Nietzsche'nin insanları belirli bir kalıba sokarak kontrol altında tuttuğunu, bireyselliği boğan bir şey olduğunu ifade ettiği kurum kesinlikle şüphesiz. insanların birbirini yemesini önleyen gerekli kötülük diyen de vardır. Türkiye'de ve dünyada düşen doğum oranlarından, askere gidecek vergi mükellefi insanlara ihtiyacı olan devletler endişelensin ben niye endişeleneyim ki. Boşuna Tayyip Erdoğan en az üç çocuk deyip durmuyor. Sonuçta onlara göre insan denilen şey vergi ödeyecek, askere gidecek, oy kullanacak TC kimlik numaralarından ibaret yoksa devletin ve devletin başındakilerin umurunda bile değiliz.
Halkına her türlü hizmetle mükellef yapıya verilen isimdir. Halka hizmet için, halktan vergi toplaması meşrudur. Ancak bizim gibi çağ dışı ülkelerde, halk devlete hizmet ve haraç vermekle mükellef. bir yerlerde bir yanlışlık var ama neyse, bizde böyle swh.
“Gideceğim en eski öykümde devlet denen
Şirki yazacağım
Göz bebeklerimde kent gördükçe kırılan gıçlar
Ve bir dizeyi haklar gibi terli ellerim
Bu çağın acısını dik tutacaklar.”
Devletin en büyük kazancı değildi ama istanbul şimdiye kadar faiz lobisi, Finans lobisi olarak görülür iken, yaptığımız çalışmalarla devletin müttefiki haline geldi. Hayati bir konuydu, çünkü devlet ve sermaye rakip değil artık ortak vizyon çizen güçler haline gelmişti.
Öte yandan türk siyasetinde gayri milli unsurların silinmesini sağlığımızla ödedik.
Ve muhtemelen en büyüğü dış güçler, Amerika, Avrupa artık üzerimizde oyun oynayan mihraklar değil dost ve müttefiklerimiz haline geldiler.
Devlet işi bitmez, ardı arkası kesilmez, ama bu aşamada benim de küçük taleplerim olacak.
1- kişisel ve özel hayatımda devletin artık insiyatif alıp rayına oturması.
2- sağlık sorunlarında ciddi bir düzelme.
3- takvime bağlanmış nüjdeler var kazanım ya da suçluların cezalandırılması gibi. Bu takvime periyodik olarak ayda bir fazladan ekleme yapışması.
Bağımsızlığını elde ettikten sonra, politikalarla egemen güç oldu. Bunu hassas hamleler ve temel virajlar izleyecektir. Birçok konuda geriden izleyip zamanı gelince uygun müdahaleleri yapıyorlar. Yeni projelerinde basın sözcüsü devlet adamı değil, politikaya egemen bir devlet var.
Söylemek istediklerimiz zamanla anlaşılacak. 15 yıl önce siyaset ve toplum neredeydi, şimdi nerede? 15-20 yıl sonra da çok farklı olacak.
Neticede bu bir bayrak yarışı. Görevini tamamlayan başkalarına devrediyor. Ama sistem işleyişini sürdürüyor.
Aczimendilerin, tarikatların nerelerde ağırlandığı fetönün başlı başına kendini ülke zannettiği günleri hatırlayın. işte provokasyon filan. Öyle bile olsa peşlerinden sürükleyecek yüzbinlerce, milyonlarca insan vardı. Oyuncak kırıp, put kırıyorum diyen kaç kişi vardı o zamanlar.
Şimdi bunlar yavaş yavaş marjinalleşecek, ve toplum küresel sistem ile uyumlu bir yapıya kavuşacak. Ülke yalpalamıyor. Kendi coğrafyasında tek laik ülke, tek ayakta kalan ülke. Özüne dönüyor, güçleniyor.
ileride de bu şekilde ilerleyecek. Sen haçlının çocuğunu yeniçeri ocağına alırsın, kendi atalarına senden çok saldırır.
Siyasal yapılar da iletişimi ve ilişkileri nasıl kuracağını biliyor.
"Eski devletin müttefikleri ile soğuk savaş doktrini çerçevesinde uzlaştığı dönemde üç eksen gazete mevcuttu; hürriyet, milliyet, cumhuriyet. Hürriyetin solistliği üstlendiği, cumhuriyetin sessiz kahraman olarak bas'tan sorumlu olduğu bu düzende, milliyet gazetecilik ve entelektüelliğin arasını doldururdu.
Devletin temel kaygısı kitleyi yönetmektir. Kitlenin zihin dünyası ve hareket aks'ları açısından bu üçleme yeterliydi."
Kendilerine emanet edilen Yasama, yürütme, yargı gibi güçlerin Yargıtay, sayıştay, danıştay, yüce Divan gibi kurumlar tarafından denetlenmedikçe kötüye kullanılabileceği, toplumu himaye etmesi beklenen bir kurum. Eğitim, sağlık, güvenlik, ulaşım ana görevleridir. Devletin dini, milliyeti olmaz, tüm vatandaşlarına eşit mesafede durur. Bu kadarını bilemeyen düşünemeyenler varsa durum boktandır.
devleti kim kuruyorsa bir egemenlik devri yapmıyor veya egemenliğin bir bölümünden vazgeçmiyor.
eğer devlet özgür insanların oluşturduğu toplumun bir organizasyonu ise...
devletin şeklini, idaresini, yapısını belirleyen yasalar (anayasa) devlet denen toplumsal organizasyonun ortaya çıkmasına neden olan özgür halkın yazılı sosyal mutabakatıysa...
insanlık tarihi bir kişinin devlet kurduğunu kayıt etmemiştir.
devlet ile özleştirilen kişiler hep toplumu yönlendirmiş-yönetmiş ve devlet denen organizasyonun hayata geçmesine vesile olmuştur.
tarih boyunca kurulan devletlere bakarsanız bir kişi çıkıp "gelin, devlet kurdum. sizde bu devletin vatandaşı olun" dememiştir.
sadece toplumu devlet denen organizasyona yönlendirmiştir.
oysa ilk şehir devletlerinden imparatorluklara sonra günümüz modern devlet anlayışına bakarsanız devletlerin işlerliği için başa geçen-yöneten insanlar, hükümetler kendini devlet olarak hatta devletten de üstün kılarak kendilerini kutsamışlar, halkı yok saymışlardır.
devleti ortaya çıkaran ve var eden halkın her eleştirisi devleti idare eden gücün çıkarına uymuyorsa bunu devlete karşı suç olarak nitelemiş ve iktidarına karşı olan her eylemi devlete karşı suç olarak kanunlaştırmıştır.
oysa devletin hukukunu vatandaşın hakkını yasalar, iktidarın hukukunu kanunlar belirler.
zamanla devlet denen organizasyonun şeklini belirleyen ve vatandaşının hakkını koruyan anayasalar işler halden çıkmış, devleti idare edenler bu anayasal boşluktan yararlanıp kendi kanunlarını koyup iktidarını koruma ve devam yoluna giderek hükümetlerin yaptıkları kanunlar yasalar çerçevesinden çıkıp yasaları tamamen işlevsiz bırakmıştır.