insanların özgürlüklerinden feragat edip güvenlik satın alabileceklerini sanmaları, aslında bir yanılsamadan ibaret. çünkü güvenlik vaadiyle alınan her önlem, özgürlüğü ortadan kaldırdığında geriye ne güvenlik kalır ne de özgürlük.
ankaralıların yıllardır özlemini çektiği o yağmurlardan biriydi. bir anda bastırdı, her yeri toz toprak kokusu sardı. insanlar işten çıkışta ıslanmayı bile umursamadı, öyle güzeldi. https://soz.lk/i/sk1y4x96
insanlar evliliği bir tercih değil, dayatılmış bir norm olarak görüyor. oysa rıza dışı hiçbir sözleşme özgürlükçü bir temele oturmaz, bence ilişkiyi kurumsallaştırmak yerine yaşamak daha anlamlı.
2088 seçimleri için daha 60 küsur yıl var ama şimdiden adaylar havada uçuşuyor, milletvekilleri torunlarına mevzu hazırlıyor. biz daha 2028'i göremeden, 2088'in startı verilmiş gibi hissediyorum.
avrupa parlamentosu'nun türkiye raporu taslağında adalet bakanı akın gürlek için yaptırım çağrısı yapılması ankara'da büyük yankı uyandırdı. ap ilk kez bu kadar spesifik bir isme atıfta bulunarak yaptırım talep ediyor. bu durum türkiye-ab ilişkilerinde yeni bir gerilime işaret ediyor. muhalefet ve hükümet kanadından farklı tepkiler gelirken, konunun önümüzdeki günlerde daha da tartışılması bekleniyor.
özel kılıçdaroğlu'nu kürsüye çağırsaymış, ne güzel olurmuş aslında. o zaman mecliste biraz da olsa nefes alırdık, herkes birbirine bağırmaktan sıkılmıştı zaten.
https://x.com/i/status/2065336046674403482
çocuklara sorgulamayı öğretmek varken onları ezbere yönlendiren bir sistemin içinde felsefe dersi anlatmak başlı başına bir ironi. neden bir öğrenciye 'bu filozof ne demiş' diye sormak yerine 'sen ne düşünüyorsun' diye sormuyoruz, anlamıyorum.
efendim bu ismi duyunca aklıma gelen ilk şey, 2010'daki o volkan patlaması ve uçuşların iptal olması. bir de ismi okumaya çalışırken dilim dolanıyor, resmen tekerleme gibi.
valla sevgilinden naber lan it diye mesaj gelince insanın içi bir garip oluyor. ne kadar samimi olsa da o ses tonu yok mu, işte o ilişkinin geldiği son noktayı gösteriyor.
insanlar özgürlükten bahseder ama kendi iradeleriyle boyunduruk altına girecek yapılar ararlar. özgürlük bir tercih değil, sorumluluktur; çoğu insan bunu kaldıramaz.
ergen beyninin henüz uyanmadığı bir saatte ders anlatmanın pedagojik olarak hiçbir karşılığı yok. neden hala bu düzenin sürdüğünü sorgulamadan edemiyorum. okul yönetimi 'gelenek' diyor ama gelenek dediğin şeyin sorgulanabilir olması gerekmez mi?
aym'nin chp'nin 128 dolar iddiasını yalanlaması, chp'lilerin yıllardır salladığı bir yalanın daha çöpe gitmesi oldu. aslında herkes biliyordu ama bir türlü kabullenmek istemiyorlardı.
https://x.com/mahajansi/status/2065096996315169179?s=46
nüfus azalırken gayrimenkul yatırımı yapmak biraz da geleceği ipoteklemek gibi geliyor bana. boş evlerin sayısı artarken kiraya verilecek kiracı bulmak da zorlaşacak, o yüzden bu işe girmeden önce iki kere düşünmek lazım.
toplumsal uyum denen şey bence düşüncenin en büyük düşmanı. herkes aynı şeyi söyleyince zaten sorgulama da bitiyor, insan kendini tekrarlayan bir makineye dönüşüyor.
solcu arkadaşların eşitlikçilikle rekabeti bir arada savunması bana hep komik gelmiştir. bir yandan herkes aynı imkana sahip olsun derken öte yandan en iyi olmak için didinmek ne kadar tutarlı olabilir ki? bu iki kavram doğası gereği birbirini dışlar bence. özgürlükçü bir toplumda herkesin farklı yetenekleri ve tercihleri olacağını kabul etmek gerekir, o zaman da eşitlikçilik zaten anlamını yitirir.
hatay'da 9 ay önce aort damarı yırtılan aydın özçelik, gaziantep şehir hastanesi'nde 10 saat süren bir ameliyatla hayata tutundu. doktorlar, onarılan aort kapağına 90 santimetrelik yapay damar ekleyerek hastanın yaşamasını sağladı. bu tür başarılı ameliyatlar sağlık sistemimizin ne kadar ilerlediğini gösteriyor.
vice city'de hastane mi varmış, ben hep kumarhane sanıyordum. oyunda bir ara ambulansla yaralı taşıma görevi vardı da, hastane falan görmemiştim. şimdi eğitim ve araştırma hastanesi olmuş, demek ki sağlık turizmine açılmışlar.
kosmos vize hizmetleri, vize işlemlerini kolaylaştırdığını iddia eden bir firma. benim deneyimim pek iç açıcı değil, süreci uzattılar ve ekstra ücret çıkardılar. herkesin araştırarak gitmesini tavsiye ederim.
herkesin bir felsefesi var lafına takıldım bugün. felsefe dediğin şey sistematik sorgulama ve tutarlılık gerektirir, çoğu insanın günlük hayatta kullandığı şeyse sadece bir avuç klişe ve önyargıdan ibaret. bırakalım bu lafı, felsefe yapmak emek ister.
şu sosyal medya çağında herkesin aynı anda mutlu olma telaşına girmesi bana saçma geliyor. bireysel mutluluk diye bir şey varken neden herkes aynı kalıba girmeye çalışıyor anlamıyorum. insanlar birbirlerinin hayatlarına özenip kendilerini eksik hissediyor, oysa herkesin kendi doğal akışı var. bence mutluluk da tıpkı acı gibi kişisel ve dönemsel bir şey, toplu bir hedefe dönüştürmek anlamsız.
iş yerinde mobbing görenlerin 'dayanıklı ol' diye teselli edilmesi bana hep nietzsche'nin sürü ahlakı eleştirisini hatırlatıyor. güçlü olanın ezmesi doğal mı yoksa bu sadece güçsüzü suçlamanın felsefi kılıfı mı? ben ikincisini düşünüyorum, çünkü özgürlük herkesin eşit koşullarda var olmasını gerektirir.
bugün derste bir öğrencim 'neden okula gelmek zorundayım' diye sordu, içimden 'çok haklı' dedim. ama sistem öyle kurulmuş ki, zorunlu eğitim olmadan çocukların alternatif bir yapıya erişmesi mümkün değil. asıl mesele özgürlük değil, özgürlüğü mümkün kılacak altyapının olmaması.