Hayy deyu açayım, Hû ile göçeyim, inci mercan saçayım, eğrisinden kaçıp da, Hakk yolun seçeyim. Anka uçtu gönülden, bitmez çile ömürden, Yüce Hazret aşkıdır, çıkmaz hiç gül serimden. Tenim hayvan sorulunca, leşin leşi bulununca, ete kemiğe bürününce, Ulu Toy kurulunca, günahlar tüm saçılınca, kitli kutu açılınca, gönül tahtı donanınca, Mizan tartmaz Sırat ince, derim bil ki işte o vakit: Şol Padişah SENsin! Aleminde hasret ile kavurdun, çile ektin yaprak gibi savurdun. Ateş gayri yakmaz teni, Uçmak ise kesmez BENi. Derim Derviş Yunus gibi: Bana SENi gerek SENi.
Çocuklar dünyanın en masum; ama bir o kadar da acımasız(!) varlıklarıdır. Saf sevinç ve yaşama arzusu ile dolu olmalarına rağmen, her şeyi makaraya sarabilir, acınacak hallerle dalga geçebilirler. Büyüklerin aksine onlar tutarsızdır; çünkü iyilik ve kötülük konusunu bilirler, buna karşın iyi ve kötüyü net ayıramazlar. işin sonunda zalime merhamet bile gösterebilirler. Buna rağmen onların verdiği hükümler, biz büyüklerin şartlandırılmış yoz saplantılarla aldığı kararlardan daha adil olacaktır. Her biri diğerinden farklı dünya, öbür çeşit bir alem...
Susmak.... Sükût ikrardan gelir derler ve yaşayan biri için susmak -hele ki anlam arayışına da kapılmışsa- imkansızdır. Acı çeken insan asla susmaz; çünkü eşyanın tabiatına aykırıdır. Bunun nihayete ermesi için tek yol, tahtalı köye yapılacak tam pansiyon konaklama dahil bir seyahattir. ıstırabın dayanılmazlığına ancak ölüler tahammül gösterebilir. Hortlak, Gulyabani'den korkar mı hiç, mümkün mü? Lamı cimi yok, bu böyle.
Nettir cevabım, kesindir sözüm; eyvallah yok kimseye, kış olsa da yazım. Birden biraz fazla, yarımdan azım. Şenelsin diyedir tıngırdar sazım, çolpadır lafım. Ey ruhumu kasvetle saran yara! Kararttın diye düşmezem efkâra. Yalan Dünya nedir ki; üç on kuruş para. Bir gün ferah, kalan hep kara. Adını anmak züldür iblis'in. Duyan sığınsın rabbine, af dilesin! Kir pasak irin, cana değmesin! Öyle kir vicdanı Cedidacer neylesin?
Çoğun hükmü, başlayana kadarmış. Birin yanına bir daha koydukça azalır da azalır. Ömür bile böyle. Ciltli kapaklı, kalın bir günlük sanmadasın; ama sadece "sayfalık bir hikâye". Sadri Alışık'ın dediği gibi...
Yaşamak, sadece fiziksel bir varoluş değil, anı yakalayarak (Carpe Diem) hayatın her anını anlamlandırma sürecidir. Gerçek yaşam, dengeli beslenme ve hareketle bedeni korurken, içsel huzur ve deneyimlerle ruhu besleyerek hayatı dolu dolu deneyimlemeyi içerir. Bu süreç, acı ve tatlıyı harmanlayarak kendi anlamını yaratma sanatıdır.
Gelen Hızır mıdır, bilinmez; sen Hızır mısın da denilmez. Ey Hızır: Âb-ı Hayat suyunun sırrına erişmek değildir dilek. SEN diye atar BEN'deki şu deli yürek. Kül de bir zaman evvel hardı. Bir zamanlar bir çocuk vardı. Şimdiki gibi sıradan bir candı. Sonra has sevabına saf günah kardı. Mazide sade fark, ak paktı. Ezelde ne ise ebede kadar hep yeknesak, aynı. Ne bilirsin ki BEN'i? BEN'i bilen hep SEN'di, başkacası var mı? Alem büyükmüş, yalan; hep cendere, çirkef çukuru ve dardı. Sana kolay tabiki, Hızır'sın. Her cana erişirsin, daim hazırsın. Peki ya BEN? Ne elin erişir, ne yolun BEN ile kesişir. Bir zaman daha takılsın şu viranede, bu cana yetişir. Yardımın tene olur ancak, sonrası vuslat.
