Bulgular, yedi sanatçının farklı üretim pratiklerini hafıza, mekân ve dönüşüm ekseninde bir araya getiriyor. Sergi, yapıtı tamamlanmış bir sonuç olarak değil; düşüncenin, deneyimin ve araştırmanın izlerini taşıyan bir bulgu olarak ele alıyor.
istanbul’un kültürel belleğinde özel bir yere sahip iSKi Kuzguncuk Kültür Evi, bu sergide yalnızca bir sergileme mekânı değil, eserlerle birlikte anlam üreten yaşayan bir katman olarak konumlanıyor. Yapının tarihsel dokusu, Kuzguncuk’un çok kültürlü hafızası ve çağdaş sanatın güncel anlatıları arasında kurulan ilişki, serginin düşünsel omurgasını oluşturuyor.
Resim, nesne ve farklı çağdaş üretim biçimleri aracılığıyla şekillenen sergi; bireysel hafıza ile kolektif belleğin, geçmiş ile bugünün ve mekân ile izleyicinin kurduğu ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor. Her yapıt, bulunduğu mekânla birlikte yeni bir bağlam kazanırken, izleyiciyi de bu katmanlı deneyimin aktif bir parçası hâline getiriyor.
Ortak bir üslup arayışından çok, farklı sanatsal yaklaşımların bir aradalığından doğan çoğul bir düşünce alanı öneren Bulgular, çağdaş sanatın kesin yargılar üretmekten ziyade yeni okuma biçimleri geliştiren araştırmacı niteliğini görünür kılıyor.
Mehmet Raif Ersoy;
12 Nisan 1956 tarihinde Kırklareli’nin Pınarhisar ilçesinde doğmuştur. Sanat eğitimini 1980 yılında dönemin Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Resim Bölümü’nde, Türk resim sanatının önemli temsilcilerinden Neşet Günal Atölyesi‘nde tamamlamıştır. Akademi yıllarında edindiği güçlü desen disiplini ve figüratif resim anlayışı, sanat pratiğinin temel belirleyicileri olmuştur. Neşet Günal’ın toplumsal gerçekçi figür geleneği, Ersoy’un sanatsal dilinin biçimsel altyapısını oluşturmuştur.
Mezuniyetinin ardından uzun yıllar çeşitli ortaöğretim kurumlarında resim öğretmeni olarak görev yapan sanatçı, yaklaşık yirmi beş yıllık eğitimcilik yaşamı boyunca birçok genç sanatçının yetişmesine katkıda bulunmuştur. ilk kişisel sergisini 1988 yılında, Semra Kut’un yöneticiliğini yaptığı Bakırköy Bütün Zamanlar Sanat Galerisi’nde açmıştır. Bunun yanı sıra çok sayıda karma sergiye katılmış, eserleri özel koleksiyonlarda yer almıştır.
1982 yılında istanbul Eczacı Odası 1. Bölge tarafından düzenlenen “ilaç ve Halk Sağlığı” konulu Karikatür Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü’ne layık görülmesi, sanatçının yalnızca resim alanındaki değil, çizgi ve görsel anlatım gücündeki yetkinliğini de ortaya koymuştur.
Mehmet Raif Ersoy’un sanatı, toplumsal gözlem ile bireysel psikolojiyi buluşturan figüratif bir anlatı üzerine kuruludur. Resimlerinde insan figürü yalnızca biçimsel bir unsur değil; toplumsal belleğin, yaşam deneyiminin ve ruhsal çözümlemelerin taşıyıcısıdır. Figür ağırlıklı kompozisyonlarında psikolojik gerilim, sessizlik ve içsel anlatım öne çıkarken; güçlü desen kurgusu, dengeli renk kullanımı ve plastik bütünlük, sanatçının akademik birikimini görünür kılar.
Sanatçı, kavramsal ya da nesneyi tek başına sanatın merkezine yerleştiren yaklaşımlardan uzak durarak, resim sanatının özünü insan, duygu ve yaşanmışlık ekseninde değerlendirmektedir. Ona göre resim, öncelikle doğal yetenek, yaşam deneyimi ve sanatçı kişiliğinin uzun soluklu üretim süreciyle olgunlaşan yaratıcı bir eylemdir. Bu anlayış doğrultusunda, resmin yalnızca teknik olarak öğretilebilecek bir disiplin olmadığını; sanatçının yaratıcı potansiyelinin bireysel birikim ve adanmışlıkla geliştiğini savunmaktadır.
