hindistan

entry745 galeri234
    701.
  1. 702.
  2. 703.
  3. https://www.youtube.com/shorts/LNus-1OF5iQ

    çöp sistemi mükemmelliği ile göz dolduran ülke.

    sanki birilerine çok benziyorlar.
    0 ...
  4. 704.
  5. 705.
  6. 706.
  7. Sabah daha gözünü açar açmaz suratına çarpan şey sabah güneşi değil, sokaktan tırmanan lağım kokusuydu. Yatak dediği, paslı yayları dışarı fırlamış, çarşafı yıllardır yıkanmamış, sidik lekeleriyle haritalanmış döküntü bir yataktı. Ev dediğin zaten ev değil; rutubetle küflenmiş duvarlar, yerde sürünen hamamböcekleri, köşelerde kurumuş bok parçaları. Her köşede başka bir pislik, her nefeste başka bir iğrenç koku.

    Dışarı çıkınca “temiz hava” falan bekleme. Sokak zaten bok pazarı. Güneşin altında fokurdayan çöplerden yayılan koku, kaldırıma sinmiş köpek sidiğiyle karışıyor. Yoldan geçen otobüs, egzozundan kara duman püskürtüyor, zaten ağzın burnun kurum doluyor. insan değil, motorların çarkı gibi hissediyorsun.

    Köşe başında esnaf sabahın köründe işkembe yıkıyor, lağım suyuna karışan kan kokusu burun deliklerini yakıyor. Sokaktaki çocuklar ayakkabısız, top diye oynadıkları şey çöp torbası. Herkes alışmış gibi ama genç için her saniye işkence. Sanki bütün şehir nefesini vermiş, üzerine kusmuş.

    Kanal kenarında yürürken lağım fareleri yolunu kesiyor. Biri ölü, yarısı ezilmiş, üstünde sinekler vızıldıyor. Burnuna giren o koku, ölü hayvanla insan bokunun birleştiği çirkin bir karışım. Mideni bulandırıyor, kusacak gibi oluyorsun ama miden boş; açlıktan başka bi’ şey yok zaten.

    Günün ortasında sıcak artıyor. Güneş, üstüne yapışan terini bile pişiriyor. Terin bok kokusuyla birleşip kendi vücudunu düşman gibi algılıyorsun. insan kendi kokusundan tiksinir mi? O çocuk tiksiniyor. Sanki bedenin de seni satmış gibi.

    Akşam üstü eve dönüyorsun, ama ev sokaktan beter. içeride ölmüş fare kokusu, dışarıdan gelen lağım havasına karışıyor. Yemek dediğin, yarı pişmiş pirinçle küflü ekmek. Ağzına atarken bile iğreniyorsun. Ama açlıktan başka çaren yok.

    Gece olur, ama kokular susmaz. Sidik kokusu, dışkı kokusu, ter kokusu… hepsi yatağına doluyor. Genç gözlerini kapatıyor ama uyku yok. Kendi nefesinden nefret ediyor, kendi varlığından tiksiniyor. Sanki hayat baştan sona bok çukurunda debelenmek için yaratılmış.
    0 ...
  8. 707.
  9. Oda dediğin şey nefes alınmaz bir cehennem. Duvarlar ter ve rutubetle yıllardır kabuk bağlamış; parmağını sürsen yapış yapış, sümüksü bir tabaka eline bulaşıyor. Zemin, üstüne dökülmüş sidiğin, terin ve tozun birleşip kuruyup tekrar nemlenmiş karışımıyla parça parça kabarmış. Yatağın altı ölü hamamböceği mezarlığı; yanına yaklaşınca, yıllanmış sidik kokusuyla karışan çürük böcek kokusu boğazını yakıyor.

    Evin içinde insanlar da odanın devamı gibi. Sırtından ter süzülen, kirle katılaşmış saçları yağ bağlamış, nefesi çürük diş ve mide asidi kokan tiplerle dip dibe yaşamak zorundasın. Tenleri nemden yapış yapış, her dokunuşta sanki deri değil, kaygan sümüksü bir yüzey gibi. O kadar uzun süredir yıkanmamışlar ki, beden kokusu artık kişisel değil, kolektif bir lağım havası.

    Dışarıdan gelen yemekler de bu iğrençliğin uzantısı. Bayat pirinç, ağzına aldığında taneler birbirine yapışmış, sanki boğazına kayıp gitmek istemiyor, mideye inmeden çürüyor. Çürük soğanın keskin kokusu pirincin üstüne yapışmış, her lokmada ağzında asitli, mide bulandıran bir tat bırakıyor. Ekmeği ağzına atınca dişin küflenmiş yüzeye denk geliyor, o ekşi küf tadı damağına yapışıyor, yutamıyorsun. Yemek değil, zehirli bir çamur gibi. Ama açlıktan yine de yiyorsun, kusmamak için kendini sıkıp.

