bazen varsa da yok edilmelidir. teolojik tartışma bir yere gerçekçilik her zaman daha ağırdır. birileri tanrı adına kan döküyorsa o tanrının varlığı veya yokluğu o kanın döküldüğü gerçeğini değiştirmez.
o yüzden teolojik tartışmalar belli düzeye toplum geldiğinde yapılır. yoksa huri sikeceğini sanan dingillerin olduğu toplumda hiçbir sik olmaz.
iki seçenek var. olgu dünyasının dışıdaki bir gerçeklik veya değil.
yani ya var yada yok.
var içinde bir sürü çeşitlilik içerirken (hristiyan, müslüman, yahudi...vb..vb) yokluk ise salttır.
şimdi en yaman çelişki olgu dünyasının dışına müdahale edemeyen insanoğlunun, olgular üzerinden bu kavramı kanıtlamaya yada yalanlamaya çalışmasıdır.
olguların dünyasından çıktı mı bir kere iş, ortada tek bir seçenek vardır inanç. yani siz var dediğinizde tanrının varlığına inanmış olduğunuz gibi yok dediğinizde de tanrının yokluğuna inanmış olursunuz. bu bakımdan var diyen ile yok diyen arasında bir fark yoktur.
bakın bu konuşmayı sadece olgular üzerinden yazıyorum kendi inancımı katmadan. bu bakımdan olgulara dayanan bir insanın alabileceği en doğru kadar agnostisizmdir. zira tarihdeki en önemli olgucu filozoflar ki diğer adıyla ''viyana okulu'' bu konuda bu yolu seçmiştir. bilinmezdir çünkü tanrının varlığı olgular çerçevesinde.
en doğrusu bence ateizmdir. var olanın açıklanması gerekir çünkü var olanı bir etkisi, özgünlüğü, kendisini ortaya koyabileceği bir açıklaması olur. tanrı ise varsa onu açıklamak gerekir ama bunu hiçbir din veya deist tarzı düşünceler yapamamıştır.
tanrının bizim zihnimizi aşan bir şey olduğunu kabul edip onu kanıtlamanın mümkün olmadığını söylemek veya bunu referans alıp ama yalanlanamaz da değip agnostik takılmak olmaz. hatta bunu kabul edip deist olmak veya dine bunu dayandırıp teist olmak da bir işe yaramaz.
açıklayamadığımız şeyler bir şeyin açıklaması olamaz. eğer tanrı bizim zihnimizi aşan bir şeyse o halde zihnimizi aşan her şeyi de neden kabul etmeyelim?
bu mantık bir şeyleri açıklayamayacağını anlayan tanrıcı görüşlerin avuntusudur.
ben kanıtlanmazlığın bir çözüm olduğunu düşünmüyorum ve bir şey de ifade etmiyor bu. öyle olursa elinde hiçbir şey kalmaz. herkes o zaman istediğine inanır ve kimse de aga senin inandığın yanlıştır diyemez. çünkü senin inandığın şey kadar onun inandığı da kanıtlanamaz. ( yani doğru veya yanlış hükmü getirecek nesnel gerçeklikten veya akılsal yetkinlikten uzak olmuş oluyor)
ben tanrının olmadığı görüşündeyim, sebebi ise tanrı asla bir açıklama olduğunu kabullenmememdir.
mesela hayata şöyle bakıyorum: matematikte bir formül olsun ve x diyelim buna. eğer ben x yerine olması gerekeni koyarsam o formülü çözerim.
oysa tanrıyı onca bilinmezliğin üzerine koyunca hiçbir şeyi insanlar çözmüyor. tanrı bir şeyleri aydınlatıp açığa çıkarmıyor.
oysa materyalizm bu konuda daha gerçekçi çizgide ve daha tatmin edici. olanı olanla olduğu gibi açıklıyor çünkü.
mesela en basit örnek verelim. bir pinpon topunu suyun üzene attığımızda bunu su ve pinpon topu üzerinden açıklayabiliriz. ( başka bir açıklamaya gerek yoktur, suyun kaldırma kuvveti dışında kuvvet aramaya gerek de yoktur. veya suyun altında uhrevi bir güç arayıp bu gücün bunu sağladığına inanmaya da gerek yoktur)
yani özetle: insanlar açıklayamadığı şeyler karşısında tanrıyı bir açıklama olarak alıyorlar ama tanrıyı açıklayamayacaklarını söylüyorlar. o halde bu neyi açıklıyor?
hiçbir şeyi. sadece olayın üstünü örtüp geçici tatmin sağlıyor. eğer bir tanrı varsa inanmak değil kanıtlamak gerekir. ( bu kafadayım)
türkçedir ve türk düşmanlarını rahatsız eden kelimedir. allah'ı da kendileri gibi geri zekalı sananlara dert olmuştur. dua ederken arapça rab kelimesini kullanırlar ki bu kelime tanrı ile eş anlamlıdır fakat iş tanrıya gelince kastedilen önemsizleşir bu yobaz köpek soyu için çünkü tanrı türkçedir.
