Tamamen mizah amaçlı bir entry girdim. Sözlükteki pek çok yazar arkadaşımız da bilir ki bu "kezo" tabiri 'mrerecto' nickli duayen yazarımızın sıklıkla kullandığı bir sözdür.
hala bir kafanız var ve yiyebiliyorsunuz, öyle düşünün. bu ülkede bunca sorunla, geçim derdiyle ve krizle boğuşurken çoğu insanda yiyecek kafa bile kalmadı. siz yine şanslısınız.
uludağ sözlük erkeklerinin hayalidir. bir sözlük kızının elinden kısır, poğaça, zehir dahi olsa yeme isteğidir bu. poğaçayı gömerken 'kezo mezo ama eli lezzetliymiş' diye hayal kurarlar, benden söylemesi.
Sözlük kızları:Atlantis, El Dorado ve 'objektif moderasyon' gibi sadece efsanelerde var olan mitolojik unsurlardır. Ha,kazara biri gerçek çıkarsa da kilosuna laf etmeyin lütfen. Gece 1'de incir reçelli, tulum peynirli,salatalık turşulu başlıkları okuyup mutfağa saldırmayan bir canlı türü henüz dünyaya gelmedi. Kızların kilosu tamamen sözlüklerdeki ortamdan kaynaklı ödem ve strestir.
Özgürlük kumasin boyuyla ölçülmez.Asıl mevzu acıklık ya da kapalılık değil, gardırobu açtığında kararı kimin verdiğidir.
Eğer "Elalem Ne Der Enstitüsü" hayatının kreatif direktörü olmuşsa, ister baştan ayaga kapan,ister şort giy, zaten özgür degilsin demektir.
Önemli olan tek şey, başkalarının ne diyeceği değil, o kıyafete kendi fikrinle karar vermektir. Gerisi sadece iplik, gerisi sadece kumaş parçası.
normal şartlar altında bir platformda adalet dağıtması, tarafsız olması, egolarından arınmış bir şekilde düzeni sağlaması gereken insanların,arka planda güç sarhoşluğuyla nasıl "küçük dağları ben yarattım, bana muhtaçsınız" moduna girdiğini gösteren ibretlik durumdur.
olayın yuzde yuz gerçeğini, perde arkasını somut olarak bilmesek de (çünkü genelde bu tarz olaylar kapalı kapılar ardında, wp ya da mesaj kutularında döner) ateş olmayan yerden duman çıkmadığını hepimiz biliyoruz. işin en trajikomik tarafı da bu tarz yetki sahibi insanların, klavye başında millete üslup ve ahlak dersi verirken, arka planda yazarlara "oral yap bana" vizyonsuzluğunda, iğrenç ve uygunsuz tekliflerle yürüyecek kadar düşebilmeleridir.sen orada topluluğu yönetmekle, adaleti sağlamakla görevlisin güzel kardeşim,senin bu taraklarda ne işin var? gücü eline alanın ilk iş olarak bunu şahsi tatminlerine ve uçkuruna alet etmesi, buradaki o sözde "otorite" figürünün aslında ne kadar ucuz olduğunu gösteriyor.
yönetici dediğin insan adil olur, profesyonel olur, her şeyden önce saygılı olur. ama maalesef gerçek dünya (ve internet dünyası) bize gösteriyor ki, bazılarına ufacık bir silme/banlama yetkisi verdiğinde kendini dijital dünyanın imparatoru sanıp ilk iş sapıklığa vuruyor. vizyonunuza, adaletinize ve o wp deki leş üslubunuza tüküreyim demekten başka bir şey gelmiyor insanın içinden.
zamanında canımı yakan, bana haksızlıgın kralını yapan insanların tek tek kendi kazdiklari bok çukurunda boğulmasını uzaktan izliyorum şu sıralar.
işin garibi, hani insan böyle bir intikam anı hayal eder de "oh canıma değsin" diye çekirdek citler ya? bende o da olmadı. içimde sadece kocaman bir acıma duygusu var. "değdi mi be vizyonsuz" diyorum içimden, gerçekten üzülüyorum hallerine.
ama beni asıl bitiren, o dönem bana karşı adaletin kırıntısını bile gözetmeyen bu tiplerin, simdi köseye sıkışınca en büyük adalet çığırtkanı kesilmeleri. zamanında kul hakkını leblebi gibi yiyenler, bugün gelmiş ahlak ve vicdan dersi veriyor. işte o an miidem öyle bir bulanıyor ki, ilahi adaletin bizzat kendisine gidip "bunu benim gözümün önünde cezalandırma valla kusasım geliyor" diyen mod açılıyor bende.
sözün özu,etme bulma dünyası harbiden varmış ve bumerang sandığımızdan daha sert dönüyormuş. arkama yaslanıp izliyorum ama vizyondaki film o kadar kalitesiz ve rezil ki, insan izlerken başkası adına utanmaktan patlıyor. karmayı kızdırmayacaktınız canlarım, şimdi o çukurda iyi eğlenceler.
