mony tontana
•
134 (şirin baba)
on ikinci nesil yazar • 22 takipçi • 119.67 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    mutlu olman gerekmiyor

    1.
  1. Koftehorlar naptınız. Neyse lafı çok uzatmadan konuya gireceğim.

    Bugün stajyerim ile çalışıyorduk ben de biraz yaydim kendimi ona anlatıyorum şunu şöyle yap, bunu böyle yap bak bunu yapıyoruz ama şu nedenden falan fistan gibi derken mola verdik sigara kahve eşliğinde otururken dedi ki "Abey ben mutlu değilim" bir an durduktan sonra içini döktü aile sorunları, maddi sorunlar, kız arkadaşı ile maddiyat yüzünden çıkan sorunlar falan anlattı neyse bu konuşma sonrası şunu düşündüm "Mutlu olmak bir gereklilik değil" ben yıllardır buna o kadar katı bir şekilde inanıyorum ki durup hiç "Ya mony sen mutlu musun ?" Diye sormadım.

    Mutlu olman veya olmamanız kimsenin umrunda değil zaten kimse de "ya sen mutlu olacaksın" demedi. Görevlerin var, sorumlulukların var yapman gereken bunları yaparken mutlu olmana gerek yok sadece yapman gerekli.

    insanların sürekli mutlu olmayı hak ettiğine inanması midemi bulandırıyor, hayır böyle bir hakkınız yok mutlu olmayı isteyebilirsin ve bunun için çaba gösterirsin saygı duyarım ama mutlu olmak bir hedef olamaz be abi.

    insanların Aşk,mutluluk ve huzur gibi kavramlara yüklediği gereksiz yüksek dozajlı anlam ve bunu hak ettiklerine olan amansız inançlarını anlayamıyorum.
    0 ...
  2. ciğer vs kokoreç

    1.
  3. Kokoreç bu ligin ağır abisidir. Body ekremi, damat feritidir. Ciğer ancak bayram namazlarında kokoreç ile aynı safta durur bunu bile nimetten sayar
    1 ...
  4. gorılla energy drink

    1.
  5. Bok gibi... Monster almak için girdiğim ümmetçi amcanın bakkalında olmadığı için bunu aldım. Khabib resmi basmışlar üstüne, Tadı falan leş.
    0 ...
  6. torches of freedom

    1.
  7. (bkz: Edward Bernays)'ın en büyük algı çalışmalarından birinin ismidir.

    1920'li yılların başında (bkz: American Tobacco Company), pazar payını genişletmek istiyordu. Ancak önlerinde bir engel vardı. Erkekler toplum içinde sigara içerken ve toplum sigarayı erkeklikle bağdaştırmışken, kadınların sigara içmesi ayıplanıyor ve ahlaksızlık olarak görülüyordu.

    American Tobacco Company'nin başında bulunan George Washington Hill ise burada büyük bir pazar görüyor ve kadınlar üzerindeki bu algıyı yıkarak onlara da sigara satmanın yollarını arıyordu.

    Edward Bernays ile çalışmaya karar veren George Washington Hill, yapılan toplantıda isteğini çok net bir şekilde dile getirmişti:

    > "Kadınların toplum içinde sigara içmesini normal hâle getir."

    Bernays artık kolları sıvamış ve bu büyük meydan okuma için hazırlıklara başlamıştı.

    Bernays'ın bu konuda iki düşüncesi vardı:

    1. Doğrudan reklam yapmak işe yaramayacaktı.
    2. Dönemin toplumu buna hazır mıydı?

    ikinci fikrine yoğunlaşan Bernays, dönemin psikanalistlerinden (bkz: Abraham Brill) ile görüştü. Brill, sigaranın bazı kadınlar için erkeklerle eşitlik ve güç sembolü olarak algılanabileceğini söyledi.

    Bernays'ın zihninde şimşekler çakıyordu. Aradığı çıkışı bulmuştu.

