mutefekkir
-22 (nihilist)
on ikinci nesil yazar 7 takipçi 21.71 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    boşnak turşusu

    1.
  1. Akıldan yana nasipsiz, pelte gibi adamlar için kullanılan bir yakıştırma.
    0 ...
  2. cifeler

    1.
  3. (...) Hayatları boyunca ittihatçı, itilafçı. Türkçü, Komünist, Nazi, Liberal, Halk Partili ve nihayet Demokrat Partiden yana bu kiralık vicdan köşeleri, lağım farelerinin bile sürünmekten korkacağı cîfelerdir. Bunlar, Talât Paşa sadrazam iken ittihatçı, Ferit Paşa gelince itilafçı, Ziya Gökalp fazilet dağıtırken Türkçü, Nâzım Hikmet orijinal kabul edilirken Komünist, (Von Papen) para saçarken Nazi, Amerikan yardımı başladıktan sonra Liberal, inönü devrinde Halk Partili ve Adnan Menderes çığırı açılır açılmaz da Demokrat Partiden yanadırlar. Bunların suratına, Talat Paşa da, Ferit Paşa da, Ziya Gökalp bey de, Stalin yoldaş da, (Von Papen) ağa da, Sam Amca da, ismet efendi de, Adnan Menderes de müştereken ve müttehiden tükürse revadır. Mesleksiz ve mezhepsiz, meslek ve mezhep istismarcısı cîfelerin hakkı budur.

    Fakat ne akıl ermez tecellidir ki, bütün bunlar, bütün bu ağalar tarafından ayrı ayrı kayırılmış; ve yarın Halk Partisi tekrar iktidara gelecek olursa, şimdiden kendilerine rücuu ve hattâ kendilerince kabulü şüphesiz görmüş ve hatta bu görüşlerinde hiç aldanmamış bir nasibe maliktirler.

    n.f.k, başmakalelerim 1
    “kiralık pansiyon odaları şeklinde vicdanlar ve biz.”
    0 ...
  4. bürokrasi işgali

    1.
  5. DERi DEĞiŞTiREN YILAN

    Sefil ve zelil yılan, deri değiştirdi. Günümüzde “padişahım çok yaşa” imgesinden insanlar, “senden büyük Allah var” diyememe aptallığına kapılmış.

    Bir örnekle Ergenekon dönemi basın-medya kuruluşlarında çıkan bir takım kâhin (!) ayak takımı, beyin sulama faaliyetinin müsebbibinin kendilerinin tasfiyesi olacağını düşünmediler...

    15 Temmuz'u sadece «Fethullahçıları tasfiye» olarak okumak, “eski AKP'li” yaftası ile «ben geliştim!» yaftalı parti pezevengi ve gevişçisinden politika dersi almakla eş değer. Mevzu, tamamen BOP projesinin gelişimi ve gerçekliği (!) için bürokrasi işgali! Yediği kaba tükürmeye alışık BOP ekibi, ustasını geçip-ayağının altında çiğnemiş... ikinci Dünya Harbi'nde Soyvet Rusya'nın postallarının duyulduğu Nazi Almanyası'nda halkın “o postallar bize ait!” narası ile karşılaşması misali ile ruh ve mana köklerimize BOP'u işleme çalışması yürüten bir AKP var karşımızda... CHP ihtimali ile göz önüne alındığında, «küfrünün açık» olduğunu bildiğiniz bir mesele üzerinde müstefid olmanıza pek sevinmez, teessüf edersiniz. Ama mevzu meselenin sahtesi olunca...

    Neyse, mesele bu değil!..

    Bürokrasi işgali bahsinden bu yana günümüzde politikada 17-25 Aralık şuuru var. Ambargo ihlalinin derisi değişti, aklanan paraların cinsi değişti... Giden yardımların ismi değişti vesaire. *Adımlar* dergisi harici, mücerret manada Amerika savaşçısı olan ŞARA'ya «aydınlık savaşçısı» pohpohu var özellikle... Reza'da böyleydi. Mutlak nisbette haltları zatından büyük, çoğu yiyici ve fildişi kule sahibinin “iş adamı” kılıfına sığındığı bir ülkede, bugünde o kılıfı masumane aydınlık savaşçısı (!) Şara için kullanıyorlar. Maddi hırsızlığın yerini küfrü gizli bir imân hırsızlığı aldı...

    ilm-i siyasetin tek vasıtasını «takiyye» zanneden, takiyye ile dahi lisans alamayan bağımsız ahmakların; hileli seçimi iyi bilen aptalların “bir gece ansızın gelebiliriz” tiyatrosunu Suriye'de üstlendikten sonrasında ne değişti?... Şam orada! Irak'taki çığlıklar hala kulaklarda! Zamanında MiT tırları ile taşımak üzere oldukları yardımı, kılçık misali cemaat üzerine yıkıp bir de -sıfırlamayı unuttukları paralarla- Bosphorus ile Sabah ve ATV gibi avanelerle salyalarını saçtılar.

    Denizde köpüren su ve hiddetlenen dalga, fırtına habercisi...