Neşet Günal ekolünün sağlam desen geleneğini çağdaş bir duyarlılıkla sürdüren Mehmet Raif Ersoy, figüratif Türk resminin akademik sürekliliğini temsil eden sanatçılar arasında yer almakta; toplumsal gerçekçilik ile bireyin iç dünyasını bir araya getiren özgün yaklaşımıyla üretimlerini sürdürmektedir.
Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, zirve güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması ve vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğinin sürdürülebilmesi amacıyla gerekli güvenlik ve trafik tedbirleri alınmıştır.
-Basından
Vedat Özdemiroğlu
Vedadigo
7 kasım 1968, ankara doğumlu.
ilkokula kars'ta başladı, malatya'da bitirdi.
ortaokula malatya'da başladı, iskenderun'da bitirdi.
liseyi iskenderun'da okudu.
1986'da i.ü. iletişim fakültesi'ne başladı ve 1993'te mezun oldu.
öğrenciyken çarşaf mizah dergisinde yazmaya başladı. (1987)
gırgır dergisine geçti. (1988)
gırgır, fırt, dıgıl, avni dergilerinden sonra leman yazarı oldu. (1992-2005)
kısa süren fermuar dergisi (,2006) mesaisini takiben kuruluşundan kapanışına dek uykusuz dergisinin başyazarı oldu. (2007-2022)
bu arada cumhuriyet ve milliyet gazeteleri ile öküz, kafa, ot gibi aylık dergilerde yazıları çıktı.
selam dünyalı ben türküm adlı kitabı, 2003 yılının türkiye'de en çok satan kitabı oldu.
bu kitap dışında kaldırım yazıları,
tracy chiller, gece tarifesi, vedat bey'in görkemli hayatı, vösym, türkçe sözlü hafif komik, deniz tarafındaki kale, türk'ün dostoyevski'yle sınavı adlı kitaplara imza attı.
2007'den beri kendi yazdığı tek kişilik "80 dakkada cümle âlem" oyununu türkiye genelinde ve bazı avrupa sahnelerinde sergiledi.
metin akpınar&zeki alasya,
okan bayülgen, settar tanrıöğen, beyaz, meltem cumbul ve ata demirer gibi isimler için tv kanallarına metin yazdı.
bir tv kanalında 26 hafta boyunca "türkçe sözlü hafif komik" adlı talk show programı yaptı. (2009)
Aziz emekli subay babası Ethem Ruhi Özdemiroğlu'ndan (1942-2016) kırtasiye ve muhteşem ev kadını annesi Ayşe Mukaddes Özdemiroğlu'ndan (1947-2025) kitap sevgisini devraldı.
Ahmet ağbisi (1963) ve kızkardeşi Funda (1977) arasında.
1998'de doğan oğlu Can Ilgaz Özdemiroğlu'nu 2024'te kaybetti.
Canının içi kızı Lale Leyla Özdemiroğlu, 23 Mart 2015'te Ankara'da doğdu.
Beşiktaş futbol takımının koyu taraftarı ve dünyanın bilinen tek takım şairi.
istanbul Malatya seferini yapan Türk Hava Yolları Uçağı iniş hazırlıkları yaparken, tuvalete geçmek isteyen kadın yolcuya güvenlik önlemleri nedeniyle görevliler tarafından izin verilmemesi üzerine yaşanılmış olaydır.
-Basından
Ressam Mustafa Horasan’ın vefat ettiği sosyal medya paylaşımlarıyla duyuruldu. Paylaşımlarda Horasan’ın “elim bir kaza sonucu” hayatını kaybettiği belirtildi.
Mustafa Horasan, 1965 yılında Aydın’da doğdu. ilk ve orta öğrenimini izmir’de tamamladı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Ana Sanat Dalı, Özgün Baskı Resim Bölümü’nden mezun oldu.