    Dönemin Amerika'sında hız kazanan kadın hareketleri bu projenin merkezine oturtulacaktı.

    Kadınlar sigara içmeyecek, özgürlüklerini ilan edeceklerdi. Sigara ise bunun sembolü olacaktı.

    Sigara, erkek egemen topluma karşı kadınların başkaldırısının sembolü olacaktı. Ürün değil, mesaj çok güçlüydü.

    Bernays büyük savaşında son darbeyi vuracaktı.

    Medyayı ayarlıyor, gazetecileri (bkz: Easter Parade) esnasında gerçekleşecek bir olaya dair önceden uyarıyordu:

    > "Paskalya Geçidi'nde kadın haklarını savunan genç kadınlar, özgürlüklerini simgeleyen meşaleler yakacak."

    O gün geldiğinde seçilmiş kadınlar kalabalığın arasından hep birlikte sigaralarını çıkardılar ve yaktılar. Her şey bir anda oldu. Flaşlar patladı, kalemler defterlere darbeler indirdi. Bu başkaldırı tüm gazeteleri süslüyor, genç kadınlara bağımsızlıklarının sembolü olan Özgürlük Meşaleleri (sigara) tanıtılıyordu.

    Sonrası malum tarih...

    Bernays, mükemmel bir algı yönetimi ve planlama ile müşterisine yeni bir pazar açarken, aynı zamanda Amerikan kültürüne bomba etkisi yaparak onu şekillendirmişti.

    o7
    1 ...
  8. gizem kurt

    1.
  9. Müthiş şarkıların türkçe çevirilerini yapan mükemmel youtube kanalı.

    Şarkı seçimleri o kadar iyi ki çoğunlukla playlist gibi kullanıyorum.
    0 ...
  10. la tristesse du diable

    1.
  11. Lucifer tarafından yazılan bir mektup olarak yazılan MEIMUNA şarkısı.
    Türkçe çevirisi ile bırakayım.

    https://youtu.be/obR4JMeP1Zw?si=1X_9ycJsYgPwCksJ

    --spoiler--
    “ben gölgeyi getiren ışığım,ben karanlık gecenin ardından gelen şafağın oğluyum.”

    “size aşktan bahsettim ama sadece baştan çıkarma gördünüz.size güzelliği gösterdim ve güzellik tek saplantınız oldu.sadece size bir anlam vermek istedim.”
    --spoiler--
    0 ...
  12. o cumartesi gecesi

    1.
  13. Erkekler, yoldaşlarım.

    Bir kardeşiniz,ağabeyiniz veya arkadaşınız olarak hepimizin o yaşadığı cumartesi gecesi olayının yakın zamanda edilen yemine rağmen bozulduğunu ve açıklanmaya başladığını gözlerimle gördüm.

    Beyler ettiğiniz yemini hatırlayın o kutsal cumartesi günü yaşananları hatırlayın. Sakın tek kelime etmeyin. Her erkeğin yaşadığı o kutsal geceyi dile getirmeyin.
    1 ...
  14. nietszche nin ahlak anlayışı

    1.
  15. Almanya'nın sert ikliminden yükselen bir ses, belki de ahlak üzerine bugüne kadar sorulmuş en rahatsız edici soruyu sordu. Friedrich Nietzsche, ahlakı kutsal ve dokunulmaz bir olgu olarak kabul etmek yerine onu masaya yatırdı; kökenini, amacını ve insan üzerindeki etkisini sorguladı. O, ahlakın camdan ördüğü duvarlara balyozla saldıran filozoftu.

    Bütün bu sorgulamanın merkezinde ise son derece basit görünen ama derinliğiyle sarsıcı bir soru vardı:

    "insan neden ahlaka ihtiyaç duyar?"