    Şimdi selefilerin oturduğu koltuğa minder olan iktidar, günümüz ideolocyasında iBDA'yı da Büyük Doğu'dan kılçık misali ayıklamak ve düşene tekme vurma peşinde. Cihad şuurunu «vatan, millet, sakarya» edebiyatı yaparak iNTiHAR BOMBACILIĞINA indirgemekte. «Üstad» yalakalığı ve mülahaza adlı tekerleme silsilesinde, kendi fikri ve zikri olan saltanatı, mücerret fikre de tatbik peşinde. istikbal iSLAMINDIR fikri ile şuuru tatbik eden iBDA'ya karşı “iSLAM'ın istikbali Amerika'da” fikrini politikada bir *siyasi hamle* olarak yutturdu.

    “Yeni Dünya Düzeni” saçmalığından sonra iktidarını “ılımlı islam” olarak kutlayan Amerika'nın ve Abrahamovitz'in planı olan Erdoğan, pusulasını ona ve avanelerine çevirmiştir. -Cemaat-AKP çatışmasından sonra Abrahamovitz'te cemaati suçlamıştı... Hikmet!- Bugünün dünyasında ise patlamaya hazır barut misali, «ben geliştim selefileri»ni Amerika, planına dahil ediyor. Şara'nın velinimet addedilmesi de bundan! Kumandan'ın tabiri ile “hela taşı yalayan” islamcılar başta olmak üzere «süper devlet» palavrasını yerle yeksan eden Ladin'in etkisini, şuurunu silme ve bunu da selefilere yapma politikası... BOP şuur ve zihniyetinin amacı bu!

    Mücerret fikri, politikanın or.spusu yapma amacı taşıyan zat, gevezeliğe ve BOP pohpohuna dursun... Dünyayı beşe mahkum edip, «Dünya beşten büyüktür» masalına rağmen; Çağ, iBDA çağıdır, Ümmet, beşten büyüktür!
    1 ...
  6. şara haindir hain kalacak

    1.
  7. 06.10.2025, adımlar dergisi

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2447781/+

    --spoiler--
    Islamic World News Agency’ye göre, bir zamanlar başına 10 milyon dolar ödül konan Colani’nin Petraeus’un yanında oturması, muhaliflerin gözünde onun ihanetinin ve Batı’ya bağlılığının en çarpıcı kanıtı oldu. Suriye’deki Sünniler, Colani-Petraeus görüşmesini yalnızca tutum değişikliği olarak değil, aynı zamanda Colani’nin uzun süredir ABD ve Batı ile olan bağlantısının bir göstergesi olarak değerlendiriyor.
    Suriye’de faaliyet gösteren Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütü lideri Colani’nin, önceki hafta, emekli ABD generali ve eski CIA Direktörü David Petraeus ile Kanada’daki Concordia Üniversitesi’nin yıllık konferansında bir araya gelmesi Sünni çevrelerde büyük yankı uyandırdı.

    Islamic World News Agency‘ye göre, Sünni çevrelerde sık sorulan bir soru var: Neden Zehran Alluş gibi devrimin önde gelen liderleri ya da Ahrar eş-Şam komutanları birer birer öldürülürken Colani hâlâ hayatta kalabiliyor? Pek çok kişi bunun, onun dış güçlerce korunduğuna işaret ettiğini düşünüyor.

    Bazı analistler, Colani’nin Petraeus ve diğer yetkililerle görüşmesini etkisiz buluyor. Görüşmenin, bölgelerin geri alınması, yaptırımların kaldırılması veya Suriye’de gerçek bir değişim sağlamadığını savunuyorlar. Onlara göre süreç, yalnızca “acı verici” güvenlik anlaşmalarına doğru ilerliyor.

    Sünni yazarlar, Colani’nin yıllardır Batılı güçlerin desteğiyle gizlice yürüttüğü ve artık açık aşamaya taşınmış olan “gizli projesinin” işareti olarak gördükleri bu görüşmenin, ABD tarafından onu temize çıkarıp “yapay bir kahraman” olarak sunma amacı taşıdığına inanıyor.

    Emekli ABD generali ve eski CIA Direktörü David Petraeus’un Irak’ta “Sahva” projesi kapsamında Amerikalıların yerel aşiretlerden silahlı gruplar kurarak el-Kaide’yi zayıflattığı ve Sünni güçleri el-Kaide’ye karşı savaştırdığı göz önüne alındığında, Colani’nin muhalifleri, Washington’un benzer bir stratejiyi Suriye’de uygulayarak Sünni-Sünni bir iç savaş başlatmayı ve böylece bölgedeki nüfuzunu kalıcı hâle getirmeyi hedeflediğini öne sürüyor.

    Ebu’l-Alâ eş-Şamî, Colani’nin Petraeus’a söylediği “Suriye’deki görevim, senin Irak’taki görevinden daha zor” sözünü şöyle yorumluyor:

    “Bu söz ne bir şaka ne de basit bir mecazdı. Colani, yıllardır gizlediği ajan kimliğini açığa vuruyor gibiydi. Artık zamanı gelmişti; bu gerçeği, Irak’taki ‘Sahva’ projesinin mimarı ve CIA eski direktörü David Petraeus’un yüzüne karşı ilan etme vaktiydi.”