    Günün sıcağıyla ter kokusu daha da ağırlaşıyor. insanların bedenlerinden yayılan ağır, keskin, amonyaklı ter kokusu, havadaki dışkı ve sidik kokusuyla birleşip ciğerine yapışıyor. Burnunla nefes aldıkça iç organlarına kadar bu kokuyu çekiyorsun. Herkes birbirine değiyor, sürtünüyor; nemli, kirli tenler birbirine yapışıyor. Bu dokunuş, sana insan değil, bozuk et pazarı gibi hissettiriyor.

    Gece olduğunda da kurtuluş yok. Yattığın yerde çarşaf artık kumaş değil, yılların teriyle nemlenip taş gibi sertleşmiş, yüzüne gözüne sinmiş iğrenç bir deri parçasına dönüşmüş. Kokusu ise ter, sidik, dışkı ve küfün birleşimi. Yutkunmaya çalışıyorsun ama boğazın acı ve ekşi tadla dolu. Uyku da yok, sadece kokuların boğduğu bir kabus var.
    0 ...
  10. 708.
  11. Evin zaten boktan olan hali, şimdi kelimenin tam anlamıyla bokla dolmuş. Kanalizasyon sistemi çökmüş; boruların içinden fışkıran dışkı, kahverengi dalgalar halinde odalara yayılıyor. Sidik kokusuyla karışmış o yoğun bok kokusu, duvarlara sinmiş yılların rutubetiyle birleşip iğrenç bir zehir gibi havada asılı. Her adımda ayakların o pis sıvıya gömülüyor; çamur değil, bildiğin bok. Ayağını kaldırdığında sümüksü bir şapırtıyla geri çekiliyor, burnuna sıcak ve ağır bir koku çarpıyor.

    Yatağın altına kadar sızmış, çarşafın kenarları bok suyuna bulanmış. Zaten önceden ter ve sidikle sertleşmiş kumaş, şimdi bokla yapış yapış. Yatmaya kalksan üstüne bok kokusu siniyor, kalksan zaten her yer bok. Çaresizlikle etrafa bakıyorsun, ama tek gördüğün, dışkının duvar diplerinden ağır ağır yükselip odanı işgal etmesi.

    insanlar da bu cehennemin içinde yaşıyor, ama yüzlerinde utanma yok. Biri köşede oturmuş, ayağını bok suyuna sokmuş; sanki normalmiş gibi. Diğerinin terli bedeni bok kokusuyla birleşmiş, nefesi sanki lağımın içinden çekilmiş hava gibi. Onlara bakınca insandan çok, pislikten türemiş yaratık gibi görünüyorlar.

    Yemek desen, aynı boktan beter. Bayat ekmek, bok kokusunu emmiş gibi ağzına aldığında o ağır koku damakla buluşuyor. Çürük pirinç taneleri bok suyuna bulanmış gibi kokuyor, mideye inmeden ağzında çamur tadı bırakıyor. Ne yutsan bok tadı, ne içsen sidik kokusu.

    Gece uyumaya çalışıyorsun ama imkânsız. Bok suyu ağır ağır yatağın altına tırmanıyor. Burnuna, ağzına, tenine siniyor. Nefes aldıkça ciğerlerin bok kokusuyla doluyor. Kendinden nefret ediyorsun, hayatından nefret ediyorsun, varlığından nefret ediyorsun. Sanki Tanrı seni doğrudan bir bok çukuruna atmış da “haydi debelen” demiş.
    0 ...
  12. 709.
  13. Nehre adımını attığın an, serinlik falan beklerken ayağına değen ilk şey su değil, pütür pütür, sümüksü, yarı katı bok parçaları. Suda yüzüyorlar, kimi hafifçe erimiş, kimi topak topak kalmış. Üstlerinden güneşin sıcaklığıyla mayalanmış, ekşi-tatlı, mide bulandırıcı bir koku yayılıyor. Suya değil, bok suyuna girmişsin.

    Bir dalga gelip ağzına su çarpıyor. O an anlıyorsun: su değil bu, boklu şerbet gibi. Diline yapışıyor o tatlımsı, mayamsı lezzet. Önce burnuna çarpıyor; bozuk meyve gibi, ekşi ama alttan çürük bağırsak kokusu vuruyor. Sonra damağına yapışıyor; dişlerinin arasına giren küçük bok pütürleri, sanki bayat peynir kırıntısı gibi orada kalıyor. Tükürsen çıkmıyor, yutsan midene taş gibi oturacak.