    Çünkü insan tek başına yaşamaz. Bir adada yapayalnız yaşayan biri için "çalmak" diye bir kavramın anlamı kalmaz. Kimden çalacaktır? Aynı şekilde "yalan söylemek" de büyük ölçüde anlamını yitirir. Kime yalan söyleyecektir? Ahlak, büyük ölçüde insanların birlikte yaşamaya başlamasıyla ortaya çıkar. ilk işlevi düzen sağlamaktır; insanların birbirleriyle çatışmadan yaşayabilmesini mümkün kılan kurallar bütünüdür.

    Fakat zamanla bu kurallar yalnızca toplumsal düzeni sağlamakla kalmaz. Kimliğin bir parçasına dönüşür. insan kendisini "iyi biri" olarak görmek ister. Çünkü "iyi insanım" düşüncesi psikolojik bir güven sağlar. Nietzsche tam da bu noktada şüphecidir. Ona göre insanlar çoğu zaman gerçekten iyi oldukları için değil, kendilerini iyi hissetmek istedikleri için ahlaklı davranırlar.

    Birine yardım ettiğinde gerçekten onun iyiliğini mi istiyorsun, yoksa kendi vicdanını mı rahatlatıyorsun? Bir fedakârlık yaptığında bunu gerçekten başkası için mi yapıyorsun, yoksa kendini erdemli biri olarak görmek istediğin için mi? Nietzsche'nin amacı yardım etmeyi kötülemek değildir. O yalnızca insanın kendi motivasyonlarını sorgulamasını ister.

    Bu noktada Nietzsche, kendisinden önceki büyük ahlak anlayışlarından da ayrılır.

    Aristoteles'e göre ahlakın amacı insanın doğasına uygun şekilde gelişmesidir. Cesur olmak, adil olmak ve ölçülü davranmak insanı daha olgun bir bireye dönüştürür. Ahlak, insanı baskılayan bir zincir değil; karakterini inşa eden bir eğitimdir.

    Thomas Hobbes ise çok daha karamsardır. Ona göre ahlak ve yasalar olmazsa insanın doğal hâli "herkesin herkese karşı savaşı"dır. Güvenlik ve düzen ancak ortak kurallar sayesinde mümkündür.

    Nietzsche ise bu iki yaklaşımın da ötesine geçer. Ona göre ahlak gereklidir; ancak aynı zamanda insanı evcilleştiren bir mekanizmadır. Toplum içinde yaşayabilmek için öfkemizi, cinselliğimizi, saldırganlığımızı ve iktidar arzumuzu bastırırız. Dışarıya yöneltemediğimiz bu içgüdüler zamanla içimize döner. Vicdan azabı, suçluluk ve kendini cezalandırma isteği böyle doğar. Nietzsche bu duruma "kötü vicdan" adını verir.

    Fakat Nietzsche'nin asıl radikal iddiası bundan da ileri gider.

    Ona göre ahlak objektif değildir. Doğadan gelmez. Tanrı tarafından yazılmış değişmez kurallar bütünü değildir. Evrensel de değildir. Tam tersine; ahlak, güç ilişkilerinin, psikolojinin, tarihin ve kültürün ürünüdür. "iyi" ve "kötü" dediğimiz kavramlar doğanın içinde hazır bulunmaz. insanlar onları üretir, değiştirir ve yeniden tanımlar.

    Peki insanlar buna neden ihtiyaç duydu?

    Nietzsche'ye göre bunun nedeni yalnızca toplumsal düzen değildir. Ahlak aynı zamanda bir güç mücadelesidir. Her toplum, her sınıf ve her inanç sistemi kendi değerlerini "iyi" ilan eder. Böylece ahlak, yalnızca birlikte yaşamanın kuralları değil; aynı zamanda insanların birbirleri üzerindeki etkisini ve hâkimiyetini belirleyen bir araç hâline gelir.

    Okuyacağınızdan değil de işte kendi kendime yaptığım bir deneme olarak yazıyorum bunları buraya da atayım da bir yerde depolansın olarak düşünüyorum. Yoksa zaten okumayacağınızı biliyorum...

    Bu düşünce onu özellikle Hristiyan ahlakına yöneltir.