Mihenk taşında ayarımız ne imiş, gerek yok bakmaya; hiç şüphemiz olmaz. Alemlere akarız bazı bazı, kadehimiz has; şerbetten başka mey konmaz. Fikri kem olana su bile haramdır. Tevfik ise adın, üflediğin ney gibi doğru ise lafın; rakı-şarap da içsen helaldır.
Not: Siz ayran için canlarım, ayran... Adınız Neyzen Tevfik değil sonuçta :-).
Her zaman ailemiz için, sevdiklerimiz için yaşamak istiyoruz.
Bu dünyada kendisi için yaşamak isteyen az kişi var.
Bir şeyler için yaşıyor ve çabalıyoruz ya Allah kimseye onların eksikliğini vermesin, amin.
Çok da bir anlam ifade etmiyor. Bütün umutlarımızı, hayallerimizi, düşüncelerimizi bu dünyaya ve yaşama hibe etmişiz. inançsız biri dahi olsam bu dünya hayatına fazla ilgi göstereceğimi düşünmüyorum. Yaşamaya değer olarak nitelediğimiz iyi şeylerin bile kötülükle anlam bulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Sorsan zaten çoğumuz da yaşamayı, yaşamın gerektirdiği basit eylemleri bile istemediğimiz zor zamanlardan geçeriz. Bu zor zamanlar gözlerimizdeki perdeyi kaldırıyor olacak ki, yaşamın ne kadar iç karartıcı bir deneyim olduğu gün yüzü gibi beliriyor hemen önümüzde.
Acının insana yaptırabileceklerini kimse bilemez. Öfke bunun bir üstü. Yine de hiçbiri çaresizliğin eline su dökemez. Bir güzel adam peygamber efendimiz "Asıl pehlivan güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hakim olan kimsedir." demiştir. Çaresiz kaldığımızda elimizden gelen sadece teslim olmak mıdır? Asla! Tevekkül etmek gerek. Çabalayıp durmalı, umudumuz Seyyid Battalgazi'nin dörtnala koşan o nazlı Aşkar'ına nal toplatmalı, Kırat'ın yiğit binicisi Köroğlu nam Ruşen Ali'yi rüzgarının şiddetiyle koşumundan etmeli, düşürmeli.
Uzunca bir süre ne yaptığımı bilemeden yürüyüp durdum. Hayatı yol olarak görüp, güzel sonlar için tatlı hayaller kurdum. Şimdi çıkıp ne dememi bekliyorsun ki? Yanılmış mıyım, yanlış mıyım? Ne yanıldım ne yanlışım. Kimse denemeden bilemez kaybetmeyi. Ve hiçbir şey insanın elinde değil. iyi insan olmaya çalışmak dışında hiçbir şey...
Yedi kat göğün üstü, yedi kat arzın altı da olsa;
kimsenin kalmadığı cehennemin en dibi bir benimle dolsa;
ipti etimin zerresi, imdi kemiğimin tozu da kalsa;
şol alemde eğer bir şah-ı gariban Süleyman deyu kulun varsa;
ko bilinmesin ne adımız ne sanımız!
Çeç içinde balız, SEN'in var ettiğin.
Bilinmesek de varız, GÜLŞEN'dir verdiğin.
Doğrudur bu! Hakikatin erdemini ayan beyan ortalığa saçan, giz perdesi ardınca saklananı aşikare açan... Kasvetli pus çölünde; aklına türlü oyunlar eden... Ve yalnız kalakaldığın yerde, terk edip giden... Umursamaz ve zalim... Doğrudur bu, şeksiz şüphesiz! Ey geceyi gündüze karıştıran! Gerçek can yakarken sahte mesut mu etmeli? Kimmiş o kendini saadete ermiş sayan yalan sultanı, hile pazarlayan madrabaz? BEN SENi lâyığınca bilemedim. Eksiğim SENsiz, gerçeği aklım kesti ya acizim bağışla; ham kaldım, yetemedim. Yek doğrudur bu.
Aç insan ekmeğe âşıktır; bir tas çorba yâri, buğday kara sevdası... Tumturaklı kelamların harbisi de koftisi de birdir ona. Cafcaflı hikâyelere hem gözü hem karnı toktur. Yokuşlarda geçer ömrü; düzü bilmez, bayır aşağısı hiç olmaz. Ve her ne hikmetse, Kârun gibi servete erişse bile, özü hiç doymaz.