insan, ömrü boyunca binlerce yüzün, binlerce yabancı sesin ve silik gölgenin içinden geçer. Tenimiz rüzgarlara, yağmurlara, yabancı kalabalıklara değer. Ancak gözler, bunca gürültünün içinde sadece aşina olduğu o tek yankıyı arar. Aşk, dışarıdan kopan geçici ve gürültülü bir fırtına değildir; o, okyanusun metrelerce altındaki ağır, sessiz ve her şeyi kendi ritmine katan devasa bir dip akıntısıdır. Keskin sınırlarımız, başka birinin nefesinin sıcaklığında usulca erir. Kendini dünyadan korumak için ördüğün o aşılmaz sanılan duvarlar, aşina bir elin tek bir dokunuşuyla incecik bir kuma dönüşür. Biz, bir başkasının bilinmezliğinde kaybolarak aslında kendi eksik parçamızı buluruz.
Kimlik, iki ayrı nehrin aynı yatağa döküldüğü o eşikte anlamını yitirir. Sular birbirine karışır, yatağın rengini değiştirir ve o eski, bencil akıntıdan geriye hiçbir eser kalmaz. Bir araya gelmek, eski bir yarayı sarmak değil, o yaranın kendisinden yeni bir evren yaratmaktır.
Sevmek, kim olduğunun yavaşça yok oluşuna gülümseyerek izin vermektir.
Halkında hiç güzel bir laf etmediler. Allah seni ondan kurtarsın, Allah seni ona geri döndürmesin, Allah daha iyisini verecek diye devam ettiler. Ben her seferinde güzelliği kendim buldum ve ısrar ettim. Çevresinden gelen esprili laflara kahkahalarla karşılık verdim, ama bazı söylediklerine üzüldüm.
Birçok kişi olması büyük hata idi ama bazıları anılarla donatılmış olduğu için vazgeçmek zaman aldı. Vazgeçince yaradan kıymık çıkarmış gibi acıttı ve ben de yorumlarda acımadım.
Mesela asu, yıllardır sever. Suda bir dönem nefret etti, sonra başkasına giderken, benim yüzümden dayak yerken bile sevdi. Mesela sev. Önce adımı sapığa çıkardı sonra bağlandı. Mesela ömr defalarca yanıma, kapıma geldi.
Sevilmek güzel...
Dahası hemen hemen hergün irili ufaklı çapkınlık fırsatı doğdu. Mesela bugün 2 kadın vücudunun güzelliğini sundu. Ama başım yerdeydi. Kim nereden bilecek demedim. Kim olsa biraz bakar demedim. Ona böyle bir şey yapmam dedim ve işime baktım.
Anlamıyor...
Zaten ben diyorum eğlen diye, ama gezerken, eğlenirken aklında yok gibiyim. Sorun burada çıkıyor.
Detayı göremiyor. Bir konuyu tekrar tekrar ele alıp, aşama aşama mevzunun içini anlatırım. Her seferinde farklı ve daha önemli bir boyutu karşımıza çıkar. Halbuki aynı günde aynı şeyi 5 defa anlattın diyor.
Artık para sormuyor. Belli ki çok hoşuna gitti. Ama yarın bir hukuksal darbe daha indirseler, iki oda ileriye yer değiştirseler ve ben o esnada en büyük ortağına, en sevdiğime ulaşamasam ne demek bu? Zaten periyodik olarak böyle oluyor.
Şimdiye kadar hangi tarih doğru çıktı ki, ben takvim takip edeyim?
Çocukken en büyük korkum aile büyüklerinin vefat etmeseydi. Ama hiçbirinin ardından ağlama yerlere yatma gibi bir şey olmadı. Babaannemin veya amcamın ya da diğerlerinin ölümünden sonra ertesi gün işe gittim.
Babaanneme Ay'ı seviyor musun diye sordular, onu görünce ömrüm uzuyor dedi ki, cıvık mia ve Ahmet doğunca bu lafın önemini anladım.
Babaannemin ardından sevdiceğimin babası için de 7 yasin okudum. Haftaya da biraz namaz kılıp sevabını bağışlarım. Özellikle geçmişe darbeye müsaadeden sonra teşekkür olarak düşünülebilir.
Hastalığa düşüp çukuruma çekmedim. Eğlen dedim, neşelen dedim, gez dedim. Kendim de geçen sene bir yılda çıkamadığım kadar birkaç günde çıktım.