    Nietzsche'ye göre Hristiyanlık ahlakı icat etmemiştir. Ondan önce de farklı ahlak anlayışları vardı. Ancak Hristiyanlık, mevcut değerleri köklü biçimde dönüştürerek yeni bir ahlak sistemi inşa etmiştir.

    Bu yeni sistemde; çile çekmek, sabretmek, fedakârlık yapmak ve kendini feda etmek en yüksek erdemler olarak sunulur.

    Nietzsche burada şu soruyu sorar:

    "Acı çekmek neden erdem olsun?"

    Ona göre acı hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır; ancak sırf acı çekiyor olmak insanı daha erdemli yapmaz.

    Benzer şekilde Hristiyan geleneği insana doğuştan günahkâr olduğunu söyler. insan kusurludur; sürekli affedilmeye ve bağışlanmaya ihtiyaç duyar. Nietzsche bunu psikolojik bir baskı mekanizması olarak yorumlar. Sürekli suçluluk duyan bir insanın özgürce yaşayamayacağını düşünür.

    işte tam bu noktada Nietzsche'nin ideal insanı ortaya çıkar.

    Onun özlemini duyduğu insan, korkudan ahlak üreten ya da sürekli suçluluk duygusuyla yaşayan biri değildir. O, kendi değerlerini yaratabilen, yaşamı bütün acılarıyla birlikte onaylayabilen ve her gün kendini aşmaya çalışan Üstinsandır.

    Belki de Nietzsche'nin asıl amacı insanlığa yeni bir ahlak vermek değildi. Belki de bütün amacı, bugüne kadar "iyi" ve "kötü" dediğimiz her şeyi yeniden düşünmeye cesaret ettirmekti.
    3 ...
  16. guıguzi

    1.
  17. ''Hayaletler vadisinin bilgesi'' olarak bilinen hakkında tek bir kişi mi yoksa bir derlemeye verilen isim mi olduğu konusunda akademik tartışmalar yürütülen. Retorik çalışması olan ''ikna sanatı'' ile çağının çok ötesinde fikirleri ve fikri tartışmaya yaklaşımı sayesinde batı dünyasında da çokca yankı bulmuş Asya menşeili bir filozof veya filozof topluluğu.

    ikna sanatı isimli eser başucu kitabı yapılabilecek kadar değerlidir.

    --spoiler--
    Başkalarını anlamak kendini anlamakla başlar.

    Bütün kararlar soru sormakla başlar. Doğru soru sormak talih, yanlış soruları sormak felaket getirir
    --spoiler--
    1 ...
  18. benjamin whittaker

    1.
  19. Son dönemlerde radarıma takılan ve dövüş stili ile (bkz: Prens Naseem Hamed)'i andıran, Haziran 2024'ten beri IBF Uluslararası hafif sıklet şampiyonluğunu elinde bulunduran ingiliz boksör.

    1.91 boyu var ve inanılmaz bir refleks sahibi. Savunması bu reflekse dayalı; çoğu zaman gardı aşağıda, ayak ve kafa hareketleriyle gelen saldırıları savuşturuyor. Son 5 yıl içinde sahneye çıkmış izlemesi en eğlenceli iki boksörden biri; diğeri ise (bkz: Oleksandr Oleksandroviç Usik).

    12-0'lık karnesi, 1.91 boyu ve 79 kilosu ile boks severlerin takip etmesini tavsiye ettiğim, 29 yaşındaki boksör kişisi efendim. Ayrıca ringe girişlerinde bolca anime esintileri taşıyan şovları ile daha sahneye çıktığı an sizi eğlendireceği garanti olan bir isim.
    0 ...
  20. sosyal medya türbesi

    1.
  21. Sosyal medya gezintileri sırasında görülen ucube enflasyonu karşısında elleri semaya açıp ''Beni böyle yaratmayan rabbime şükürler olsun'' denilerek kullanılan uygulamayı aracı kurum haline getirerek şükür edilmesi durumu.
    0 ...
  22. bülbül harekatı

