Feminizm, özünde savunucularının uğruna birçok fedakârlığı göze aldığı, ancak feminist görüşler üzerine nadiren kafa yorduğu, kendilerinin diğer herkesten kökten farklı olduğunu ve bunun aksinin düşünülemeyeceğini varsayan dogmatik bir inanç biçimini barındırır. Bilim söz konusu olduğunda, dünya görüşünüzü somut dünyadan elde edilen ampirik verilere dayandırırsınız; ancak feminist argümanlar ampirik veya bilimsel verilere değil, gerçekliği tanımlar yoluyla değiştirebileceğini düşünen subjektif ve retardatif tanımlara dayanır.
Şayet dünyayı anlamlandırmak için gerçek ve ampirik verilere müracaat etmiyorsanız, yalnızca temelsiz kurgular üretiyorsunuz demektir. Feminizm, kendi feminist algısı dışında kalan her düşüncenin ve unsurun önemsiz, geri kalmış veya ahmakça olduğu yanılsamasına dayanan bir kültürel solipsizme¹ yol açar. Örneğin bir feministe eşitliğin neden iyi olduğunu sorarsanız, size şaşkın bir şekilde bakacaktır; eşitlik elbette iyidir; ancak eşitliğin aslında ne olduğunu ve doğası gereği özgürlüğe² nasıl düşman olduğunu açıkladığınızda bunu yapmaya cüret ettiğiniz için bile bir kadın düşmanı ve kötü bir insansınızdır. Feminizm, aslında hiçbir anlamı olmayan, hiçbir zaman ulaşılamayacak olan ve kimseye bir faydası olmayan “eşitliği sağlamak” gibi hedefler koyar; ancak bu hedeflere ulaşmak için toplumun ve ekonominin ödemesi gereken fiyatın³ varlığından bile habersizdir. Feminizm gibi egaliteryen görüşleri savunanlar, hayali olduğu için aslında hiçbir zaman gerçekleştiremeyecekleri hedeflere ulaşmak için feminizm mitine o kadar derinden bağlanır ki, bir süre sonra maruz kaldıkları mental retardasyonu (bkz.https://www.youtube.com/shorts/pses8HyLHyI ) bile fark edemez hale gelirler.
(1) Tekbencilik
(2) Siyasi özgürlük, liberty
(3) ücretin, faturanın
---
Modernitenin en büyük ironilerinden biri, modernist ideolojiler¹ kendi varoluşları düzeyinde bir tehditle karşılaştığında değişmek yerine genellikle en kusurlu yanlarına daha da şiddetle sarılmasıdır. Günümüzde, özellikle feminizmin açıkça erkek düşmanlığına evrilmesinin nedeni tam olarak budur.
(1) kısaca -izmler
---
Feminizm, bütüncül bir idrak kapasitesine sahip değildir; çünkü bireyi, kendi organik toplumsal bağlamından koparılmış, yalıtılmış ve işlevsel birer ayrık piyon olarak algılar. Feminizm, birilerini eşitlemeye kalkıştığında, onları izole eder, üzerlerine yoğun bir baskı uygular ve bunun ciddi toplumsal sonuçları olacağını fark etmez.
Feminizm, toplumu parçaların ve dişlilerin değiştirilebileceği ya da sökülüp atılabileceği bir makine gibi tahayyül eder; oysa toplum aslında yaşayan bir ekosistemdir. Feminizm doğal değil; yapaydır. Doğal düşünmeyi beceremez. Feminizm, insan toplumlarını birer ekosistem olarak düşünmeyi beceremediği için ekosistemden sivrilen bir parçayı¹ çekip çıkardığında, tüm ekosistemin çökmesine yol açacağını anlayamaz. Feminizmin en kötü davranış paterni, herhangi bir kültürün geçmişiyle veya gerçeklikle olan bağlarını ortadan kaldırmaya çalışmasıdır; çünkü geçmişin bağları feminizme ayak bağı olmaktadır. Artık o eski engellerin hiçbirine ihtiyaç duymadığını, rasyonel bir evreye ulaştığını varsayar.
