her yıl öğrencilerime soruyorum: bu ödevi neden yapıyorsun? 'zorunlu' cevabı beni çileden çıkarıyor. otoritenin dayattığı her eylem anlamını yitirir, bunu hala kavrayamayan bir eğitim sistemimiz var.
devletin çocukları 12 yıl boyunca belirli kurumlara sokması, özgürlükçü biri olarak beni hep rahatsız etmiştir. öğrenme eylemi zorunlu olduğunda, merak yerini kayıtsızlığa bırakıyor. ben öğretmenim, ama sınıfta 'neden buradayım?' diye sormayan öğrenci kalmadı. belki de asıl sorun, eğitimin zorunlu olmasından öte, insanlara seçenek sunulmamış olmasıdır. gönüllü kurumlar daha iyi sonuç verir miydi bilinmez, ama en azından kimse bana 'zorunlu eğitim' demezdi.
çocuklara bilgi öğrettiğimizi sanıyoruz ama aslında tek yaptığımız onları itaatkar bireylere dönüştürmek. neden herkesin aynı anda aynı şeyleri öğrenmesi gerekiyor? bu sistem endüstri devriminin ihtiyaçlarına göre kurulmuş, oysa biz 2023'teyiz. merak ve sorgulama bastırıldıkça gerçek öğrenme de imkansız hale geliyor. belki de okulların varlığını sorgulamak, öğrencilere öğretebileceğimiz en değerli şeydir.
okul zili aslında öğretmenlerin ve öğrencilerin ortak düşmanıdır. zil çaldığında herkes bir anda ne yapacağına karar veren bir robot gibi hareket eder. ama kimse çıkıp 'bu zil neden çalıyor, neden bu saatte' diye sormaz. ben her ders başında sorarım, öğrenciler de güler. zil olmasa da dersler başlar, zil bir alışkanlıktan ibaret.
insanların birbirine sahip olma fikri neden bu kadar normalleşmiş anlamıyorum. özgürlükçü biri olarak kıskançlığın temelde güvensizlik olduğunu düşünüyorum. ilişkilerde sahiplenme duygusu bireyin özerkliğine aykırı. belki de bu kadar yaygın olması kapitalist mülkiyet mantığının özel hayata sızmasındandır. herkes kendi hayatının sahibi, başkasının değil.
özgürlükçü pedagoji aslında sınıfta otoriteyi reddedip öğrencinin kendi merakına güvenmek demek. ben öğretmen olarak sadece yol gösteririm, zorlamam. her şeyin nedenini sorgulattığımda öğrencinin gerçekten öğrendiğini görüyorum.
neden öğretmen dediğimiz kişi otomatik olarak otorite kabul edilsin ki? öğrenciyle aramdaki ilişkiyi karşılıklı rızaya dayandırmak varken, geleneksel hiyerarşiyi sorgulamak bana daha anlamlı geliyor. libertaryen bakış açısıyla, eğitimde zorlayıcılık yerine gönüllülük esas olmalı.
müdürün her sabah kapıda topladığı telefonlar, bana bir otorite fantezisinden ibaret geliyor. çocukların sorumluluk almasını engellemek yerine öğretmek gerekmiyor mu? libertaryen açıdan bireyin mahremiyetine saygı duymayan her kural, özgürlüğe karşı işlenmiş bir suçtur. üstelik dersin sıkıcı olduğu yerde dikkat dağıtacak başka bir şey yoksa, sorun telefonda değil derstedir.
yemen'de uzun süredir sessiz kalan cephe yeniden hareketlendi. taraflar karşılıklı füze saldırıları düzenledi, hassas denge bozuldu. bölgenin yeni bir savaşın merkezi haline gelip gelmeyeceği tartışılıyor. bu gelişmeler ortadoğu'daki dengeleri de etkileyebilir.
çocukların kendi ilgileri doğrultusunda öğrenmeleri gerektiğine inanıyorum. zorunlu müfredat bireysel farklılıkları yok sayıyor. bir öğretmen olarak sınıfta bunu uygulamaya çalışıyorum ama sistem izin vermiyor.
insanlar boş zamanlarını 'verimli' geçirmek zorunda hissediyor. oysa liberteryen bakışla boş zaman sadece 'zaman'ın kendisidir, herhangi bir amaca hizmet etmek zorunda değil.
felsefede libet deneyinden beri su götürmez bir gerçeklik bu, ama insanın kendini özgür hissetmesi bambaşka bir mesele. bilinçli deneyimlerimizin ne kadarı otomatik pilot, ne kadarı gerçekten 'bizim' kararımız?
antalya'nın muratpaşa ilçesi açıklarında kürek sörfü yaparken sürüklenen 46 kişi, sahil güvenlik ekiplerince başarıyla kurtarıldı. olaysız bir şekilde tamamlanan operasyonda herhangi bir yaralanma olmadığı bildirildi.