    1.
  23. (bkz: operation mockingbird)

    merhabalar efendiler bugün sizler ile ikinci dünya savaşı sırasında tüm dünyanın (bkz: joseph goebbels) ile zirveye ulaşan propaganda konusunda gözlerini açmasından sonra amerikan toplumunu soğuk savaş döneminde hem yeterli desteği kazanmak hem kamuoyundan ve etraflıca medya araçlarını kullanarak istihbarat toplanmasını sağlamayı hedefleyen cıa tarafından geliştirilen ve uygulanan bülbül harekatı, alaycı kuş operasyonu veya ecnebilerin deyimi ile operation mockingbird'ü ve etrafında gelişen komplo teorilerinden bahsedeceğim. (neden ? çünkü yapabiliyorum)

    1945 sonrası dönemden başlayarak amerika başta olmak üzere küresel olarak kızıl korku yayılıyordu yani komünistler gelecek sizin elinizden dininizi alacak, toprağınızı alacak bunu da yine sizin ile paylaşacak çünkü komünizm tü kaka görüşü sonrası amerikan istihbarat ajansı { cıa }
    bu görüşü yaymak için amerikan ana akım medyasının manşetleri ve haberlerini amerikan devleti tarafından organize edilmesinin kod adıydı.

    propaganda etkisi ile yıllarca atılan bu tarz başlıklar sonucu amerikan toplumu (bkz: kızıl korku) ile başbaşa bırakılıyor ve bu konuda inanılmaz bir kara propaganda yürütülüyor.

    nedir bu kara propaganda ?

    --spoiler--
    kara propagandanın en önemli özelliği, hedef kitlenin birinin kendisini etkilediğinin farkında olmaması ve belirli bir yöne itildiğini hissetmemesidir. kara propaganda, gerçek kaynaktan başka bir kaynaktan yayılıyormuş gibi görünür. bu tür propaganda, örtülü psikolojik operasyonlarla ilişkilendirilir. bazen kaynak gizlenir veya sahte bir otoriteye atfedilir ve yalanlar, uydurmalar ve aldatmacalar yayar. kara propaganda , her türlü yaratıcı aldatmacayı içeren " büyük yalandır ".
    --spoiler--

    amerika'da bu medyayı ele geçirme ve düşman tarafa doğru yapılan bu itibarsızlaştırma ve medya aracılığı ile algı inşa etme çabası yaygın bir komplo teorisi olmasının yanı sıra azıcık medyayı gezdiğimiz zamanlarda gerçek olduğunu anlıyoruz. (özellikle türkiye'de)

    (bkz: spin doctor) gibi medya işleri ortaya çıkmasına neden olan bu proje amerikan medyası ve dünya medyasını geri dönülemez şekilde yok etti
    1 ...
  24. benim gibisi bir iki senede bir gelir

    1.
  25. (bkz: Dolu Kadehi Ters Tut)’un (bkz: 23) isimli parçasında geçen sözdür dize şöyledir: "Benim gibisi bir iki senede bir gelir ve de daha vakit var"
    Ayrıca cidden ''Benim gibisi bir iki senede bir gelir'' o yüzden çok kasmıyorum.
    0 ...
  26. ikna sanatı

    1.
  27. (bkz: Guigu)tarafından M.ö 4.yy dolaylarında kaleme alınmış sözlü ikna, psikolojik gözlem, müzakere, siyasi manipülasyon ve stratejik iletişim üzerine günümüzde dahi geçerliliğini koruyan bir eser.
    Ayrıca çin tarihinin ilk (bkz: retorik)özelliğine sahip kitabı imiş

    --spoiler--
    Başkalarını anlamak kendini anlamakla başlar.
    --spoiler--
    0 ...
  28. ayrılığın 7 aşaması

    1.
  29. Ayrılık süreci, tıpkı sevilen birinin kaybında olduğu gibi, aşamalı bir yas sürecidir. Bu süreç; kararsızlık, inkâr, öfke, pazarlık, depresyon, kabullenme ve gelişim olmak üzere 7 temel evreden oluşur.