(1) Örneğin dominant maskülen erkekler
---
Feminist algıdaki sorun, toplumunuzu var eden aile veya cinsiyet rolleri gibi en temel öğeleri yok ederseniz, uğruna yaşayacak hiçbir değerinizin kalmayacağını anlayamamasıdır. Bir toplumu toplum yapan unsurları ortadan kaldırdığınızda, geriye inanılmaz bir bezginlik ve yalnızlık duygusu kalır. Yaygınlaşarak kök saldığı toplumları daha fazla yalnızlığa ve depresyona sürükleyen feminizmin yüzleştiği sorun tam olarak budur.
Modern toplumlardaki toksik kadınlık ve toksik feminist modern kadınların bu denli amansızca karamsar ve nihilist olmasının sebebi, feminizmin savunacağı kendine özgü hiçbir değere sahip olmamasıdır. Feminizmin yaygınlaştığı toplumlardaki kadınların feminizm öncesi dünyadaki kadınlar için tamamen anlaşılmaz olan anlam arayışı ve yalnızlık sorunuyla boğuşmasının nedeni yine budur. Doğum oranlarındaki düşüşün ve nüfus çöküşünün nedeni de budur.
Feminizm, kendisinin tamamen özel olduğunu, binlerce yılda gelişen ve sürekli sınanan toplumsal cinsiyet rollerinin hiçbirinin hükmünün olmadığını ve aslında tarihteki diğer herkesin birer ahmak olduğunu düşünür. Eğer haklı olan tek görüşün sizin görüşünüz olduğunu düşünüyorsanız ve tarihte yaşamış toplumların %99'u tamamen haksızsa, delisiniz demektir. Feminizm deliliğin tanımına tam anlamıyla uymaktadır. Dikkat ederseniz, tarihte feminizme en yakın dünya görüşüne sahip olan kişilerin dinî fanatikler olduğunu fark edersiniz. Feministler, sadece biraz daha zorlarlarsa cinsiyetsizlik ya da kadın-ırkçı ütopyalarına ulaşabileceklerini ve bunu göremeyen herkesi ahmak ya da ahlâksız sanmaları bakımından oldukça ergen bir tavra sahiptir. Tarihin geri kalanında neredeyse tüm insanlık günümüzdeki feminist görüşleri ve kadın davranışlarını delilik olarak görürdü.
Toplumlar aşırı güvenli ve zengin hâle geldiklerinde ya kendilerini daha fazla geliştirme ihtiyacı hissetmedikleri için sefahate düşerler ya da yavaş yavaş yozlaşarak sonunda daha az gelişmiş diğer toplumlar veya barbarlar tarafından fethedilirler. Bu, tarihteki her toplumun başına gelmiştir. Ancak feministlerin toplumun her unsurunu değiştirecek bir ütopyanın eşiğinde olduklarına dair inançları, zamanın başlangıcından beri dinî fanatiklerin inandığı bir görüştü; tek fark, onların ütopyasının maddi değil, manevi olmasıdır ve tanrılarına güvenmeyen herkes ya ahmaktır ya da kötüdür.
Feminizmin temel doğası, sizi yeryüzüne bağlayan her türlü kanıtı veya dayanağı reddetmektir. Feminizm güç kazanmak için önceki toplumun sosyal kurumlarını yerle bir etmeye çalışmak zorundadır. Feminizm aileyi, geleneksel yapıyı, dini, toplumsal ekosistemleri, halk ekonomilerini, cinsiyet ilişkilerini ve bir toplumu o toplum yapan diğer her unsuru yok etmekle övünür. Feminizm, bireyi, erkek ya da kadın olması fark etmeksizin, diğer tüm taşlardan ayrılmış ve rasyonel hareket eden küçük, bağımsız bir satranç taşı gibi görür. Bu taşı çevresinden soyutlayıp bir birey olarak geliştirerek, tüm satranç tahtasının da gelişeceğini varsayar. Bu, tekil satranç taşı üzerindeki kısıtlamaları kaldırarak onu nihayet dilediğini yapabilecek şekilde güçlendirebileceğine inanır.
