Are You Content? farklı kuşak ve disiplinlerden sanatçıların yapıtlarını bir araya getirerek memnuniyet, arzu ve tüketim arasındaki değişken ilişkilere bakıyor.
Serginin başlığı, ingilizce content sözcüğünün hem “memnun” hem de “içerik” anlamına gelmesinden hareket ediyor ve bu ikili anlamı serginin düşünsel zeminine yerleştiriyor.
Resim, heykel, fotoğraf, video ve yerleştirmeyi kapsayan sergi, tek bir anlatı kurmak yerine farklı malzeme, ölçek ve üretim biçimleri arasında karşılaşmalar öneriyor.
Yapıtlar beden, gündelik yaşam, nesneler ve imgeler üzerinden arzunun nasıl üretildiğine, dönüştüğüne ve dolaşıma girdiğine dair farklı yaklaşımlar sunuyor.
“Memnun musun?” Sorusu bu bağlamda kişisel olduğu kadar toplumsal bir nitelik taşıyor. Sahip olduklarımız, görmek istediklerimiz ve kendimizi başkalarına nasıl gösterdiğimiz arasındaki ilişkileri gündeme getirirken, memnuniyetin nerede başladığı ve ne zaman yeni bir arzuya dönüştüğü sorusunu açık bırakıyor.
Sergi bu soruya ortak bir yanıt vermek yerine, yapıtlar arasında oluşan yakınlık ve ayrışmalara alan açıyor.
Böylece Are You Content?
Memnuniyeti ulaşılması gereken bir sonuç olarak değil; sürekli değişen, yeniden müzakere edilen ve izleyicinin kendi deneyimiyle tamamlanan bir durum olarak ele alıyor.
Sergide eserleri yer alan sanatçılar:
Ayşe Özen, Emel Köleoğlu, Esra Özsoy, Harun Acı, Fırat Altındal ve Tevfik Talha Okan.
Are You Content?
23 Ağustos–3 Eylül 2026 tarihleri arasında Hasan Sarıtaş Gallery, istanbul’da ziyaret edilebilir.
Servera
Klasik sanat eserlerini spray paint ve graffiti tekniğiyle yeniden yorumlamasıyla dikkat çeken bir sanatçı.
inci küpeli kız, Venüs’ün Doğuşu gibi sanat tarihinin ikonik eserlerini kendi üslubuyla yeniden ele aldığı çalışmaları var.
ilk bakışta klasik bir tablo gibi görünen işlerde kullanılan tekniğin yalnızca sprey boya olması, çalışmalarının dikkat çekici taraflarından biri.
Gerçekçi portreler ve figürler üzerine yoğunlaşırken graffiti geçmişini de üretimlerinin merkezinde tutmaktadır.
Sanat eğitimine Tekirdağ Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde başlamış ve Marmara Üniversitesi Resim iş Öğretmenliği Bölümü’nde tamamlamıştır.
Mural, tuval ve farklı resim tekniklerini bir arada kullanarak zaman içerisinde kendine ait yepyeni bir üretim dili oluşturmuş.
2026 yılında IAAF Bodrum Sanat Fuarı’nda eserleriyle yer alması çalışmalarının yalnızca sokak ve duvar ölçeğinde kalmadığını gösteren işlerden biri.
Graffiti kökenli bir sanatçının klasik resim referanslarını fuar ortamına taşıması açısından da ilgi çekici.
Servera’yı yalnızca graffiti sanatçısı olarak tanımlamak bu yüzden biraz eksik kalıyor. Yaptığı işlerde graffiti, mural, klasik resim ve çağdaş sanat arasında bir geçiş kuruyor.
11Ağustos 2026 gece saatlerinde Ayşe A. isimli 31 yaşında bir kadının gerçekleştirdiği eylemdir.
Kamera kayıtlarında görüntüsü belli olan şahıs, ertesi gün güvenlik güçlerinin işbirliği ile yakalanarak adli birimlere teslim edildi.
Ressam Alev Özas'ın istanbul Temalı Sergisi istanbul Üsküdar BirSanat Galeri'de Açılıyor.
Ressam Alev Özas'ın istanbul'un renklerini ve ruhunu yansıtan kişisel sergisi, 16-23 Ağustos tarihleri arasında BirSanat Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor.
istanbul'un tarihî dokusunu, değişen siluetini ve çok katmanlı yaşamını kendine özgü bir sanat diliyle yorumlayan ressam Alev Özas, yeni kişisel sergisiyle BirSanat Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının istanbul temalı eserlerinden oluşan sergi, 16-23 Ağustos tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.