Gerizekalılar, zaten hayatınız kaymış çoğunuzun, başkalarının hayatını neden karartmak istiyorsunuz?
kredilerle, taksitlerle ve akraba terörüyle berbat durumdasınız. bekar gezen birini görünce 'bütün acıyı ben mi çekeceğim lan' deyip intikam alma çabasına girmekten vazgeçin.
Hele ağlarken rimeli akıp yüzünde tarantula bacağı gibi çizgiler oluşuyor ve burnundaki sümüklerle baloncuk yapabiliyorsa şansınız sıfır. O balon patladığı an manipülasyonun etki alanı iki katına çıkıyor, atom bombası gibi.
başlığı görünce bile insanın genetiğinin çift sarmal olup kendi kendini boğası geliyor. yıl olmuş 2026, biz hala "akraba akrabayi gurbette..." atasözünü çok yanlış anlayan bir güruhla aynı havayı soluyoruz.
bakın bu bir tercih değil, genetiğin feryadıdır. lisedeki biyoloji dersinde arka sırada cene çalacağiniza hocayı dinleseydiniz,resesif (çekinik) genlerin yan yana gelince nasıl birer canavara dönüştüğünü biliridiniz."bizim ailede hic hastalık yok yeaa" diyerek evleniyorsunuz, sonra laboratuvar tahlili gibi çocuk doğuyor. tıp dünyası bas bas bağırıyor, bizimkiler hala "yabancıya gitmesin" kafasında. tarla mı devrediyorsunuz hayırdır?olayı zorlamayın, ensestin bir tık altı, kardeşliğin bir tık yanıdır bu. Diyeceklerim bu kadar.
hayatımda bu bankamatikler kadar omurgasiz, bu kadar ne yaptıgını bilmeyen bir mekanizma görmedim. ulan parayı bana ünite içinden gıcır gıcır çıkaran sensin,"yok ya vazgeçtim bunu hesabıma geri yatırayım" deyip üniteye geri sokan benim.
daha 10 saniye önce kendi doğurduğu parayı geri uzatınca sanki hayatında ilk defa 200 TL görmüş gibi muamele yapıyor. parayı emiyor, iceride 40 saniye boyunca un öğütür gibi sesler çıkarıp "bunu kabul edemiyoruz" diye suratıma geri fırlatıyor. ya sen verdin bana o parayı ibiş? neden verdiğini geri almıyorsun, ne ayaksın sen? paranoya hastası ettiniz ulan insanı.
(bkz: kendi parasına yabancılaşan atm)
sözlük tarihinin en büyük güven erozyonuna ve kolektif deliliğe sebep olmuş, arkasında bıraktığı gizem dalgasıyla hepimizi birer paranoyak fbi ajanına dönuştürmüş yazar.
olayın travması o kadar büyük ki, sözlüge yeni üye olan biri "merhaba ben geldim" dese, entry'nin altındaki gizli şifreleri çözmeye çalışıyoruz. "acaba larisalisa geri mi döndü, bizi mi deniyor?"diye her nick altını satır satır inceliyoruz. kız resmen ardında çözülemeyen bir soğuk savaş dönemi bıraktı. öldü dendi, kaldı dendi, hiçbir şey ispatlanamadı ama geride bıraktığı şüphe virüsü ne yazik ki tüm sözlüğe bulaştı.
Tek bir amacı olabilir bu yanık kızımızın, o da karşında şanslı mi yoksa bahtsız mı olduğu henüz belli olmayan er kişiyi çıra gibi yakmaktır. Bu nedenle karşısına çıkmaya yeltenecek adayın kondisyonu mutlaka yerinde olmalıdır; aksi takdirde ilk rauntta havlu atması işten bile değildir.
Son sözüm: "Gözlerine bakmamaya azami özen göstermelisiniz. Aksi takdirde retinanızın erimesi kaçınılmazdır."
Dünyada bu kadar dert tasa varken, kul hakkı yiyenlerden, liyakati paspas edenlerden gecilmiyorken, kimseye zerre zararı olmayan, aksine insan aklını ve stratejiyi geliştiren koskoca satranç oyunu neden yasaklansın? Gerçekten aklım almıyor.