Böyle bir bakış açısındaki asıl sorun, gerçeklik içindeki dünyanın bu şekilde çalışmamasıdır. Sizler aslında ekosistemlerin¹ içinde var olursunuz. Dünya görüşünüz tamamen rasyonel değildir; genetiğiniz, kültürünüz, topluluğunuz, yetişme tarzınız, sosyal sınıfınız ve daha birçok unsurdan etkilenir. Paylaşılan değerleri ve kişiyi hayata bağlayan bağları kopardığınızda, toplumu da yavaş yavaş yok etmiş olursunuz. Modern terapi bunun iyi bir örneğidir; öyle ki, toplumunuzun ruh sağlığıyla nasıl başa çıkılacağını anlamlandırabildiği tek yol terapidir. Bunun nedeni, terapinin bir kişinin zihnini bireysel düzeyde rasyonel bir şekilde değiştirme yolu olarak görülmesidir. Oysa mutluluğu asıl etkileyen unsurların topluluk bağları olduğunu hepiniz biliyorsunuz. Son birkaç on yıldır, özellikle de Batı'da, ruh sağlığı sorunları artarken terapist sayısında da aynı oranda artış yaşanmışsa ve terapistler ruh sağlığı sorunlarını azaltamamışsa, bu, psikiyatrinin insanları iyileştirmediği ve çok yanlış bir yolda olduğunuz anlamına gelir. Ruh sağlığını psikiyatri parantezine alıp topluluktan ayrıştırdığınız sürece bir sonuca varamayacaksınız.
(1) ya da gerçeklik içindeki ilişkiler örgüsü
---
Feminizm gibi egaliteryen görüşlerin en büyük günahı, bir unsurun tanımını o unsurun kendisiyle karıştırmaktır. Egaliteryen görüşler, kendi tanımlamalarıyla düşünüldüğünde, oldukça tutarlı bir döngüsel argümanlar serisi üreterek önceden kafasına göre rastgele belirlediği gerçekçi olmayan hedeflere¹ ulaşmaya çalışır. Dünya görüşlerinin tutarlılığını ve gerçek hayatta uygulanabilirliğini kanıtlamak için, bu görüşlerin gerçek hayatla uyuştuğu kısmi yönlerini öne sürerler. Ancak bu görüşleri gerçek hayatta uygulamaya koyduğunuz anda egaliteryen ideolojilerin bir bütün olarak gerçekliğe uygun olmadığını fark edersiniz.
(1) Örneğin, eşitliği sağlamak.
---
Örneğin, aslında Marksizmin parodik bir eleştirisi olan düz dünya teorisi bu işleyişe iyi bir örnektir. Bu süreçte ilk olarak, hedeflenen önermeyi kanıtlamaya yönelik, birbirini izleyen ve kendi içinde tutarlı argümanlar üretilir. Ardından, bu kapalı argüman sisteminin gerçeklikle temas ettiği nadir noktalar cımbızlanarak, teorinin tamamen doğru olduğuna dair bir illüzyon yaratılır ve kitleler buna inandırılır. Ancak günümüzde uzaydan elde edilen görsel kanıtlar sayesinde bu iddiaların gerçek dışı olduğunu kesin olarak biliyoruz. Kendi kapalı argüman sisteminde, daha da önemlisi, kendi tanımları gereği tutarlı görünen ancak objektif gerçeklikle çelişen yapısı göz önüne alındığında, feminizm gibi egaliteryen görüşlerde de benzer bir mantıksal döngüyle karşılaşılır.
Gerçekliğe oldukça yabancı bu görüşleri gerçeklik içinde uygulamakta ısrarcı olursanız, Çarlık Rusyası'ndan Rusya Federasyonu'na geçişte tarihin laboratuvar ortamında yapılan egaliteryen deneyde şahit olduğunuz gibi, ülkenizin bir insan ömründen daha kısa bir sürede canlı, renkli ve üretken bir ülke olmaktan çıkıp hareketsiz, soğuk, cansız, gri bir kabuğa dönüşmesini izlersiniz. Örneğin, Marksistler kendi tarih teorilerini gerçek tarihle karıştırırlar. Marksist dünya görüşünde, Marksist tanımlar gereği, Marksizm'in yanlış veya haksız olduğunu kanıtlayamazsınız çünkü onlarla aynı fikirde olmayan herkes bir sınıf düşmanıdır. Freudçu dünya görüşünde ise kendilerine karşı çıkan herkes cinsel ya da duygusal olarak “bastırılmış” kabul edilir.