Resimlerinde figür, beden, kimlik, hafıza ve insanın iç dünyasına ilişkin temaları işleyen Horasan, uzun yıllar istanbul’da üretimlerini sürdürdü. Figüratif anlatımı ve desen ağırlıklı çalışmalarıyla tanındı.
Yurt içi ve yurt dışında sergilere katılan Horasan’ın eserleri çeşitli özel koleksiyonlarda yer almaktadır.
Mustafa Horasan’ın, motosiklet kullandığı sırada trafik kazası sonucu hayatını kaybettiği öğrenildi.
Fırat Altındal
Yapısöküm
13.06 — 13.07.2026
Galeri KEV Gümüşsuyu Bolahenk Sok No:5/A
Beyoğlu/iSTANBUL Tel:05422010508
Küratör: Hasan Sarıtaş
Fırat Altındal’ın “Yapısöküm” başlıklı sergisi, post-yapısalcı düşüncenin dil, kimlik, hakikat ve güç ilişkilerine dair açtığı tartışmaları görsel bir düzleme taşıyor. Sergi, yalnızca imgelerin değil; anlamın, belleğin ve temsilin de parçalandığı bir alan öneriyor.
Jacques Derrida’nın “deconstruction” kavramından hareketle şekillenen bu yaklaşım, izleyiciyi eserin sabit bir anlam taşıdığı düşüncesinden uzaklaştırarak çok katmanlı ve sürekli dönüşen bir okuma biçimine davet ediyor.
Altındal’ın üretim pratiğinde sıkça karşılaşılan figürler, organik yüzeyler, kaktüs formları ve parçalanmış bedenler; bu sergide tek bir anlatının taşıyıcısı olmaktan çıkarak çoğul anlam alanlarına dönüşüyor.
Her imge başka bir imgeye gönderme yaparken, yüzeyler de kendi içinde yeni çatlaklar ve yeni okumalar üretir. Böylece eserler, tamamlanmış yapılardan çok; sürekli yeniden kurulan, bozulan ve dönüşen düşünsel katmanlar hâline gelir.
Sergi boyunca kullanılan katmanlı boya yüzeyleri, kırılgan dokular ve çarpışan renk ilişkileri; post-yapısalcılığın merkezsiz ve akışkan düşünce yapısını görsel olarak yeniden üretir.
Altındal’ın resimleri, izleyiciyi güvenli bir anlam alanına yerleştirmek yerine; belirsizlik, çelişki ve dönüşümün içerisinde hareket etmeye zorlar.
Michel Foucault’nun bilgi ve iktidar ilişkisine dair düşüncelerine paralel biçimde “Yapısöküm” görsel kültürün ürettiği normları da sorgular. Güzel olan, normal kabul edilen ya da sistem tarafından meşrulaştırılan imgeler parçalanır; yeniden kurulur ve kendi otoritesini kaybeder. Sanatçı bu noktada resmi yalnızca estetik bir nesne olarak değil, aynı zamanda ideolojik bir yapı olarak ele alır.
Sabit anlamların çözüldüğü ve görsel dilin sürekli yeniden üretildiği bir düşünsel alan olarak kurgulanmıştır. Mekân içerisinde yer alan eserler; lineer bir anlatı kurmak yerine, izleyiciyi parçalı okumalar ve çoklu ilişkiler arasında dolaşmaya davet eder. Bu yaklaşım, post-yapısalcı düşüncenin merkezsiz yapısını mekânsal bir deneyime dönüştürür. izleyici burada yalnızca eserle karşılaşmaz; aynı zamanda kendi bakışını, algısını ve anlam üretim biçimini de sorgulamaya başlar.
“Yapısöküm”
Kesin hakikatlerin dağıldığı; merkezin kırıldığı ve anlamın çoğullaştığı bir görsel düşünme alanıdır. Fırat Altındal’ın eserleri bu sergide, yalnızca bakılan imgeler değil; içine girilen, çözülen ve yeniden inşa edilen yapılar olarak varlık kazanır.
Tren vagonları yaklaşırken aynı yerde durmuyor ve ivmeli uzama yapıyor fiziksel olarak.
Mal bölgesi, treni numaralı zannediyor babasının malı gibi.
Ulan senin önünde durmasa onun önünde duracaktı, binemedinmi ayrıcada.
Birde yaşın kaç?