    Ayrıca, Suriye Fetva Konseyi’ni uluslararası koalisyonla iş birliğine “şer’i” izin verecek bir fetva yayınlamakla suçlayan Eş-Şamî, Colani’nin yakın zamanda ABD ve Trump liderliğindeki sözde “terörle mücadele” koalisyonuna katılacağını öne sürüyor. Ona göre Washington’un “terör” tanımı tüm Müslümanları kapsıyor; yalnızca strateji farklılaşıyor.

    “Colani, Allah’a, Resulü’ne ve müminlere karşı ihanetini artık gizlemeyecek. Herkes, onun nasıl bir ‘ajan kahraman’, ‘ajan fatih’ ve ‘ajan lider’ olarak üretildiğini görecek.”

    Ebu Yahya eş-Şamî ise iğneleyici bir üslupla şunları yazdı:

    “Colani, New York’ta, Irak’taki Amerikan güçlerinin eski komutanı ve CIA eski direktörü Petraeus ile görüştü. Petraeus, 2015’te CNN’e verdiği röportajda, ABD’nin el-Nusra Cephesi’nin bir kanadını radikal gruplara ve cihatçılara karşı kullanması gerektiğini söylemişti. Bu görüşmede Petraeus oldukça keyifli ve gururluydu.”

    Eski muhaliflerden ‘Es-Sıra’u fi’ş-Şam’ isimli hesap, Colani’nin nasıl hayatta kalabildiğine uzun ve detaylı bir yanıt verdi:

    “Ey HTŞ mensupları, ey uyanık Suriye halkı! Hiç düşündünüz mü, neden devrimin bütün liderleri şehit edildi? Ahrar eş-Şam’ın liderleri, Hacı Mari’, Zehran Alluş… Peki, neden sadece Colani hayatta kaldı? Robert Ford’un (ABD eski Şam Büyükelçisi) ingilizlerden Culani’yi eğitmesini istediğini itiraf etmesi ne anlama geliyor? David Petraeus’un ‘Uykun kaçabilir’ sözleri nasıl okunmalı? Görünürde Amerika, Colani’nin başına 10 milyon dolar ödül koymuştu. Ama bir anda onu korumaya aldılar ve ‘Onun terörize edilmesinden korkuyoruz’ dediler. Hatta Obama bile ‘Onun terörize edilmesinden endişeliyiz’ demişti. Şimdi ise ‘es-Sahva’ projesinin sahibi ve Sünni-Sünni savaşı başlatan kişi ‘Uykun kaçabilir’ dediğinde, ne demek oluyor?”

    Es-Sıra’ açıklamasının bir bölümünde şöyle diyor:

    “Önemli olan şudur: Bu görüşmeler bize birleşik bir Suriye getirdi mi? Süveyda’yı devlete geri kazandırdı mı? SDG’yi entegre edip kaynaklarını devlete teslim etti mi? israil’i 1974 sınırına geri çekilmeye zorladı mı? Cebel eş-Şeyh Suriye’ye geri döndü mü? Tüm yaptırımlar kaldırıldı mı? Sezar Yasası iptal edildi mi? Gerçek yatırımlar başladı mı? Eğer cevap evet ise, teşekkür edilir. Ama cevap hayırsa ve sonucu aşağılayıcı bir güvenlik anlaşması olacaksa, bu kişinin iktidardan uzaklaştırılması gerekir. Kesin eminim ki bu kişi iktidarda olduğu sürece hedefler gerçekleşmeyecek; zararlar artarak sürecek. Thomas Barrack’ın dediği gibi: ‘Bölgede ne barış olacak ne refah.’ Yani savaşlar devam edecek.”

    Colani ya da Şara’nın ihaneti tesadüfi bir vaka değil… En başından itibaren Amerikan-ingiliz çizgisinde gelişen sürece ne kadar devrim deseler de, Amerika-ingiliz desteği ile devrim olmayacağı apaçık bir bedahet. işin bir diğer yönü de fikir… Devlet yönetecek ama nasıl yöneteceğine dair bir fikri yok, karşısında sistem var ama kendisi o sisteme karşı bir sistem teklifiyle çıkamıyor. O sisteme teslim olması kaçınılmaz… Lâkin bu bedaheti görmek istemeyenler veya görse de bu ihanete ortak olanlar hadiseyi sözde iyi niyet temennileriyle tevil etmeye çalıştılarsa da artık ihanet apaçık ortaya dökülüyor.
    --spoiler--
    0 ...
  8. ideolocya ve ihtilal

    1.
  9. Aksiyon lügat ve hikmet manasıyla şu...

    "Aksiyon, bir işle, bir oluşla, onu doğuran fikir arasındaki ahenk ve münasebet manâsındadır ve lisanımızla barışabileceği tek kelime ameldir (..!.) hikmete geçerek aksiyon nedir ve ne değildir onu cevaplandıralım. Aksiyon, sade iş ve fikir değil, üstün işe hakkedilmiş (işlenmiş) üstün fikir dermektir. Herhangi bir iş ve fikir değil dedik. Çünkü tam fikirsiz hiçbir iş yoktur. Bir sigara yakmak için bile kibritin çıkarılması yakılması, birer küçük fikirdir. Bunların kıymeti yok.. Büyük fikir ve onun büyük iş haline inkıläbı; aksiyon budur. Yani aläladenin üstü; harika yenilik ve çetinlik şartları içinde insanın kendi kendisini ve cemiyetini aşma cehdi; aksiyon budur. Her işte imkan üstüne tırmanmak ve engeli aşmak davası; aksiyon budur."