    Bu süreçler aynı zamanda pek çok albümün, edebiyat eserinin ve ressamların ilham kaynağı olmuştur.

    1. Kararsızlık: Ayrılığın hemen öncesi veya başında yaşanan "Ayrılmak doğru muydu?" veya "ilişkiyi kurtarabilir miyiz?" gibi soru işaretlerinin zihni meşgul ettiği evredir

    2. inkar ve Şok: Bireyin biten ilişkiyi ve ayrılığın gerçekliğini henüz kabullenemediği dönemdir. "Bu gerçek olamaz" ya da "Düzelecek" düşünceleri hakimdir.

    3. Öfke ve Kızgınlık: inkarın yerini acıya ve hayal kırıklığına bırakmasıyla ortaya çıkar. Eski partnerinize, kendinize veya duruma karşı yoğun bir öfke hissedilebilir.

    4. Pazarlık: Ayrılığın acısından kaçmak için "Eğer farklı davransaydım...", "Bunu yapsaydım ilişki kurtulurdu" gibi 'keşke'lerin ve ihtimallerin sorgulandığı müzakere evresidir.

    5. Depresyon ve Üzüntü: Gerçeklerle yüzleşildikçe yaşanan derin hüzün, motivasyon düşüklüğü, sorgulama ve içe kapanma sürecidir.

    6. Kabul ve iyileşme: Kayıp hissinin yavaş yavaş etkisini kaybetmesiyle, ayrılığın kesinliğinin zihnen ve kalben benimsendiği huzur dönemidir.

    7. Gelişim ve ilerleme: Eski partnerin yükünden kurtulup, bireyin kendi yoluna odaklandığı, yaşananları bir öğrenme süreci olarak gördüğü kişisel büyüme evresidir.

    Kaynak: (bkz: https://www.verywellmind....ages-of-a-breakup-8552187)
    0 ...
  30. haru urara

    1.
  31. https://galeri.uludagsozluk.com/r/2500412/+

    Efendim, günümüzde başarı hikâyelerinin, kazananların yazdığı tarihin ve "kim GOAT, kim değil?" tartışmalarının arasında yakın tarihten sıyrılan bir figür var. Gelin, Haru Urara'nın her şeye ve herkese dil çıkararak tarihe geçişinin hikâyesini anlatayım.

    Efendim, Haru Urara isminin Türkçe meali "baharın güzelliği" olarak çevrilebilir. Ayrıca bu güzellik bir dişi at, yani bir kısrak.

    Peki nedir Haru Urara'yı onlarca videoya ve bu tanıma konu eden olay? Haru Urara, Hello Kitty'li at gözlükleriyle beraber farklı görünüşünün ardında dünyanın en kötü yarış atıdır efendim. Ama öyle sıradan bir kaybeden değil; kendine özgü bir kaybeden.

    Bu güzel atın soyu, ki at yarışları için çok önemlidir, öyle ahım şahım bir soy değildir. Yarışmayı da sevmez zaten; kendi çapında takılır. 2003 yılı içerisinde birkaç koşuda ikincilik elde etmesi dışında kariyerinde hiçbir başarısı yoktur ve hiç sakatlanmadan usul usul koşarak sonuncu olurdu.

    Kochi Hipodromu'nda koşan bu tatlış at, Kochi şehrinin yerel gazetesinde hikâyesinin paylaşılmasıyla bir anda yerel bir kahramana, ardından da ulusal bir figüre dönüştü.

    Haru Urara öyle bir sükse yaptı ki bu haber yayınlandıktan sonraki yarışta tribünler, bu ufacık hipodromun hiç görmediği kadar doluydu. Herkes bir mucizeye şahitlik etmek ve bu tatlı kısrağın bir yarış kazandığını izlemek için gelmişti. Haru Urara, o güneşli Japonya gününde olağanca sakinliği ve profesyonelliği ile start için yerini aldı ve yarış başladı. Bir mucize gerçekleşti demek isterdim ama gerçekleşmedi; Haru Urara yine sonuncu oldu.

