Kendimizi mutlu zannetmiyorduk.
Alçak gönüllü bireyler sayılan insanlardandık ama ara sıra kendimizi iyi zannediyorduk.
Öyle sadece karakter olarak değil her alanda iyi olduğumuz aklımıza düşüyordu.
Umut dolu yürüyorduk,cebimize giren paranın miktarından mutlu doğal yaşamanın planlarını yapıyorduk.
Çok çalışırken bile iyi niyetli tarafımız bizi yönetiyor,yüzümüze çocuksu bir gülümseme çiziyordu.
Kehaneti bol bir köpeğin deprem öncesi uluması gibi yüzümüz düşüyordu.
Etrafımızı saran kaos duyguları girdaplarında bizi alabora ediyordu.
Görmenin görmemekten daha zor olduğu zamanlarda saçmaladığına inandıkları insan olarak elimizde olmadan doğru cümleler sayıklamaya devam ediyorduk.
Bir an için mutlu olduğumuza inansak bile ardında duran gerçekliğin dengemizi bozan olmama ihtimali bizi düşünmeye itiyordu.
Sıralı sorular gökyüzünde ki bulutları karartıyor güneşin önünü kesiyordu.
Bir şeyin reklamını izlerken inanmıyorduk artık.
Kullanıcı yorumları da kesmiyordu bizi.
Umutlarımız terk etmişti bizi.
Belki de biz terk etmiştik umutları.
Kendimizi mutlu saymıyorduk.
Aksine mutsuzlukları keşfedip ne kadar kafa yoracak sorun varsa hepsini gönüllü olarak kafamızın süzgecinden geçiriyorduk.
Kimsenin kafasının içerisine sokmadığı düşünceleri kafamızı kaybetmek pahasına süzgeçlerden geçirip anlamaya çalışıyorduk.