sizler mışıl mışıl uyuyun diye yatağınızın altındaki şeytanlarla savaştım ben. bunun sebebi benim çok iyi olmam ya da sizlerin seçilmiş olması değildi. sadece şeytandan almayı dilediğim ve beni hayata bağlayan his, intikam...
aslında uzun zamandır yapmak istiyordum bunu. sizleri terk etmek daha doğrusu kendiniz ile baş başa bırakmak. nedendir bilinmez hep yanlış anladı insanlar beni. aslında ben mevcut durumu izah etmeye çalışırken onlar beni başka şeylerle suçladı. sonunda anladım ki insanlar doğruları bilmek değil hayallerde yaşamak istiyor.
başlıklarıma sazan gibi atlayanlar da sizlerdiniz bana özel mesajla küfürler edenler de... ama ben kötü çocuk oldum. hani annelerinizin sizleri küçükken uzak dur diye uyardığı kötü çocuk. sizler içselleştirdiğiniz bu kötü çocuk korkusunu bana yansıttınız. ben ise uzaktan -daha doğrusu perde arkasından- kukla şovunu izledim. biraz sersem biraz sarhoş... ama her anına tanık oldum bu eşsiz gösterinin.
sesler...
sesler yükseliyordu gecenin karanlığında. "gitsin şu", " lanet olsun " benzeri sesler. biraz ürkütücü idi hava ve albay kemal üzerine montunu almamıştı. sesler bazen çok yükseliyordu... istenmeyen bir şarkının ikinci kez çalması gibi bir şey değildi bu sesler dediğim. korkacağını bile bile bir videoyu izlemek gibi düşün... bazen üzücü bazense kasvetli... sesler albay kemal'den bir şeyler çalma derdinde idi.
alkışlar...
insanlar artık albay kemal'e yaklaşmışlardı. aralarından bazıları maskesinin ardındaki gerçekliklere bile ulaştı. güzel sözler, gülen yüzler... o gülen yüzler bazen ağzını ters büküyordu ama yine de içten içe gülüyorlardı. kötü sesler dolaşmıyordu artık havada... hava bir baharı anımsatsa da yine de tedirginlik barındırıyordu.
sevmek...
Albay kemal bazı duyguylara hasretti uzun zamandır. sonra bir gün kapısını çaldı sevmek... ilk başlarda şüphe ile baktı sonrasında kabullendi. saygı, emek, sadakat... hepsini koydu arka cebine ve bir yola çıktı. değişti bile biraz... bazen yazdıklarından utanır oldu bazense tekrar okudu. o yazdıkları artık o değildi ama onlardan uzaklaşması alkış seslerini kıstı... seçim yaptı. sevmek güzeldi gerçekten. en azından gerçekti. ama o da bitti... albay kemal yine montunu almamıştı... lanet olsun. sevmek yerini özleme bıraktığında albay kemal bir şeyler yapması gerektiğini anladı. yaptı da... ama canı yandı
Ahh benim dünya çeberine tutunmuş, güneşten kopup evren evren gezen arılarım...
ah benim kristal güzelliğiyle her an kırılan kadınlarım...
Ah benim küçük kemal kadar bile düşünemeyen saksağanlarım.
inanın, şu yağmurlar yağmasa kardan adam ölmezdi.
inanın, şu güneş olmasa dünyanın dönüş hızında yürüyebilirdim hepinize.
hepinizi sırayla sevebilir, kulağınıza bir kaç karakalem cümle fısıldayabilirdim.
kaybettim ben... harflerimin düşes yerlerini. şimdi büyük harf yazabildiğimde salıncak kurup sallanıyorum hayallerime... yine de üstad der ki ;
'' kimsenin, kimseyi anlamadığı bir dünyada söz, boşluğu dövmekten başka ne işe yarıyor ? ''
bir kadın kokusuna bir de nisan yağmurlarının dar patikalardan devşirdiği toprak kokusuna karşı koyamam ben. ikisine hiçbir zaman aynı anda sahip olamadım. ya bir kadının bakışlarından uzakta, yapayalnız yürünmesi gereken bir patikanın motorcu çizmelerimi kirletmesine izin veriyordum ya da bir kadının gözlerinin içine bakıp o uzaklardaki patikaların çağrılarına kulak tıkıyordum. bir hiç büyümeyen ölü çocuklarıma dertlendim bir de sigaramın dumanının keyfini sürmeme engel olan bitiş kavramına. evet sigara bena olağanüstü bir haz veriyordu ama bundan sonra bitiyordu. belli belirsiz kadınlarımı hatırlattı bana bir an. o ilk dumanla beraber gelen baş dönmesi, yakıcı sıcaklık... ama biliyordum ki eğer bitmesi gereken yeri kestiremezsem filitreden pis bir koku gelecekti. bitirmeyi öğrendim ben o zaman. arada sırada alışkanlık etmemek için sigara paketlerimi değiştirdim. küçük alışkanlıklar insanın benliğinin temelini oluşturuyor bence. arada sırada gidip salondaki koltukta uyudum bu yüzden. işin acı kısmı büyüdükten sonra gelip kimse üzerinizi örtmüyor. ve bu durumun özgürlük olduğunu iddia ediyorum halen. mütemadiyen...