    Aksiyonun bu açıklanışı, bize hem hareket için hareketin (roman, şiir, yazı, silahlı mücadele, dernek, parti vs. şeklindeki iş ve oluş vasıtalarının) kendini gayeleştirmesinin aksiyona, ters düşüşünü, hem de ihtilal- inkılab vasıtalarını tanımadan, kullanmaya çıkmadan evvel bunların yeri ve değerini anlama şuurunun ilk şart olduğunu gösteriyor. (Mesela, "bir roman yazılsa Türkiye'nin kurtulacağı"ni söyleyen komiklerin kendilerini dosta düşmana güldürmeleri, bu şuursuzluktandır) Bütüne nisbetle parça aksiyonla (mevzuundaki aksiyonia), bütün aksiyona katılacak olanların, bu bütün ihtilal-inkılab şuurundan pay alarak, kendi mevzularındaki aksiyona yönelmeleri ve gerekeni yapmaları; (belli bir fikir birikimiyle BD ideolocyasınin ruhunu kavrayarak "bilmeyi bilme" durumuna gelmek, ordan ilgi mevzuuna yönelmek (pratik), pratiğin verileriyle vasıtanın teorisini zenginleştirmek, o teoriyle tekrar pratik şeklinde dış oluş vasıtalarını iç oluş destekleriyle beraber kuşatmak...)

    Biz bu şuuru, bir projektör gibi, değişimi gerçekleştirme (devrim) yolu üzerinde gezdirerek çözümünü arayacağımız konuları işaretleyecek ve bunları çözmeye çalışacağız (Şu anda yapılan da budur ve görev sahamızı göstermektedir Bu hem ideolocyadan hareketle (tümdengelimle ), düşünceyi kendi konusu içinden aydınlığa çıkarma, hem de konuya yabancı (konudışı), rastgele fikir ve hareketlerin (bu niteliğininin) gösterilmesidir. (Misallendirmek gerekir ki; tıp öğrenirken iktisatçı olma yolunda ilerlediğini sanan şaşkın adamın durumu neyse, üzerinde durduğumuz konunun dışındayken, kendini konu içinde zanneden şaşkının hali odur.)

    - s.m
    0 ...
  10. 7 ölüme karşı biz

    1.
  11. ideolocya örgüsü, hal ve manzara (I-1) tahlilinden:

    “Türk Milletinin hakikî ve mefkûrevî hayata kavuşturmak için, onu, yedi ölüm tehlikesinden kurtarmak lâzım..

    Tehlikelerden dördü iç, üçü de dış istikamette...

    iç ölüm tehlikelerinden birincisi, tarihimiz boyunca, bizi, islâmiyetin her zaman ve her mekâna zaferle tatbiki kazancından alıkoyan ham softa ve kaba yobaz... Yarın muazzez ve mukaddes iman kaynağımızın zaferi gerçekleşirse, bu hastalığın nüksüne mâni çare bu tiplerin tasfiyesi usuliyle en başta mütalâa edilmelidir. Ham softa ve kaba yobaz, dinî hükümler çerçevesine bağlı gerçek mü’min değil, (Büyük Doğucu, işte, şeriatten kıl feda etmeyecek olan o, mü’mindir) dini kendi havasız ruhuna ve kör nefsaniyetine tâbi kılan vecdsiz, idraksiz ve nasipsiz ezbercisi...

    ikinci tehlike, Tanzimattan bu yana, iman ve ahlâk güvesi Yahudi ve Dönme dehasının türettiği, köksüz ve taklitçi nesiller kolu... Bugün derdini en şiddetle çektiğimiz bu âfetin üzerine yanmamış kireç döküp bu köksüzler kökünü kurutacağımız gündür ki, her şey halledilmiş olacaktır.

    Üçüncü tehlike, çiy etin dövüle dövüle pişirilmesi gibi her çareye başvurarak önlenmesi gereken an’anevî fikirsizlik halimiz... Büyük Türk tefekkür iklimini kuruncaya kadar, Hint fakirleri tarzında nefesimizi dakikalarca içimizde tutsak yeridir.

    Dördüncü tehlike, bu üç tehlikenin birincisini dinsizlik adına makûsen (tersinden) ikincisi ve üçüncüsünü de aynen ve mebsuten (yüzünden) temsil eden eski (C.H.P) tipleri tarzında devrim ağaları... Türk Milleti, ağalıkları ilga eden ve hâkimiyetin millete olduğunu söyleyen bu beterin beteri ağalık ruhunu tasfiye etmedikçe her ümide paydos!

    Dış ölüm tehlikelerinden birincisi, komünizma... O, bir gün dünyada ve Türkiye’de tahakkuk edecek olursa, güya hakkını koruduğu (Proleter) adına, hakkını korumaya lüzum olmayan (proleter) olarak Türk Milletini gösterecektir!

    ikincisi, bugün geçmiş, fakat bir gün tekrar baş kaldırmayacağı temin edilemez olan faşizma ve nazizma... Yatalak zamanlarında garp demokrasyalarının azmanı olarak türeyen faşizma ve nazizma, hâkimiyet plânını ele geçirseydi, Türk Milletine düşen vazife, yine, topyekûn Haymana ovasını sulamak memuriyetinden başka bir şey olmayacaktı!

