bürokrasi işgali

entry2 ↓ galeri0
    1.
  1. DERi DEĞiŞTiREN YILAN

    Sefil ve zelil yılan, deri değiştirdi. Günümüzde “padişahım çok yaşa” imgesinden insanlar, “senden büyük Allah var” diyememe aptallığına kapılmış.

    Bir örnekle Ergenekon dönemi basın-medya kuruluşlarında çıkan bir takım kâhin (!) ayak takımı, beyin sulama faaliyetinin müsebbibinin kendilerinin tasfiyesi olacağını düşünmediler...

    15 Temmuz'u sadece «Fethullahçıları tasfiye» olarak okumak, “eski AKP'li” yaftası ile «ben geliştim!» yaftalı parti pezevengi ve gevişçisinden politika dersi almakla eş değer. Mevzu, tamamen BOP projesinin gelişimi ve gerçekliği (!) için bürokrasi işgali! Yediği kaba tükürmeye alışık BOP ekibi, ustasını geçip-ayağının altında çiğnemiş... ikinci Dünya Harbi'nde Soyvet Rusya'nın postallarının duyulduğu Nazi Almanyası'nda halkın “o postallar bize ait!” narası ile karşılaşması misali ile ruh ve mana köklerimize BOP'u işleme çalışması yürüten bir AKP var karşımızda... CHP ihtimali ile göz önüne alındığında, «küfrünün açık» olduğunu bildiğiniz bir mesele üzerinde müstefid olmanıza pek sevinmez, teessüf edersiniz. Ama mevzu meselenin sahtesi olunca...

    Neyse, mesele bu değil!..

    Bürokrasi işgali bahsinden bu yana günümüzde politikada 17-25 Aralık şuuru var. Ambargo ihlalinin derisi değişti, aklanan paraların cinsi değişti... Giden yardımların ismi değişti vesaire. *Adımlar* dergisi harici, mücerret manada Amerika savaşçısı olan ŞARA'ya «aydınlık savaşçısı» pohpohu var özellikle... Reza'da böyleydi. Mutlak nisbette haltları zatından büyük, çoğu yiyici ve fildişi kule sahibinin “iş adamı” kılıfına sığındığı bir ülkede, bugünde o kılıfı masumane aydınlık savaşçısı (!) Şara için kullanıyorlar. Maddi hırsızlığın yerini küfrü gizli bir imân hırsızlığı aldı...

    ilm-i siyasetin tek vasıtasını «takiyye» zanneden, takiyye ile dahi lisans alamayan bağımsız ahmakların; hileli seçimi iyi bilen aptalların “bir gece ansızın gelebiliriz” tiyatrosunu Suriye'de üstlendikten sonrasında ne değişti?... Şam orada! Irak'taki çığlıklar hala kulaklarda! Zamanında MiT tırları ile taşımak üzere oldukları yardımı, kılçık misali cemaat üzerine yıkıp bir de -sıfırlamayı unuttukları paralarla- Bosphorus ile Sabah ve ATV gibi avanelerle salyalarını saçtılar.

    Denizde köpüren su ve hiddetlenen dalga, fırtına habercisi...

    Şimdi selefilerin oturduğu koltuğa minder olan iktidar, günümüz ideolocyasında iBDA'yı da Büyük Doğu'dan kılçık misali ayıklamak ve düşene tekme vurma peşinde. Cihad şuurunu «vatan, millet, sakarya» edebiyatı yaparak iNTiHAR BOMBACILIĞINA indirgemekte. «Üstad» yalakalığı ve mülahaza adlı tekerleme silsilesinde, kendi fikri ve zikri olan saltanatı, mücerret fikre de tatbik peşinde. istikbal iSLAMINDIR fikri ile şuuru tatbik eden iBDA'ya karşı “iSLAM'ın istikbali Amerika'da” fikrini politikada bir *siyasi hamle* olarak yutturdu.