Her gün dünya yeniden kurulur ve her sabah taze bir başlangıçtır.
Yeni bir haftanız pazartesi sendromu ile değil, pazartesi güzellikleri ile olsun.
Bütün insanların içinde yeteri kadar bu güzellikler var zaten.
Eskiden hamile ve çocuklu kadınlara, yaşlılara, harp malülü gazilere tahsisli olduğu yazılan ön sıralar vardı.
Şimdi hepsi gençlere ve yeni yetmelere ait.
Okuldan, aileden, çevreden öğretilen hiçbir saygı kuralı olmadığının, toplumun ne hale geldiğinin reel göstergesi.
ibrahim Tayfur
Bellek
16—23.05.2026 Hasan Sarıtaş Gallery
General Asım Gündüz Cad No:63/2 Kadıköy
ibrahim Tayfur’un kent soyutlamaları ve yaşamdan imgelerini bir araya getiren bu sergi, şehir ile insan arasındaki görünmez ilişkileri odağına alıyor.
Sanatçı, gündelik hayattan izleri; katmanlı yüzeyler, ritmik lekeler ve soyut kompozisyonlar aracılığıyla yeniden yorumluyor.
Eserlerde kent, yalnızca fiziksel bir alan değil; hafızanın, zamanın ve kişisel deneyimlerin taşıyıcısı olarak karşımıza çıkıyor.
Tayfur’un üretim pratiği, soyutlama ile tanıdık imgeler arasında kurduğu dengeli ilişki sayesinde izleyiciyi hem bireysel hem de kolektif bir hafıza alanına davet ediyor.
istanbul Sanat Dergisi, raflarda yerini alan yeni sayısıyla okurlarını istanbul’un kültür ve sanat ekosistemini geçmişten bugüne uzanan güçlü bir perspektifle yeniden keşfetmeye davet ediyor. “Yüzyılın izinde” kapağıyla yayımlanan bu özel sayı, Cumhuriyet ile paralel ilerleyen sanat tarihini, Türkiye’de kültürün kurumsallaşma sürecini ve çağdaş sanatın dönüşen dinamiklerini aynı çatı altında buluşturuyor.
Derginin kapak dosyasında yer alan “Yüzyılın izleri”, Koç Topluluğu’nun yüz yıllık kültür ve sanat hafızasını merkeze alarak Türkiye’nin modernleşme sürecine sanat üzerinden kapsamlı bir bakış sunuyor. Yapı Kredi Galeri Direktörü Didem Yazıcı ile gerçekleştirilen özel röportaj, sanatın yalnızca estetik bir alan değil, toplumsal belleğin taşıyıcısı olduğunu vurguluyor.
BiRBiRiNDEN ÖZEL SEÇKiLER
Bu sayıda ayrıca; Sakıp Sabancı Müzesi Resim Koleksiyonu’nun Osmanlı’dan modern Türk resmine uzanan yeni seçkisi, Pera Müzesi’nin Halil Paşa’nın yaşamı ve sanatsal üretimini odağına alan sergisi, Arter’in “Yapım Aşamasında” grup sergisi ve ANAMED’in “Cümle Fener Burada” başlıklı araştırma odaklı sergisi gibi ülkemizin sanat tarihine ışık tutan önemli içerikler dikkat çekiyor. istanbul’un kültürel mirasını farklı disiplinlerle yeniden yorumlayan bu seçkiler, okuru yalnızca sergileri gezmeye değil; düşünmeye, sorgulamaya ve tarihsel bağlar kurmaya çağırıyor.
GÜÇLÜ BiR KÜLTÜREL PANORAMA
Çağdaş sanat alanında ise Nilbar Güreş’in 61. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’ndaki “Gözlerinizden Öperim” sergisi, Tatiana Kirillova’nın “Her Damlada Bir istanbul” yaklaşımı, Zeyrek Çinili Hamam’daki “Temenos: iç Deniz” sergisi ve Haliç Sanat’taki üç yeni sergi gibi güncel üretimler; kimlik, hafıza, su, dönüşüm ve mekân gibi temalar etrafında güçlü bir kültürel panorama oluşturuyor.
