deniz göktaş için, "al karşına konuş kardeşim. Eğer bir kabahati varsa onunla konuşması gereken, bunun arkadaşıyla yemek yemesi gereken Diyanet işleri Başkanı'dır kardeşim. Bir konuşun ya. Konuştunuz mu siz bu çocukla?"diyen sunay akın büyüklenmesi var bunda da. o "karşına al konuş" diyor, bu da "akıllı ol çaylak olursun" diyor. aynı kafa.
gündelik yaşamın alıştığımız bi akışı var ya hani, düz mantık düzeyinde ilerleyen... acayip terisne dönen yaşadığım bi diyaloğu koyayım:
- Merhaba.
- Hoşgeldin abi. Buyur.
- Ya bu düzgün çalışmıyor. Takılıyor hep.
- O model öyledir. Normal.
- E sen "ben kendim de bunu kullanıyorum, memnunum" demiştin?
- Evet... Ama ben standartlarımı düşük tutan bir insanım. Azla yetinmeyi severim... Sormadın ki ben nasıl biriyim.
üç satırdan fazla yazmaya nicedir takatim yok aslında ama sabahın 4'ünde meriçlik yapayım hadi az.
şimdi bu erkeğin kadını tavlayabilmek için attığı taklaları, parendeleri ve hatta sonrasında yarım saltoları biliyoruz. vefakat genelde erkeğin bu kendini olduğundan fazla gösterme çabaları bir kadının gözlerinde değilse bile içinde bir yerlerde yenilgiye uğrar. ama kadınlar iyicil varlıklar olduğu için bunu bize hissettirmezler. sen de bunu kadının iyiliğine değil de, kendi zekana verirsin. halbuki senden sonra arkadaşıyla yaptığı muhabbeti bilsen üç hafta sokağa çıkamazsın utancından.
"Hepimize buradan çıkmak için yerine getirmemiz gereken görevler verdiler. Bazılarımızın görevi bir duvarı boyamak, bazılarımızın görevi buraya neden geldiğini unutmak, bazılarımızın görevi bir tek boynuzlu atı var olmadığına ikna etmek... Bazılarımızın göreviyse buradan kaçmak."