Benzer şekilde, feminizmin demografik feminizasyonun bir epi-fe-nomeni olan wokeizm aygıtını kullanmasının asıl amacı, cinsiyetlerin varlığının kanıtlanamayacağı argümanını aslında cinsiyetlerin var olmadığını söylemek için kullanmaktı. Ancak bu, cinsiyetlerin var olduğu gerçeğini değiştirmez.
Feminizm, gerçekliğin sınırlarını çizebildiğiniz ve onu nasıl açıklayacağınızı belirleyebildiğiniz için gerçekliği kontrol ettiğinizi savunur. Tanımlamalar yoluyla gerçekliği şekillendirebileceğiniz iddiası, nihayetinde insanların gerçekliği kontrol edebileceği anlamına gelen bir argümandır. Sorun şu ki insanlar gerçekliği kontrol ettiklerine bir kez inandıklarında, hiçbir değere karşı sorumluluk hissetmezler ve akli dengelerini yitirirler¹. Günlük hayatta yalnızca deliler dünyayı kontrol edebilen birer tanrı olduklarını düşünürler.
(1) https://www.youtube.com/shorts/pses8HyLHyI
---
Ancak günümüz toplumlarında kadın nüfusunun çoğu, kadınların akıllarına koydukları her hedefe ulaşabileceklerine inanmaktadır. Eğer cinsiyetler arasında herhangi bir eşitsizlik varsa, gerçekliği kontrol eden toplumsal yapılar her unsuru yönettiği için, eşitsizliğin nedeni mutlaka ayrımcılık ve kadın düşmanlığı olarak görülür. Eğer eşitsizliği ve cinsiyetler arasındaki farklılıkları tamamen ortadan kaldırabileceğinizi iddia ediyorsanız, bu durumda eşitsizliğin veya cinsiyetler arasındaki farklılıkların var olmasının yüz binlerce yıllık devasa nedenlerini hesaba katmıyorsunuz demektir. insanlara zarar vermemek veya şiddeti önlemek gibi tek bir ilkeyle yola çıkan ilkel yapay zekâlar, kodun yaratıcısının öngördüğünden daha uzun süre bu mantıkla çalıştırılırsa¹, yüksekten düşmeleri engellemek için yüksek binalar inşa etmemek veya tüm dağları dinamitlemek gibi çılgınca bir sonuca varır. Örneğin "çocukları incitmeyelim" gibi bir ilkeyle başlarsınız; bu da kırılgan ve işlevsiz bir nesil yetiştiren helikopter ebeveynliğe evrilir.
(1) Bir başka ifadeyle, feminist koda daha fazla yapay güç verirseniz.
---
Feminizm de böyle işler; feministleri bir kez ciddiye alıp onlara gereğinden fazla yetki verdiğinizde, toplumsal bir cinnet sarmalına girersiniz; hiçbir bağlamınız kalmaz. Feminizm, gerçekliği kontrol ettiğine ve kadınların her başarısızlığının erkeklerden kaynaklandığına inanır. Ancak kadınlar, entiteler ve feministler gerçekliğin gerçekten var olduğunu kabul etmeliler. Birçok feminist, onlardan gerçekliği kabul etmelerini isterseniz, yalnızca kadınlar için daha iyi bir dünya yaratabileceklerini, yani içinde bulundukları gerçekliği değiştirebileceklerini söyleyecektir. Feministler gerçeklik keyfi mantıksal sistemlerine uymadığında, öfke duymaya ve kin gütmeye başlarlar. Bu da kendilerini düzeltmek yerine gerçekliğin kendisini yok etmek için çabalamalarına yol açar. Tüm bu anlatımlarımda dikkatinizi çeken bir unsur var mı? Totalitarizmin kökeni tam da budur.
