mağazaların vitrinlerine bakarak
yürüyordular ne güzelim
kadın bir ara
bir vitrinin karşısında
dalıp gitti
arkasını dönünce onu
göremedi bir daha adam
daha da hiç görmedi
o mu kaybolmuştu
yoksa
kendisi mi
ömrü boyunca bilemedi
bir gün ofise gidiyorum. kimin olduğunu bilmediğim herhangi bir ofise. mülayimim o zamanlar. merhaba dedim. ters paranoyağım ben, beni seven insanların başkalarının kılığına girip beni öldürmeye çalıştığından şüpheleniyorum dememle kapı suratıma kapandı. sonra beni önce itfaiyeye, ordan postaneye yatırdılar. bilmiyorlardı ki, kafamda o çip hep vardı.
https://galeri.uludagsozluk.com/r/2508522/+
Fotoğraf, sihirli bir şey gerçekten de... Michel Foucault, "işini baştan sağlam tutacaktın kardeşim. Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin. Kusura bakma, şimdi hiiiiç ağlamayacaksın," dediği bir anda sonsuza kadar donup kalmış mesela.
"kendimi beğenen insanları seviyorum." diyerek söze başlayan insanları düşün. neyin eksik onlardan. açık konuşmak gerekirse burdan bakınca lanet olası bir pisliğe benziyorsun ama sorun değil bebeğim. burası holivud değil.
ilk evvela, "sözüm meclisten dışarı" diye başlayacaksın lafa. yoksa hırpalanırsın, üzersin kendini. gözlüğünü yere çarpıp tepinirsin üzerinde. duvara uçan tepik atıp ayağını kırarsın. gerek yok. sakin ol ve iyi olabildiğin o nadir anları düşün.
yeni geldim, yabancısı sayılırım buraların. bir arkadaş özet geçerse çok sevinirim. örnekse eskiden bkz verilebiliyor muydu, ya da bir yazara artı/eksi verdiğinizde nasıl karşılanırdı, kurban'da @ dağıtımı yapılıyor muydu ya da sözlük içi... nasıldı.
şimdiden arkasında durulamayacak kararlar almak için çok erken, sona yaklaştıkça arkasında durulamayacak yeni kararlar alınacak yine zaten. yani karar almak için hiçbir zaman geç değil, olsa olsa erkendir. yeter ki kararın hükmü 3 gün 7 saat 21 dakika sürsün.
senin gibi birinin olması milyonda bir ihtimal diyor mesela. sevinçten kalkıp kültablasını mutfaktaki çöpe boşaltacak kadar enerji hissediyorsun o an içinde. gerçekten de boşaltıp geliyorsun. dönüşte " yani diyorum ki, %99.999999 ihtimalle sen yoksun!" diyor. keşke o izmaritleri yeseydin, çöp olmasaydı.
bir ucunda sen, diğerinde true yazılı yani sözlükteki sarkacın. bilmiyordum. istersen intaar edeyim, ya da belki yazmaya devam ederim arada. karar senin.
buralarda kim kız kim erkek bilmiyorum. velvet için kız diyorlar ama esaslıdır diyeni duymadım hiç. bana true ve bik bik öylelermiş gibi geliyor. kızsalar şayet. değilseler gelmiyor zaten.
bir yerde duymuştum. insanlar doğmadan önce bir melek ona her şeyi anlatırmış. cenneti gezdirirmiş. sonra annesinin rahmindeyken aynı melek gelir,
parmağıyla çocuğun dudağına bastırırmış. ve dudak çukuru oluşurmuş. neden. doğduğunda gördüklerini kimseye anlatmasın diye. anlatacak hikayeleri olmasın diye. bebek de hikayelerinden başka kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünür, kimseye bir şey anlatmazmış büyüyünce. halbuki anlatıp tüm hikayelerini kaybetse o da güzel bir hikaye olur.
o gençlik yıllarının renkleri kalmadığı için eşyalara kahverengi bir saplantının bulaştığı nemli bir odada ve loş ışıkta nazlı yar diye komidini öpüp koklarken yaşlı ve yalnız insanların ölümle tanışma şekli.