SANATÇI DOSYALARI VE SÖYLEŞiLER
Bu sayıda, Türkiye’den ve dünyadan pek çok sanatçının üretim pratiği derinlikli dosyalarla ele alınıyor. Berhiv Ekin, Esra Hatun, Hülya Düzenli, Hediye Akoğlu, Madam P, Aslı Özer, Elif Sanchez, Deniz Çeliker, Kei Ichikawa, Auguste Lu, Mark McKenna, Odetola Ayodele, Michael Ornauer gibi farklı kuşak ve coğrafyalardan sanatçılar, üretim süreçlerini ve düşünsel arka planlarını istanbul Sanat okurlarıyla paylaşıyor.
AKREDiTE VE ULUSLARARASI ERiŞiMLi YAYIN
2024 yılı itibarıyla T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na akredite yayınlar arasına giren istanbul Sanat Dergisi, Türkiye’de ve yurt dışında çok sayıda kütüphaneye, kurum ve koleksiyona ulaşıyor. K-iletişim Yayınlar Grubu tarafından üç ayda bir yayımlanan dergi, kültür ve sanat alanında sürdürülebilir bir referans kaynağı oluşturmayı hedefliyor.
* ilham verici içerikler, derinlikli dosyalar ve özenle seçilmiş görsellerle dolu istanbul Sanat Dergisi, sanatın izini süren tüm sanatseverleri bekliyor. Keyifli okumalar...
Bosch Türkiye'nin Anneler Günü için hazırladığı "Tam bi' anne hikayesi" başlığıyla yayımlanan reklam filmine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş tepki göstermişti.
Göktaş reklamı “Bir çocuğun hayatına sevgiyle dokunan, onu büyüten, koruyan ve geleceğe hazırlayan her kadın, biyolojik ya da koruyucu gerçek bir annedir. Bu bağ; sadece bireysel değil, aynı zamanda toplumsal sürekliliğin temelidir. Açıklamasında bulundu.
Bosch Türkiye’nin Anneler Günü reklamında evcil hayvanın “çocuk” olarak sunulması sosyal medyada tepki çekti. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş reklamı eleştirdi. Bakanlığın konuyu yargıya taşıyacağı ifade edildi.
Elçin Mustafayev’in “Şehrin Hafızası” başlıklı sergisi, kentsel mekânın yalnızca fiziksel bir yapı değil, aynı zamanda kolektif belleğin katmanlı bir taşıyıcısı olduğu fikri üzerine inşa edilir. Sanatçı, istanbul’un simgesel siluetlerinden birini merkezine alarak, mimari formlar ile ışık, renk ve atmosfer arasındaki ilişkiyi yeniden yorumlar. Bu yaklaşım, şehri sabit bir görüntü olmaktan çıkarıp, sürekli dönüşen ve hatırlama süreçleriyle yeniden kurulan bir deneyim alanına dönüştürür.
Mustafayev’in resimlerinde dikkat çeken en belirgin unsur, ışığın resimsel bir araç olmanın ötesine geçerek bir hafıza taşıyıcısı haline gelmesidir.
Gece manzarasında parlayan kent dokusu, bireysel ve kolektif yaşantıların izlerini taşırken; yüzeydeki parçalı renk kullanımı, zamanın süreksizliğini ve hatırlamanın fragmanlı doğasını görünür kılar.
Bu bağlamda sanatçı, kent manzarasını temsilden ziyade, bir “algı alanı” olarak ele alır.
Eserlerdeki mimari öğeler surlar, kuleler ve kıyı hattı tarihsel sürekliliğe işaret ederken, bütün bunları çevreleyen modern şehir dokusu ile kurdukları gerilim, geçmiş ile şimdi arasındaki geçirgen sınırları vurgular.
Bu karşılaşma, izleyiciyi yalnızca bir manzaraya bakmaya değil, o manzaranın içinde yer alan zamansal katmanları okumaya davet eder.
“Şehrin Hafızası”, istanbul’un romantize edilmiş bir temsilinden ziyade, onun çok katmanlı ve çoğu zaman çelişkili yapısını ortaya koyar
Mustafayev, kentle kurulan ilişkiyi görsel bir anlatıya dönüştürürken, izleyiciyi kendi hafıza haritasını yeniden düşünmeye çağırır. Böylece sergi, şehirle kurulan bağın yalnızca mekânsal değil, aynı zamanda duygusal ve zihinsel bir süreç olduğunu hatırlatır.
