Uludağ sözlük'te yazdığım birkaç yıl içerisinde gördüğüm ve beni üzüntülere gark eden gerçeklik.
şimdi troll olmaya çalışan biri saçma sapan bir başlık açıyor ardından saçma sapan bir tanım yapıyor ve başlıyor beklemeye... bizim sazan kızlarımız da hemen atlıyor.
misal başlık sözlükçü kızların salak olduğu gerçeği... altına bayan yazarlarımızdan bombardıman geliyor... şimdi diyeceksiniz ki kızlar haklarını savunmasın mı? olayların iç yüzü farklı.
adamın biri sözlüğe kız ayarlamaya geliyor misal. kendisi normal yazıları ile hangi kıza yavşayacağını tam olarak kestiremiyor... sonra aklına bir plan geliyor... trollük yapmaya başlıyor ve kızlara sataşıyor, e haliyle kızlar atlayınca cinsiyetleri ifşa oluyor. sonra kendi gerçek nicki ile oradan seçmece yaptığı kızlara yavşıyor. sonuç? kızımız hamile de kalabilri aşk acısı da çekebilir...
sizlere hep dedim azizelerim don't feed the troll diye... ama dinlemediniz. bundan sonrası size kalmış. artık karışmayacağım. sonra nasılsa ağlarken "herzevekil didiydddiiiğğğ" diye ağlarsınız ve bunu yaparak naçizane egomu okşarsınız.
trolleri umursamayan ve küçük gören uzun ve düz saçlı kızlar... öpüyorum pembemsi dudaklarınızdan.
tabloda ağaçlar var... yere dökülmüş kuru yapraklar ve bilinmezliğe giden bir yol... o yoldan biz de gider miydik azizem? her şeyi bırakıp sadece ellerimizle gider miydik? iş, para, kariyer... bunların üzerine basar mıydık çamurlu ayakkabılarımızla? öldürür müydük daha kelebek olmamış tırtılları?
uyandığımda yine güzel ve dolgun göğüslerin geldi gözümün önüne... artık kim emzirse beni iflah olmam... memelerini yüzüme sürerek uyandır beni yine... ama rüyalarımda değil. rüyalar canımı yakmaya başladı.
meğer her şey sen imişsin, ellerim sağır, gözlerim tutuk. meğer her şey sende imiş, eski bir anı, dolgun iki meme...
hayatında hiç kemalist kız memesi ellememiş islamcıların anlayamayacağı gerçeklik.
o desteksiz sütyenlerinin içinde slogan atarlar edeta azizim. polis tarafından sürüklenirlerken de ne frikikler verirler... hele bir de beyaz tişört ile kamufle edilmişlerse...
sütyen takmamalı bence bu harika kızlar... herkese özgürlük, güzel göğüslere de...
Sağdan bakarsanız bir faşist görürsünüz, soldan bakarsanız tam bir devrimci komünist, karşıdan bakarsanız tam bir siyasal islamcı, arkadan bakarsanız tam bir serseri , yukardan bakarsanız küçük vekili, aşağıdan bakarsanız ise faiki görürsünüz.
insanı devrime teşvik eden ve göğüslerinden utanmaması gereken kızdır. hatta onları insanlık adına serbest bırakması, ağlatmaması gereken kızdır.
kim istemez azizim güzel bir kemalist kızın dolgun göğüslerini mıncıklamayı? hümanizm ve muasır medeniyet konusunda dünyada hatırlı yeri olan kemalist kızlarından daha güzeli var mıdır? ablalara mı gidelim?
uzun lafın kısası her meme ilgiyi hak eder. solcu da olsa sağcı da olsa... ama kemalist zlar genelde daha güzeldir.
dolgun göğüslerin üzerine beyaz tişört giyen kızlar... harikasınız!