Sorunları çözmek için Yahudilerle hesaplaşmanız gerektiğini söyleyen nasyonal 'sosyalistlere'; zenginlerden kurtulmanız gerektiğini söyleyen komünistlere veya erkeklerden ve erkeklikten kurtulmamız gerektiğini söyleyen feministlere bakarsanız; bu insanların, kendi sorumluluklarından kaçmak için başkalarını günah keçisi ilan etmeyi ahlaki bir erdem hâline getirmeleri ve bunu reddedenleri utandırmaları ahlaki açıdan iğrençtir. Günümüzdeki ortak toplumsal kadın davranışlarına ve feminist söyleme dikkat ederseniz, totaliter öğeleri hemen fark edersiniz.
Totalitarizm, her totaliter rejimin kendi güvensizliklerini ve başarısızlıklarını yansıtacağı bir dış grup¹ bulmak zorunda olduğu günah keçisi ilan etme pratiği üzerine kuruludur; böylece söylemin sahipleri olan kadınlar ve feministler kendi başarısızlıklarından asla sorumlu tutulmaz. Örneğin kadınlar, boomerların ahmaklığıyla elde ettikleri tüm ayrıcalıklara, hukuki ve sosyal üstünlüklere ve erkeklerden daha fazla eğitimli olmalarına rağmen hâlâ erkeklerden daha az kazanıyor ve daha az gelir vergisi ödüyorlarsa, bunun nedeni kadınların erkekleregöre apaçık olan ve kendilerinin deçok iyi bildiği fiziksel, duygusalve mental dezavantajları değil, toksik maskülen toplum yapısı ve kadınlara yapılan toplumsal ayrımcılık olmalıdır ve eğer androfobi-flix bir adet daha androfobik ve içselleştirilmiş erkek düşmanı film ya da dizi çekerse, kadınlar tüm bunların üstesinden gelerek, hayali yel değirmeni patriarkayı² yenecektir.
(1) Örneğin patriarka, örneğin toksik erkeklik, örneğin erkekler.
(2) Pro Tip: Patriarka gibi sözcükler kullanan bir entiteye patriarkının kim olduğunu sorun. Kuyruğuna basılmış kedi gibi ciyaklamaya başladıktan sonra da "nasıl oluyor da patriarkal bir düzen içinde bu kadar çok yalnız kadının yaşadığını" sorup gülümseyerek ortamdan uzaklaşın.
---
Amaçları ve hedefleri tamamen gerçek dışı ve imkânsız olduğu için bu bir hata değil; ataerkil sistemin asli bir özelliğidir. Feminizm gibi totaliter ideolojiler, mümkün olan en yıkıcı sosyolojik sistemlerdir; tarihteki neredeyse her totaliter rejim, kuruluşundan sonraki tek bir insan ömrü içinde kendini imha etmiştir. Bunun nedeni, feminizm gibi totaliter ideolojilerin sürdürülebilir bir sosyal model olmamasıdır. Bunun nedeni de halk gelenekleri, kültürel gelenekler ve din gibi, oluşması yüzyıllar süren değerli sosyal sermayeyi hızla tüketmeleridir. Bunu Rusya, Çin, Fransa ve Almanya'da gördünüz; bu ülkelerde kurulan rejimler kendi toplumlarını ve kültürlerini tüketerek rekabet güçlerini kaybettiler. Günümüzdeki feminist, wokeist, totaliter demokrasilerde ise bunu erkek-kadın ilişkilerinin ve aile kurumunun yok oluşunda görüyorsunuz.
Feminizm gibi egaliteryen ideolojiler, mantıklı bile olmayan hedeflere ulaşmak¹ uğruna muazzam bir çaba ve irade gücü talep eder. Örneğin, 80 milyon insanı katleden egaliteryen bir deney olan komünizm, daha Marx döneminde bile az çok bilgi veya feraset sahibi herkesin tamamen yanlış olduğunu bildiği ekonomik ilkelere dayanıyordu. Benzer şekilde, feminizm ve wokeizm gibi diğer tüm egaliteryen görüşler nesnel olarak yanlış ilkelere veya fikirlere dayanır; bu nedenle onlara ulaşmaya yönelik her girişim her zaman ters teper.