1981 yılında izmir’de doğdu.
Lisans eğitimini 2003 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.
Akademik yolculuğuna Ege Üniversitesi’nde devam ederek, 2009 yılında "Alan Yaratmak: Amerikalı Kadın Romancıların Eserlerinde Toplumsal Cinsiyet, Kimlik ve Güç" (Creating Space: Gender, Identity, and Power in The Works of American Women Novelists) başlıklı teziyle yüksek lisans derecesini aldı.
Edebiyattaki kadın imgesi ve mekân ilişkisi üzerine kurduğu bu temel, ilerleyen yıllarda hem görsel hem de edebi dünyasına yön verdi.
Doğaya ve kadim bilgiye olan tutkusuyla 2021 yılında Üsküdar Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Bölümü’nden mezun oldu.
Meslek hayatına 2003 yılında ingilizce öğretmeni olarak başladı ve eğitmen kariyerini istanbul Üsküdar Bilim ve Sanat Merkezi’nde (BiLSEM) sürdürmektedir.
Yaklaşık 20 yıldır amatör olarak fotoğraf sanatıyla ilgilenmekte, imgelerin gücünü kelimelerle birleştirerek şiir çalışmalarını da eş zamanlı olarak sürdürmektedir.
Objektifini insan hikayeleri üzerine odaklayarak fotoğraflarındaki "sureti" yazdığı dizelerin "sırrıyla" harmanlamaya devam etmektedir.
Işığın izinde, Gerçekliğin Ötesinde: Bir Anlam Arayışı Olarak Fotoğraf
Fotoğraf; sadece ışıkla yazılan bir yazı değil, aynı zamanda ruhun dış dünyaya açılan bir penceresidir. Benim için fotoğraf sanatı, deklanşöre basılan o saniyenin çok ötesinde; dünyayı görme, anlama ve en nihayetinde ona yeni bir anlam katma biçimidir.
Teorik olarak fotoğrafı "ışığı an’lama" olarak tanımlasak da, ben bu sanatı sadece görsel ve biçimsel bir uygulamaya ek olarak kadrajıma giren her kare, aslında benim duygularımın, düşüncelerimin ve o ana yüklediğim anlamın bir yansımasıdır.
Sanatın, katı kurallar silsilesine hapsedilemeyecek kadar kutsal ve özgür bir alan olduğuna inanıyorum.
Elbette ışık, kompozisyon ve teknik bilgi bu işin alfabesidir; ancak bu alfabeyi öğrendikten sonra asıl mesele, o harflerle nasıl bir cümle kurduğunuzdur.
Ben, temel teknik disiplinleri bir araç olarak kullanıyor, sonrasında ise kendimi tamamen sanatın özgür kollarına bırakıyorum. Çünkü gerçek ifade gücü, teknik sınırların bittiği ve sanatçının kendi özgür sesini duyurmaya başladığı noktada doğar.
Anlatmak istediğimi herhangi bir kalıba sığdırmadan, en yalın ve en özgür haliyle ifade etmek benim temel prensibimdir.
Sanat yolculuğumda özellikle belgesel fotoğrafçılık ve sokak fotoğrafçılığına duyduğum tutku, beni her zaman hayatın en doğal, en maskesiz anlarına yönlendirdi.
Sokak, bitmek bilmeyen bir hikaye kaynağıdır; belgesel fotoğrafçılık ise bu hikayeleri zamansız kılarak toplumsal bir hafıza oluşturma çabasıdır. Yaklaşık yirmi yılı bulan bu serüvende, hayatın akışını olduğu gibi ama kendi duygu süzgecimden geçirerek kaydetmeye gayret ediyorum.
Bu tutkunun bir sonucu olarak bugüne kadar iki kişisel sergiyle sanatseverlerin karşısına çıktım. Kalbimde çok özel bir yere sahip olan bu çalışma; Anadolu’nun her köşesinde yaşamı tırnaklarıyla kazıyan, emeğiyle güzelleştiren kadınların hikayesine odaklanıyor.