şimdi, tespitin üzerinden yıllar geçtiğinde olaya tekrar bakıyorum da, aklı başında, mantıklı, pc
kullananlarda gizli eşcinsellik olmadığına dair en ufak bir argüman yok. bırakın argümanı filan,
acaba sorusu doğuracak küçük bir yorum bile konulamıyor. bu durum gizli eşcinselliğe dair
tespitlerin ne denli özene bezene hazırlandığını bizlere kanıtlıyor. boşluk yok. her şey dolu.
söylenecek bi şey kalmamış. kesinleşmemiş hiç bir gizli eşcinsellik önermesi insanlara
sunulmuyor çünkü. bakın, an itibarıyla 113 tane gizli eşcinsellik kokan durum var elimizde, ki
bunların çoğunda oran yüzde 80'inin üzerinde. fakat halka verilmiyor. neden? nedeni belli. yüzde
yüze yakın bir durum olmadığı sürece başta çocuklar olmak üzere insanları olumsuz etkileme,yanlış yönlendirme adına bunları saklı tutuyoruz. sonuçta pc kullanan erkeklerdeki gizli
eşcinsellik durumu bizi boğarcasına rahatsız etti. eğer açıklamasaydık durum çok daha vahim
yerlere gelebilirdi. duyarsız kalınamayacak kadar keskin bir tespit bu.
anneler bende gelecek görsün istiyorum. annelerin gelecek gördüğü erkeklerden biri olmayı istiyorum,sevimli, cana yakın, iyi biri..
bilemiyorum belki bir gün ben de herkes gibi bir iş bulurum. herhangi bir şirkette sabah 7'de
evden çıkarım. 7 buçukta iki poğaça alırım. 9'a doğru iş yerime varırım. internette gazeteleri
okuyarak yerim sonra o poğaçaları. gün yaşar benle beraber. sağdan biri maçtan söz eder, soldaki bi hatun uykusuzluktan şikayet eder. ortalardan bir yerden, birine yazan birinin hadi yemeğe çıkmıyor muyuz fısıltısından anlarım öğlen olduğunu. ahhh ne güzel şey bunlar...
yazar olurum aynı zamanda sözlükte. işten eve geldiğimde yemeği yer otururum bilgisayarın
başına. şirkette de giriyorum gerçi ama böyle akşamki kadar zevk alamıyorum. burçak ya da
petibör bisküvimi çaya batırarak içeride uyuyan sevgilimin en yakın kız arkadaşını sözlüğe
yazarım. bu etik dışı olmaz ama kesinlikle. çünkü ben herkesin sevdiği, saydığı, komik diyaloglar
yazan biriyim. o yüzden de yaptığım doğru görülür. normal. böyle şeylere hiç bulaşmamış ama yine de kötü, pislik, iğrenç olarak adlandırılan birilerinin yaptığı gibi ahlaksızca değil.
patronlarım olur sonra. iki hatun belki. onları da yazarım. komik diyaloglarla insanları sevimli
sevimli güldürürken bir yandan da çevremdeki kadınlara dair izlenimlerimi paylaşırım.
patronlarımın arabasını nasıl yıkattığından tutun da bütün özel hayatımı, orada yer alan insanları
sevimli, sempatik, masumca anlatırım. etik dışı olmaz bunların hiç biri. kendimi tekrar ederim
sonra. etik dışını bile üç beş kez yazarım.
herkesin sevdiği saydığı sempatik bir yazar olurum. hoplatan, gizli eşcinsellikle kafayı bozan,
aşağılık, pis, dikkat çekmek için iğrenç şeyler yazan yazarlar gibi anılmam. saygı görürüm.
sevilirim... güzel bir şey bu... seni sevmeye başlamıştım. toparlan.
kendilerini tam manasıyla anlayan erkek rahatsız eder çünkü onları. kadınlar arızalı erkeklere
tutulur iyileştirme, kusur tamir etme adına. yarım kalmışlık, noksanlık ilgilerini çeker, ne kadar
muazzam olursa olsun kendi ellerinin değmediği, katkı sağlamadıkları bir eserin onların için ne
değeri ne de manası vardır. bitmiş erkek eğreti gelir onlara. bu başarıdan kendilerine herhangi bir paye çıkaramazlar çünkü.
