikleri bu tesadüf olmaz olamaz deniyor ama. daha bilim kendi kendine bir hücrenin oluşumunu açıklayamadı. ki bunu tamamen şansa ve tesadüflere bırakıyor.
sağolasın diyeceğini demiş gibi oldun.
siz diyorsunuz ki: "aman nasıl olmuşsa olmuştur? biz sonrasına bakarız..." nasıl bir mantıkdır bu. boşvermişlik değil de nedir abi... entanglement'ı bu akşam görürsün. herşeyi de burada yazmamı bekleme. zaten big bang, s. hawking dedik diye neredeyse çaylak olacağız. daha beter kuantumu da sokmayalım işin içine...