Bir hafta boyunca sürecek sergide, istanbul'un farklı semtleri, Boğaz'ın büyüleyici atmosferi, tarihî yapılar ve kentin hareketli yaşamı, sanatçının özgün renk anlayışıyla izleyicilerin karşısına çıkacak. Serginin açılışı ise 16 Ağustos Pazar günü saat 19.00'da gerçekleşecek.
istanbul'un Hafızası Tuvale Taşınıyor
Alev Özas'ın eserlerinde istanbul yalnızca bir şehir olarak değil, aynı zamanda yaşayan bir hafıza mekânı olarak ele alınıyor. Sanatçı, ekspresif yaklaşımı ve güçlü renk kullanımıyla kentin ruhunu, ışığını ve ritmini yeniden yorumluyor.
Soyut ve figüratif unsurları bir araya getiren eserler, izleyicileri istanbul'un geçmişi ile bugünü arasında duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçının çalışmalarında renk, yalnızca bir ifade aracı değil, aynı zamanda anlatının merkezinde yer alan güçlü bir unsur olarak öne çıkıyor.
Büyük iskender, yalnızca ordusuna değil, sembollere de inanıyordu. Rivayetlere göre sefere çıkarken miğferini ve zırhını değerli taşlarla süslerdi. Bu taşlar onun için zenginlik göstergesi değil; cesaretin, ilahi korumanın ve kaderin sessiz mühürleriydi.
Bu eserde miğferi süsleyen her taş, fethedilmiş bir coğrafyayı değil, aşılmış bir korkuyu temsil eder. Gökyüzündeki döngüsel çizgiler zamanın sonsuz akışını, altın renk ise insanın ölümsüzlük arzusunu simgeler. Mavi çizgiler arasında ilerleyen iskender, yalnızca bir hükümdar değil; inanç, irade ve kader arasında yürüyen bir figür olarak yeniden yorumlanır.
Tarih, onun kazandığı savaşları yazar. Sanat ise onu ayakta tutan görünmez inançları hatırlatır.
"Bazı zaferler kılıçla kazanılır; bazıları ise insanın inandığı taşların ağırlığını omuzlarında taşıyabilmesiyle."
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanmış güvenlik ve savunma paktıdır.
Bu antlaşma kapsamında taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini her ikisine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir
Mekke Ortak Savunma Antlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanmış güvenlik ve savunma paktıdır. Bu antlaşma kapsamında taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini her ikisine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir
Anlaşmaya imza atan ülke liderleri:
Türkiye Cumhurbaşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Pakistan Başbakanı Şahbaz,
Suudi Arabistan Başbakanı Muhammed bin Selman Âl-i Suud.
1962 yılında Yozgat’ta doğan Ahmet Murat Coşkun, farklı disiplinler ve malzemeler arasında kurduğu özgün ilişkiyle üretimlerini sürdüren çağdaş bir sanatçıdır.
Resim, rölyef ve nesne temelli çalışmalarında ahşap, metal, bakır ve farklı endüstriyel malzemeleri bir araya getirerek yüzeyin olanaklarını yeniden yorumlar. Malzemeyi yalnızca bir araç olarak değil, eserin anlamını belirleyen temel bir ifade biçimi olarak ele alır.
Soyut estetik anlayışı doğrultusunda geliştirdiği yapıtlarında renk, doku ve katmanlar birbirini tamamlayan bir görsel dil oluşturur. Özellikle yoğun boya yüzeyleri ile doğal ve endüstriyel malzemelerin birlikteliği, eserlerine hem fiziksel hem de kavramsal bir derinlik kazandırır.
Her çalışma, malzemenin doğasına saygı duyan, rastlantısallık ile kontrollü müdahale arasında kurulan dengeli bir üretim sürecinin sonucudur.
Ahmet Murat Coşkun’un pratiği, disiplinlerarası yaklaşımı ve malzemeye dayalı araştırmacı tavrıyla çağdaş sanatın sınırlarını genişleten bir üretim alanı sunar.
Eserleri, izleyiciyi yalnızca görsel bir deneyime değil; malzeme, zaman ve dönüşüm üzerine düşünmeye davet eden çok katmanlı bir anlatı kurar.
Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde doğdu. ilk, orta ve lise tahsilini burada tamamladı. Ankara 0niversitesi Fen Fakültesi Matematik bölümünün son sınıfında dönemin öğrenci olayları nedeniyle tahsiline ara vermek zorunda kaldı.