Anadolu kadınlarının o vakur duruşu, içlerindeki sessiz güç ve yüzlerindeki her bir çizginin anlattığı bin yıllık masallar benim kadrajımın merkezindeydi. Onların gücünü ve "Ana-Dolu" ruhunu, sadece birer görüntü olarak değil, birer yaşanmışlık abidesi olarak sunmaya çalıştım.
Amerikan Kültürü ve Edebiyatı alanındaki akademik geçmişim ve toplumsal cinsiyet üzerine yaptığım çalışmalar, fotoğraflarımdaki alt metinleri besleyen en önemli unsurlar oldu. Edebiyatın imgesel gücüyle fotoğrafın görsel gücünü birleştirerek, izleyiciye sadece bakacağı değil, üzerinde düşüneceği ve bağ kuracağı dünyalar sunmayı hedefliyorum.
Benim için fotoğrafçılık, sonu olmayan bir keşif yolculuğudur. Ve bu yolculukta pusulam; her zaman özgürlük ve insana dair duyulan o bitmek bilmeyen merak olacaktır.
1970 nüfus sayımına göre nüfusumuz 35.605.176’di.
Dünyada kendi kendisini doyuran sayılı ülkelerdendik.
Yoksul tarım ülkesi ve genç nüfustuk.
iş Adamı Vehbi Koç, 14 Haziran 1994 tarihinde Birleşmiş Milletler (BM) 6. Genel Sekreteri Butros Butros Gali (Boutros Boutros-Ghali) tarafından verilen Dünya Nüfus Planlaması Ödülü'nü almıştır.
Bu ödül, Vehbi Koç'un nüfus planlaması ve sosyal faaliyetler konusundaki çalışmalarının bir takdiri olarak verilmiştir.
Silah Kardeşin Elinde!
Doğada birlikte yaşayabilen canlılar arılar, karıncalar, göçmen kuşlar, kurt, aslan sürüleri, filler vs nekadar yırtıcı olsalarda, belli kuralları var.
insanoğlu Habil’le Kabil’den bu yana çok bedeller ödedi.
Büyük insanlık kültür mirasını oluştururken iç savaşlar, sanayi devrimleri, kültür devrimleri yaşadı.
Edebiyat, resim, müzik, heykel, tiyatro, ilim ve bilim niçin varoldu?
“Gönülden gönüle görünmez bir yol” bulan Anadolu Erenleri bugün yaşasalardı bizlere ne diyeceklerdi?!Ülkemizde ve Maraş’ımızda büyük acıların içine düştük ne yazıkki…
Dün Urfa, bugün Maraş, yarın neresi, hangi şehrimiz sırada?
Şimdi TV dizileri, önceki dönemlerde tekstil ihracatı karşılığı zorla satılan Amerikan yapımı şiddet öğreten filmler, internet oyunları, kültürsüzleştirme, akılsızlaştırma dayatmaları, Batı’nın da, Doğu’nun da, Orta Doğu’nun da, en kötü taraflarını içimize taşımamız tamda 12’den vurdular hep birlikte!
Bir öğrenci, bir çocuk ailesine, okuluna, arkadaşlarına, memleketine, ülkesine, milletine, büyük insanlığa aidiyet duymuyor.
Ateş ederken onların, umutlarına, hayatlarına, ailelerine, geleceklerine, kendi hayatına, kendi ailesine, kendi geleceğine, kendi sevdalarına acımıyor!
5 tabanca ve 7 şarjör kullanabilecek kadar özel bir eğitimi var üstelikte.
Her sokağı, her caddesi şair edip ve tarihe malolmuş değerli insanların isimleriyle donanmış Sevgili Maraş affet bizi.
Çocuklarımızın beyinlerini, ruhlarını, gönüllerini boşalttığımız için.
Kültürümüz sokak tabelalarında asılı kalmış ne yazıkki.
Şehit öğretmenimiz Ayla KARA Hanım;
Bir anne gibi kucakladın bütün çocuklarını, onlara canını siper ettin.
Belkide katiline bile sarılmak istedin “Yapma yavrum!” diyerek mutlaka…
Acıya karşı umut, kötülüğe karşı aydınlık!
