soğuğu çekilmeyen memleket. boğaza yakınsanız bir de, şapa oturdunuz demektir.
yok yani balıkesir'de yağmur yağarken kapıyı açıp yatabiliyorum. yağmur sesiyle çok hayvansı oluyor. ama istanbul öyle değil. çanak donuyor sonra şifayı kapıyoruz. olmuyor böyle.
aşktır istanbul. elinde ince belli çay bardağınla kız kulesine karşı oturduğunda, kulağında cıvıldayan minik bir serçenin* sözleri seni daha da bağlar bu nankör aşka. daha güzeli, daha iyisi, daha kalbine yakını yoktur ona alıştığında. merhametsiz, aldırmaz ve nankör bir sevgilidir ama sana karşı olduğu anlarda bile kopamazsın ondan, içine tutkunun zehrini akıttıysa eğer... bazen soluklanmak için bırakıp gidersin. tüm gidişlerine açıklamasız ve özlem dolu dönüşler eklenir. başlarsın sen de şarkı söylemeye o zaman: yarim istanbul, gel öpeyim gerdanından...
yağmurdan çok kar-a ihtiyacı olan şehir. o kadar çok mikrop türemeye başladı ki herkez hemen hemen hasta girip yada bütün vücudu ağrıyor. sağlam 2-3 gün kar yağsada şu mikroplardan arınsa güzel şehrim.
yıllar sonra kokusunu çekmeyi ne kadar özlediğimi fark ettiğim şehir. ulan martı sesleriyle uyanmak evet bunlar var burda.
eksiklerini, eksilerini hepsini geçiyorum.
4 yıl çok lan!
içinde koca bir tarih barındıran,
davetkar, bir o kadar cüretkar..
tılsımlı,
göz kamaştıracak kadar ışıltılı..
aşkı bile bir başka yaşatan şehir
daha şehvetli, daha delice ve daha acılı..
oturup bir bankta seni izlemek,
bu kadar çok insan çeşitliliğini içinde barındaracak kadar cesur oluşuna hayran kalmak,
her gün harab ederken seni
her şeye rağmen nasıl alımlı kaldığını görebilmek..
bazen boğulmak,
nefret etmek senden,
kaçıp en uzaklara gitmek istemek ama yapamamak..
en acımasız hallerini görmek,
ama en masum zamanlarını yaşamak,
gözlerimi sana açıp, tekrar sende kapamak..
adı bile bir başka güzel olan şehir,
artık başka bir şehirde seni özlemeyi daha çok seveceğim..
bazen insana huzur verecek en güzel manzaralara *, bazen de bıkkınlığa sebep olan kalabalığa ve gürültüye * sahip şehirdir istanbul. **
ama yine de sevilesi, zor da olsa yaşanılası şehirdir. *
herşeye rağmen, sevdiğimiz herşeyin orada kendini bulduğu şehir.
böyle bir enerji, böyle bir güç, böyle bir kaos, eğlence, hüzün, cehalet ve kültür ve rant. herşeyin bir arada olduğu küçük ülke.
tanımlanmaya çalışarak değeri düşürülmeye çalışılan bir şehirdir. edebiyatcılar orospuya benzetirler. kahpe vs... alkole benzetilir, eski sevgiliye benzetilir. ben tanımlayamıyorum istanbulu. hiçbir zaman istanbullu olmadım, olamam da. ama zaten gerçekten istanbullu da çok az kaldı. görünmüyorlar, evlerinden çıkmıyorlar herhalde.
bir şehri en güzel neyi yansıtır? istanbulu eskiden hem güzellikleri hem de insanları yansıtırdı. okuduğum kadarıyla söylüyorum tabi bunu. şimdi bakınca o insanlar yok artık. geriye sadece eserler kalıyor. ki onlar da artık politik oyunlara yenik düşüyor. istanbul'a ilk geldiğimde, istiklal caddesine ilk ayak bastığımda binalardan sonra kaldırımlar dikkatimi çekmişti. bir yere bakıyordum bir göğe. şimdiyse kafam sürekli sağa sola oynuyor, tinerci nereden gelicek, travestisi nereden gelicek diye...
dediğim gibi ben istanbullu değilim. ne burada yaşıyorum ne bir şey... sadece 3-4 ayda bir, birkaç günlüğüne gelirim. önceden bir buçuk ayda bir gelirdim. bu süre gittikçe uzuyor. ben istanbulu çok severdim. artık çok sevmediğimi farkettim.
