Stoacı düşünce üzerine seneca'dan sonro okuduğum ikinci filozof. Adam üstüne üstlük imparator! imparatorluğunun yarısından fazlası seferlerde, Roma'dan uzakta geçiyor.
iyinin bilimi ahlaktır. Doğanın bilimi fiziktir. Bilginin ölçütü ise mantıktır.
Rusticus'tan (imparator Domitianus'a karşı geldiği gerekçesiyle ölüm cezasına çarptırımış yakın arkadaşı) gücendiğim ya da gücendirdiğim insanlara karşı, onlar yeniden barışmak istediklerinde sakinleşmeyi ve onları kolaylıkla affetmeye hazır olmayı öğrendim.(Bunun üzerine çalışıyorum. Ama kibrim ve tekrar aynı şeyi yaşatacaklar korkusu yüzünden kendimi bırakamıyorum.)
Apollonius'tan (hocası) şiddetli acılarda daima aynı kalabilmeyi öğrendim.
Babamdan, dalkavukluk etmemeyi, ayaktakımına kur yapmamayı(bu ben;)), her şeyde aklı başında ve kararlı olmayı öğrendim. Bilgiyi samimiyetle seven kişilere saygı göstermeyi öğrendim.
Azıcık okuyan herkesin hayali.
Günümüz dünyasında kitaplar artık kısalıyor. Zülfü Livaneli bununla ilgili çağın gerekliliği sanırım, ben de artık kısa kitaplar yazmayı planlıyorum demişti.
Bu da yeni çıktı arkadaşlar. Geçen denk geldi biri video yapmış, yılda 100 kitap okumak biraz şov bence diye. Şovsa da şov böyle şova can kurban. Neymiş okuduğunu anlamadan okuyormuş. Neyim ben gerizekalı mı? Neden anlamayacakmışım? Saatlerce sosyal medyada zaman geçirmeye gelince vakit var günde iki saat kitap okumaya gelince yok!
Ya hu bir insan şov yapmanın en meşakkatli yollarından birini seçmiş, otur buna saygı duy bari.
Arkadaşlar 2026 yılında 52. kitabımı okumaya başladım. Geçen sene kitap fuarında bir söyleşideki moderatör bu sene 200 kitap okudum deyince gaza geldim. bu adamın işi bu, ben o kadar okuyamam ama 100 ü zorlarım dedim. Sene sonunda 100 olmayacak ama 80-90 arası olacak gibi.
Bugün gündüz Vassaf'ın günlük yaşam felsefesi şimdiye övgü kitabına başladım.
Nice güzel yaşların olsun güzel Deniz. iki çocukta kalmışım ben, üçüncü de olmuş;) Çok çok çok mutlu ol. O kadar aklı başında bir halin var ki imreniyorum sana.
Bu sene bunu biraz görev haline getirdim. Hafta içi iki saat hafta sonu üç saat okuma zorunluluğu koydum kendime. Fazlasını yapabilirsem fıstık oluyor. Dikkatimizin hemen dağıldığı, on saniyelik reels videolarına bile tahammül edemediğimiz şu zamanda kitap okuyan, buna zaman ayıran insana hayranım.
Ben daha Türkiye bu elemanla tanışmamışken, Kore dizilerinde görüp, merak edip Çin'den getirtmiştim. iki aya da gönlüm geçmişti. Belki şimdikiler çok daha iyidir bilmiyorum ama bana gırgırdan hallice gibi gelmişti o zaman. Temiz evde dolansın dursun okey ama bunla dip köşe temizlik olmaz.
Tam konuyu anlayamıyorum. Ama sözlüğün bu halini seviyorum. Sözlük gibi hissettiriyor. Bu gammazlik, yetkili vs ünvanları verilirken de alınırken de tartışma mevzuları hep oluyor. Verilen ünvan nerede geri alınsa bu durum yaşanır. insan delirir. Düşünsenize önce müdürlüğe terfi ediyorum sonra bu ünvan elimden alınıyor. Hakaret bu ya hu. En iyi ihtimalle işten kovarsın beni, yetkimi almak ne demek!
Bu yazarın yedek hesapları niye bitmiyor ben anlamıyorum. Hala üçüncü nesil yazar hesabı kullanıyor. Zalldan torpilli de olabilir. Eğer böyle şeyler oluyorsa ben de beşinci nesil yazarlığımı geri istiyorum. Olmaz mı?