Dünyaya cevap olsun ki biz bitmedik, bitmeyeceğiz.
https://galeri.uludagsozluk.com/r/2489084/+
15 NiSAN/15 HAZiRAN 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek sergidir.
RESET:
Çağdaş yaşamın akışı içinde algıyı yeniden kurma ihtiyacına odaklanır.
Sergi farklı kuşaklardan sanatçıları biraraya getirerek hafıza, mekan, doğa ve figür üzerinden gelişen çok katmanlı bir dil önerir.
Her eser, izleyiciyi alışılmış bakış biçimlerini askıya almaya ve yeni bir başlangıç fikriyle yüzleşmeye davet eder.
RESET:
Yeniden görmenin, anlamlandırmanın imkanını araştırır.
SERGiYE KATILAN SANATÇILAR:
Harun ACI
Mehmet Yılmaz AK
Meltem AKKAYA
Fırat ALTINDAL
Burcu ASSAR
Engin BEYAZ
Mümin CANDAŞ
Alican ÇiZMECi
Zafer DiLEKÇi
Vildan ER
Devrim ERBiL
Mehmet Emin ERŞAN
Hakan GÜVEN
Murat HUVAJ
Mehmet KAYA
Tatiana KiRiLLOVA
Emel KÖLEOĞLU
Tevfik Talha OKAN
Ayşe ÖZEN
Neveser ÖZENBAŞ
Yener ÖZER
Ceyda Tırtıl ÖZDEMiR
Esra ÖZSOY
Madam P
POLVO
Ceyda Aşık RUMELi
Turgay SARIKAYA
Royal Ash STUDiO
https://galeri.uludagsozluk.com/r/2486980/+ https://galeri.uludagsozluk.com/r/2486979/+
Bankacılıktan tablo ve sanat eksperliğine uzanan bir ömür.
Aile büyüklerinin resime düşkün olmasıyla başlayan sanat yolculuğu; önce hobi koleksiyonerliği, sonra profesyonel bağlantılarla, ulusal değerde aranılan bir bilirkişi ve koleksiyoner kimliğine dönüşmüştür.
istanbul Erenköy doğumlu.
Erenköy Güneş Koleji’nde okurken, resim sergileri okul dışında en büyük sanatsal eğitim alanı olmuştur.
Sanatı parayla değil merak, bilgi ve özveriyle öğrenmiş ve yaşatmış bir koleksiyoner.
Saygıdeğer yazar arkadaşlar; lütfen küfür ve hakaret içeren yorumlarınızı başka ortamlarda paylaşın.
Konunun ciddiyetine yakışan üslupla anayasal, demokratik ve kanuni haklarınızı aşmadan değerlendirin.
Dört yanım puşt zulası belkide kim bilir;
Dönerim, dönerim çıkmaz.
AY KARANLIK
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...
itten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
ille de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık...
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
Bu sergide sanatçı, istanbul’u su damlalarının içinde yansıtmaktadır.
Mikro ölçekte bir makro evren…
istanbul’da su yalnızca bir altyapı değil, istanbul’un hafızasıdır.
Damla bir merceğe dönüşür ve
içinde tarih, emek, medeniyetler ve zamanın nefesi vardır.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin dediği gibi;
Sen okyanusta bir damla değilsin, bir damlanın içinde okyanussun!
Ve bazan bir damlanın içinde bütün bir şehir saklıdır.
ÖDÜLLERi:
2021 yılında Türkiye’de Şamil Vakfı tarafından düzenlenen 850 yarışmacının katıldığı uluslararası ÖZGÜRLÜK TUVALDE isimli isimli yarışmada birinci oldu.
Sanatçı son olarak, Saint Petersburg Steihlitz Sanat Akademisi’nde Rusya Federasyonu Bilim ve Yükseköğretim Bakanlığı himayesinde, “Sınır Tanımayan Sanat” Festivali kapsamında 26 Şubat 15 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen uluslararası “Sanatçının Dünyaya Bakışı” Sergisi’ne
“insana Dönüş / Toprağın Sesi / Aşık Veysel” tablosuyla
46 ülkeden katılan 1000 den fazla eser arasında Aşık VEYSEL insana Dönüş, Toprağın Sesi isimli eseriyle
Portre Kategorisi’nde en büyük ödül sahibi oldu.