ne kısa, ne uzun. ne kolay, ne zor. ne anlaşılır, ne anlaşılmaz. ne az, ne çok. aslında her şeyden hem var hem de yok. yaşamak çok kolay, nefes al, kalbin atsın, sistemler çalışıyorsa yaşıyorsun. ama ne kadar yaşamak? neyi yaşamak? nefes almak yetmiyor ki. nefesi almak istediğimiz yer burası mı mesela? ya da artık nefes almak istiyor muyum onu bile bilmiyorum. haftalardır boğazımdan kalkmayan bir yumruyla yaşıyorum, yaşamaya çalışıyorum, nefes almaya çabalıyorum, boğazınızda yumru varken nefes almak da kolay değil, yaşamak da. belki doğru olan da yaşamak değil.
"Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için ahireti unutmasın, ahiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin; selametle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin."
Hayat kolay değil evet ama yine de yaşanmaya değer.
Alıyorsak bir nefes ve görebiliyorsak bu dünyayı, çevremizi; duyabiliyorsak şarkıları, hissedebiliyorsak soluduğumuz havayı ve biraz da sevmiş ya da sevilebiliyorsak yaşanmaya inanın değer.
Okunacak pek çok kitap, gezilecek çokça yer var. izlenecek onlarca dizi, denenecek yemekler ve hayatlarına dokunabileceğiniz insanlar...
Hayat, gözümüzün önündeki o dümdüz yoldan ibaret değil. Farklı yerlerden geçen ve aynı sonuca ulaşan, aynı sonuca ulaşırken farklı şeylere vesile olan bu hayatta hâlâ yapılacak o kadar şey var ki.
Siz bu yazdıklarıma umut, ben heves diyeyim.
Siz gereksiz ve ben de değer diyeyim.
Kendinize biraz olsun değer verebiliyorsanız emin olun bu hayatın da yaşanmaya değer olacağını fark edeceksiniz.
Upuzun ve musmutlu, kendinize veriyor olduğunuz değerin karşılığını alıyor olduğunuz bir yaşama.
Kolay değildir evet ama zor da değildir. Her insanın yükseliş ve çıkış zamanladı vardır. Mutlu olduğu veya mutsuz olduğu zamanlar vardır. Seri şekilde mutsuz uyandığı ve mutlu olmayı özlediği, o günleri aradığı zamanlar, her güne küfrederek uyandığı ve kafayı yemek üzere olduğu korkunç zamanlar hiçbir zaman özlenmez ama mutlu anılarımızı her zaman özleriz. Kalbin huzur dolduğu anları ararız ancak tam tersi durumları hiçbir zaman aramayız. işte bunlara bazı alanlarda mutluluk psikolojisi, bazı alanlarda ise kazanma psikolojisi deniyor. Kazandığın zaman mutlu, kaybettiğin zaman mutsuz olmak normaldir ama her şeyden önemlisi kaybettiğin zamanki psikolojiyi iyi yönetmektir. Mutlu olmanın tek sebebi psikolojiyi iyi yönetmek ve cenderelerin içinden çıktıktan kısa bir süre yeni başarıları yakalayabilmektir. Yada yanınızda mutlu olabilecek bir şeyin bulunması. Örneğin, kendi canınızdan veya kanınızdan olmasa da evladınız gibi sevebileceğiniz bir çocuk...
Bugün tamam buraya kadarmış herhalde dedim. Saat sabah 6'ya kadar sırt, göğüs ağrısı, kalktım magnezyum, b kompleks vitamin, c vitamini aldım ve geri yattım. Uyandığımda ağrılarım geçmişti ama gün ortasında yüzüm gözüm uyuşmaya başladı, dedim eyvah, iki üç kere limon sıktım içtim fayda etmedi, tansiyonumu ölçtürdüm 14 küsür çıktı, sonra kendime bol sarımsaklı yoğurtlu brokoli yaptırdım onu yedim boş mideye, iki tabak dolusu yedikten sonra ancak kendime geldim. Şimdi ise hala gerginim, biraz ağrı var gibi ama normalde olmaması da lazım.
Hayat böyle bir şey işte, kilo aldıran ilaçları değiştirteyim dedim, bu sefer de ayarlarım kaçtı, evde işsizlik, dur dur, kurduk kafada, kendimizi dinledik, insanlar çekiliyor etrafından düşmeye gör ama dönüşüm muhteşem olacak herkesi mosmor edeceğim, kimsenin de yüzüne bir daha bakmayacağım.
Çok yanlış bir zamanda doğduk, çok yanlış bir gezegende de doğmuş olabiliriz hatta, artık hiçbir şey bilmiyorum..
saygısızlık gordugumde asırı sinirlendigim.
butun bagları koparmak istiyorum.
istersen 10 veya 20 senelik baglar olsun.
sonra biraz zaman gecince genelde kimse benim gonlumu almıyor. ben kendi kosemde herkesi affediyorum.
hayat bana acı tatlı eksi anılar gibi geliyor.
tatlı anıların hatrına geri kalana katlanıyoruz.
guzel anılar biriktire biriktire gitmek lazım.
insanlar geliyorlar. biraz duruyorlar. ve gidiyorlar.
sen de insanların hayatına geliyorsun. ve biraz duruyorsun. ve gidiyorsun.
onlarca nasıl hatırlanmak istersin?
insanlarda hos bir seda olarak kalmak
ve kendim gecmisime baktıgım da iyi ki demek isterim.
Dünyanın yükünü çekmek, ettiğini biçmek için beklemektir. Nalçasına tükürdüğümün katırı adi hereflerin ve kötülerin boyunduruğunda sürmemesi gereken, yaradanın bize bahşettiği hediyedir.
dünyanın en sefil insan ve cemiyeti, mide gurultusu ve apış arası merakından öteye geçemeyen ve 24 saatlik hayatını "gününü gün etme" tesellisiyle yaşayandır.
Hayat dediğin şey gerçekten çok hızlı geçiyor. Dün okula gidiyorduk ve hiçbir sorumluluğumuz yoktu ama bugün faturalar, sorumluluklar, yarın ne olacak kaygısı derken zaman çok hızlı ilerliyor. insan çoğu zaman da kendisi için bir şey yapamıyor, hep bir koşturma hali yani rahat olduğumuz bir gün bir türlü gelmiyor. Ve ben de bir ara şunu fark ettim, sürekli çalışıyoruz ama olası bir ters durumda ailem ne yapar diye düşünüyoruz evet ama bunun için bir adım atmıyoruz. O yüzden de Türkiye Hayat Emeklilik üzerinden bir hayat sigortası yaptırdım. Açıkçası yatırım kafasıyla değil, yani tamamen yarın olur da bir şey olursa en azından arkada bir güvence olsun diye yapmak istedim. insan başına bir şey gelmeyeceğini düşünüyor ama hayat bu belli olmuyor açıkçası. Bence mesele büyük paralar değil zaten sadece içimiz rahat olur. Hayat zaten yeterince hızlı ve belirsiz, en azından sevdiklerim için küçük bir önlem almak insana iyi geliyor. Gerisi yine koşturmaca ama kafanın bir köşesi biraz daha rahat oluyor.