    “Yeni Dünya Düzeni” saçmalığından sonra iktidarını “ılımlı islam” olarak kutlayan Amerika'nın ve Abrahamovitz'in planı olan Erdoğan, pusulasını ona ve avanelerine çevirmiştir. -Cemaat-AKP çatışmasından sonra Abrahamovitz'te cemaati suçlamıştı... Hikmet!- Bugünün dünyasında ise patlamaya hazır barut misali, «ben geliştim selefileri»ni Amerika, planına dahil ediyor. Şara'nın velinimet addedilmesi de bundan! Kumandan'ın tabiri ile “hela taşı yalayan” islamcılar başta olmak üzere «süper devlet» palavrasını yerle yeksan eden Ladin'in etkisini, şuurunu silme ve bunu da selefilere yapma politikası... BOP şuur ve zihniyetinin amacı bu!

    Mücerret fikri, politikanın or.spusu yapma amacı taşıyan zat, gevezeliğe ve BOP pohpohuna dursun... Dünyayı beşe mahkum edip, «Dünya beşten büyüktür» masalına rağmen; Çağ, iBDA çağıdır, Ümmet, beşten büyüktür!
    2 ...
  2. 2.
  3. Yönetici sınıfların farklı ülkelerdeki tezahürlerinde gözlemleyebileceğiniz arketipsel teşvikler vardır. Tarihte bürokrasinin hüküm sürdüğü diğer toplumlara bakarak, sonunda başlarına neler geldiğini görebilirsiniz.

    Genel olarak, bir imparatorluk belirli bir büyüklüğün ötesine geçtiğinde, kapsamını yönetebilmek için bürokrasiye ihtiyaç duyar. Bunun ötesindeki soru, bürokrasinin ne kadar güç kazandığı ve diğer yönetici sınıfların yerini alıp alamayacağıdır; bu nadiren gerçekleşen bir durumdur. Çoğu vakada, ordu bürokratları sindirecek silahlara sahip olması sayesinde iktidarı elinde tutmayı başarır. 19. yüzyıl Fransası, Osmanlı imparatorluğu, Roma imparatorluğu, Çarlık Rusyası ve Arap Halifeliği gibi örnekler bunun göstergesidir. Bunun gerçekleşmediği tek durum, dış askerî tehditlerin ordunun bürokrasiyi sindirmesini engellediği hallerdir.

    Bürokrasi kanserinin topluma nasıl yayıldığını anlamak için, Batı tarihinde bürokrasinin gerçek anlamda güç kazandığı ilk dönem olan Fransız ihtilali'ne bakmak uygun olacaktır. Daha yakından incelerseniz, Fransız ihtilali'nin Fransa'yı kontrol altına almak için farklı yönetici sınıflar arasında yürütülen bir dizi savaş olduğunu fark edersiniz. ihtilal öncesi Fransa, paradoksal olarak, özgür bir toplumu korumak için var olan mutlakiyetçi bir monarşiydi; Fransız halkının özgürlüklerini korumak amacıyla Fransa kralına mutlak güç verilmişti. Fransa'da kilise, aristokrasi (soylular), monarşi, tüccarlar ve bürokrasi de dahil olmak üzere, güç için rekabet eden farklı sosyal elitler vardı.

    Bürokrasi, zamanla kralın iradesini ifade etmek için büyüyerek güçlendi ve bu da, krala paralel olarak tüm Fransız krallığını yönetmekle görevli bürokratik bir komitenin kurulmasından iki yıl sonra Fransız ihtilali'nin gerçekleşmesine yol açtı. Aslında Fransız ihtilali, kralın kendi gücünü yürütmek için kullandığı bürokrasinin, krala ve soylulara ihtiyaç duymadığını fark ederek onları ortadan kaldırdığı andır. Bu noktadan sonra Fransız bürokrasisi büyük bir hata yapıp bir adım daha ileri giderek kiliseyi ve tüccar sınıfını da ortadan kaldırmaya, ayrıca orduyu da kendi destekçileriyle doldurarak ele geçirmeye çalıştı. Benzer nedenler ve amaçlarla gerçekleşen Amerikan Devrimi'nin (1765) başarılı olup Fransız Devrimi'nin (1789) bir trajediyle sonuçlanmasının asıl nedeni budur.