varsa bile
şimdiki zaman insanlarını, kaba bir şekilde dile getirmek gerekirse
bizi siktır etmiş bence.
tanrının varlığını kabul etmek için bir din mensubu olmak gerekmiyor diye düşünüyorum
zaten dinler, insanları birbirlerine düşürmek için bir bahane
ister hoşgörü dini olsun, ister bilmem ne dini
insanlar, en küçük gruplaşmada taraflarını seçmiş oluyorlar zaten
birbirlerine, aralarına küçük tohumları ekiyorlar
büyüdüklerinde öldüresiye nefret ettikleri müslümanlar, yahudiler, şunlar bunlar çıkıyor ortaya.
Dünya büyük, insanlar çok küçük
boyut olarak demiyorum
karakter olarak
açıkçası ben tanrı olsaydım, ben de bizleri çok şey etmezdim yani
o küçük gruplar uğruna, birbirini öldüren insanlara acıyorum.
kendimize
keşke bunu görebilsek. yardıma ihtiyacımız var, üzerime düşeni yaptım
size bir görüş, bir başka yol daha gösterdim
fakat siz de bizler gibi at gözlüğü takmış kişiler iseniz
boşuna okudunuz bu yazıyı, daha da okumayın, gözleriniz yorulmasın boşverin.
hiçbir anlam ifade etmeyen boş duvar. bide insanlar buna tapıyor onu anlamıyorum. pis ezikler. la yalvarınca biri seni duymuyor. insanlar ne zaman bir felaket karşısında tanrıya sığınmak yerine önlem almaya başladı, o zaman işte realizm başladı.
bu yüzden tanrıyı gereksiz görüp zaman kaybettirmeyen akımlara yönelmeliyiz.
tanrı artık modern dünyanın oyuncağı olmuştur. zamanla insanlar daha da büyüyüp artık o oyuncakla oynamayı bırakacak.
islam dininde allah, yarattığı insanlardan birbirlerine karşılıksız iyilik yapmalarını istiyor. Fakat allah, yarattıklarından, yaratılışın bir karşılığı olarak ona ibadet ederek tapınılmasını emrediyor.
“eğer Tanrı günahları istiyorsa, onları işleyen odur; yok eğer günahları dilemiyorsa onlar yine de işlenmektedir. Dolayısıyla onun ya öngörüsüz, ya iktidarsız ya da zalim olduğunu söylemek gerekir. Çünkü o hükmünü ne nasıl icra edeceğini biliyor, ne bunu icra edebiliyor, ne de buna aldırış ediyor.” (Schopenhauer)
Çocuğunuza dondurma alacaksınız, gitmişsiniz dondurmacıya, çocuk fıstıklı istiyor ama siz inatla limonlu alacaksın diyorsunuz, ama en baştan istediğini seçebileceğini söylemişsiniz,
Gittiniz kitapçıya, istediğin kitabı al dediniz ama inatla onun istediğini almasına izin vermeyip, hayır bu kitabı alacaksın dediniz,
Burada çocuğa iraden var deyip iradesini kullanmasına izin vermemiş olursunuz, bu adaletsiz bir davranıştır,
Tanrı* da insana irade vermiştir, bunu kullanmasına da izin verir, bu da iyilik ve kötülük sıfatlarından birine sahip olmamıza, doğru yada yanlış yapmamıza engel olmamasının nedenidir,
Ya verdiği iradeyi elimizden alır ve hayvandan farkımız kalmaz yada iradenizle yaşamamıza izin verir ve bahsi geçen kötülükleri veya iyilikleri yapmamıza izin vermiş olur.
Saint augustinus diyor ki, tanrı zamanı bizim gibi görmez, zaman kavramı tanrı için farklıdır, geçmiş, şu an ve gelecek bir bütündür, tanrı insanın neyi tercih edeceğini bilir çünkü geleceği tamamen bilir, bu irade kullanmadığımız anlamına gelmez, sadece tercihlerimizi biz o zamanı yaşamadan önce biliyordur. Bunu sizin yeni okuduğunuz bir kitaptaki olayları sizden önce bilen dizgici gibi düşünün, siz kahramanın ne yaptığını okuduğunuz anda öğreniyorsunuz.
Tanrı*buna izin vermezse aynı zamanda adaletsiz olur,
Gönülden iyilik yapan ile zorla iyilik yapan aynı olur mu?
mesele tanrı değil siz daha anlamadınız mı ? mesele kendi hayat tarzını başkalarına dayatmak. herkesin kendisi gibi olmasını istemesi. herkesi kendi kurallarınca, kendi görüşünce yaşatmaya direnmek.
dünya üzerinde büyük çoğunluğun olduğunu kabul ettiği ama topluluktan topluluğa formatı değiştiği için tarihte uğruna pek çok kan dökülen var olup olmadığı bellisiz yokluk.