Erkekler için hayat formula 1 yarışı gibidir. Nasıl ki formula 1'de pol pozisyonundaki sıralama yarış boyunca pek değişmez ve yarışa birinci başlayan genellikle birinci bitirirse hayatta da güçlü ve servet sahibi bir ailede dünyaya gelen erkek genellikle girdiği tüm yarışları kazanır, rakiplerini ezer ve geçer. Diğer erkekler ancak bu erkeğin artıklarının toplayıcısı olabilir.
insanlara karşı ne kadar kibar hoşgörülü ve anlayışlı olursan seni o kadar kullanabileceklerini düşünürler. Dirsek göstermediğin sürece senden iyisi yoktur
Yıllarca bist veya kriptoyla uğraş, emek ve zaman harca, kafa patlat zarar et, öte yandan yatırımın y'sinden zerre anlamayan "Ayşe teyze" altın biriktirip parasına para katsın.. yıllarca kripto gibi bir aptallığı nasıl sürdürdüm bilmiyorum.
tl nin her daim değer kaybı acı gerçektir. ülke enflasyonu 50% altına düşmemesi acı gerçektir.
dolar ın euro nun sürekli yükselmesi acı acı acı tl nin yerden yere vurulması yerin dibine kadar değerinin düşmesi acı gerçektir.
TL’nin her geçen gün değer kaybetmesi acı bir gerçektir. Ülkedeki enflasyonun %50’nin altına inmemesi, insanların her geçen gün aynı parayla daha az şey alabilmesi acı bir gerçektir. Doların yükselmesi, euronun yükselmesi, döviz karşısında TL’nin sürekli gerilemesi acı bir gerçektir.
Ama mesele sadece rakamlardan ibaret de değildir. Her yükselen döviz kuru, TL’nin biraz daha erimesidir. Her yeni zam, vatandaşın cebinden biraz daha fazlasının çıkmasıdır. Her geçen gün maaşın, birikimin, emeğin ve alın terinin satın alma gücünün biraz daha düşmesidir.
Dolar yukarı, euro yukarı, fiyatlar yukarı… TL ise aşağı, daha aşağı, daha da aşağı…
Öyle bir değer kaybından söz ediyoruz ki TL adeta yerin dibine kadar çekiliyor. Bir zamanlar “bu kadar da olmaz” denilen seviyeler, zamanla sıradanlaşmaya başlıyor. Dün yüksek görünen rakam bugün normal, bugün yüksek görünen rakam yarın daha da yüksek hale geliyor.
Ve bütün bunların ortasında değişmeyen tek bir acı gerçek var:
TL’nin sürekli değer kaybetmesi acı gerçektir.
Enflasyonun düşmemesi acı gerçektir.
Doların ve euronun sürekli yükselmesi acı gerçektir.
Alım gücünün erimesi acı gerçektir.
Ve TL’nin değerinin adeta yerden yere vurulması, her geçen gün biraz daha aşağı çekilmesi, biraz daha değersizleşmesi…
Acı. Çok acı. Hem de rakamlarla anlatılamayacak kadar acı bir gerçektir.
Yazın sıcak ve kurak, kışın soğuk ve kurak geçmesi artık yalnızca bir hava durumu meselesi değildir; ülkemizin acı acı gerçeğidir.
Kuruyan toprak, azalan su, boşalan barajlar, yanan ormanlar ve her geçen gün ağırlaşan iklim koşulları bu ülkenin önündeki gerçeği yüzümüze çarpmaktadır.
Yaz gelir, kavurucu sıcaklıklarla mücadele ederiz.
Kış gelir, yağmur ve kar bekleriz; yine kuraklıkla karşı karşıya kalırız.
Bir tarafta susuzluk, bir tarafta kuraklık…
Bir tarafta yanan ormanlar, diğer tarafta kuruyan göller…
Ve bütün bunların ortasında, vatandaşın sırtına binen yeni bir yük daha.
Bu artık görmezden gelinecek bir mesele değildir.
Yazın sıcak ve kurak, kışın soğuk ve kurak olması; suyun azalması, toprağın kuruması, tarımın zorlaşması ve doğanın her geçen gün biraz daha alarm vermesi ülkemizin acı, çok acı gerçeğidir.
Acı gerçektir.
Hem de öyle böyle değil.
Her damla suyun değer kazandığı, her kurak mevsimin biraz daha ağır hissedildiği, geleceğin her yıl biraz daha belirsizleştiği bir dönemdeyiz.
Ülkenin gerçeği budur:
Sıcak yazlar…
Kurak yazlar…
Soğuk kışlar…
Kurak kışlar…
Ve her mevsimde biraz daha büyüyen aynı acı gerçek.
Türkiye’de her saat birilerinin acı acı osurması da artık memleketin acı gerçeğidir.
Ekonomi konuşulur, biri osurur.
Enflasyon konuşulur, biri osurur.
Hayat pahalılığı konuşulur, biri yine osurur.
Millet geçim derdindedir, birileri hâlâ ortalığı kokutmaktan başka hiçbir işe yaramaz.
Memleketin gündemi ağır, geçim derdi ağır, hayat zaten ağır…
Ama maşallah, bazıları bütün bu ağırlığın üzerine bir de kendi kokusunu bırakmayı ihmal etmiyor.
Türkiye’nin acı gerçeği budur:
Her saat birileri acı acı osuruyor;
millet de bu kokunun içinde memleketin gerçek sorunlarıyla boğuşuyor.
Koku geçer mi bilinmez.
Ama memleketin gerçek meseleleri hâlâ ortada duruyor.
Ekonomi konuşuluyor: acı gerçek.
Hayat pahalılığı konuşuluyor: acı gerçek.
TL’nin alım gücü konuşuluyor: acı gerçek.
Borsa düşüyor, piyasalar dalgalanıyor: yine acı gerçek.
Memleketin bir tarafında enflasyon, geçim derdi ve hayat pahalılığı konuşulurken, diğer tarafında yeni anayasa tartışmaları sürüyor.
Ama vatandaşın anayasası çok daha basit:
Markete giriyorsun, fiyat acı.
Kiraya bakıyorsun, acı.
Faturaya bakıyorsun, acı.
Maaşa bakıyorsun, daha da acı.