    Fransız bürokrasisi aslında kendisine liderlik edecek otoriter bir krala organik olarak hâlâ bağlıyken; Amerika'daki devrimci güçlerin böyle bir bağımlılığı bulunmuyordu. ihtilalci bürokrasi, Fransız monarşisinin yokluğunda tasfiye hareketlerine girişmek zorunda kaldı. Sonrasında yaşanan ise, Napolyon ile birlikte ordunun, Fransız toplumunun yeni kralı hâline gelmesiydi ve bu durum, bürokrasinin 1. Dünya Savaşı'nın dehşetinden sonra Fransa üzerinde tam hâkimiyet kurmasına kadar, yani 19. yüzyıl boyunca devam etti.

    Burada birkaç noktaya dikkat çekmem gerekiyor. Birincisi, bürokrasi, Çin'de olduğu gibi, kendisine karşı açıkça inşa edilmiş dinî ve organik sosyokültürel yapılar¹ olmadığı sürece, doğası gereği her zaman önce otoriterliği, sonra da totalitarizmi doğuracaktır. insanlar gerçek anlamda yalnızca hiyerarşi veya organik olarak beliren fe-nomenler² yoluyla örgütlenebilirler. işte bu yüzden tarih boyunca ya köleliği ya da serbest piyasayı³ görürsünüz. Özgürlük bir eşik çizgisiyle tanımlanır; ya özgürsünüzdür ya da köle; %60 özgür, %40 köle olamazsınız. Sosyalist ve komünist bürokrasiler, kendilerinden önceki serbest piyasa ekonomilerini tasfiye etmeye kalkıştıklarında tam da bu yüzden köleliğe dönmek zorunda kaldılar, çünkü tek gerçek alternatifleri kölelikti.

    (1) gelenekler, toplum tarafından organik olarak benimsenmiş dini gelenekler, aile, et cetera
    (2) emergent phe-nomena
    (3) kapitalizmi, özgür zanaatkârları ya da çiftçileri veya ücretli işçiliği
    ---
    Bürokrasi, organik olarak beliren fe-nomenlere karşı olduğu için; ya da bir başka ifadeyle yapay olduğu için dünyayı manipüle edebileceği kontrollü bir maddeye dönüştürmek zorundadır. Bu da totaliter bir rejimi zorunlu kılar. Tarih boyunca ingiltere, Venedik, Amerika, Hollanda, Atina veya Roma gibi en özgür ve güçlü dönemlerindeki büyük, demokratik ve özgür toplumlara baktığınızda bürokrasinin neredeyse hiç bulunmadığını fark edersiniz. Bu toplumların yönetiminde, serbest piyasa, güçlü bir dinî yapı ve sosyal sorumluluk duygusuna sahip soylular birlikte rol oynuyordu.

    Bürokrasinin var olma sebebi, yukarıda sıraladığım organik sosyal kurumların, örneğin ailelerin ya da dinin yokluğunda işlerin yürütülmesini sağlamaktır. Bu nedenle devletin ekonomiye müdahalesinin doğal sonucu köleliktir. Bunu gerçek dünyada da gördük; 1920'de Amerikalıların %90'ı ya kendi işini yapıyorken ya da küçük işletmelerde çalışıyorken, 1990'a gelindiğinde %90'ı birer maaşlı çalışana dönüşmüştü. Dolayısıyla, Fransa sanayileşene ve özel sektör ve serbest piyasa yeterince güçlenene kadar hiçbir zaman gerçek bir demokrasi olamadı; çünkü bürokrasi o kadar güçlüydü ki buna izin vermiyordu. Demokrasi, genellikle uygun şartlar oluştuğunda birlikte ortaya çıkan tüccar sınıfı ile soylu savaşçı sınıfının gücünden doğar.

    ikincisi, bürokrasi, kendi doğasındaki teşvik mekanizması göz önüne alındığında, doğal olarak totalitarizmi dayatacaktır. Bürokratik sistemler ve kurumsal yapılar üzerine düşünmeksizin, hatta çoğu zaman ne yaptıklarının farkında bile olmadan kendi güdülerinin peşinden giderler; bu da bürokrasinin sürekli büyümesine yol açan bir gidişattır. Fransız ihtilali'nde de çok açık bir şekilde gördüğünüz gibi, bürokrasi kendisinin "tanrı" olduğu bir din yaratmış ve bürokrasinin sonsuz büyümesini ahlaki açıdan seçilmesi gereken, mecburi ve en doğru yol ilan etmiştir.