Dört çocuk annesi olan sanatçı istanbul'da ikamet etmektedir. Çocuklarını topluma kazandırdıktan sonra, 2000 yılından itibaren sanat ve edebiyata yöneldi. Çeşitli kurs ve atölyelerden resim dersleri alarak karakalem ve yağlı boya ile resimler yaptı, çeşitli sergilere katıldı.
Yaglı boya tekniğiyle tuval üzerine ürettiği eserlerini;
Sultanahmet Basın Müzesi (2013).
Altunizade Kültür Merkezi (2017)
Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü (2020)
Altunizade Kültür Merkezinde (2025)
kişisel sergilerinde sanatseverlerle buluşturdu.
Edebiyat alanında da üretken olmaya çalıştı.
Yazı ve şiirleri pek çok dergi ve internet sitelerinde yayımlandı. Yayımlanmış iki roman ve üç şiir kitabıyla edebiyat dünyasında yer almakta olan Atasayar; pek çok kurum, kuruluş ve derneklerin düzenlediği sanat ve şiir organizasyonları tarafından plaket ve ödüllerle onurlandırıldı.
"Resim sanatinda her fırça darbesi bir duyguyu
her renk bir hissi yansıtır. Benim için resim sanatı, içimdeki bahçenin renkleriyle sevgiyi, barışı, huzuru temsil eden objeleri tuvale aktarma sürecidir." diyerek çalışmalarını tanımlayan sanatçı; içindeki bahçenin çiçek açmış hali olan, insana dair tüm güzel duyguları barındıran bu bahçede çiçek açan 150 kadar tabloya imza atmıştır.
Sanat; soyut olan insan ruhunun somutlaşmış halidir. Gönül dünyasının dışarıya yansıyan izdüşümüdür, içinde sevgi taşır, aşk taşır, güzellik taşır, sorumluluk taşır. Sancılı olur doğumu çoğu zaman. Çoğu zaman deli fişek gibi yürek kabından öyle bir fırlarki, somutlaşmak için ışık hızıyla yarışır adeta...
Sanatçı yüreği ana rahmi gibi her an doğuma hazırdır, acı çekme, kıvranma, çırpınma yetisine sahiptir. Çünkü ruhunun en güzel köşesini ortaya koymaktır amacı...görünmek ister, beğenilmek ister. O sebeple güzelden güzellikten ilham alır.
Sanat toplumun bağrına ekilen çiçektir. Toplumlar sanatla nefes alır, sanatla yücelir, sanatla güzelleşir ve sanatla gelişir.
YAYINLANAN ESERLERi:
1) Üçüncü Mevsimdeyim Şiir 2010 istanbul
2) Kahraman ve Öncü Kadınlarımız Destansı Şiirleri 2011-istanbul
3) Yitik Parçam Roman 2012-istanbul
4)Bir Yudum Ben Şiir 2013-istanbul
5) Karanlıktan Gelen Roman
istanbul Özel italyan Lisesi Müdürü istenmeyen adam ilan edildi.
Tez-Koop-iş Sendikası’ndan yapılan açıklamaya göre:
istanbul özel italyan lisesi müdürü giuseppe finocchiaro'nun persona non grata ilan edildiğini duyurdu.
sendika, işten çıkarılan 10 öğretmenin göreve iadesini isterken, okul yönetiminin sendikal haklara yönelik tutumunu eleştirdi.
açıklamada, çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı arabuluculuğunda imzalanan mutabakata rağmen 10 öğretmenin iş akdinin feshedildiği belirtilerek, finocchiaro ile müdür yardımcısı nida intiba'nın yöneticilik görevlerinin milli eğitim bakanlığınca sona erdirildiği ifade edildi.
açıklamada, bu kararın uluslararası hukukta en ağır diplomatik yaptırımlardan biri olduğu belirtilerek, finocchiaro'nun görevine devam edemeyeceği kaydedildi.
-basından
INTERSECTION
1 Ağustos – 1 Eylül
Espressolab Roastery
Hasan Sarıtaş Gallery
Intersection, çağdaş sanatın farklı üretimlerini gündelik yaşamın ritmiyle buluşturan bir kesişim alanı öneriyor. Espressolab Roastery’nin sosyal mekânı, bu sergide yalnızca bir ev sahibi değil; sanatın dolaşıma girdiği, karşılaşmaların ve yeni okumaların üretildiği yaşayan bir zemine dönüşüyor.