yahu ne diye kendimi yoruyorum? her ne kadar tehlikeli masallar ve kılıç yarası gibi romanlar yazan birinin nasıl aldatmak adlı beyaz dizi tarzında bir kitaba imza attığını anlayamasam da, bazı eş dost sohbetlerinde kendisini referans göstermişliğim olmuştur. "küçük ahmet" der yakın dostlarım bana, elbetteki kadınları çok iyi anlayan duygusal yazılarım babında, yoksa şekil olarak "clooney" lakabını daha uygun görülürüm onlar tarafından, george canım george.
"şımartılmak isterlerdi, ama çok şımartırsanız bu kez de sizi küçümserlerdi."
"hep iyileri övüp hep kötülerin peşinden gitmelerini ise imkanı yok kavrayamazdınız."
"onlar tarafından sevilmek istiyorsanız, onlardan daha üstün olmalıydınız, ama bunu onlara asla
söylememeliydiniz."
"kendilerine benzeyeni seviyorlar. yani korkunç olanı."
"hem çocukları olacaksınız, hem babaları... hem dostları olacaksınız, hem düşmanları... hem
dürüst olacaksınız, hem yalancı... hem sevecen olacaksınız, hem sert... hem size sığınabileceklerini düşünecekler, hem sizi ezebileceklerini..."
"ve ne zaman ne kılığa gireceğinizi içgüdülerinizle bileceksiniz. yanlış zamanda yanlış bir kılığa bürünmeyeceksiniz."
"onların en çok tanıdığınızı sandığınız an, aslında onlara en yabancı olduğunuz andı. -ben artık
onu tanıyorum, o benim artık-, dediğiniz an onları kaybettiğiniz an olurdu."
"hem güçlü olanlara, itiraf etmekten nefret etseler de, düşkündürler; güçlünün, zenginin,
başarılının çekiciliğine kaptırırlardır kendilerini, hem de güçsüzlere acımaktan ve onlarla gizli
gizli flört etmekten hoşlanırlardı."
"yeni aşklarında zorluklarla karşılaştıkça eski aşklarına özlemlerini, eski aşklarının ya da eski
liderlerinin kendilerini aslında daha çok sevdiğini söyleyip -bugünkülere- sitem etmeleri, ama
eskiye dönmeyi aslında istemediklerini içten içe bilmeleriyle ortak çok yanları çıkardı."
birçok kez intihar teşebbüsünde bulunmanın, sevip sevilememenin, bırakın böyle yoğun duyguları filan, şöyle adamakıllı bir dostla sohbet edememenin sebebi. yastığıma sarılıp sabahlara kadar iç çekişlerle ağladım gecelerde uyuyabilmek için sabah ezanını beklemek ama gene de dalamamak. çok sonra arka kapısı iki kez açılıp kapanan bir arabanın motor sesiyle uyuyakalmak.
asıl kişiliğim dahil toplam 5 kişiyim. her hareketim, davranışım, peçete alıp ağzımı silmem bile planlı. acaba bu herifle konuşurken sesimin tonunu hafif imalı mı bıraksam, oturuş pozisyonumu değiştirmem karşı tarafta nasıl bir etki yaratır, şimdi ciddi mi olmalıyım yoksa üçüncü kişiliğimin klasik tavrına mı bürünmeliyim of allahım of kişilik bölünmesi yaşamak bir yana, aynı günde-saatte-cümlede-sözde-bakışta bu kişiliklerin beşini de yakın aralıklarla sergileyebiliyorum. yardıma ihtiyacım var. psikolojik olarak rahatsız biriyim. kişiliğim tam oturmamış.