değerini düşürmek istemeden bir tanımda ben yapayım entry doğru olsun diye. istanbul bence bir travestidir. bu kadar...
içinden dere, ırmak, akarsu değil deniz geçen şehirdir. gözleri kapatıp dinlenesi, yaşanılası şehir. kavgasına, gürültüsüne her şeyine rağmen sevilen, martılarıyla, kızkulesi'yle, günbatımıyla kucaklanan...
bir masal, devleriyle cadılarıyla perileriyle
devin ayağı altında ezilmekten
cadının planlarına yetişmekten
perinin karşısındaki sermestlikten
asla çıkış kapısını bulamaz masala-misafir.
bir hikaye, yarım bırakılmış yazarınca,
herkes yazsın diye kendi kısmını anlarıyla
çok kelime eklenmiş yıllarca,
çok hayatlar başlamış bitmiş sayfalarında
çok yazar bitmiş de hikaye bitmemiş
her gelenle apayrı bir (b)oyuta taşınmış, eşsizleşmiş.
bir roman, yeni bir şey değil konusu, her zamanki mevzular
fakat bir günü bin sayfaya dolu dolu yazabilen bir dili var
bir (b)ölümden diğerine atlarsın, onları unutmam sanırsın
ama ardında onca (b)ölüm bıraksan da hep yolun başındasın,
ardındakiler kolay silinir, her şeyi ilerinin umuduyla (y)aşarsın.
yarım bırakılmış bir şiir
herkes bir yerlerinde kendinden geçer,
devamını getirme hevesini yitirir.
bir sürü planlama sorunu olmasına rağmen, her gelen belediyenin içine sıçmasına rağmen halen bir boğaz manzarasının tüm dünyaya bedel olduğu, enteresan sehir.
istanbul' tevfik fikretten ve nedimden en güzel alıntıları yaparaktan nazım hikmette bir şeyler söylemiştir kuvayi milliye destanında ne demiş ? biz ki istanbul şehriyiz demiş ve devam etmiş ( trt 2 şiir programı formatında entri girmek )
biz ki istanbul şehriyiz,
seferberliği görmüşüz :
kafkas, galiçya, çanakkale, filistin,
vagon ticareti, tifüs ve ispanyol nezlesi
bir de ittihatçılar,
bir de uzun konçlu alman çizmesi
914'ten 18'e kadar
yedi bitirdi bizi.
mücevher gibi uzak ve erişilmezdi şeker
erimiş altın pahasında gazyağı
ve namuslu, çalışkan, fakir istanbullular
sidiklerini yaktılar 5 numara lâmbalarında.
yedikleri mısır koçanıydı ve arpa
ve süpürge tohumu
ve çöp gibi kaldı çocukların boynu.
ve lâkin tarabya'da, pötişan'da ve ada'da kulüp'te
aktı ren şarapları su gibi
ve şekerin sahibi
kapladı miloviç'in yorganına 1000 liralıkları.
miloviç de beyaz at gibi bir karı.
bir de sakalı halife'nin,
bir de vilhelm'in bıyıkları.
biz ki istanbul şehriyiz,
güzelizdir,
dört yanımız mavi mavi dağdır, denizdir.
öfkeli, büyük bir şair :
«ey bin kocadan arta kalan bilmem neyi bakir»
demiş
bize
ve bir başkası,
yekpare acem mülkünü fedâ etti bir sengimize.
biz ki istanbul şehriyiz,
işte, arzederiz halimizi
türk halkının yüce katına.
mevsim yazdır,
919'dur.
ve teşrinlerinde geçen yılın
dört düvele teslim ettiler bizi,
gözü kanlı dört düvele
anadan doğma çırılçıplak.
ve kurumuştu
ve kan içindeydi memelerimiz.
biz ki istanbul şehriyiz,
fransız, ingiliz, italyan, amerikan
bir de yunan,
bir de zavallı afrika zencileri
yer bitirir bizi bir yandan,
bir yandan da kendi köpek döllerimiz :
vahdettin sultan,
ve damadı ferit
ve ingiliz muhipleri
ve mandacılar.
biz ki istanbul şehriyiz,
yüce türk halkı,
malûmun olsun çektiğimiz acılar...