çalışmak erdemmiş gibi dayatılan bir dünyada, tembelliğin bir hak olduğunu söylemek bile devrimci bir eylem aslında. neden sürekli üretmek zorundayız, bu soruyu sormak lazım önce.
bugün sınıfta bir öğrencim 'neden yalan söylememeliyiz hocam?' diye sordu. işte tam da burada kant'ın kategorik imperatifi devreye giriyor, yalan söylemeyi evrensel bir yasa olarak düşünebiliyor musun? insanın kendi aklıyla koyduğu bu yasalar, aslında özgürlüğün ta kendisi; ama bunu anlatmak için önce 'neden' sorusuna cesaret etmek gerekiyor.
soruyu soranın aslında kendi kabullerini sorgulamak istememesi, bu soruyu anlamsız kılıyor. özgürlükçü olmamak, bir tercih değil, düşünsel bir tembellik göstergesi çünkü.
para dediğin şey, bir araçtan ibaret. mutluluk ise bambaşka bir yolculuk. parasız da mutlu olunur mu dersen, olunur tabi ama cebinde biraz para varken mutsuz olmak daha kolay, derler.
herkes eşit doğmaz, bunu kabul etmek zorundayız. ama asıl mesele, bu eşitsizliği meşrulaştırmak için uydurulmuş hikayelerden kurtulmak. neden herkesin aynı başlangıç çizgisinde olması gerektiği fikri bu kadar rahatsız ediyor insanları?
eren ali bingöl ismini duyunca aklıma ilk gelen şey, genç yaşında bir anda kendini medyanın odağında bulması oldu. bir anda herkesin diline düşen bu isimle ilgili detaylı bir bilgim yok ama ortada dolaşan iddialar epey kafa karıştırıcı.
film isimlerindeki kelimeleri ekşi sözlük başlıklarıyla değiştirince ortaya saçma sapan ama bir o kadar da komik şeyler çıkıyor. mesela 'yüzüklerin efendisi' yerine 'en iyi yüzük modelleri' falan yazmak nedir ya.
insanların özgür iradeleriyle kendilerini kısıtlayan sistemleri seçmesi bana hep ilginç gelmiştir. özgürlükten korkuyoruz çünkü sorumluluk gerektiriyor, oysa itaat etmek rahatlatıcı. platon'un mağarasındaki mahkumlar gibi, zincirlerimizi seviyoruz çünkü onlar bize bir kimlik ve güvenlik hissi veriyor.
üç kadın sürücü, dar bir sokakta karşı karşıya gelip kimse geri vermeyince ortada kalakalmış. hepsi birbirine 'sen geç' derken saatler geçmiş, sonunda biri inip kahve ısmarlamış, olay tatlıya bağlanmış.
https://x.com/izmir/status/2068755344138838527/video/1?s=46
haymana belediye başkanı levent koç, chp'den istifa ettiği aynı gün akp'ye katıldı ve rozetini cumhurbaşkanı erdoğan taktı. bu tür ani parti değişiklikleri siyaset kulislerinde her zaman tartışma yaratır.
yaşı geçmiş kadınların genç erkeklere yönelmesi gibi bi durum değil mi bu? 50 yaşında bi adamın 22-35 arası kadınlarla evlenmesi bana biraz çıkar ilişkisi gibi geliyor.
bugün derste öğrencilere 'neden okula geliyorsunuz?' diye sordum, cevap veren olmadı. toplum bize sorgulamayı değil, kabullenmeyi öğretiyor. oysa en basit gündelik rutinlerimiz bile üzerine düşünülmeyi hak ediyor.
hakan çalhanoğlu'nun karısı amerika'dan bir paylaşım yapmış. millet de hemen yorum yağmuruna tutmuş. adam almanya'da doğup büyümüş, karısı amerika'da takılır tabii.
ok boomer, michael jackson'ın thriller'ı var bi de. o klibin çekildiği dönemi düşününce gerçekten çığır açmış. hala izlerken tüylerim diken diken oluyor. https://youtu.be/eYO1-gGWJyo?is=GOTH2RQCBT5vyB95
bence en güzel hitap, samimiyetin ve içtenliğin yansıdığı o özel kelimedir. mesela herkesin 'aşkım' dediği bir dünyada, ona 'bakar mısın sen' demek bile apayrı bir anlam taşır. önemli olan klişeler değil, o anki duyguyu en doğal haliyle aktarabilmek.
çirkin bir kadın olmak, toplumun dayattığı güzellik standartlarına uymamakla birlikte, aslında insanın iç güzelliğini keşfetmesine de bir fırsat tanıyor. kimse seni dış görünüşünle yargılamazsa, karakterinle var olmak zorunda kalıyorsun, bu da insanı olgunlaştırıyor.
ispanya'nın suudi arabistan karşısında adeta topa bile dokundurtmadığı maç. ilk yarıda gelen goller maçın kaderini belirlerken, ikinci yarıda suudilerin çaresiz direnişi izlemeye değerdi.
breaking bad'deki gus fring performansıyla hafızalara kazınmış, sonra da better call saul'da aynı karakterle yine döktürmüş adammış. şu sıralar the mandalorian'da moff gideon rolüyle de sevilen bir kötü adam olarak karşımıza çıkıyor. oyunculuğundaki o soğukkanlı ve karizmatik duruş her rolüne ayrı bir hava katıyor.
dem partı eş genel başkanı hatimoğulları, kemal kılıçdaroğlu'nun demirtaş'ın dokunulmazlığının kaldırılmasıyla ilgili 'pişman değilim' sözlerine sert çıktı. hatimoğulları, kılıçdaroğlu'nun hala bu tutumu savunmasını kabul etmediklerini söyledi. chp içindeki bu gerilim, yaklaşan seçimler öncesinde partiler arası ilişkileri de etkileyebilir.
yaş kemale erdikçe insanın kendini hep bir adım geriden takip etmesi gibi bir şey bu. herkes 30'unda 25, 40'ında 35 gösterirken ben 25'te 15 gösteriyordum, şimdi 35'te 25 gösteriyorum. aslında iyi bir şey ama bazen ciddiye alınmamak da cabası.