    Dış ölüm, tehlikelerinden üçüncüsü, bugün doğu istikametinden gelmesi melhuz olduğu kadar, yarın batı istikametinden gelmesi melhuz, an’anevî Garp emperyalizması.. Beynelmilel Yahudilikle el ele, garp emperyalizması. Buna karşılık biricik tedbir de, yine, daima ve mecburen demokrasyalar tarafını tutup, onlara iç tekevvün hakkımızı teslim ettirici bir bünye sahibi olmaktır.

    içeriden ve dışarıdan 7 ölüme karşı mücadele zorunda olmak!... Evet, Türk Milleti, hakikî ve mefkûrevî bir hayata ulaşabilmek için, Garp dünyasının üç şubesine karşı ayrı ayrı müdafaa ve mahafaza tedbirleri aldıktan sonra, içeriden de her biri bu tehlikeler çapında dört ölümü tepelemek borcunda..

    Bütün bir tarih seyrinin bugün sırtımıza yüklediği mahkûmiyet bakımından bu kadar çetinlik belirtici bir kurtuluşun kefaleti, hangi fikirler manzumesindedir. «Büyük Doğu», işte o fikirler manzumesinin ismidir!”
    0 ...
  12. muhaliflerin kendini zeki sanması

    1.
  13. muhteviyattan yoksun teyze adamların tavrı. Fikirsiz ve meselesiz kafasında bir mimari hayali olmadan, sırf yıkmak için yıkma, yahutta birşeyler yalabileceğini sanıp da yıkmış olmaktan ibaret kalma davranışları, ne üzerlerinde fazla konuşmaya ne de sivrisineklere sıkılacak filit ilaçlarından başka mukabeleye değer şeylerdir.
    0 ...
  14. şaha kiş

    1.
  15. «başmakalelerim 1»den:

    Şaha kiş! Malûm tabir, satrançta olur. Şu var ki, satrançta esir edilmek istenen başka taşlara kiş denmez! "Kendini koru!" mânasına gelen bu işaret, yalnız şah isimli esasî taşa mahsustur.

    Sadece Şaha kiş!

    Şunu ilâve edelim ki, bu taşın, müdafaa yolu varken, basit bir dikkatsizlik ve gafletle beleşten ele geçirilmesine müsaade edilmez. Zira satrançta gaye, zaten şahın, müdafaasız kalarak düşmesidir. Şah kendisine "kiş kiş!" taarruz edile edile nihayet öyle bir noktaya çekilecektir ki, başka bir yeri kalmayacak ve orada son bir "kiş"le esir düşecek, mat olacaktır.

    Evet, Şaha kiş!

    işte efendim, bizim yaptığımız; bütün yazanları ve okuyanlarıyla 9 senedir Büyük Doğu'nun yaptığı, dâva bakımından pervasız ve muhteşem bir "Şaha kiş!"den ibarettir. Biz doğrudan doğruya Şaha "kiş!" diyoruz; küçük, sefil ve mahkûm piyonlara demiyoruz.

    O yüzdendir ki, düşmanımız olan küfür, köksüzlük ve sahtecilik bünyesinin şahdamarları geriliyor, asabî cümlesi hallaç yayları gibi ihtizaz ediyor, bizi pamuk yığınları halinde lif lif çözmek, atmak, savurmak istiyorlar.
    Şaha kiş! Türk tarihinin Mason dalgasına getirilen belli başlı çığırlarına kiş! Tanzimat’a kiş! Bütün sahte ve yarım kahramanlara; Büyük (!) Reşid Paşalara, Rüşdü Paşalara, Fuad ve Ali Paşalara, Mithat Paşalara, Şinasilere, Namık Kemallere, Ziya Paşalara kiş! Hem de bir defa, tek hareketten ibaret olarak kiş ve mat!..

    Ondan sonraki bütün sahte gelişe, o maymun edebiyat ve fikriyata, nihayet baştanbaşa Yahudi ve Mason kuklası "ittihat ve Terakki" ve Meşrutiyet hareketine kiş!

    ikinci Abdülhamit gibi bir dâhiden evvelki ve sonraki bön ve gafil şahlara kiş!

    ismine inkılâp dedikleri, Türkü mekânda, yani maddede kurtardığı iddia ve imtiyaziyle, Türkü zamanda, yani ruhda batıran hâdiseye topyekûn kiş!

    Kiş kiş kiş!.. Kısaca Şaha kiş!.. Yani dâvaya merkezinden, esasından, ruhundan çullanmak; merkezi kuşatmak ve çürütmek... Anlıyor musunuz; Şaha kiş! Hâtta lâfta şah aleyhtarı şah mukallidlerine kiş!..

    Fikir de, mesele de, idrâk de, muhalefet de budur! Gerisi şarlatanlık, kalpazanlık ve süflî edebiyat...

    işte efendim; bu ölçüye vurunca hemen anlaşılır ki, bu memlekette, dostlar alışverişte görsün diye, fikir, tenkit ve muhalefete özenildi mi, yapılan ilk ve son hareket, hemen işlerin piyon cephelerine hücum edip şah hüviyetini bir tarafta bırakmaktır.

