insanı daha hareketli yapan bir şehir ve bu sağlık açısından daha iyi sanırım. yazlığımızın olduğu tatil beldesinde 1 km'lik yolu yürümeye üşenirken burada bir yerden bir yere giderken yürüyorum.
Çılı çırpı gibi sonbaharda ağaç dalları.
Uzanıp gökyüzüne doğru, sarı kızıl gazel yaprakları.
Gün yüzünü gösterip kurutur toprakları.
Nazlanan yağmura hasret servileri, çınarları.
Soğuk ayazlarda üşüyen gök gönüllü evsizleri, berduşları.
Nasip için kör karanlıkta yol teper garibanları.
Bitmeyen curcuna karakollarında, keşmekeşi, erişilmez sırları.
Dillerinde herkesin "Yaşanmaz!" kelâmı, sitemkâr isyanları.
Sevda çeken yalnız delikanlıları, mert aşıkları.
Yüzüne tükürülecek karakterli beyefendi! yavşakları.
Beklemede 'aziz şehir' hasretle baharları.
Bir çocuk gibi, sıkışan betonlar arasında köhne oyunları.
Dillere dolanan şarkı gibidir anlatılan, umudun şehir masalları.
Bitmeyen koşuşturmaca, yaşayan istanbul insanları.
Neden bilmiyorum ama önümüzdeki 30 sene içerisinde idari olarak üçe bölüneceğini düşünüyorum.
Boğaz ve çevresindeki kısım istanbul,
Avrupa yakasında yeni bir il,
Asya yakasında yeni bir il şeklinde.
Hatta merkez ilçesi kendinden ayrılan belki ilk ve tek il olacak istanbul.
Tahminim; Avrupa yakasında Silivri ya da Beylikdüzü merkezli bir bölge kurulacak.
Buraya Silivri, çatalca, Esenyurt, Beylikdüzü, Arnavutköy dahil edilecek.
Asya yakasında ise tuzla merkezli bir bölge kurulacak.
Pendik, şile, Sultanbeyli dahil edilecek.
başka illere gidince türkiye'nin kendisinden ibaret olmadığı anlaşılan il. bayramda bir genç hayatında eminönü'ne gitmemiş istanbul'da yaşamasına rağmen. türkiye'nin kendisinden ibaret olmadığı bir il.
karmakarışık bir renk mozaiği. bir adımda gülümsüyor, bir başka adımda hüzünleniyorsun. sürekli yaşamak feci yorucudur, arada sırada gidip gezmek tercih edilesidir. farklı bir havası var ama arapça sesler arasında yürümek ve dolaşmak da insanın canını sıkıyor biraz.
artık daha çok sahil taraflarında gezmekten keyif aldığım bir şehir. diğer semtlerinde de gezilebilir ama sahil taraflarını tercih ediyorum fakat göktürk semtine gitmeyi düşünüyorum istanbul'dayken. göktürk'ten beşiktaş'a geçebilirim.
“Şimdi bin kere pişman” olup istanbul'dan diğer illere göç edenlerin sayısında son aylarda artış yaşanıyor. Göç nedenlerinin arasında sağlam bina ve sağlam zeminde ikamet etme isteği, kira fiyatlarındaki artış, hayat pahalılığı ve emeklilik hayatını daha küçük illerde geçirme isteği yer alıyor.
2023'te 2022'ye göre nüfusu azalmış olan bir il. bu yılki nüfusunu özellikle merak ediyorum. 2024'te allah nasip ederse öğreniriz.
her şey aşırı pahalı deniliyor ama bence tam tersi. yazlığa bile bir şey alacağımız zaman istanbul'dan getiriyoruz, neresi aşırı pahalı. tekirdağ'da bizim yazlıktan tekirdağ merkeze gitmek istanbulkart tam biletten daha pahalı. belki avşa adası'na tekirdağ'dan gitmek istanbul'dan gitmeye göre daha uygun olabilir.
insanlarının şu aralar içerisinde yaşamaktan memnun olduğu şehir, neden acabasını biliyorum da nasıl acabası için bir istanbul turu yapmak istiyorum. Accomodation için lütfen yeşilllendirin.
özleyince tevfik fikret'in sis şiiri okunabilir. istanbul dışında herhangi bir yerde olmaktan mutluluk duyarsınız. büyüleyici bir nefret bu. ilk bölümünü yapıştırayım. aşağıdaki şiirin üçte biridir, sözlük de lazımdır:
Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid,
Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid.
Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh,
Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh;
Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar
Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar!
Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim,
Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim!
Ey sahn-ı mezâlim…Evet, ey sahne-i garrâ,
Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ!
Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı
Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı;
Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret
Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet;
Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde
Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde;
Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir,
Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir;
Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ,
Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ.
Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün
Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün!
Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis;
Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his.
Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet
Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet!
Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde,
Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde.
Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu';
Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
Milyonla barındırdığın ecsâd arasından
Kaç nâsiye vardır çıkacak pâk u dirahşan?
Örtün, evet, ey hâile… Örtün, evet, ey şehr;
Örtün ve müebbed uyu, ey fâcire-i dehr!..