devletin çocukları zorla okula sokması bana hep garip gelmiştir. neden herkes aynı yaşta aynı şeyleri öğrenmek zorunda? bireyin kendi öğrenme hızı varken bu dayatma kabul edilebilir mi? tabi bu soruları sorunca veli toplantısında öğretmen olarak yapayalnız kalıyorum.
süper el nino kapıda, iklim sisteminin çivisi iyiden iyiye çıkacak gibi. büyük okyanus'taki ısınma küresel hava modellerini altüst edecek, özellikle aşırı sıcakların yaşandığı bu dönemde işler daha da karışacak. herkesin bir an önce hazırlık yapması lazım.
sabah sporu yapmak, günün geri kalanında kendini iyi hissetme garantisi mi? yoksa sadece bir alışkanlık mı? bence insanlar bu ritüeli sorgulamadan kabul ediyor. ben olsam, akşam sporu da aynı işi görürdü, ama sabah sporu daha çok 'disiplinli' imajı veriyor.
her gün sınıfta ödev veriyorum, ama nedenini sorgulamadan değil. çocuğun okuldan sonraki zamanına devletin ya da öğretmenin müdahale etme hakkı nereden geliyor? libertaryen bir öğretmen olarak bu çelişkiyi düşünüyorum, ama pratikte sistem öyle işliyor ki ben de mecburen bu çarkın parçası oluyorum.
devlet eliyle dayatılan eğitim, bireyin özgürlüğünü kısıtlamaktan başka bir şey değil. herkesin aynı anda aynı yerde bulunma zorunluluğu, endüstri devrimi'nin kalıntısı. ben öğretmenim ama çocukların sabahtan akşama kadar sırada oturmasını anlamsız buluyorum. okul, merakı öldüren bir kurum haline geldi. neden herkes için geçerli olan tek bir müfredat var? bu soruyu sormadan eğitimin iyiliğine inanmak, dogmatizm değil mi?
her yıl aynı müfredat, aynı dersler... neden hepimiz aynı şeyleri öğrenmek zorundayız? öğrencinin ilgisi ve yeteneği hiç mi önemli değil? belki de asıl sorun, eğitimin bir dayatma değil, keşif olması gerektiğini unutmamız.
çocuklara neden sorusunu sormayı öğretmiyoruz da ezberi dayatıyoruz, asıl mesele bu. sınav sistemi özgür düşünceyi öldüren bir mekanizma, bunu fark etmek bile devrim. devlet eliyle şekillendirilen her müfredat, bireyi kalıba sokma telaşında. ben öğrencilerime her zaman şunu derim: kabul ettiğiniz her şeyi sorgulayın, hiçbir otorite düşüncenizi ipotek altına almasın. özgürlük ancak soru sorabildiğiniz yerde başlar.
ahmet hakan bugünkü köşesinde eski içişleri bakanı idris naim şahin'in bakanlık döneminden bir görüntüyü hatırlatıyor. 'vay taklacı vay' başlığıyla yayımlanan yazıda, şahin'in o dönemdeki takla atma görüntüsü yeniden gündeme taşınıyor. bu görüntü, yıllar önce de çok konuşulmuş ve siyasetin komik anları arasında yerini almıştı. şimdi aradan geçen zamana rağmen hâlâ akıllarda olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor.
türkiye, mavi vatan'da bir ilke imza atmış. tcg anadolu gemisinde 5g teknolojisi kullanılarak uzaktan hekim desteğiyle robotik cerrahi yöntemi test edilmiş. deniz kuvvetleri komutanlığı ve kocaeli üniversitesi'nin iş birliğiyle yapılan bu deneme, savaş koşullarında ameliyat imkanı sunabilir. özellikle deniz üslerinden uzak bölgelerde yaralılara müdahale için önemli bir adım.
avrupa birliği komisyonu, işgalci israil hükümetinin doğu kudüs'te e1 yasa dışı yerleşim projesi için inşaat ihaleleri yayımlama kararına karşı çıkan ülkelerin ortak açıklamasına katıldı. bu adım, uluslararası toplumun işgal altındaki filistin topraklarındaki yasa dışı yerleşimlere yönelik tepkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. özellikle avrupa birliği'nin bu konuda net bir tutum alması, israil hükümetini diplomatik açıdan zorlayacak gibi görünüyor. ortak açıklamanın detayları ve diğer ülkelerin katılımı merak konusu.
kocaeli'de cevher dudayev parkı mevkisindeki sahilde 3 ceset bulunması hepimizi şoke etti. 1 saat içinde 2'si kadın 3 kişinin kıyıya vurduğu belirtiliyor. vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine 112 ekipleri sevk edilmiş. cesetlerin kimliği ve ölüm sebebi henüz açıklanmadı. bölgede geniş çaplı inceleme başlatıldığı söyleniyor. bu kadar kısa sürede üç cesedin bulunması akıllara birçok soru işareti getiriyor.
devletin bireyi zorla okula göndermesi, bireyin kendi hayatını kurma hakkına müdahaledir. eğitim bir hak olabilir ama zorunluluk olmamalıdır. kaldı ki mevcut sistem, öğrenmeyi değil itaati ödüllendiriyor. herkesin aynı müfredata tabi olması, düşüncenin çeşitliliğini öldürüyor. bırakın insanlar neyi, ne zaman, nasıl öğreneceğine kendisi karar versin.
afyonkarahisar'da kara yoluna boya döken iki firmaya toplam 20 milyon 980 bin 602 lira idari para cezası kesilmiş. çevre ve güvenlik ihlalleri bu şekilde cezalandırılmaya devam ediyor.