• erkek ve kadının eşit olduğu,
• cinsiyetlerin sosyal bir kurgu olduğu,
• kültür diye bir şey olmadığı,
• Irk denilen kavramın aslında kültürel ve sosyal bir kurgu olduğu için var olmadığı, bu yüzden sınırsız sayıda Meksikalıyı² veya Cezayirliyi² hiçbir bedel ödemeden ithal edebileceğiniz
gibi yanlış fikirlere sahip olup, sonra da bu yanlış fikirlerin gerçeklik içinde işe yaramamasına şaşıramazsınız.
(1) Örneğin patriarkayla savaşmak; örneğin eşitliği sağlamak.
(2) Cezayirliler veya Meksikalılar kötü, geri ya da aşağı oldukları için değil, sizinle eşit ve aynı olmadıkları için.
---
Feministler, entiteler ve kadınlar artık ne yaptıklarının ya da hayatlarını hangi değerler üzerinde kurguladıklarının farkında bile değiller. Cinsiyet akışkanlığı gibi kavramların bu denli ön plana çıkarılmasının sebebi; doğanın en temel yapı taşı olan ve varlığın devamını sağlayan erkek-kadın ayrımı bir kez parçalandığında, feminist woke yönetici sınıfın kitlelere, ne kadar absürt olursa olsun, her türlü öğretiyi dayatabilme gücü elde etmesidir. Bu, birey üzerindeki mutlak zihinsel hegemonyanın ilanıdır. Feministler, ataerkillik, güzellik, hukuk, nizam, aile yapısı, köklü değerler ve çocuk sahibi olma gibi kadim toplumların kutsal saydığı her değere karşı çıkıyor.
Feministler öncelikle kadın, sonra da insan doğasına duydukları derin hınç sebebiyle bu bağları koparmayı tercih ediyorlar; toplumu bir arada tutan her türlü manevi yapıyı tasfiye etme arzusundalar. içinde yaşadıkları toplumu âdeta ateşe verirken, kendilerini birtakım ütopik fantezilerle avutuyorlar. Feminist, wokeist, Epsteinist elitlerin satanist heykeller dikmesinin, satanist kostümler giymesinin veya kötülüğün aslında iyi olduğunu anlatan filmler çekmesinin nedeni, kendilerini sorumlu tutacak her türlü sorumluluktan ve düzenden nefret etmeleridir. Feministlerin şeytan figürüne olan bu ilgi, sunduğu mutlak kuralsızlık, sınırsız hazcılık ve her türlü ölçütten azade olma vaadinden kaynaklanıyor; çünkü bu vaat, feministlerin kendi varlıkları için arzuladıkları mutlak özgürlük yanılsamasıyla tam bir uyum içinde.
Dış dünyanın nesnel gerçekliğini reddeden feminist zihin yapısı için bu durum son derece caziptir; çünkü gerçekliğin yegâne mimarı olduklarına inandıkları sürece, kendi başarısızlıklarını hayal bile edemezler. işte tam da bu sebeple wokeizm savunucuları, toplumu radikal bir hızla dönüştürmek için bu denli agresif bir çaba içerisindeler; bu durum, mihver devletlerinin dünyayı birkaç yıl içinde tahakküm altına alma girişimi ya da komünist rejimlerin toplumları hızla sanayileştirmeyi hedefleyen beş yıllık planlarıyla çarpıcı bir benzerlik gösteriyor. Bu girişimlerin her birinin ufkunda sözde bir ütopya vaadi yer alıyordu; ancak sonuç, istisnasız biçimde toplumsal bir yıkım ve topyekûn bir çöküş oldu.
