Korku hepimizi yönetiyor. Yaptığımız kötülükleri bile... Çalıp çırpmanın vebali dahi fakirlik korkusundan. işçimizin hakkını yememiz, yönettiğimiz halkın zenginini kayırmamız... Tüm o cafcaflı tavırlarımız, sırmalı mintanlara sarılı küşayişli laflarımız, göz boyamak uğruna abarttıklarımız... Kendini düşünen bencil mahluklarız. Yine de adına kardeşlik denen bir şey var: Dondurma gibi soğuk ve bir o kadar da tatlı. Arşını kaç kuruş bilmem; ama... Vazgeçilmez durur içimizde; dürülü sarılı, altı katlı.
Ne bilirdim BEN SENi, var etmeseydin? Akıllı idim delirdim, keşke BENi bilmeseydin. insanız ya başkaca ne yapardım ne ederdim? SENin için varım, yalnız SEN ile BEN bilindim.
Yoluna kurban serim canım, sevmesen BEN bin beterdim.
içimde duran büyük boşluk, giden zamanın yeri dolmaz. Tertemizdik bir zaman, ahlaklı ve hoştuk; yiğittik, hiç kula kul olmaz. Tez yorulduk alemde, daim çok koştuk; zar hepyek, düşeş bizi bulmaz. Sınandı sabır haddi aştık; zembereğin bile kofti dünya, kurulmaz. Hayatın falanları filanları işte cancağızım; n'örecen.
Tüm memelilerin kalp atışları iki trilyonla sınırlıdır. Hızlı attırırsan genç ölürsün. Biraz ağırdan al işi. Bugün varsın, yarın organik gübresin, obür gün pırasa, derken bir canlı, devri daim, en sonunda uzay tozu olacaksın.
Efkârlının biri kendini incecik bir iple asmış. Çeker mi bu sıkleti o gariban ipçeğiz; kopmuş tabiki. Adam: Allah istese bu iple de ölürdüm, demiş. ip ise; seni asardım ya günahın ağır geldi...
Bir ayağımı ötekinden ileri atabiliyorum. Bir şeyim yok. Şükür... Hoyratlığın prensi, nâdanlığın sultanıyım. Elim ermese bile ziynet-i gümüşe; altın dilim erişir hem yere hem göğe, yarar her işe. Tanrım pütürlerini daim kılsın! Yıkacaksa garibin gönül tahtını, incitmeden, özümü tez alsın! Buluta, toprağa, yeşile, dereye, suya... Kendini sultan sanan Süleyman'a kıran girmedi ya a canım.
Kandili ziftli, yiğit güzeli tasalı dertli, gavat kaltağı kanı bitli dünya! Gidinin çirkef çukuru! Peşinden koşan yetişemez, "benim" diyen allame-i cihan olsa, sırrına varıp erişemez. Kışının kırağısı çok, güzünün yazı az. Hayat kantarının topuzu kaçmış, efkârımız bir iken bini aşmış. Buna rağmen senin oyunun bitmez de sanır mısın ki bizdeki Ali Cengiz oyunları tükenir? Aklına şaşarım! insanoğlunun iblisçe ustalığı yanında senin azdıran şeytanlığın, sanayiye çırak olamaz. Sen kulağıysan biz de boynuzu, sen tavuksan biz de horozuyuz.
Kendi aklını tavaf eden hacı olmamak gerek. Kimi bal yer kimi kuru bir ekmek, bazısı da baklava börek... Hep sayılara takılmış, matematik yapıyoruz: Paranın, ev-arsanın... Hatta öyle ki sınav sonuçları için uğraştığımız kadar dersin kendisine yüz vermiyor, "ben seni geçtim, sen benden eksiksin" hesabındayız. islam anlayışımız zengini kutsayıp ululamaktan teşekkül, 40'ta 1'den ibaret. Kader imandandır, diyor kabul ediyoruz; ama dünyanın merkezi de kendimiz olmuşuz. Söylediklerimizle yaptıklarımız çelişe çelişe bir hâl olmuş. Şatafat hep benim olsun, arasın tarasın yolu bulsun; fakirlere sabır öğütleyeyim. Oh, mis...
Dolu bardağa şerbet koyamazsın. Bildiğini sanan insanlarız; fakat günümüzde o dolu bardaklar rağbet görüyor. Şerbeti testisinde çürütüyor muyuz, neyiz?
Senin başka lafın yok mu arkadaş? Karagöz ile Hacivat'tan bahsedelim biraz. Fenerbahçe bu hafta kaç çeker mesela? Oyuncak fiyatlarına zam tevatürü varmış; çocuk kardeşlerimizin teessürü kafa-karış oynamakla geçer mi acaba?