ilkokul çıkışlarında yoluma kesen büyük sınıflardan bir çocuk vardı. havanın erken karardığı günlerdi onlar. hani şu ikindiden sonra ölümü hatırlatan. dibime kadar girerek garip sesler çıkartır, elindeki çakıyı pantolonuma değdirerek sokuyum mu lan sana bunu heh heh sokuyum mu lan sana bunu diye beni sıkıştırarak deli gibi eğlenirdi. çok korkardım. ama asıl kötüsü onun çok korktuğumu hissetmeseydi. daha da arttı o yüzden. kendi yetmezmiş gibi iki arkadaşı da katılırdı bu eğlenceye. bazen insanın içini nedensiz saran bunalım anları olur ya, derinlerde bir
yerinize is çöker, gitmez kalır öyle bir müddet, güzel şeyler düşüneyim derseniz, ama her zaman
çok çok güzel bulduğunuz o şeylerde bile sinsi vesveseler bulur, en güvendiğiniz yerleri bile
kaybetmenin telaşıyla daha da sıkılırsınız. ruhunuz işte o an dünyadaki paranoyaların tek
adresidir. ben bunu okulun her günü yaşadım. yolumu değiştirmeye çalıştım, onlar da tesadüfen o yolu tercih etmiş oldu. erken ya da geç çıktım biraz, oyalandım ya da koştum, gene onlar denk geldi bana. korku, kendini çekiyormuş her şeyi, tereddüt, kuşku, bunlar hep zayıflık sembolleri, onlar de çekiyor tüm kötülükleri, sakındığınız ne varsa sizi buluyor. o yüzden güçlü görünmek lazım. bunu anladım.
bir arkadaşımla yürüyemezdim. kalabalık içinde bile geliyorlardı çünkü, herkesin içinde
korkuyordum ben, tırsıyordum, çekiliyordum kabuğuma. belki ortada korkacak bir şey yoktu, ki kesin yoktu, çakı bile değildi galiba, elini çakı gibi yapıyordu, ama bağırarak uyanılan rüyalar gibi ancak uyanıldıktan sonra anlaşılabiliyordu ortadan korkunç bir şey olmadığı, yıllar sonra, ama rüyanın içinde korkuyordum işte. şimdi görsem gene korkarım. bir arkadaşımla yürüyemezdim evet, çünkü onun yanında korkardım, ve onun yanında korkmak, sınıfta kaybolup gitmek demekti.
korktuğumu belli etmemek için o günden sonra rol yaptım hep. farklı kişiliklere büründüm.
kalkanlar, zırhlar ördüm. kaybolmanın en iyi yolunun çok ortalarda görünmek olduğunu
keşfettim. üniversitemin son senesinde kantinin ortasında ağzımı burnumu dağıtan çocuk
karşısında bile rahattım. o gün çok dayak yedim. ahhhh, benim bu rahatsız ruhumun kanamasını
durduracak, yaralarımı saracak, çok kişiliklerimi tek kişilik olarak bir yerde toplayarak hayata
döndürecek hanım hanımcık bir kıza ihtiyacım var. çok yalnız ve mutsuz biriyim. kimsem yok.
ölümü düşünüyorum şu an.
bazı yorumları "hımmm fena değil. yoksa tezim sarsılıyor mu? acaba mı?" şeklinde okuduğum,
hatta erkeğin yatakta dönüp hareket etmesinin etkinlik, edilgen olmama hali, kamyon
devirmesinin de yüzükoyun uyumayla ilişkilendirilmesini ilk anda gayet başarılı bulduğum, ne yalan söyleyeyim bir ara umutsuzluğa kapılıp "evet evet yüzükoyun yatan erkek gizli eşcinsel olamaz.o zaman sırtüstü uyuyan erkek gizli eşcinsel olmalı. ortada en az 1 ibne olmalı" diye düşünürken birdenbire tekrar doğruluk kazanan, bırakın doğruluk kazanmayı eskisinden daha da güçlü hale gelen önerme.