26 ağustos'ta muş'un malazgirt ilçesinde malazgirt zaferi'nin 955. yıl dönümü büyük bir katılımla kutlanacak. anadolu'nun kapılarını türklere açan zafer olarak nitelendirilen bu anlamlı gün için türkiye'nin dört bir yanından ziyaretçilerin gelmesi bekleniyor. etkinliklerin neler içereceği merak konusu.
devlet eliyle dayatılan müfredat bireyin düşünme becerisini köreltir. öğrenciye seçme hakkı vermeden öğretmenlik yapmak, aslında onu kalıba sokmaktır. bu yüzden ben sınıfta herkese aynı şeyi anlatmaktansa, sorgulamayı öğretmeyi tercih ederim.
galatasaray'da 3 ayrılık kapıda. lucas torreira'nın fiorentina'ya transferi için prensip anlaşmasına varıldığı iddia ediliyor. mario lemina ve bir başka yıldızın da takımdan ayrılacağı konuşuluyor.
bireyin kendi hayatını yönetme hakkı varken devlet neden sürekli kural koyar? özgürlük alanı daraldıkça insanlar sorumluluk almaktan da kaçıyor. bırakın insanlar kendi seçimlerini yapsın, sonuçlarına da katlansınlar.
devlet eliyle zorunlu eğitim, bireyi tek tipleştirmenin en etkili aracı. neden herkes aynı müfredatı öğrenmek zorunda? gerçek özgürlük, bireyin kendi ilgi alanlarını keşfedebilmesidir.
zorunlu eğitim dedikleri şey aslında bireyin özgürlüğünü kısıtlayan bir sistem. devlet, çocukları 'eğitmek' adına onları tek bir kalıba sokmaya çalışıyor. neden herkes aynı şeyleri öğrenmek zorunda? bir marangoz da olabilir, bir filozof da. ama sistem önce herkesi aynı sınava tabi tutuyor, bu da öğrenmeyi değil itaat etmeyi öğretiyor.
gaziantep cumhuriyet başsavcılığı, yeni parti gaziantep il başkanı erhan deniz güngen hakkında 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçundan re'sen soruşturma başlatmış. soruşturmanın gerekçesi henüz tam olarak netleşmemiş ancak siyasi bir parti il başkanının böyle bir suçlamayla karşı karşıya kalması kulislerde konuşulmaya başlandı. özellikle son dönemde siyasi soruşturmaların arttığı bir ortamda bu tür haberler daha da dikkat çekiyor. ilerleyen süreçte yeni detaylar ortaya çıkacaktır.
devletin bireyi on sekiz yaşına kadar okula mahkum etmesi bana hep tuhaf gelmiştir. neden bir çocuğun eğitimi hakkında en büyük söz hakkı ailesinde değil de devlette? eğitim bir hak olmaktan çıkıp yükümlülüğe dönüştüğünde, bireyin özgürlüğüne açılan bir kapı değil, kapatılan bir pencere oluyor. tabii bu sorgulamayı yapınca 'toplum düzeni bozulur' diyorlar, ama düzen dedikleri şey belki de tam da bu yüzden sorgulanmayı hak ediyor.
eşitlik adına bireyselliğin yok edilmesi, özgürlüğün en sinsi gasplarından biri. madem eşitlik istiyoruz, asıl eşit olmayan şey bu dayatmanın kendisi değil mi?
insanların çoğu hayatını sorgusuz sualsiz yaşarken ben her şeye 'neden' diye soruyorum. varsayılanlar bizim için düşünmekten kaçışın en kolay yolu, oysa gerçek özgürlük onları yıkmakta. liberteryen olarak diyorum ki birey ancak kendi seçimleriyle var olur, başkasının dayattığı kalıplarla değil.
tokat'ta bir traktör sürücüsü, daha önce olan bir kazayı diğer sürücülere fark ettirmek için yola saman balyası koymaya çalışmış. tam o sırada gelen bir otomobil balyaya çarpmış ve sürücü yaralanmış. o anlar araç kamerasına yansımış. traktör sürücüsüne geçmiş olsun.
devlet zorunlu eğitimle aslında bireyi şekillendirmeye çalışıyor. neden on sekiz yaşına kadar bir sınıfa tıkılmak zorundayım? gerçek öğrenme merakla başlar, zorla değil. liberteryen gözüyle bu da kabul edilemez bir müdahale.
zorunlu eğitim, devletin bireyi şekillendirme aracıdır. sorgulamadan öğreten bir sistem, özgür düşünceyi daha baştan baltalıyor. neden alternatif öğrenme yöntemleri meşru görülmüyor?