Feminizm, doğası gereği bir iç muhasebe yapma yetisinden yoksundur; çünkü böyle bir çaba, kendi eylemlerinin mahiyeti üzerine derinlemesine düşünmeyi gerektirir. Şayet bunu başarabilseydi, kendi bünyesindeki o kemirgen boşluğu hisseder ve üzerine inşa edildiği temel varsayımların ne denli kusurlu olduğunu idrak ederdi.
normalde eşitlik anlamına gelirdi fakat günümüzde kadın ve erkeği birbirine düşman eden görüş. erkeklerden nefret eden kadınların ben feministim diye bağırmasından gına geldi. evet abla bizde kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olmasını savunuyoruz ve bunun normalleşmesini istiyoruz ama erkeklerle düşman değiliz. bildiğim kadarıyla inceller dışındakiler de kadın düşmanı değiller. şu feministliğin anlamını kendi kafanıza göre değiştirmeyin artık. ewed
Aldatılan bir kadın tanıdım. Önce olayı anlamaya çalıştı, sonra suçu, eksikliği kendinde aradı, sonra ağladı ve en sonunda çocukları için hayata tutundu. Hiçbir kadın bunu hak etmiyor.
Diye diye bütün kadınları Seyit onbaşı gibi yaptınız. Kadın kadındır, erkek de erkek.
Bir erkek, bir kadını seçiyorsa her türlü eksiğine koşacak, maddi manevi her türlü yama edecek kendini. Kadın da kadınlığı ile karşılık verecek.
Ha bir kadın da bir erkek olmadan pek tabii hayat standartlarını elinde tutup yönetebilecek.
erkek düşmanlığı tavrıyla benimseyip dünyada ve ilişkilerde sadece kadınların kırıldığı yanlışını öne sürenler dışında benimseyenlerin haklı olduğu ideoloji.
zaten her ideolojinin uç ve fanatik anlayışı yanlış ve yorucudur.
1800'lerde kadınların oy verme hakkını ellerine almak ve politikada söz sahibi olmak için başlattıkları bir hareketti oysa sonra çok bozdu. Bir zamanlar erkek ve kadın eşit olmalı aynı haklardan yararlanmalı fikrini savunuyordu bu feministler şimdi erkekler ölsün en iyi erkek ölü erkek erkolar kapatılsın.. bu nedir böyle be yetti da..
gayligin en buyuk alameti. etrafinizda feminist bir erkek (sozde erkek) varsa biliniz ki bu beyfendi aksamlari erkek arkadasinin tek kisilik odasina gidip cima yapiyordur.
cemre demirel bir takipçisinin yorumunu okuyunca öğrenmiş oldum. feminizm kelimesinin fransızcasının artikeli le imiş yani feminizm maskülen bir kelime. hakikaten şaka gibi.
bugünlerde kadın erkek eşitliğini değil, kadının üstünlüğünü savunurlar. Sike sürülecek aklı olmayanlar savunur. Eşitliği istediğiniz kadar savunun umurumda değil ama üstünlük savunacaksanız zaten ortada savunacak mantıklı bir şey kalmamış oluyor.
Toplumda kadının haklarını çoğaltma, erkeğinkiler düzeyine çıkarma, eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi anlamına gelir. aslında bu anlamda kötü bir şey değildir.
insanların zihnini ifsada uğratarak yolunu bulmaya çalışan bir ideoloji.
Ortada birilerinin birilerine yaptığı kötülük varsa bu hassaten kadına şiddet kadın cinayeti diye tarif ediliyor feminizm tezgahına çekmek için.
Hayır efendim orada kadına değil insana şiddet insan cinayeti var. Aynısını bir erkek bir erkeğe yaptığında erkeğe şiddet denmiyor. Bir kadın bir erkeğe yaptığında da erkeğe şiddet denmiyor.
Bozgunculuk yapmanın insana şiddeti kadın erkek diye ayırmak şerefsizlik.
insanlık tarihinin en saçma ideolojisi budur. şeriat bile bundan daha mantıklı. doğada kadının ve erkeğin görevi farklıdır. kadının beyanı esastır diye bir madde var en basiti kanunlar önünde bile eşitlik yok. ayrıca kadın haklarını savunuyoruz ayağına sürekli soyunup eylem yapmaları da ne kadar mal olduklarının göstergesi. kadınlar daha kendi içinde anlaşamıyor. birbirlerine yüzüne gülüp arkalarından orospu diyorlar. birisi çalışarak ev geçindiriyor, diğeri götünü açıyor ya da escortluk yaparak para kazanıyor. siz önce bunlara kafa yorup kendi aranızdaki bu çelişkileri düzeltin.