Birbirinden farklı yaklaşımlara sahip sanatçıların eserleri, ortak bir anlatı kurmak yerine farklı düşünce ve ifade biçimlerinin kesişebileceği açık bir alan oluşturuyor. Sergi, izleyiciyi tüketilen bir deneyimin ötesine geçerek, sanatın gündelik yaşamla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.
Intersection, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini, bakış açılarını ve deneyimleri bir araya getiren; paylaşım, diyalog ve karşılaşma üzerinden yeni anlamların üretildiği bir kesişim noktası olarak kurgulanmıştır.
Afiş tasarım: @daseindesignstudio
sanatçılar:
harun acı
fırat altındal
ceyda aşık rumeli
zafer dilekçi
hakan güven
murat huvaj
seydi murat koç
emel köleoğlu
neveser özenbaş
zafer malkoç
tevfik talha okan
ayşe özen
ahmet savıcı
yener özer
esra özsoy
turgay sarıkaya
ceyda tırtıl özdemir
hande ekinci
Ceyda Aşık Rumeli, dijital görüntüyü yalnızca bir üretim aracı olarak değil; zaman, hafıza ve algının yeniden kurgulandığı düşünsel bir alan olarak ele alır. Sanatçının üretiminde fiziksel gerçeklik ile sanal uzam arasındaki sınırlar geçirgenleşirken, ekranın yüzeyi sürekli dönüşen bir bellek katmanına dönüşür.
Algoritmik süreçler, yapay zekâ destekli görselleştirme teknikleri ve dijital kolaj gibi farklı üretim yöntemlerini bir araya getiren Rumeli, teknolojiyi estetik bir gösteri unsuru olmaktan çıkararak çağdaş yaşamın görünmez yapılarını sorgulayan eleştirel bir dile dönüştürür. Ürettiği imgeler, kesin anlamlar üretmek yerine izleyiciyi belirsizlik, çoklu okuma ve yeni olasılıklar üzerine düşünmeye davet eder.
Sanatçının pratiği; insan ile makine, organik olan ile sentetik olan, hatırlama ile unutma arasındaki gerilimleri görünür kılarken, dijital çağın değişen görme biçimlerine de eleştirel bir perspektif sunar. Bu yaklaşım, dijital medyayı yalnızca teknik bir araç olarak değil, çağdaş deneyimin kültürel ve felsefi bir zemini olarak yeniden düşünmeye açar.
Hacettepe Üniversitesi Erişkin Çocuk Hastanesi’nde anne karnındaki 26 haftalık bebeğin omurliğindeki açıklık, Türkiye’de ilk kez uygulanan yöntemle giderildi.
Hacettepe Üniversitesi Perinatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Deren ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erdem Fadıloğlu ile Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. ilkay Işıkay, Anestezi ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Banu Kılıçaslan ve Endoskopik Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Derman Başaran’ın 30 kişilik ekiple birlikte konusunda dünya çapında uzman Prof. Dr. Alireza Shamshirsaz’ın uluslararası desteğiyle 14 Temmuz 2026 tarihinde 6.5 saat süren bir ameliyatla başarı sağlandı.
Basından
Bankaların 20.000TL nin üzerine maaş alan emeklilere aynı promosyonu ödemeleri eşit, adil ve sürdürülebilir değil.
Hizmet yılları boyunca yüksek ve daha yüksek pirim ödeyen çalışanlar; aldıkları maaşın vergisinide verdikleri halde bu uygulama ile haksızlığa uğramaktadırlar.
Maaş zam dönemlerinde düşük maaş alan emeklilerle eşitlenmeleri ayrıca büyük bir haksızlıktır.
Elbette en düşük emekli maaş mağduriyetinin giderilmesi önemli bir gündem ve bir sosyal devlet sorumluluğu ancak bunun emekliden alınıp emekliye verilmesi gibi bir uygulama yanlış anlaşılmaktadır.
Turgay Sarıkaya
20 Temmuz – 20 Eylül 2026
Hilltown Küçükyalı
Ufkun Ötesi, Turgay Sarıkaya’nın gökyüzü kompozisyonları ile Penceresiz Evler serisini ortak bir düşünsel düzlemde bir araya getiriyor. Sergi, bakış, mekân ve mesafe kavramlarını temsil üzerinden değil, algı ve deneyim üzerinden yeniden ele alıyor.
Sarıkaya’nın resimlerinde gökyüzü, yön tayin eden bir ufuk çizgisinden çok, belirsiz ve ölçeksiz bir mekân olarak belirirken; Penceresiz Evler dizisinde mimari, işlevinden arındırılmış yalın bir forma dönüşüyor. Hareket ile durağanlık, açıklık ile kapalılık arasında kurulan bu karşılaşma, mekânın fiziksel gerçekliğinden çok zihinsel ve duyusal karşılığını görünür kılıyor.