    Üçüncüsü, Fransız ihtilali'nin ortaya koyduğu bir diğer gerçek, her türlü bürokrasiden hesap sormanın neredeyse imkânsız olmasıdır. Örneğin, sosyalizm, komünizm, feminizm, wokeizm gibi tüm egaliteryen bürokratik sistemler, işleyiş biçimlerinin doğası gereği, önü alınmazsa sonunda hiç kimsenin herhangi bir eylemden ve sonuçtan asla sorumlu tutulamayacağı yapılara dönüşür. Bu, göründüğünden daha önemli bir detaydır, çünkü hiç kimseyi sorumlu tutamadığınızda, doğal olarak hiçbir işin başarılmayacağı ve hiçbir standardın olamayacağı bir sistem yaratmış olursunuz.

    Diyelim ki bir şirketi veya bir okulu yönetiyorsunuz. Düşük veya kötü performans gösteren çalışanları, sosyalist, komünist bürokraside devlet memuru oldukları için; feminist, wokeist, totaliter demokratik bürokraside ise kadın, azınlık veya transformers oldukları için işten çıkaramıyorsanız, sonunda hiçbir görevi başaramaz hâle gelirsiniz.

    Modern dünyada bürokrasi, insan doğasının en kötü, en hayvani yönlerini dizginlemek amacıyla kurulur; ancak sonunda bu bürokrasiler, en büyük vahşetlere zemin hazırlayan duygusuz birer makineye dönüşür. Bunun sebebi, bürokrasinin hiçbir eyleminden sorumlu tutulamaması ve kendini değerlendirebileceği hiçbir standarda sahip olmamasıdır. işte bu yüzden Holokost ve Büyük ileri Atılım gibi tarihteki en büyük vahşetlerin tümü bürokrasiler tarafından gerçekleştirilmiştir.

    Bürokrasiler, ilk başta adil ve hakkaniyetli bir şekilde kullanmak için bir araç olarak güce sahip olmak ister; ancak gücün erişim alanını genişletmekte ve süresini uzatmakta çok iyi oldukları için, tıpkı hepsine hükmedecek tek yüzük gibi, güce bağımlı hâle gelerek toplumsal yapıların içine çöreklenir ve bir norm hâline gelir.

    Bürokrasinin en kötü özelliği tamamen insanlıktan uzak olmasıdır; öyle ki soylu savaşçılar, rahipler, tüccarlar, hatta ordu gibi tüm diğer yönetici sınıflar arasında insani özelliklerden ve canlılıktan en yoksun olanıdır. Buradaki mantık, bürokrasinin kamu yararını, çoğunluğun iyiliğini ya da eşitliği¹ sağlamak gibi daha yüce bir amacı gerçekleştirme kisvesi altında en büyük kötülükleri idame ettirebilmesidir. Daha yüce bir amaç ya da kamu yararı, çoğunluk için en çok fayda sağlayan seçeneğin ya da kararın en iyisi olduğu düşüncesidir. Bu mantığın sorunu ise tüm egaliteryen ideolojiler gibi bağlamı göz ardı etmesidir. Dolayısıyla başka inanç yapıları bulunmadığında, kamu yararı ya da daha yüce bir amaç en korkunç kötülükleri meşrulaştırmak için kullanılabilir; çünkü gerçekte kötülük, filmlerdeki gibi dramatik değil, son derece sıradan ve sıkıcıdır.

    (1) eşitliğini s2yim.
    ---

    eylül 29, 2026
    0 ...
© 2026 uludağ sözlük