Kendi döneminde tefrika şeklinde yazılmış. Bu bile kitabı ilginç kılıyor. Geçen yıl okumuştum. Bu kitabı okuyun ya. Sayfa sayısı göz korkutuyor olabilir. iletişim yayınlarından Engin Altay çevirisi on iki bölümden oluşuyor. Her ay bir bölümü okuyup ilerleyebilirsiniz. Suç ve cezadan daha iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Karşı tarafı suçlamak. Böyle olunca da gram düzeltemiyorsun bir şeyleri. Ben artık biri bana bir şey yaptığında, o niye bana bunu yaptı demiyorum da ben niye onun bunu bana yapmasına izin verdim veya yaptığı bu şeyden niye etkilendim diye kendimi suçluyorum. Başkasını düzeltemem ama o hoşnut olmadığım durumun tekrar yaşanmaması için kendimi düzeltebilirim.
Yavaş yavaş yine popüler olmaya başladı gibi geliyor bana. Okuduğum ve ara ara yazdığım bir blog platformu var. Çok yazıyorum diyemem ama çok okuyorum. Valla o kadar sevdiğim bir yer ki adını çok dillendirmiyorum. insanlar sadece görselden bıktı bence. Uzun uzun yazmak ve okumak istiyorlar. Ben öyleyim en azından.
Ben bu sene online kitap kulüplerine katılıyorum. ilkinde pek seçici değildim. Popüler bir blog yazarının kitap kulübüne katıldım. Ve ikiyüz kişi görünce şok oldum. Şimdilerde yedi kişilik bir kitap kulübüne üyeyim. iki ayı geçti devam ediyor. Haftada bir gün ortalama iki saat bölüm bölüm okuduğumuz bir klasik üzerine uzun uzun konuşuyoruz. Bir kitabı sindire sindire okumaktan ziyade az kişilik bir topluluk olduğumuz için hepimiz fikirlerimizi uzun uzun dile getirebiliyoruz. Bambaşka bakış açıları kazandırması açısından ben çok faydalı buluyorum. Ayrıca insanın kendi gibi birileriyle zaman geçirmesi harika bir duygu. Ben çok seviyorum.
Türkiye okuma oranlarına bakıldığında ben hep iyi bir okucuydum. Abartmayayım kötünün iyisi diyelim. Bu sene kendime hedef de koydum. Ayda sekiz kitap okuyorum. Sosyal medyanın ve sonsuz kaydırmanın bizi esir aldığı şu zamanda iyi bir sayı bana göre.
Öncellikle hepimiz delirdik. Bunu kabullen. Sonra içinde bulunduğun duyguyu didik didik et. Niye böyle düşündüğünü bulana kadar oku. internet çağındayız. Duygunu doğru şekilde tanımlayana kadar araştır. Nedeni bulmak genelde zor olmuyor.
Çözümleri bildiğin halde uygulamaya geçmek çok zor oluyor mesela. Bu süreçte kendine şefkatli olacaksın kardeşim. Yumuşak olacaksın. Ne kendine ne çevrene karşı öfkeli olma. Hele hele başkalarını suçlamayı bırakmadığın sürece bir arpa boyu yol alamazsın. Birilerini suçlayarak ilerleyemezsin. Aile çok güçlü bağlarla bağlı olduğumuz birlik. Öyle hemen atıp satamazsın. Attım sanırsın üç aya bu yaptığın şeye bağlı huzursuzluk da gelip seni bulur.
Harekete hemen geçemez insan. Bu konuda kendine karşı zalim olma. Dediğim gibi yumuşak ol. Gerekirse bir ders gibi bu konunun üzerinde çalış. Ben mesela kendime daha şefkatli olabilmek, yaratıcı tarafımı ortaya çıkarabilmek belki bunun neticesinde kendimi biraz daha sevebilmek için çalışma atölyelerine katılıyorum. Devam ettiğim bir eğitim var. Haftada bir bile olsa kendim gibi hisseden insanlarla bir araya gelmek, ilerlememi belki de gerilememi konuşmak, onları dinlemek bana iyi geliyor. Özşefkat. ilk buradan başla.
Kötü bir teselli de olsa bu hissettiğin şeyler herkesin başında. inan bana.
Popüler kültürün Winston Churchill e ait olduğunu ileri sürdüğü söz. Kime ait bilmiyorum. Ama bu sene kendime hayat mottosu ettiğim söz.
En kötü anlarda bile asla pes etme, yürümeye devam et. Hareket etmezsen acı üstüne çöker. Harekette bereket var.