Aslında garip gelse de bunun bilimsel sebepleri vardır.
“insan üzüldüğünde veya stresli bir duruma girdiğinde, beyin tehlike veya kriz anındaymış gibi tepki vererek kan dolaşımını hayati organlara odaklar.”
Vs vs.
Kitap içerisinde sebepsizce en gerildiğim iki kısım bibloların teker teker kaybolması ve herkesin odasına çekilip o kapıyı kilitlediklerindeki çıkan ses, günden güne kilitleyen sayısının azalmasıydı. Zihnimde o kadar iyi canlanıyordu ki okuduklarım, bir an vera olduğumu bile düşünmüş olabilirim.* Oysaki biblolar ve kapı kilitlenme sesi bu kitapta gerilmem gereken son şeylerden biriydi ahaha. Spoi vermek istemediğimden katili belirtmeyeceğim ancak bu tarz kitaplar okumuş birisi olarak, ki muhtemelen o kitaplar da bu kitaplardan esinlenmişti ve benim hatam da bu kitabı daha geç okumaktı, katil tahmin edilebilirdi.
Bunun haricinde zekice kurgulanmış, akıcı ve tek solukta okunabilecek güzel bir kitaptı. Öneriler dâhilindedir.
Girmeyeli güncellenmiş, bildirimler aşağıdan geliyor falan. Bir hoşuma gitmedi değil.
Gerçi başka yerden de bozuyor, uludağ sözlük başlığına yazamamak nedir ya püü zall.
insan, defter… En çok zararı kendinden görür. Kendi kendini bitiren kendisidir.
Kangren olan uzvunun daha fazla zarar vermeden kesilip atılması gerekirken yayılışını izlemek gibidir hayat. Farkında değilsin. Canın çok yanıyor belki ama öyle bir izlemeye dalmışsın ki… Acın tatlı geliyor. O ufak acıların gidişi büyük, büsbüyük acını gölgeliyor.
Herkes bir ağızdan konuşuyor. Herkes…
Sadece sen susuyorsun, her zaman olduğu gibi işte defter.
Kendine layık gördüğünü yaşıyorsun.
Hayır, sadece yaşamaya çalışıyorsun. Üstelik kangrenin tüm vücuduna yavaş yavaş yayılıyor olduğunu bilmeden.
Peki… Ben hangi andayım?
Yaşama hevesim kalmadı. Aslında yaşama hevesinden çok hayatın bir boş gelmesi durumu ama uzun zaman sonra böyle bir hissin aniden yoklaması beklenmedikti ve beklenmedik şeyler beklenmedik sonuçlar getirir. Hep getirdi.
Gitmek istiyorum. Dünyada yer edinmemiş gibi hissederken bile gitmek istiyorum. Oysa gitmek, önce bir yere ait olmayı gerektirir ve ben bunu bile başaramadım. Yahut izin vermediler.
Oysa öyle bir gitmek hissiyle doluyum ki defter. Neresi olduğunu düşünmeden, bir planlama içerisinde bulunmadan... Sadece gitmek işte. Ait olduğumu hissetmediğim bu ortamdan ve hatta sadece ortamdan değil de içimdeki o benden göçmek.
içim kaçmak, dışım uzaklaşmak.
Hepsi gitmek işte, hepsi gitmek.
Öyle bir var değilmişim gibi hissediyorum ki üstelik; bana dair bir emare bırakmasın diye acımı, üzüntülerimi bile yük olsa dâhi kendimle götürmek istiyorum.
Bu denli sessiz gitmek istemek olur mu defter, hiç var olmamış gibi?
Yok olmak istiyorum.
Boğazım acıyor defter. Sessiz kalmaktan boğazım acıyor.
Sırtım kamburlaştı defter. Kimsenin yardımı olmadan dik duracağım diye sırtım kamburlaştı.
Ellerim titriyor defter. insanları üzmemek için sıktığım ellerim bizzat boğazımı sıkar oldu.
Ve bu denli gitmeyi isterken bile bunu dâhi başaramıyorum.
Gidememek bana kendimden gitmeyi öğretti ve ben sadece gitmek nedir biliyorum.
Hayır, bilmiyorum defter. Yarım biliyorsan bir şeyi, bilmiyorsundur hiçbirini.
Sadece kendinden gidecek kadar gitmek nedir biliyorum defter.
Sıcak bir yaz günü aniden kar yağmış da incecik kıyafetlerle kalmış gibi hissediyorum defter.
Hava pek bir sıcak ama öyle bir üşüyorum ki. Ait olmadığım bir yerde olduğumu iliklerime kadar öyle hissediyorum ki. Kalın giyinsem olmaz, ince giyinmeye de ne ruhum ve ne de bedenim kabul. Bilmiyorum defter. Çaresi nedir bu ait olamamanın? Ya konu bir "yer"den ibaret değil de benden kaynaklanıyorsa? Ne yapacağım defter?
Boş gelen bu yaşamda anlam bulmam gereken o şey ne?
Bilmiyorum.