    Etrafında yüzen parçalar, kimi lif lif sebze artığıyla karışmış, kimi sümüksü zarlarla kaplı. Elin istemeden birine değiyor; kaygan, yapışkan ve sümüksü. Çekmeye çalışsan bile parmağına yapışıyor, çıkmıyor. Nehirde yüzmek değil, bok kazanında çırpınmak gibi.

    Burnuna kaçan su, sidik kokusunun keskinliğiyle karışıyor. Gözlerini yakıyor, boğazını kesiyor. Öksürüyorsun, ama her öksürükte ağzına daha çok boklu su geliyor. için bulanıyor, miden kusmaya hazırlanıyor.

    Sonunda fark ediyorsun: Bu nehir, insanların dışkısını kustuğu, bokun aktığı bir kanal. Ve sen içinde yüzüyorsun. Her damla, her nefes, her yudum hayatına bulaşan bok gibi.
    0 ...
  14. 710.
  15. Sokağa adımını attığın an suratına çarpan şey rüzgâr değil, bok kokusunun tokadı. Yer kat kat dışkı tabakalarıyla kaplı; en altta taş gibi sertleşmiş yılların boku, üstünde taze, ıslak ve sümüksü tabakalar. Kenarlardan sidik dereleri akıyor, güneşte fokurdayarak ağır bir amonyak kokusu yayıyor.

    Bu cehennemin içinde insanlar da hayvan gibi davranıyor. Sokağın ortasında çömelmiş bir adam, hiçbir utanma emaresi olmadan pantolonunu dizine indirmiş, doğrudan yolun ortasına sıçıyor. Sıcak bok topakları şapır şapır yere düşerken, etrafa yayılan koku zaten var olan pisliği iki katına çıkarıyor. Yanından geçen biri umurunda değil, çünkü o da biraz ötede aynı şeyi yapıyor; çocuk, yaşlı fark etmiyor. Bedenlerinden akan ter, bok buharıyla birleşip insan kokusunu hayvan kokusundan ayırmaz hale getiriyor.

    inekler az ileride rahat rahat dolaşıyor, biri sokağın ortasında sidik şelalesi bırakıyor. O sırada başka bir insan, inek bokunun hemen yanına çömelmiş, kendi pisliğini bırakıyor. insan ve hayvan dışkısı birbirine karışıyor; sokak taşlarının aralarından sarı, kahverengi ve siyahın iğrenç bir mozaiği akıyor.

    Fareler, bu yeni sıçılmış boklara anında üşüşüyor. Kuyrukları sıvının içinde kayboluyor, dişleriyle daha sıcak olan parçaları kemiriyorlar. Hamamböcekleri bok tabakalarının arasından fırlıyor, kanat çırparken pis kokuyu yüzüne savuruyor. Sinekler sıçan insanların kalçalarının etrafında uçuşuyor, henüz yere düşmeden bok üstüne konuyorlar.

    Yürüdükçe ayakkabının altı kayıyor; adım attığında bok tabakasına basıyor, sümüksü bir sesle çekiliyor. Yanından geçen adam ter içinde, nefesi çürük diş kokuyor; ama umrunda değil, çünkü az önce sıçtığı yerin hemen yanından geçip gidiyor. Sokak yol değil, bok ve sidik pazarı. Her nefes, ciğerine bok dolması gibi.
    1 ...
  16. 711.
  17. hinduizmin bok tabakaları, sidik kokulu patlamış kanalizasyon birikintileri, keşkül kıvamlı fare kakaları, toplu tecavüz çeteleriyle birleşip nirvanaya yükseldiği o nezih sokaklar:,
    Kalabalığın tam ortasında bir genç kız var; çevresi kontrolden çıkmış, pislik ve kaosla kaplı. insanlar birbirine çarpıyor, itiyor, bağırıyor; kızın çığlıkları havada boğuluyor, neredeyse kayboluyor. Her adımda ayaklarının altındaki katman katman birikmiş dışkı, sidik ve çamur tabakaları çıtırdayarak eziliyor. Bok ve sidik kokusu öylesine yoğun ki, ciğerlerine doluyor; nefes almak, hatta düşünmek bile imkânsız hâle geliyor.

    Sağdan soldan pantolonunu indirmiş, kendini rahat hissetmiş erkekler idrarlarını yapıyor; sıcak sarı sıvı, zemine yayılarak zaten yapışkan ve kaygan olan bok tabakalarına karışıyor. Bazıları iterek birbirine çarpıyor; ter, dışkı ve sidik karışımı bedenlerden havaya yükseliyor, kızın etrafında ağır bir bulut oluşturuyor. Kızın saçlarına, elbiselerine, ayakkabılarına sinmiş o iğrenç koku, adeta onu sokaktan ayırıyor, sıkıştırıyor; hareket edemiyor, çırpınıyor ama elleri, ayakları kaygan tabakaya takılıyor.

