ülkenin büyük çoğunluğu şiidir. fakat kuzey ve kuzeybatı taraflarında sünniler de var. örn: şeki-zakatala bölgesi, guba-haçmaz bölgesi. ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, azerbaycan dünyada mezhepsel kutuplaşmanın en düşük olduğu ülkelerden biridir. azerbaycanlılar günlük hayatta mezhep farkını bir ayrım unsuru olarak görmezler.
tarihte ilk sultan unvanını alan hükümdar. abbasiler döneminde islam dünyasındaki liderliği ve hindistana yaptığı seferlerle islamiyeti yayması nedeniyle, abbasi halifesi tarafından kendisine bu unvan verilmiştir. (gazneli mahmut hindistana 1001-1027 yılları arasında 17 sefer düzenlemiştir.) hem islamiyetin yayılmasını sağlamış hem de döneminde bilime ve sanata büyük değer vermiştir.
Osmanlılar hiçbir zaman herhangi bir etnik veya dini gruba karşı planlı ve sistemli bir imha politikası uygulamamıştır. 16. yüzyıl başlarında, takibatın yapıldığı iddia edilen Anadolu şehirlerinin toplam nüfus yoğunluğu dikkate alındığında 40.000 Alevinin kılıçtan geçirildiği iddiası demografik açıdan imkansızdır. Bu büyüklükte bir kayıp o dönemdeki birçok şehrin nüfusunun tamamen yok edilmesi anlamına gelir ki tarihi veriler bunu doğrulamamaktadır. Ayrıca, bu abartılı rakam sadece idris-i Bitlisî'nin Selimşahnâme eserinde geçiyor.
sovyetlerin dağılmasının rusyaya nasıl etki ettiğini gözler önüne seren filmlerdendir. baş rolde sergei bodrov (danila) karakterini canlandırıyor. filmin müziklerine de değinmesem olmaz. gerçekten çok hoşuma gitti. insan kendini rusyanın 90-lı yıllarındaymış gibi hissediyor hakikaten. nautilus pompiliusun "Атлантида" isimli albümünden bir kaç parça kullanılmış filmde. örneğin: (Матерь богов)
"— Вот ты говорил, город — сила, а тут слабые все... Город — это злая сила. Сильный приезжает, становится слабым. Город забирает силу. Вот и ты пропал..."
çeviri : "Sen şehir güçtür demiştin, ama burada herkes zayıf... Şehir kötü bir güçtür. Güçlü olan gelir, zayıf olur. Şehir gücü alır. işte sen de mahvoldun..."
"it doesn't get better and it doesn't get easier. i can't keep lying to myself saying i'm gonna change. i'm poison. i come from poison, i have poison inside me and i destroy everything i touch. that's my legacy. i have nothing to show for the life that i'd lived and i have nobody in my life who's better off having me."
ebu'l feth pir budak. karakoyunlu hükümdarı cihan şahın 4-cü oğlu, kara yusufun torunudur. şiraz valisi ve bağdat valisi olmuştur. 1458 yılında timurluların başkenti heratı ele geçirdikten sonra tahta iddiasını dile getirdi. pirbudak yürüşlerin bir çoğunda babası cihanşahla birlikte hareket etmiştir. timurlularla yaptığı savaşlarda ün kazanmıştır kendisi. ancak babasıyla olan ilişkisi pek te iyi olmamıştır. cihanşaha karşı bir çok kez isyan kaldırmış ancak başarılı olamamıştır. velhasıl bunun altında pirbudağın hükümdar olma isteği yatıyordu. isyanların birinde pirbudak yeniden bozguna uğramış ve kardeşi tarafından katledilmiştir.
Bu derli toplu cümbüş, bi' gün "Biter mi?" dersen
Teşrifim şerefle kaybolur gelirsen
Benim gözümden hakkımı sadayla, matem
Dejavu dinledim ve bende nefret ettim öcden
Bi' mümkünatı var mı? Hani ya bazen inceden
Kurulur hepsi kendine, kendi kendine
"Az ferahla dersin" estir aklın erdiğince
Çoğu zaman da ermez aklım, mevzu işte
Hayli zor fakat bi' yandan hayli normal
Aksualle tüm tereddüt, bi' anda toz duman
Geçen durakta hatta bak Cevizlibağ'da
ilk defa dedim "Birazcık alçak uçsana"
Sonra renkler daha da sonra yüzler
Akbilin sesiyle bak bu kaybolup gidenler
Bağırmak istedim ben aniden ta içten
Yoksun arkadaş sen, maalesef kabullen
Kaç yeni sayfa açıldı? Ve kimler gelip geçti
Kaç yeni sayfada kaç dostun kayboldu? Söyle
Kaç yeni sayfa açıldı? Ve kimler gelip geçti
Günler gelip geçti, günler gelip geçti
Cebimden elimi çıkartıp, bi' baktım, benziyo'du hiç ölmemişe
Yaşanmamıştı ki hiç aramızda böyle bir şey
Senin yerindeydi neşen, herkes evindeydi
Dolmuş bekleyen Onur'un muhtemelen eli de belindeydi
Sıradan günlerin birinde dondum orada
Ufuk çizgisinden adımı geride kalan son adam
Otobüsten inip, bi' daha dönmemişti molada
Rezervuara asılı gömlek tanıdım yakada koladan
Etkilenmemiştim, hiçbi' tepki vermemiştim
Çünkü tereddüt etmeden ölmüş, tedirginlik göstermemişti
Bu beat'e okumuştum canlı hatıralar
Ona da dinletebilseydim keşke, bunu hep istemişti
Sonuç benden olmaz, arabalar çalar korna
Aniden bağıran birisi, cadde insan dolu tonla
Gidebilsen bile durma, tur atıp gel, kayıp olma
Kabul etmen gerek olmadığını yokluğu tanımandan
Genelde bu insanların bayağı zengin kelime dağarcığı oluyor. Sebeplerinden biri de söyleyecekleri kelimeyi kafalarında önceden tartıp biçmeleri. Mesela anlatmak istediği şeyi karşıdakine tam aktaramayacağını fark edince, hemen alternatif ya da benzer anlamlı kelimeler aramaya başlıyorlar. Böyle olunca da farkında bile olmadan kelime hazneleri zenginleşmiş oluyor.
Bir de bu insanlar konuşurken karşılarındakinin jestine, mimiklerine, nasıl tepki verdiğine çok dikkat ederler. Duygusal zekaları da (emotional intelligence) çoğu insana göre daha gelişmiştir; başkalarının ne hissettiğini rahatça anlayıp ona göre davranabilirler. Genelde rahat rahat takılabildikleri aileleri ve yakın gördükleri 2-3 dostları olur. Onların yanındayken bülbül gibi konuşsalar da başkalarının yanına girince işler bir anda değişir. (Tabii bu durum kişiden kişiye değişir, herkeste birebir aynı olmayabilir.)
Mesela kendimden örnek vereyim: Bazen taksiye binmem gerekiyor. Taksici "Nereye?" diye sorduğunda asıl gideceğim yeri o an söyleyemeyip yakındaki başka bir yerin adını veriyorum. Sonra da gideceğim yere kadar yaya yürümek zorunda kalıyorum. Yani kısacası, o an tek bir kelimeyi takılarak söylemektense kilometrelerce yürümeyi göze alıyorum.
Ama tabii işin sonu hep böyle gitmez, iyi bir şey değil. Korkuların üstüne gitmeden onları aşamazsın zaten. Neyse ki eskisine göre bu tarz durumları artık daha az yaşıyorum.