Bu gezme tabii sadece sosyal etkinlik değil, tatil, yurt dışı, yatınla yüz. Nasıl keyif alıyorsan. Sen beni mutlu mu görmek istersin ağlamaklı mı? Ben de öyle.
dünyadaki milyarlarca insanı tek bir kişiye indirgeme sanatı. Aynı zamanda insanın en akıllı, en mantıklı halindeyken tatlı bir salağa dönüşme serüvenidir aşk.
aşk... Günlük hayatın binbir kuralı ve binbir çeşit insanın içinde akıp giderken, her türlü dış yüz müeyyidenin ötesinde ve sadece ''vicdani müeyyide''nin hükmünü icra ettiği yerde, ''itibar'' ve ''çıkar'' hesabı yapan budalaların anlamadığı birşey...
iki ihtimal var ya tarih söylemek yasak ya da ileri bir tarihte olduğu için söylenmiyor. Yasaksa yapacak bir şey yok, ama ileri bir tarih ise güven kırıcı bir şey ikimiz için de olmadıktan sonra bir yandan iyileşme diğer taraftan maddi gücümü toparlama dönemindeyim. Yani beklemek sorun değil. ilk görüşme tarihini kastediyorum. Aile kurmak yola başladık mecburuz diyecek halimiz yok. Ben zaten tam manasıyla aşığım da grac ciğim de severse zaten daha genç, acil bir işimiz yok.
Bir de şöyle bir şey var, yarın da görüşecek olsam bir buçuk iki senede tamamlayalım demek haksızlık olur. Biraz gezsin eğlensin. Bir daha gelmeyecek zamanlar bunlar.
2 mahallede gördüğüm 20 bin kadının, 18 bini böyle bir derdi yok, ama en güzel 2 bin tanesini tavladığım düşünülürse artık ilerilere açılma vakti. Ama bunlar uzandığım ağacın dalları, meyveleri. Üzerinde olduğum zemin ise gerçek aşk. Bastığım toprak kayarsa düşerim. Daha çok dua, daha çok dua.
aşkla kale kapısı yıkılırmış, inandım.
kale kapısı!..
Gel de, kale kapısı üzerine konmuş sinek faaliyetleriyle, Fatih’in torunları olduklarını söyleyenlerin durumunu seyret.
Önceden zaman hızlı geçsin de iyileşeyim diye dua ederken, şimdi yavaş geçsin diye dua ediyorum. Çünkü şu tarihte bir adım daha yaklaşacaksınız, şu ay mesafe kısalacak denilen tarihlerin hiç birinde mesafe kısalmadı.
Kavuşmaya kimlerin engel olduğu ortada. inkar da etmiyorlar zaten. Bekliyoruz, bekliyoruz, aylar geçiyor yine bekliyoruz.
Konuşursanız dosyalarınızı çıkarırız mı diyorlar. Başka şeylerle mi tehdit ediyorlar?
Adamlar herkesin açığını gediğini biriktirmiş, kimse sesini çıkaramıyor. Bu dükkan da böyle dönüyor.
Ankara'daki evli kadınların ilgilerini kocalarına nasıl izah ettiklerini tam bilmiyorum. Çoğu ilgiyi yalanlıyormuş herhalde. Peki bunlar sevgide ısrar mı edecek, vaz mı geçecek?
Ne değişir denilecek. Aslında değişecek çok bir şey yok. Başbaşa çay içme ihtimalimiz bile yok. Eğer basit bir sevdiğim olsaydı çapkınlık yapardım, yalan mı söyleyim. Ama şimdi ve daha sonra bu mümkün olmayacak.
Kavuşamadığında yaşadığın o melankoli hali seni uzun düşüncelere sevk eder, hayatın anlamsızlaşmasıyla Allaha daha yakın hissedersin. Böylelikle ilahi aşka ulaştırırmış eskiden bazı aşklar. Şimdi pek olmuyor sanıyorum seçenek çeşitliliğinden olsa gerek. Evet.
Daha şeker tedavisine başlamamıştım ve yarım saatte bir lavaboya gidiyordum. Her gittiğimde de onu görüyordum. Muhtemelen kendisi için gittiğimi zannetti, ama bu doğru değildi. Birgün odamın önüne geldi ve bir şey söylememi bekledi, ama sessiz kaldım. Çünkü anlamaya çalıştım. Ondan birkaç gün sonra da marketin önünde karşıma çıktı. Bir iki kelime ettik ve ben sigara yaktım. Bir süre sonra yerini değiştirdiler. Son gördüğümde suratında sivilce büyüğü şişlikler vardı ve hastalanmıştı. Durumu ailesine anlattığı, ailesinin ise salak bu kız sen kaç yaşındasın o kaç yaşında değdiği iddia edildi. Ne yapayım? Genç seviyorum.
Muhteşem üçlü nasılsınız? Başkan tam bir senedir yıllarca bekleriz her zaman seni bekleyeceğiz diyor. Sözünü tutacağına inanıyoruz. isteğim üçünün de beklemesi. Daha çok gençsiniz, acele edecek bir şey yok. Giderseniz geri toparlamak biraz zor olur. Yine benim görevim mutlu etmek derim de, biraz sıkıntı olur.