    Şaha kiş, efendim, şaha kiş!

    Ve bizim, "Şah" mefhumundan anladığımıza göre, tâ 1923’ten 1950’ye kadar bütün CHP kadrosu, bilcümle Bakanları, çakanları, takanlarıyla ve kodamanlarıyla beraber, basit ve değersiz bir piyon yığınından başka bir şey değildir.

    Dâvada olsun, şahısda olsun; şaha kiş!..
    2 haziran 1952, Sayı 18
    0 ...
  16. taşakçı cumhuriyet

    1.
  17. Kumandan'ın Amerika yalayıcısı cunta rejimi ve vesayet rejimine karşı yakıştırması.

    Not: "T.şakçı Cumhuriyet" yakıştırması, müslümanlara -bilhassa 90'lı yıllarda-işkence yapan islam düşmanı polislerin bir işkence yöntemi olan "hayalardan elektrik vermekten gelmektedir.
    0 ...
  18. 24 ağustos 2025 muharrem ince tweeti

    1.
  19. Fino köpeği kadar şahsiyeti olan namussuz, ağada olsa paşa da olsa ruhu hadım edilmiş hademe ve kokuşmuş beyniyle putçuluk sermayesinden vatan millet edebiyatı yapan yavşağın Üstad Necip Fazıl'a salya sümük saldırması.

    Kudursun yavşak.
    Bir de Nurettin Topçu'yu nazariyete almış!... CHP'nin fino köpeği olup yanak okşatırken, üstâd necip fazıl, h. ali yücel'in karşısında “Allâh'a itaat etmeyene itaat edilmez” nağmesi yükseltip Falih Rıfkı'ya ciğerindeki kokuyu tasvir ettirmiş zattır.

    Havla Muharrem, havla... Valeye küfür etmeye benzemez bu iş.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2439334/+
    0 ...
  20. fesder

    1.
  21. 22 ağustos'ta “Kemalizmin vesayetçilerine boyun eğmeyeceğiz!” başlığıyla büyük doğu akıncıları ile beraber çağlayan adliyesinde basın açıklaması yapacak dernek.

    tam yazı şu şekilde:

    --spoiler--
    “Kemalizmin vesayetçilerine boyun eğmeyeceğiz!”

    Furkan Bölükbaşı’nın (@furkancerkes) X hesabı, Erhan Afyoncu’nun şikâyeti üzerine istanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından haksız ve keyfi bir kararla kapatılmıştır. Oysa ki 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesi, Anayasa Mahkemesi tarafından ifade özgürlüğünü kısıtladığı gerekçesiyle iptal edilmiştir. (AYM, 11.10.2023, E.2020/76, K.2023/172)

    Ancak Sulh Ceza Hâkimlikleri, hukuku yok sayarak keyfi erişim engelleri getirmeye devam etmektedir. Özellikle Kemalizm’i eleştiren, islâm’ı savunan, Allah’ı ve Peygamberi müdafaa eden kişi ve kurumlara yönelik hukuksuz kararlar verilmekte; Müslümanların ifade ve iletişim hakları gasp edilmektedir. Bu uygulamalar, insan haklarının en temel unsurlarından biri olan düşünce ve ifade özgürlüğünü ayaklar altına almakta, toplumu sindirme ve susturma girişimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Bugün yaşananlar, yalnızca bir sosyal medya hesabının kapatılmasından ibaret değildir. 5816 sayılı yasa üzerinden açılan davalarla yapılan keyfi tutuklamalar, Müslümanlara ve islâmî değerlere karşı sistematik bir baskı aracına dönüşmüştür. Sulh Ceza Hâkimlikleri eliyle verilen erişim engeli kararları, ikinci bir 28 Şubat sürecinin fitilini ateşlemektedir. Müslümanların sesi kısılmak, hakikatin müdafaası susturulmak istenmektedir.

    Bizler, bu haksızlıklara karşı sessiz kalmayacağız. ifade özgürlüğünü savunmak, hukuksuzluğa boyun eğmemek, Müslümanların sesini yükseltmek için FES-DER ve Büyük Doğu Akıncıları Derneği (@bdafikir) olarak ortak bir basın açıklaması yapıyoruz.

    ???? Tarih: 22 Ağustos 2025 Cuma
    ⏰ Saat: 15:00
    ???? Yer: Çağlayan Adliyesi – istanbul

    Tüm duyarlı halkımızı, bu hukuk dışı dayatmalara karşı omuz omuza durmaya ve birlik olmaya davet ediyoruz!
    --spoiler--
    0 ...
  22. akıncı güç

    1.
  23. Müslüman gençliğin eylemci gücü olmaya talip AKINCI-GÜÇ gençlik hareketinin ve yayın organı Akıncı Mecra'nın hayırlara vesile olmasını diliyoruz!

    Allah mübarek etsin!
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2436648/+
    0 ...
  24. büyük doğu nesli

    1.
  25. ·C.H.P. sinden başlayarak D.P. si, M.B.K. si, bütün muvafakatler ve hattâ muhalefetler boyunca, her devrin mazlumu, makhuru, mahpusu olduk ve hepsinin birden mahkûmu, menfuru, mel’unu bilindik. Zira Türk milletinin unutturulmak istenen metbuu, matlubu, mahbubu yolundaydık; ve tanzimattan beri millet madenini bir küf tabakası şeklinde kaplayıcı çeyrek aydınlar, bu yolun mahrumu, mâdumu, makûsu yönde bulunuyorlardı.