    Fareler ve böcekler ayaklarının altından ve etraftan dolaşıyor; pütür pütür bok parçaları suda kayıyor gibi dağılıyor, sinekler ve hamamböcekleri kızın saçlarına, elbiselerine konuyor. insan ve hayvan pisliği birbirine karışmış; ineklerin ve insanların sidikleriyle, katman katman birikmiş dışkının kokusu birleşiyor. Genç kız, bu kaosun ve iğrençliğin ortasında çaresiz. Her nefes alışında ciğerlerine bok ve sidik karışımı doluyor; gözlerini kapasa bile, kaotik ve pis kokulu manzara beynine işliyor.

    Sokakta ilerlemeye çalışırken, genç, iğrençlik ve nefret arasında sıkışmış hissediyor; adım atmak her seferinde daha zor, her hareket bok ve sıvı ile kayganlaşmış zeminde debelenmek gibi. insanlar kendi pislikleriyle birleşmiş, kontrolsüz ve vahşi; kızın çaresizliği, sokaktaki bu hayvanî kaosla birleşince, nefret ve mide bulantısı içinde boğulmuş hissi veriyor.
    0 ...
  18. 712.
  19. sokakta giderken biraz karnımı doyurayım diyorsun ama imkansız,
    o tadı unutmak çok zor:

    Sokakta yürürken etrafa yayılan kokular ilk başta “sokak lezzeti” gibi gelmeye çalışıyor ama gerçek hemen çarpıyor: her bir lokma, her bir tabak bok ve sidik kokusunun içinden doğuyor. Satıcılar tezgâhlarının önünde lapa kıvamına gelmiş, kahverengi-siyah renkli yiyecekleri sunuyor. Yemekler pütür pütür, içinde böcek kalıntıları kaynaşmış, her bir lokmada çürük sebze parçaları, küflenmiş hamur ve beyaz kurtçuklar cirit atıyor. Küçük, kıvrılan kurt türleri birbirine dolanmış, kimi kabuk altından çıkıp yüzeye fırlıyor.

    Denediğin ilk tabakta dahi burnun yanıyor. Tat, bayat ve ekşi; ağızda çürük bir tat bırakıyor. Beyaz kurtçuklar dişlerinin arasına giriyor, küçük sinekler ve hamamböceklerinin kırıltıları hâlâ kulağında ve dilinde hissediliyor. ikinci lokmada miden bulanıyor; kusmak istiyorsun ama zor. Gözlerin yanıyor, sulanıyor; sokaktaki bok, sidik ve kurt kokusu gözlerini de yakıyor.

    Her yeni menü bir öncekinden daha iğrenç. Bir tabakta katman katman sıçanların ve farelerin geçmişiyle birleşmiş lapa bir pirinç var; üzerinde beyaz kurtlar kıpır kıpır hareket ediyor, diğer kurt türleri lapa içinde dolanıyor. Bir başka tabakta inek ve insan sidik karışımıyla pişmiş kahverengi çorba var; tadına baktığında sanki ağzına su değil de ekşi, mayamsı ve sümüksü bir karışım çöküyor. Kusmadan yutmak imkânsız.

    Sokaktaki insanların teri, sidik ve bok karışımı havaya sinmiş, nefes aldıkça ağızda ve burnunda iğrenç tatlar çoğalıyor. Ayağının altındaki pislikle birleşen yiyecekler, nefesini, gözlerini, bütün duyularını yakıyor. Bir tabak daha deniyorsun, miden geri tepkisini gösteriyor, gözlerin kanlanıyor, boğazın yanıyor; sanki tüm sokak ve yemekler sana karşı birleşmiş.

    Bu sokak, yiyeceklerin değil, pisliğin, sidik ve bok karışımının, böcek ve kurt türlerinin pazarı hâline gelmiş. Her lokma nefret ve iğrençlikle birleşiyor; kusmadan geçemiyorsun, gözlerin yanıyor, ciğerin iğrençliğe tıkanıyor, adım attıkça zeminin yapışkanlığıyla boğuluyorsun.
    0 ...
  20. 713.
  21. Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan gerilimin ardından Türkiye’nin Pakistan’a destek vermesi, hintlilerin Türkiye’yi boykot etmesine ve ülkemizi ziyaretlerinde gözle görünür azalma olmasına sebep verdi.
    0 ...
  22. 714.
  23. 715.
  24. 716.
  25. 717.
  26. bir dönem ingiltere sömürgesi altında kalmış olan ülke.
    0 ...
  27. 718.
  28. 719.
  29. 720.
  30. 721.
  31. 722.
  32. 723.
  33. 724.
  34. 725.
  35. ismini indus ırmağından almış olan dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi. Yanlış hatırlamıyorsam nüfusta Çin'i geçmişti.
    1 ...
© 2026 uludağ sözlük