bakın dostlarım, bir tespiti saptırıp lütfen olayı kişiselleştirmeyelim. frend maier'in dediği gibi
"düşünün. tartışın. gerekirse kavga edin. ama asla yıllanmış süt tozlarını masanın üzerinden
üfleyip çekip gitmeyin."
klasik sevişme pozisyonunu aklınızı getirin. kadın sırtüstü uzanmış ve erkek üzerinde. nasıl sevişir
peki erkek? gidip gelerek, hareket ederek. kısacası eylemi yönlendiren odur. yani uyurken
hareket etmekle bu erkliği bağdaştırabiliriz di mi? ah dostlarım hayır. aklınızı kullanın. nedeni
basit. erkek yatağa uzandığında altta pozisyonunda oluyor değil mi? sırtüstü uzanmış erkeğin üstünde bu sefer gidip gelen, öpüp koklayan, sevişmeyi etkin haline getiren kadın haline geliyor. yani bir erkeğin yüzükoyun uyuması sadece kadınınla altta seviştiği izlenimi verir, ki yatağın üzerinde olan bir erkek başka türlü de sevişemez. değişik pozisyonlar vardır tabi ama, eee o pozisyonlarda da uyuyamaz. yüzükoyun ya da sırtüstü, bu iki pozisyondan sadece biriyle sevişebilir erkek. ama sırtüstü yatarsa koyulmayı bekliyorum anlamı taşır. penis görünmez bir yerde kaldığı gibi erkek de savunmasız. kadın öylece bakar erkeğin kıçına. yapacak bir şeyi yoktur. gider erk birini çağırır en fazla.
kamyon devirmenin sırtüstü yatarken gerçekleştiği konusuna gelince...eğer böyle bir durum varsa evlerden ırak yarabbi olay hakikaten de vahim. gizli eşcinsellikten çıkıp direkt ibneliğe geçilmiş. anüsünden darbe yiyince, yani oralardan içine alınca, ne iğrençtir ki ibnelerin penisi kalkar, erekte olurlar yani koyulurken. işte sırtüstü kamyon deviren adam götü açıkta olduğu için oraya vurulmanın hayaliyle, rüyasıyla boşalır aslında. zaten bu götler nasıl boşaldıklarını ne gördüklerini kesinlikle hatırlamaz. uyandığında aklı sıra sevinir hatta. "yahu ne erkekmişim" filan der kendi kendine. salak ya.
kamyon devirme sağ ya da sol tarafa dönmüş ya da yüzükoyun uyurken gerçekleştirmeli. daha
doğrusu sağlam bir erkeklik için kaide bu. her ne kadar sırtüstü uyurken penisin yatağa
değmesinden tahrik olup ranzayı kadınla özdeşleştirme olayına gitseniz de, ki o ranza erkek de olabilir, arka tarafınız boş, açıkta, ki bu da bazen threesome, üçüncü tabi ki erkek, bazen de direkt ibnelik göstergesi
kimisi açık açık söylüyor. "beni seviyor musun? beni seviyorsan seni sevebilirim" sonra biz eve
gidiyoruz. hareketlerimizi, geceyi düşünüyoruz. "acaba beni ne kadar sevdi, şu yaptığım onu
etkiledi mi, kesin garsonla rahat konuşmam olumlu bi hava yarattı" kendi duygularımızla ait bi şeyle ilgilenmiyoruz. beni sevsin yeter ki. ben nasılsa severim.
biz aşık olmaktan ne zaman vazgeçtik? yanıtı yok bunun. ne zaman gülmekten karnımız ağrıyacak
kadar taşak geçip kaşar sevgilileri için güle oynaya kavgalara giriştiğimiz, ulan bu dostluk bitmez be diyerek birbirimizin yerine üç-beş gün uzaklaştırma aldığımız arkadaşlarımızı,o arkadaşlığı unuttuysak o zaman olabilir ama. en yakın tarih bu.