    ·Böyleyken, gün oldu, bizi zindana tıktıkları zaman vatan köşelerinde gençler, ıstıraplarından akıllarını oynatacak hale geldiler, cinnet buhranları geçirdiler; ve bu yüzden bir takım hastalık ihtilâtlarıyla ölüm döşeğine düşünce de, Şehadet kelimesinin yanıbaşında ismimizi söyliyerek ruhlarını Allah’a teslim ettiler, (1947 Kayseri misali). Bu tek vaka, herhangi bir yurt köşesinde, herhangi aşırı hassasiyette bir şahsın, müstesna, münferit ve belki de marazî örneği değil, binde dokuzyüz doksandokuz onda dokuzuyla bütün gençliğin, bütün Türklüğün, bütün hak ve hakikat yolculuğunun ruh ufkundaki mânevî tecelliydi. Bu tecelli, o gençte, müstesna, münferit ve belki de marazî bir zemin bulmuş olabilirdi; fakat ruh plânında bütün hakikatçi Anadolu gençliğine yaygındı.

    ·Şifresi fikirle çözülemese bile hisle hecelenir öyle bir yaygınlık ki, cemiyet meydanına çıkmak ve oy kullanmak hakkına mâlik değil… Herkesin birarada hasta bulunduğu bir karantinada kimsenin hastalık lafını ağzına alamaması gibi bir şey… Hasta olabilirsin; fakat ne olduğunu bilemezsin!.. Yasaktır!.. Karantinamız camiler; ve dış tezahürlerinde serbest bulunduğumuz halde ne olduğunu bilmememiz gereken illet, iç hakikatiyle Müslümanlıktır.

    ·Biz 30 yıldır zâhirde hiçbir şey başaramadık, hattâ karantina bekçiliğinin büsbütün sertleştirildiğine ve cemiyet meydanının bütün bütüne işgal altına alındığına şahit olduk ama, ruhlardaki “gizli”yi fert fert, kendilerine karşı, açığa vurmuş olduğumuzu da gördük. Böyleyken zahirde yine gizliyiz; zira bu fertlerin toplamı ve topluluk ifadesini meydana getirebilmiş değiliz. Fakat ana unsur, temel örgü, atom fert, esas protoplazma kurulmuştur; gerisi, dış plan, kemmiyet kadrosu açıkgözlülükten ibaret ve hayatlık değerde olmasına rağmen basit…

    ·Bizim 30 yıldır yuğurduğumuz nesil, yüzbinlere rağmen halisleriyle bir tren katarını, en halisleriyle bir otobüsü, halisin halisi başbuğlarıyle de bir minibüsü dolduracak kadar kemmiyette zayıf olsa da, maya kıymetindedir, istikametini bulmuştur; ve Allah izin verirse memleketin en geniş ovasını taşıracak şekilde bir gün kervanlaşmayı bilecektir.

    - n.f.k, ideolocya örgüsü - ümidimiz -
    0 ...
  26. beşinci devre

    1.
  27. ibda-büyük doğu çizgisinde bir platform. seneler evvel üstâdın konferanslarını -batı tefekkürü ve islam tasavvufu, islam ve bütün dünya...- paylaşmış ve mücerret fikrin mayasında kavrulanları mesut etmişlerdi..

    bugünlerde kumandan ve üstâdın nazâriyetinde muhtelif konuların alıntılarını yapmaktalar.

    allâh çilelerini arttırsın.

    twitter.com/5devre
    youtube.com/@5devre
    besincidevre.org
    0 ...
  28. büyük doğu ideolocyası

    1.
  29. üstad necip fazıl kısakürek - ideolocya örgüsü, hakikâtimiz-gençliğimiz:

    “BÜYÜK DOĞU ideali, kendi tekerlemeleriyle, milliyetçiliğin de, cumhuriyetçiliğin de, devletçiliğin de, halkçılığın da ve daha niceliğin de, neciliğin de aslına ve hakikatine malik olarak şudur: Menbaından mansabına kadar, bütün Türk tarihini, mazisini ve istikbalini kucaklayan, o aziz varlığı topyekûn cihan tarihinin en aziz fikir çileleri içinde yetişmiş bir ehliyetle kâinat çapında bir mizan ve murakabeye tâbi tutan, yarasa gözlü asrî yobazlara gerici görünecek derecede ileri bir istikbalden haber veren, bazı memleket içi insan müsveddelerine mürteci görünürken, bazı Avrupalılara bütün insanlığın beklediği ideolocyayı belirtici bir derinlik ve mükemmellik hissi veren; ve ilerinin ilerisi son ileriyi, nihayet ne olsa dediği olacak olan Allah ve Peygamberinin isim mihrakına bağlayan; ve dün, bugün ve yarın arasındaki daireyi kırmadan tamamlayan, eksiksiz ve tezatsız kurtuluş sistemi…

    · Bilgisi, irfanı ve tecrübesi ne olursa olsun, millî bir mefharet halinde taşıdığı hudutsuz sezişiyle, halis tabakadan Türk halkı ve gençliği, bütün sahte ıslahat tarihimiz boyunca görülmemiş bulunan bu sahiciliği pek güzel anlamış ve köküne kadar benimsemiştir.

