ama çocuklara verilmemesi gerekendir. ne sevgi isimli kadınlar gördüm gözlerinde sadece nefret, kıskançlık ve kin vardı. yüzlerine yansımıştı içindeki kötülük ismi anlamı yitirmiş kaçacak yer arıyordu..
çocuklara isim verirken özen gösterilmeli, mezar taşına kadar taşıyacağı bir ismin altında ezilmesin canlar, isimlere de yazık.
her seye guzelligini katandir sevgi.
sevin birbirinizi, elinizi korkak alistirmayin.
benim kucuklugumden beri etrafimda "hayatta kimseye guvenme" diyen arkadaslarim ve aile fertlerim var.
hayat iki sekilde yasanir:
-ya kimseye guven olmaz diye paranoya ve tedirginlik icinde
-ya da bazi insanlar guvenilirdir deyip daha keyifle
ve inanin iki secimde de basiniza gelenler cok degismiyor.
aska, sevgiye, iyilige, dostluga hep inanin olur mu?;) kalp.
anne, vatan, evlât, dost, kadın, renk, tabiat, fikir, ruh, kimi ve neyi seversen sev!
fakat söyle bunlar mı sevilmeye en fazla lâyık, bunları yaratan Allah mı?
aşk, Allah'ı bulmak için...
onu deli gibi sevmeye çalışsana!..
farkındalık yetisiyle yekpare biçimde var olur,
bu yönüyle ebedi olanın bizzat kendisidir,
doğruluğun, güzelliğin değişmezliğine duyulan engin, sonsuz, sınırsız bi sevgi,
kötü, çirkin, yanlış olan her şey onun maddesel dünyada,
değişmesi,
bozulmasıyla doğmuştur.
ebedi olanın bilgisi ancak ve ancak sevgiyle var olur.
çiçek satıcısı roman abla.... ekmeğinde...
zürafa kadar olan sırık oğlu torbadan kodeste....
eskiden solisttim ben diye mırıldanır ara ara türk sanat müziği, inceden...
sigara tazeleyerek..
fahişeye namus, yagmurcuya saygı ve sevgi beş on beden büyük gelir... ikisi de sırıtır. narsist-sosyopat adamlar normal insanları taklit etmeye çalışsalar da, beceremiyorlar.
aydınoğlu herzevekil misali hardcore pornoları seyredip, hunharca otuz bir patlatıp burada edebiyat parçalıyor cancağızım, belki ikinci baharını yaşadıktan sonra dul kalmış muhafazakar kokona bi teyzeyi düşürürüm umuduyla. vay vayy!!!!!!
öznenin kendi ontolojik yarılmasını (spaltung), öteki'nin (l'autre) sembolik düzenindeki hayali bir bütünlük vaadiyle yama girişimidir; yani, lacan'ın objet petit a olarak tanımladığı o yakalanamaz arzu nesnesinin, fenomenolojik sahnedeki fantazmatik bir projeksiyonudur. bu, aslında hegelyen efendi-köle diyalektiğinin erotize edilmiş bir varyantından başka bir şey değildir; zira âşık olan bilinç, kendi "kendinde-varlığını" (an-sich-sein) sevilenin "kendi-için-varlığında" (für-sich-sein) eriterek aşkınsal bir senteze, imkansız bir narsisistik tamamlanmaya ulaşmayı hedefler. dolayısıyla sevgi dediğiniz bu bayağı duygulanım, aslında varoluşsal eksikliğin (manque-à-être) patolojik bir inkâr mekanizması ve libidinal ekonominin asla ödeyemeyeceği sonsuz bir borç senedidir.
Sevgi dillere düşen anlam daralmasına uğrayan aslında çok derin bir şey. Ne ' bana karı bul' denecek kadar basit ne Sevgili zall ın dediği kadar karışık. Doğduğumuzdan beri içimizde olan tanıdık bir his.