"zeka yok, yetenek yok, başarı yok, para yok, güzellik yok, sempatiklik yok, yok oğlu yok. tüm bunlara rağmen insan nasıl kendini sevebilir."
Şu sözlerin aynısını herhangi bir insana çat çat söyleyemeyiz mesela. Karşımızdaki insanı kırmaktan korkarız. insaflı olmaya çalışırız. Ama kendimizi yerden yere vurmakta bir beis görmüyoruz. Neden? Herhangi biri kadar bile değerimiz yok mu yani?
Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı kendimize de gösterebiliriz bence. Kendimize karşı da insaflı ve adil olabiliriz. Bunu yapabiliyor olmak bile kendimizi seviyor olduğumuzu gösterir.
sana benzeyen biriyle denk gelince kendini sevmeyi birakiyor kendinden vazgeciyorsun.
al sana buyuk carpisma.
aslinda zevk aldigin butun her seyin dayanilmaz seyler oldugunu gormek.
sana zararsiz gelen senin icin ufak tefek heyecanlar aslinda nasil katlanilamaz seyler goruyorsun.
nasil felaketlere yol actin karsindaki ne hissetti hepsini hissediyorsun.
gercekten cok berbat.
icin gidiyor sen sana kapiliyorsun ama gitmemek icin her seyi yapiyorsun.
senin sana katlanman icin bir yol da bilmiyorsun. acemilik.
al iste yine cenem agridi.
Ben yapamıyorum bunu. Hatta öyle ki beni seven insanlar bile değersiz geliyor gözüme ‘beni seviyorsa kesin bir sorun vardır’ diye düşünüyorum bazen. Ama bazen de o kadar narsist oluyorum ki tüm bu düşüncelerin tam zıttı her şey.. sanırım ben sıyırdım..
ince bir çizgi barındırır bu kendi içinde.
aşıldığı taktirde kibir, ego, bencillik hepsini içine alır ve dışa vurumu bencil ve ukala bir tip doğurur.
piyasa bu megaloman tiplerle kaynıyor zaten.
kendine hayran olmak sıradışı bir beceri ve özelliğiniz yoksa saçmalıktır. gereksizliktir.
insanların kendiyle barısık olması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor?
keske herkes kendini cok cok sevse.. boylece herkes cok daha mutlu olur ve cevreye cok daha mutluluk yayar.
kalp.
"bazen şeytan diyor ki git yanaş şuna... anlat içinden geçenleri... tut yüreğinden sıkıca ak hayatına ama nerde bende o yüzsüz yürek... bizde varsa yoksa gururdan yelek..."
bir yandan mırıldanıyor bir yandan da dikiz aynasıyla göz göre geliyorum. engel olamıyorum
buna. çok seviyorum kendimi. bakmaya doyamıyorum. öylesine sevimli, güçlü, çekici bir yüz var ki karşımda, hani neredeyse arabayı sağa çekip uzun uzun seyredeceğim. ama hayır. hafif aralık olan camı sonuna kadar indiriyorum. sabahın bu öğlene yaklaşan saatindeki kuru soğuk rüzgardan adamakıllı bir nefes alıyorum. böyle puslu havalara bayılırım. avların yakalanma hazzı da sevişmelerin tutkusu da bir başka gelir bana. güneşli-aydınlık-ferah günlerde herkesin mutlu olmak için bir nedeni var, ama bu boğucu-kasvetli-ölümü hatırlatan iklimler bazılarına fena dokunur, mutsuz, huzursuz eder. ah birilerinin üzüldüğünü, sıkıldığını bilerek mutlu olmak ne de kışkırtıcı. onların acılarından beslenince daha da kıymete biniyor yaşadıklarım.
küresel krizlerin de irtica faliyetlerinin de afrika'daki açların da götüne koyayım. afrikada ben aç olsam benim de koysunlar götüme. acımasınlar. insanoğlunun en şaşırtıcı özelliği her ortama bi anda adapte olması, alışması. çıkarın alın beni bu hayattan götürün afrika'ya, üç gün sonra köpekler gibi yağmur suyu içmeye başlarım. acının ve mutluluğun bi sınırı var. nasıl ki zengin ve popüler bir insan sabah her kalktığında "ulan ne kadar mutluyum" demiyorsa, çaresizlik içinde sürenen bir insan da bunun tam tersini iddia etmez. bi şeyi düşünmenin acısı bizzat yaşanacak
olandan çok daha fazla.
eve yaklaşırken bütün bunların nerden aklıma geldiğine bir anlam veremedim. satıyorum ulan
vatanımı toprağımı bir kadının gülüşü uğruna diye bağırdım. evet, tüm dünyayı peşkeş çekiyorum bir kadının kokusuna. yiyin ulan birbinizi. siktir gidin bir yerlerde eylem yapın, uluyun, köpek gibi iz peşinde koşun. kiminiz cumhuriyet'e sahip çıksın kiminiz de çevre kirliliğine el atsın. ben parfüm sürüyorum siz bunlarla uğraşırken. eklem yerlerimdeki ağrı az önceki sevişmemi hatırlatıyor, yaşadığımı anlıyorum, göğsümde trump rozetleriyle vıdı vıdı konuşmayı bir kadının kasıklarına tercih ediyorum. hasta oluyorum bu halime. ölüp bitiyorum kendime.
genç nihat abi çağırsa adam dövmeye gideceğimi biliyorum ama. hiç tanışmadığım bir insan sırf
bana samimi göründü diye canımı ortaya koyasım geliyor. pamukoğlu komutanlımla göt
oğlanlarını sikmeye en önde koşmayı diliyorum. benci milletçiyim ben. yaşantım-kadınlarım-
çevrem-ailem-sahip olduklarım-topraklarım için tereddüt etmeden adam öldürüm. halkların
kardeşliğinin de eşitlik-adalet-fakir edebiyatının da içine sıçarım. anlamam. hepimiz ile başlayan
cümleler kurmam. ben ve bana ait olanlar- onlar da benim gerçi- vardır sadece.
eşşek oynadık sabaha dek topluca. kaybeden gaffur'un çakkıdı dansını yaptı. dans eden
erkeklerden olmadığımdan hiç kaybetmedim. neden sevişmeden önce değil de sonra tutku
derecesinde kaymaklı ekmek kadayıfı yemek istediğimi çözemedim. günlerdir bu soru takıldı
kafama. uykularım kaçıyor. müthiş bir arzuyla kaymaklı ekmek kadayıfı yemek istiyorum. niçin
ama niçin... ayrıları 3 saat oldu ama telefonum çalmadı. keşke surinam'da bir deri bir kemik
dolanan bir gavat olsam, bir kadının telefonunu beklemekten daha zor olamaz herhalde. ben
aramam. bazıları arar bazıları aranır. Herzevekil, biz senle daha çok vurgun yapacağız, iyi ki varsın be aslanım.