    · Bugün aralarında yarım – yamalak politika adamları da boy göstermiş olarak, yaşları 50 ile 25 arasında, yüzbinleri aşan bir gençlik ve orta yaşlılık zümresini (formasyon-şekilleniş) bakımından Büyük Doğu idealinin teknesinde yuğrulmuş kabul edebilirsiniz. içlerinde illetli doğanlar ve gerçek bir uzviyet ahengine erememiş olanlar varsa, kabahat bizde değil, kendilerinde, kendilerini çabucak “oldum!” saymalarındadır.

    · Bugün Meclislerde, parti liderliklerinde, hattâ bir aralık bakan koltuklarında gördüğümüz bu ilk örneklerin dâvanın çetinliği ve kendisinin çilesizliği yüzünden kavruk çıktıklarını tesbit ve en büyük ümidimizi, henüz (agora meydan) yerine çıkmak fırsatını bulmamış, 25-35 yaşları arasındaki gençliğe bağladığımızı kaydederiz.

    · Tesirimiz düşman kutublar üzerinde bile o kadar derin olmuştur ki, bugün komünistlerin fikirci geçinenleri, muhabbet hedeflerimiz üzerinde olmasa da nefret hedeflerimizde bizimle beraberliğe kalkmışlar, (Marks) ve (Engels) in (Hegel) metaryalizmasını ters-yüz etmeleri gibi bizim (diyalektik-fikri aşılama sanatı)mızı aparmaya kadar varmışlardır. Ama ne yapsalar boş… “Ezzıddân, lâyectemiân-zıtlar biraraya gelemez!”

    · Halk Partisinin Cumhuriyet koruyucusu ileri gençliği de işi (favori) ve tam bir başıboşlukta bitirmiş ve meydan, hak ile bâtıl, iki dâva gençliğine kalmıştır: Biz ve onlar! Onlar ki, süngü kuvvetiyle dudakları perçinlenmiş olsa da kalbleri intizamla işlemektedir ve bu kalbleri durdurabilmek gücü ancak bizim gençliğimizin elinde…

    · Ona bıraktığımız, ebediyet bestesi bu nağme yeter!”
    1 ...
  30. mücerret fikir istidadı

    1.
  31. söz kumandan salih mirzabeyoğlu'nun:
    (berzah'tan:)

    tanım: fikir çilesine müstesna ve hayat takdimine uygun, ahir zaman kadınları (nefsi) noktasında mücâhidin istidadı. bu istidad, kendinden zuhur anlayışında saklıdır.

    “Yevmiye: Üstadım'ın Babıâli isimli eserinde hikâye ettiği "Nokta Nokta" Hanım'ın onun hayatının dönüm noktasındaki vesile rolü neyse, fikir değil de fikir üstü seziş hâlinde 18-21 yaş arasında en şiddetli mevsimini yaşadığım kadın davasının metafizik buudta topyekûn kâinatı ve hayatı sorgulayıcı şiddetli buhranım da o... Üstadım'ın bana bahşettiği rahatlık içinde, benzerliklerimizden bahseden ona, Maviye'den bahsetme ihtiyacını duyuyorum:

    "Efendim, ben 18 yaşındayken bir kıza tutulmuştum ve öyle bir noktaya geldim ki, islâmcı geçinen kesimin yazıları yavanlık ve basitlikten sanki bana imânımı kaybettirecekti, elimde Büyük Doğu’dan başka hiçbir şey kalmadı ve ruhumu sadece Veliler Ordusundan 333 isimli eserinizle teskin edebiliyordum!"

    "Neredeydin o zaman?"

    "Eskişehir'de idim efendim...

    Konuşmanın olduğu 23 Nisan 1983'e nisbetle, 12-13 sene evvel... Üstadım, mütebessim bir çehreyle tek cümle sarf etti:

    "Eee!.. Bu işler öyle oluyor!"

    Nereden nereye... Bakın olana:
    Levha: ... Mart 1984... Üstadım, önünde duran henüz bitmemiş bir hikâyesinin veya hikâyemin altına bir çarpı işareti koyuyor ve "hikâyede kadın" meselesine temas edilmesinin gereğini işaret kasdıyla, "kadın" diyor... Bunu söylerken, içten bir şevk ve muzip bir ifadeyle gülümsemeli bir hâli var!..

    Levha: 10 Ağustos 1989... Elimde bir kâğıt... Üstadım'a bir kızı sevdiğimi söylemişim... O da bana, "sende fikir istidadı var!" demiş!

    Havv: Bal, asel. Şehd...
    Asel: Bal. Şehd. Tatmak. Su akarken yüzünde hasıl olan kabarcık. Cennette bir su...
    Aseli: Bal gibi sarı renkte olan...
    Asal: Zamanlar, vakitler...
    Asal: Ahlak. Karakter. Alâmet, işaret, belirti...
    Asal: Temel, kök...
    Asale: Bal peteği, petek...
    Asale: Zehiri çok tesirli ve korkunç olan yılan...
    Hayat ve kadın!”
    0 ...
  32. © 2026 uludağ sözlük