Bilemiyorum be ağabey. Bizim şeklimiz şemalimiz kaymış, bu çirkef üç on paralıkları hep adamdan saymış, karıştırmış aklımızı, biraz üzmüş bizi az biraz da baymış. Yaşamak davası, hayat gailesi, ne yaparsın. inanmayı bırakmış tapmışız; taptıklarımıza bile inanmaz olmuşuz. Mutluluk ararken gözyaşı bulmuşuz. Falanlar filanlar işte.
Başrol oynadığı film için bile Yıldırım Önal'a "yardımcı erkek oyuncu ödülü" reva gören bu çirkefte, bize figürasyon düşerse ne âlâ. Baba gibi ayık ölen sarhoşlardan olmayız belki; ama doğrusu kafamız da pek yerinde sayılmaz. iki ıspanaklı lafa tav olanlardan değiliz ya, sen ona bak! Çok şükür, elhamdülillah :-).
Kandili ziftli, yiğidi-güzeli tasalı dertli, gavatı-kaltağı kanı bitli dünya! Gidinin çirkef çukuru! Kir pas içinde aranıp durur, debelenir Ademoğlu. Gözden akan nurlu yaşı bile pisletmeye ant içmişsin. Eba Turâb'ın bile şaşmış, Yezid'in üst başa erişmiş, tahtına kurulmuş senin. Pehlivanlar Piri'nin aziz canı, evlad-ü iyali, senin kahpe nazarınca hiç hükmündeymiş. Nice temiz ceylan bakışlıyı, sırtlanlara parçalatmışsın. Sana hangi galiz ilençleri desem az gelir. Tezatlardan teşekkülsün; ama ne çare ki elimiz mahkum ikametgahımızsın.
Dünyada herkesin kendine göre bir kâşânesi vardır elbet. Kimi berduş yuvası bir köprü altı serserisi, kimi batakhane bıçkını bir ayyaş... Bazısı da var ki köşebaşı tekkenin sofusu ve yahut sebil ömrünün kalanını camiye vakfetmiş bir mahalle amcası... Gönül nazarından görülen baktığın yer değil, hoşluk tahtına oturttuğundur. Kirpi yavrusunu "pamuğum" diye severmiş ya hani, işte o hesap. Asıl kâşâne odur ki; Çalab'ın Tahtı'nın bulunduğu gönül sarayıdır ve kıyaslamak gerekirse Uçmag denilen yere onun yanında anca bir buğday danesi kadar paha biçilir. Ötesine aklım ermez.
Yaşamak; paran yoksa pahalı, zamanın varken plansız ve bir planın varken bu planların iptal olduğunu görmektir.
O yüzden akışına bırakıyorum kasmıyorum artık kendimi.
Katıldığım etkinlikte eğitimcimizin tavsiye ettiği duygusal belgesel Ahtapottan Öğrendiklerim... Felsefi görüşler ve anlam arayışlarının olduğu, eşimin izleyip önerdiği kısa videoda bir penguenin ölüme doğru yürüyüşü... Sevginin ve yaşamın değerini başkasının gözünden görebilirsin. Mümkündür. Empati kurmak için aynı acıları yaşamak, sevinçleri birlikte tatmak gerekmez. Kendi özüne dönebilen insan her şeyi anlayabilecektir. Herkesin bir Leyla'sı ya da Mecnun'u olmayabilir; ama yine de Leyla da olabilirsin Mecnun da. Kendi gül bahçeni gören gönlün olsun, yeter. Gülşen her daim BEN'im ve öyle de kalacak.
Çırpı dalların çıplak ağaçlarına nispet yaparcasına duran çam ağaçları... Bir elinde tuttuğu çayı ile ağzında cigarası, önünde kesim makinesi, ortalık kağıt hışır dolu karman çorman işyeri... Keskin soğuklu bir günün aydınlığı... Yaşamak güzel şey. Adım atabilmek, nefes alıp vermek, dünyayı görebilmek... Eksikler tamamlanır, hainler kırılır; mitili attığı koltuğa süzük gözleriyle son kez bakacak olan pırasa bıyıklı, elbet bir gün cartlağı çeker. Biz Sadri Alışık gibi cem-i cümlesine selam sarkıtalım, dalgamıza bakalım. Nasılsa Ezrail, hepimiz gibi onların da babaannelerinin hamam tasının hatırını soracak. Yes orrayt :-).