    Ünü öyle bir noktaya gelmişti ki ingiliz soylu atları, dönemin dominant şampiyonları ile çiftleştirilmesi konuşulmaya başlanmıştı. Lakin at sahipleri, atlarının değerini düşürmek istemediği için bu çiftleşmeler gerçekleşmemiştir. (Atçılığa merak duyanlar bilir ki at üreticiliğinde soy ve gen eşlemesi ile en mükemmel at yaratılmaya çalışılır; bu da bir nevi tanrıcılık oynamaktır.)

    Neyse efendim, yıllar geçtikçe Haru Urara bir ikon hâline gelmiş, bahis şirketleri özel bahisler açmış, Kochi Hipodromu'nu batmaktan kurtarmış ve tarihin en güzel kaybedenlerinden biri olmuştur.

    Dikkat çekmek gereken konu şu: Haru Urara 87 kez start almış ve 87 kere kaybetmiştir. Ama hiçbir noktada geri çekilmemiş ve yılmamıştır. Hatta öyle ki dönemin Japonya'nın baş jokeyi, bir yarışlığına Haru Urara ile piste çıkmıştır. Sonuç ne oldu dersiniz?

    Efendim, kazananların dünyasında kaybetmeyi umursamayan; görünüşüyle, tavırlarıyla içinde bulunduğu ortama hiç ait olmadığını bas bas bağıran ama bahanelerin değil, gerçeklerin dünyasında utanmadan, sıkılmadan kendi olabilmeyi başaran Haru Urara hepimize idol olsun.

    Kaybettiği bir yarışın sonunda hipodromda zafer turu atan, kaybederken bile kendi olduğu için, kendini ortaya koyduğu için tarihe geçen ve hikâyesiyle bize ilham veren kaybedenlere gelsin.

    https://www.youtube.com/watch?v=pDbfuiOtrxc
    2 ...
  32. techwear

    1.
  33. Cyberpunk temasının müptelası olan şahsım tarafından, zaman zaman büründüğüm ruh hâlini en iyi yansıttığını düşündüğüm giyim tarzı.

    Bu tarzın çıkış noktası aslında outdoor/askeri giyimdir. Ancak zamanla Japon etkisi altında sokak modasına evrilmiş, daha karanlık, minimalist ve cyberpunk esintili bir hâl almıştır. Genelde siyah, gri ve koyu yeşil gibi renkler baskındır.

    Tarzın en belirgin özelliği:
    Çok cepli, rahat ve katmanlı giyim (layering),
    Hareketi kısıtlamayan kesimler,
    Gelecek temalı, “taktiksel” görünüm.

    Bu giyim tarzının en büyük zorluğu, çoğu markanın pazar alanının Japonya başta olmak üzere Asya ülkeleri olması nedeniyle büyük markaların bedenlerinin küçük gelebilmesi ve görünümün estetikten çok ürkütücü bir hâle dönüşebilmesidir.

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/2500390/+

    Örnek olarak bıraktığım görselde ki gibi bir görünüm ve bu giyimin oluşturduğu aura denendi onaylandı.
    1 ...
  34. ege waw

    1.
  35. ege! mahlası ile takılan EP’leri ile rap piyasasına hızlı giriş yaptı. Lakin tarz değişikliği sonrası patlaması ve şu anki tarzını ne kadar sürdürebileceği benim açımdan bir merak konusu.

    Punch içermeyen, satır yazmayan, internet kültürüne hakimiyeti ve betimlerinin esprili tonu ile sempatimi kazandı. Ayrıca agresif sözleri ve mükemmel iğnelemeleri var.

    Argo kullanımı dozunda; küfür istemeyen gitsin klasik müzik dinlesin, rap ulan bu.
    1 ...
  36. © 2026 uludağ sözlük