"Tamam, türkiye nin en büyük, en gelişmiş şehri falan ama o kadar da değil be kardeşim" diyerek hızlı bir giriş yapıyorum; sana ulusal Tv, gazete, dergi gibi yayın organlarının çalışanlarının çoğunlukla Istanbul da yaşaması nın bursa ya yansımasından bahsedicem sayın okurum.
Anlamıyorum ben şimdi; türkiye cumhuriyeti devletinin vatandaşı olan her insanın istanbulu semt semt, cadde cadde bilmesi mi gerekiyor. Bakıyorum bir dergiye veya gazeteye, işte son sayfalara doğru bir okur mektubu:
geçenlerde yine arkadaşlarla toplanmışız, bir baseball maçı yapalım dedik ki o da ne! baseball topumuz belediyenin açtığı kanalizasyon çukuruna düştü. Neyse efendim indik kanalizasyona. Ama bir görseniz nasıl pis kokuyor içerisi, kanalizasyon demeye bin şahit ister falan filan biz bu hükümetten hiç memnun değiliz falan filan"
bana ne kardeşim ben bilmek zorunda mıyım Istanbul da teşvikiye diye bir semt olduğunu(belki de semt değildir, ilçe falandır halan bilmiyom tam olarak). Sen biliyo musun bursa daki ihsaniye'yi yıldırım'ı, görükle'yi? Yaz "Istanbul" diye güzelce, kimse rahatsız olmasın.
Burdan değerli türk basınına, türk medyasına sesleniyorum: türkiye de istanbul dışında pek çok şehir, ilçe, kasaba, köy var. kalabalıksınız diye ne bu havalar falan!
Işıklar söndüğünde para kazanmak için fahişelerin,
Boş sokaklarında çıplak ayaklarıyla kimsesizlerin,
On binlerce evlerin içinde, bir garip hayatların yaşandığı,
Sabahları vapurların, geceleri taksilerin çalıştığı,
Gün içinde defalarca camilerden ezan seslerinin yükseldiği,
Karanlık çöktüğü vakit ışıl ışıl olan köprülerin var olduğu,
içinde her tür yaşamı barındıran yaşlı şehirdir.
güzel suretiyle değil,zıtlığı sunan portresiyle hayranlık uyandıran güzide şehir..bir yanda masmavi boğaz,olağanüstü camiler,üzerine anlatılan efsanevi hikayeler ve yaşamaya özendiren uzaklara sıralanmış evlerin sevimli ve kırmızı çatıları..diğer yanda herkesin acelesi olduğu,kirli dar ve yılankavi sokaklar,arasında durmaktan bıkmış gibi görünen evler..binbir suretine aynı daire içinden bakıldığında cezbedici ve çirkin görünür..gösterişin kültür genlerimizden biri haline geldiğini düşündürmeye başlar halde binaların caddeye bakan tarafı boyalı,arka tarafı ise sıvanmamış haldedir..bu dairenin minik değişkenli açılarıyla çehresi büyük değişkenlik gösterir..elif şafak'ın tasviri gibi martılarla ilintisi yüksektir..martılar da şaşırtıcı ölçüde karmaşık kuşlardır,ya da fazlasıyla basit..çelişkilerle doludurlar..tek başlarına süzülürler ama daima topluluklar oluştururlar;kaba bir hantallıkları ve çirkinlikleri vardır ama aynı zamanda kendilerine has asil bir zarafete sahiptirler..çöplerin arasında mideye indirebilecekleri bir şey aramak için çöp kutularının yanına indiklerinde çok aptal görünürler ama çatıların ya da kayaların üzerinde;hiç kıpırtısız,kendi tefekkürlerinin ağırlığı altında dalgın dalgın denize baktıklarında o bilgeliklerinin üzerine yoktur..ilk başta çığlıkları öyle irkilticidir ki insan asla alışamayacağını zanneder.üç gün sonra ses öyle olağanlaşmış,hayatın ve yaşıyor olmanın öylesine kesin bir kanıtı haline gelmiştir ki on dakikadan fazla duymadınız mı endişelenmeye başlarsınız.martıların sessizliğinde bir uğursuzluk,kıyamet alameti olduğunu zihnen olmasa da sezgilerle kavrayacak kadar bilgeleştirir istanbul insanı..istanbul'da önemli olan sokakların sizi götürdüğü yer değil,kendileridir..belki de bu yüzden bütün şehir orta yerde kesiliveren çıkmaz sokaklarla doludur..çığlık atanlar ise insanlar değil bunları işitmeye maruz kalan sokaklardır..tortu tortu keder ve katman katman neşe seslerinin karışımı sokakların çehresine zıtlık imajı iliştirmiştir..kahin delphi'nin körler ülkesi tanımlaması ile karşısına kurulan ve zamanla körler ülkesini yutan istanbul zıtlık zırhına bürünmüştür..burada her ses itirazını içinde barındıran bir yankıyla karşılanır..
evlatlarım, gördüğüm kadarıyle istanbul sizi hapsetmiş, hayallerinizi harap etmiş, sonra da bitmiş evladım bu aşk. fekat, istanbul şehri için evveliyattan beri büyük adamlar "orospu gibidir" benzetmesi yaparlar, bilirsiniz.
ve tabi, ben de neandertal hocanız olarakten son büyük türk büyüğü olduğumdan kelli, ben de bu lafı şeyettim yani, yani geliştirdim: "istanbul şehri orospuya sevdalanmak gibidir. evlenip evinin kadını yapamazsın, eşraf kınar; terkedip gidemezsin, yüreğin asla elvermez."
o sebepten istanbul size bir şans daha verecektir evlatlarım, bekleyiniz ve bayinizden ısrarla isteyiniz...
içimden geçtiği anda sol frame de beliren güzel şehir. aynı zamanda şahane bir levent yüksel şarkısı;
Tüketilmiş yaşanmamış
Hediyelik hayatlar, ah bu evler,
Pencereler, bu kapılar, sokaklar
Hüzün gibi, sevinç gibi,
Eskitilmiş zamanlar
Yarim istanbul gel öpeyim gerdanından
bazılarının sevmediği, ama gece hayatı bir başka olan şehir. nerede var bir cahide, bir black, bir sapphire. istanbul geceleri bir başkadır. tabi herkese değil.
Avrupa ile Asyayı içinde barındıran, kelime olarak tek; ama içinde bir çok şeyi barındıran,insanın şairaneliğini ortaya çıkaran şahane bi havası olan şehirdir yeditepeli istanbul!
-Xtanbul: Manisa'da gidilmesi gerektiğini düşündüğüm,club sandviçini ve ızgara tavuğunu tavsiye ettğim,adı istanbuldan esinlenilerek konulan,tarihi dokuyla modernize edilmiş tek güzel mekandır.
belediye otobüsünde uyuya kalmanız halinde uyandığınızda kendinize "hangi kıtadayım lan?" sorusunu sorabileceğiniz, 6 tarafı sularla çevrili pahalı mekan.*