benimle arkadaş olmak istiyorsan bu mümkündür. ama sana yalvarmamı önünde eğilmemi falan bekliyrsan ve bunun için beni cezalandıracaksan arkadaş olamayız.
ilkel aklın kalıntısıdır, bazılarının bünyesinde bu denli yer etmesinin altında uzun yıllar yatıyor. halen daha doyurucu bir yanı var, sonuçta sana istediğini verebilecek sonsuz bir güce inanıyorsun ve bu teselli ediyor seni.
oysa bunu insan aşmalı, böyle bir şey yok, çıkar onu aklından bebeğim, lanet olsun, köşede kendini kaşarlanmış yalanlarla tatmin etmekten vazgeç.
dünya böyle bir yer değil, dışarısı soğuk ve insanlar korkunç.
bunla yüzleşmek lazım.
ayrıca tanrı asla bir açıklama değildir, olmamıştır, olmayacaktır da.
sadece bir tatmin mekanizması ve gerçekle kendimizi tatmin etmeyi tam olarak öğrenip başarılı olduğumuzda ona ihtiyaç kalmayacaktır.
Dünyadaki zulumleri, bebek olumlerini ornek gosteren ateistlere bi cevap:
Evet, dünyada zulüm vardır. Allah zaten burayı cennet kilmadi. Herkese irade verdi.
Bizim gorusumuze gore zulumle öldürülen bebekler ölüm acısı çekmez veya cok hafif hisseder, zira ölüm acisı kişinin amellerine gore olacaktir. Ahirette de bunu yapan zalimler azabın en sedidiyle karşılaşacaktir.
Ateiste gore tarih boyunca bebek ve masum katili olmus insanlar eğer kanuna yakalanamadiysa -ki çoğu yakalanamadi- asla ceza cekmeyecekler. Yaptıkları yanına kar kalacak. Adalet falan yok. Ütopya. Hayal. Halbuki ironiktir ki her platformda adalet adalet diye bağırır. Oysa mümkünati olmayan şeyi aramaya aptallik denir.
ilkini vicdanen kabul edemiyor ama ikincisini kabul ediyor, ilkinden daha güzel goruyor.
Tanrı neden lut kavmini helak etti bebeği öldürenleri katledenleri etmedi etmiyor demiş..
Tarih boyunca zalim, bebek katili çok kavim helak oldu. Lut kavmi bunlardan sadece biri. Nitekim Kurana gore lut kavmi sadece eşcinsellik yapmıyor, yolda bulduğuna tecavuz ediyor, yol kesiyor, peygambere zulm ediyor, muhaliflerini sindirip insanları katlediyordu.
Neden simdi helak yok?
Toplu helaklar peygamberler zamaninda olur. Ahir zamanda helak bireyin kendi olumu, bazi buyuk musibetleri buyugu ise kıyametle olacaktır.
Bilim, doğru bilginin kaynağının sadece kendisi olduğunu ne zaman ispatlayabilmiştir?
Cevap:
Hiçbir zaman.
Bugün özgürlükçü takilan arkadaşların sevdiği Stalin bir asır bile olmadan önce eşcinselliği ülkesinde yasaklamıştı. Gerekçesi ise bilimdi. O zaman bilimsel çevrede, eşcinsellik bir ruh hastalığı olarak goruluyordu.
Evet, ozgurlugun ilericiligin babasi addedilen Karl Marx bir mektubunda eşcinsel hakkında asagilik ifadesini kullaniyor, buna sapıklık diyordu.
Evet, tıpkı sizin tabiriniz gibi, Lut kavmine gericiler ne deniyorsa bu bilimciler de uzun olmamış bir sure once onlara öyle bakıyordu!
...
Bütün insanlığın hatası nedir biliyor musunuz?
Kendi günündeki bilgiyi en yüce sanmak. Belki de elli yıl sonra bu yaptığınız tartışmalara guleceksiniz. Belki de yüz yıl sonra insanlık bilginin tek kaynağının bilim olmadığını, felsefe de olabileceğini ispatlayacak. Belki de yüz yıl sonra ağaç yiyeceğiz. Evet, kokuyle beraber.
Bilim doğru bilgiye bir araçtır. Ama asla tek değildir. Tek olsaydı bugünün sorununun da çözümü olması ve savunucularinin caga gore tezatlik içermemesi gerekirdi.
Bilimci takilanlarin hatası kendi günündeki birikimini yeterli görmektir. Sanki onun üstü olamaz gibi. Bu yuzden ispat etmeyi beceremedigini inkar etmektedirler.
Dun evrendeki karanlık madde teorisiyle alay ediliyordu. Bugün ne oldu?
Kim bilir belki de bir tanrı var ama onun varligini olcebilmeye senin bugünkü bilimin yetmiyor?
dünya tersine dönse bir araya gelemeyecek kitleleri bir araya getiren politik unsur.
fakirleri uyutma, lazım olunca savaştırma sanatı.
hiç olma korkusu.
var olabilme ihtimaline dair olan inancımı ve ilgimi artık bir apateistten bile öte yitirdiğim. işin kötüsü şu an sığınabileceğim bir liman da kalmadı.
en büyük yalandır, uğruna dökülen kanın haddi hesabı yoktur. birileri putlarını korumak adına höykürürken kendi tanrısını gene kendi vahşetiyle korumuştur. dinler kan dökerek kendini var etmiş ve bunu da en güçlü putu olan tanrıya dayandırmıştır. ben kendisini anlam olarak tiksinç bulmuyorum ama inanmak beraberinde teslimiyeti, teslimiyet bağnazlığı, bağnazlık kanı getiriyor. o yüzde tanrı fikri git gide korkunç gözüküyor.
tanrı var mı yok mu? gibi sorulardan daha ziyade inanç denen bu lanet şeyin insanı hayvana dönüştürdüğünü düşünüyorum. insanların kutsalları onları duygusallaştırıyor ve o değerlere laf geldiğinde azgın hayvanlar gibi etrafa dalıyorlar. tanrıları adına kan döküyorlar. bu onları motive ediyor çünkü kendi fikirlerini farkında olmadan aslında tanrıya yükleyip bunun üzerinden meşrutiyet alıyorlar ve bu saçma döngü onları tatmin ediyor.
insanın benliğini hiçe kadar götüren bu gene tanrıdır. kendinden daha üst bir şey tarafından kendini aciz yöne çeken insan kendini yetersiz görüyor. kendi dışında bir güç tarafından bedenini bahşedildiğini düşünüp kendisine daha fazlasını verecek bir tanrıya inanarak o bedeni onun yolunda kolayca harcıyor.
teslimiyet en büyük sorundur ve inanç insanın aklını teslim edip, tanrı denen saçmalık için duygusal bunalım yaşamasına neden oluyor ve bu bunalım onu ruh hastası haline geliyor.
inanç, ilkel insanların bulduğu bir çözüm değil hastalığını unutturan teselliydi ve bugün artık bunu farkında olduğumuz için inancın bir sorun olduğunu farkındayız. ancak bu virüsün ele geçirdiği beyinler bunu fark etmekten uzaktırlar orası ayrı.