bu ses yakışıklılığı tehlikeli bir kumardır bacılarım. çünkü beyin, o kusursuz sesin altına otomatik olarak kusursuz bir fizik inşa etmeye programlıyor kendini. sonra bir gün o sesin sahibiyle yüz yüze gelme gafletinde bulunuyorsun.. adam konuşunca ses yine o muazzam ses ama görüntüyle o kadar uyumsuz ki, beynin mavi ekran veriyor ortamda. diyorsun ki "yahu bu ses bu bedene nasıl montajlanmış, Kim bu mk gebeş kaplumbağası.” Yani dikkat..
Bin tane şey sıralanır ama benim için ilk beşte olan keskinlikle yaya geçidi. yahu yaya geçidine adımımı atıyorum, hani o çizgiler varya, avrupa'da araba seni gördüğü an zınk diye durur. türkiye'de ise yaya geçidinde yürürken adam üstüme doğru gazı köklüyor. bir de üstüne korna basıp el kol yapıyorlar. yaya geçidinde hayatta kalma mücadelesi vermek hangi medeniyette normal yahu?
bizi "aman iyi insan ol, dürüst ol, kimsenin kalbini kırma, herkesin yardımına koş" diye büyüttüler. sonuç? tam bir fiyasko, tam bir enayilik belgesi resmen. işin en sinir bozucu tarafı da ne biliyor musunuz? sen ne kadar yapıcı, ne kadar ponçik ve anlayışlı olursan insanlar seni o kadar (bkz: çantada keklik) ve sınırları ihlal edilebilir görmeye başlıyor. insanlardaki bu toksik mazoşizmi çözebilmiş değilim. illa çirkef mi olalım yani, bunu mu istiyorsunuz?
bir kadının burayı erkek düşürmek için kullanması için hayatta seçeneklerinin tamamen tükenmiş olmalı. ne bilim dünyadaki son erkek nüfusunun sadece sözlük yazarlarından ibaret kalması falan gerekir.
anında bir yerlerim deli gibi kaşınmaya başlıyor. dayanamayıp hafifçe tırnağımı sürttüğüm an, o kaşıdığım yerler saniyeler içinde öyle bir kabarıyor ve kızarıyor ki sanırsın mutant zombi virüsü kapmışım. hayır birde stresimi zihnen yönetmeye çalışıp sakinim ya bir şey yok diye kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum , vücut o sırada içeriden "yoo kanka yalan söylüyorsun, bak şimdi seni nasıl domatese çevireceğim" diyerek beni ele geçiriyor.
hani şu zengin teyzelerin çantalarından fırlayıp etrafa sebepsizce havlayan, paçalara saldıran o küçük süs köpekleri vardır ya, tam olarak onun insan formuna bürünmüş hali resmen
etrafa bakıyorsum millet çatır çatır çeyiz düzüyor, düğün salonu bakıyor, story'lerde evet dedim konseptli yüzük şovları havada uçuşuyor. ben ise o sırada yatakta ters dönmüş, acaba sipariş ettiğim hamburgerin yanına kolayı büyük mü söyleseydim diye varoluşsal krizler yaşıyorum vizyona bak, düğün nere biz nere. ahsjdjd
ama dürüst olaym bu his aslında evlenememekten ziyade, benim hayatım niye başkalarınınki gibi stabil ilerlemiyor paniği. etraftaki o mükemmel görünen evliliklerin yarısının ilk iki yılda nasıl toksik bir savaşa döndüğünü, insanların sırf yalnız kalmamak ya da yaş dalgasını kaçırmamak için ne kadar vizyonsuz tiplere katlanmak zorunda kaldığını görüyoruz tabii.
o yüzden bırakın her şey akışında gitsin. eğer bir gün benim gibi bir çatlağın kahrını çekecek, karşılıklı saçmalayabileceğimiz bir deli çıkarsa ne ala, nikah dairesine kadar yolumuz var. çıkmazsa da dünyanın sonu değil yaa en azından televizyon kumandası her zaman bende kalır ahdjdj
bir de bunların “ayyy kızlar sizce ne demek istemiş yhaaa” diye sevgilisinden gelen her mesajı kurula sunan tipleri vardır ki, evlerden ırak.azıcık gizem, azıcık mahremiyet ya. ilişkinin büyüsü denen şey o iki kişinin arasında kalan kimsenin bilmediği o saçma detaylarda gizli zaten. her şeyi bu kadar ortalığa saçacaksanız gidin reality şov programına katılın biz de ekran başında rahat rahat çekirdek çitleyelim.