nietszche nin ahlak anlayışı

entry4 ↓ galeri
    1.
  1. Almanya'nın sert ikliminden yükselen bir ses, belki de ahlak üzerine bugüne kadar sorulmuş en rahatsız edici soruyu sordu. Friedrich Nietzsche, ahlakı kutsal ve dokunulmaz bir olgu olarak kabul etmek yerine onu masaya yatırdı; kökenini, amacını ve insan üzerindeki etkisini sorguladı. O, ahlakın camdan ördüğü duvarlara balyozla saldıran filozoftu.

    Bütün bu sorgulamanın merkezinde ise son derece basit görünen ama derinliğiyle sarsıcı bir soru vardı:

    "insan neden ahlaka ihtiyaç duyar?"

    Çünkü insan tek başına yaşamaz. Bir adada yapayalnız yaşayan biri için "çalmak" diye bir kavramın anlamı kalmaz. Kimden çalacaktır? Aynı şekilde "yalan söylemek" de büyük ölçüde anlamını yitirir. Kime yalan söyleyecektir? Ahlak, büyük ölçüde insanların birlikte yaşamaya başlamasıyla ortaya çıkar. ilk işlevi düzen sağlamaktır; insanların birbirleriyle çatışmadan yaşayabilmesini mümkün kılan kurallar bütünüdür.

    Fakat zamanla bu kurallar yalnızca toplumsal düzeni sağlamakla kalmaz. Kimliğin bir parçasına dönüşür. insan kendisini "iyi biri" olarak görmek ister. Çünkü "iyi insanım" düşüncesi psikolojik bir güven sağlar. Nietzsche tam da bu noktada şüphecidir. Ona göre insanlar çoğu zaman gerçekten iyi oldukları için değil, kendilerini iyi hissetmek istedikleri için ahlaklı davranırlar.

    Birine yardım ettiğinde gerçekten onun iyiliğini mi istiyorsun, yoksa kendi vicdanını mı rahatlatıyorsun? Bir fedakârlık yaptığında bunu gerçekten başkası için mi yapıyorsun, yoksa kendini erdemli biri olarak görmek istediğin için mi? Nietzsche'nin amacı yardım etmeyi kötülemek değildir. O yalnızca insanın kendi motivasyonlarını sorgulamasını ister.

    Bu noktada Nietzsche, kendisinden önceki büyük ahlak anlayışlarından da ayrılır.

    Aristoteles'e göre ahlakın amacı insanın doğasına uygun şekilde gelişmesidir. Cesur olmak, adil olmak ve ölçülü davranmak insanı daha olgun bir bireye dönüştürür. Ahlak, insanı baskılayan bir zincir değil; karakterini inşa eden bir eğitimdir.

    Thomas Hobbes ise çok daha karamsardır. Ona göre ahlak ve yasalar olmazsa insanın doğal hâli "herkesin herkese karşı savaşı"dır. Güvenlik ve düzen ancak ortak kurallar sayesinde mümkündür.

    Nietzsche ise bu iki yaklaşımın da ötesine geçer. Ona göre ahlak gereklidir; ancak aynı zamanda insanı evcilleştiren bir mekanizmadır. Toplum içinde yaşayabilmek için öfkemizi, cinselliğimizi, saldırganlığımızı ve iktidar arzumuzu bastırırız. Dışarıya yöneltemediğimiz bu içgüdüler zamanla içimize döner. Vicdan azabı, suçluluk ve kendini cezalandırma isteği böyle doğar. Nietzsche bu duruma "kötü vicdan" adını verir.

    Fakat Nietzsche'nin asıl radikal iddiası bundan da ileri gider.

    Ona göre ahlak objektif değildir. Doğadan gelmez. Tanrı tarafından yazılmış değişmez kurallar bütünü değildir. Evrensel de değildir. Tam tersine; ahlak, güç ilişkilerinin, psikolojinin, tarihin ve kültürün ürünüdür. "iyi" ve "kötü" dediğimiz kavramlar doğanın içinde hazır bulunmaz. insanlar onları üretir, değiştirir ve yeniden tanımlar.

    Peki insanlar buna neden ihtiyaç duydu?

    Nietzsche'ye göre bunun nedeni yalnızca toplumsal düzen değildir. Ahlak aynı zamanda bir güç mücadelesidir. Her toplum, her sınıf ve her inanç sistemi kendi değerlerini "iyi" ilan eder. Böylece ahlak, yalnızca birlikte yaşamanın kuralları değil; aynı zamanda insanların birbirleri üzerindeki etkisini ve hâkimiyetini belirleyen bir araç hâline gelir.

    Okuyacağınızdan değil de işte kendi kendime yaptığım bir deneme olarak yazıyorum bunları buraya da atayım da bir yerde depolansın olarak düşünüyorum. Yoksa zaten okumayacağınızı biliyorum...

    Bu düşünce onu özellikle Hristiyan ahlakına yöneltir.

    Nietzsche'ye göre Hristiyanlık ahlakı icat etmemiştir. Ondan önce de farklı ahlak anlayışları vardı. Ancak Hristiyanlık, mevcut değerleri köklü biçimde dönüştürerek yeni bir ahlak sistemi inşa etmiştir.

    Bu yeni sistemde; çile çekmek, sabretmek, fedakârlık yapmak ve kendini feda etmek en yüksek erdemler olarak sunulur.

    Nietzsche burada şu soruyu sorar:

    "Acı çekmek neden erdem olsun?"

    Ona göre acı hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır; ancak sırf acı çekiyor olmak insanı daha erdemli yapmaz.

    Benzer şekilde Hristiyan geleneği insana doğuştan günahkâr olduğunu söyler. insan kusurludur; sürekli affedilmeye ve bağışlanmaya ihtiyaç duyar. Nietzsche bunu psikolojik bir baskı mekanizması olarak yorumlar. Sürekli suçluluk duyan bir insanın özgürce yaşayamayacağını düşünür.

    işte tam bu noktada Nietzsche'nin ideal insanı ortaya çıkar.

    Onun özlemini duyduğu insan, korkudan ahlak üreten ya da sürekli suçluluk duygusuyla yaşayan biri değildir. O, kendi değerlerini yaratabilen, yaşamı bütün acılarıyla birlikte onaylayabilen ve her gün kendini aşmaya çalışan Üstinsandır.

    Belki de Nietzsche'nin asıl amacı insanlığa yeni bir ahlak vermek değildi. Belki de bütün amacı, bugüne kadar "iyi" ve "kötü" dediğimiz her şeyi yeniden düşünmeye cesaret ettirmekti.
    3 ...