Anlatısal bir yapı kurmaktan uzak duran sanatçı, izleyiciyi kesin anlamlardan ziyade yavaşlayan bir bakış deneyimine davet ediyor. Ufkun Ötesi, ufku ulaşılacak bir sınır değil, her karşılaşmada yeniden üretilen düşünsel bir olasılık olarak öneriyor.
Engin Beyaz
1978, Erzurum Atatürk Üniversitesi ve Cumhuriyet Üniversitesi’nde resim eğitimi aldı.2007 yılından bu yana istanbul’da yaşayan sanatçı, resim ve yerleştirme alanlarında üretim yapmaktadır. Bugüne kadar çok sayıda kişisel ve karma sergiye katılmış; eserleri çeşitli kamu ve özel koleksiyonlara girmiştir.
Sanat pratiğinde gündelik nesneler, kültürel bellek, doğa ve bilgi kavramlarını bir araya getirir. Kitap, ağaç ve organik formlar gibi imgeleri kullanarak hafıza, zaman ve insan-doğa ilişkisini sorgulayan katmanlı kompozisyonlar üretir. Geleneksel görsel referansları çağdaş sanat diliyle buluşturan yaklaşımı, Türkiye çağdaş sanatında kavramsal ve resim temelli üretimler arasında dikkat çeker
1997 yılında Nevşehir’de doğan Tevfik Talha Okan; erken yaşlardan itibaren resim pratiğini düşünsel ve estetik üretiminin temel ifade alanı olarak geliştirmiştir.
Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki eğitimi süresince Osmanlı minyatür sanatı üzerine yoğunlaşan sanatçı, bu geleneğin ritmik kompozisyon anlayışını, çoklu bakış sistemini ve bezemeye dayalı yüzey kurgusunu Avrupa ekspresyonizminin figüratif anlatımı ve güçlü renk diliyle yeniden yorumlayarak kendine özgü bir resim pratiği oluşturmuştur.
Okan’ın üretimi, Doğu’nun anlatısal ve simgesel görme biçimi ile Batı resminin figür merkezli ifade geleneği arasında kurduğu yaratıcı diyalog üzerinden şekillenir.
Sanatçının resimleri, Osmanlı minyatürünün perspektiften bağımsız mekân anlayışını çağdaş yaşamın gündelik sahneleriyle buluşturur. Kahvehaneler, ev içleri, banyolar, Anadolu halıları, desenler ve gündelik nesneler; yalnızca temsil edilen mekânlar değil, kültürel belleğin, toplumsal hafızanın ve bireysel deneyimin iç içe geçtiği görsel yapılara dönüşür. Bu yaklaşım, geleneği tarihsel bir referans olarak tekrar etmek yerine, onu günümüz insanının kimlik, aidiyet ve yaşam deneyimleri üzerinden yeniden düşünmeye imkân tanır.
2017 yılından itibaren eserleri, Türkiye’deki sanat yazarları, küratörler ve eleştirmenler tarafından ilgiyle takip edilmeye başlayan Tevfik Talha Okan figür, mekân ve kültürel bellek ekseninde geliştirdiği özgün görsel diliyle genç kuşak Türk ressamları arasında dikkat çeken isimlerden biri hâline gelmiştir.
Geleneksel estetik mirası çağdaş resmin ifade olanaklarıyla buluşturan sanatçı, Doğu ile Batı arasında kurduğu estetik ilişkinin güncel Türk resmindeki özgün temsilcileri arasında değerlendirilmektedir.
Türkiye'nin diplomatik desteğiyle 1994 yılında kurulan Gagavuzya Özerk Bölgesi vatandaşları, Moldova Hükümeti’nin anayasal haklarını ihlal etmelerini engellemek için büyük bir miting yaptı.
Komrat Meydanı’ndaki mitingde,
Gagavuzya Özerk Bölgesi halkı, Moldova Cumhuriyeti’nin başkenti Kişinev yönetimine karşı kararlılıklarını duyurdular.
Gagavuzlar, Türkçe konuşan ancak büyük çoğunluğu Ortodoks Hristiyan olan bir Türk halkıdır.
Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, 1990 yılında tek taraflı olarak "Gagavuz Cumhuriyeti" ilan edildi.
Moldova ile yaşanan gerginlikler silahlı çatışmaya dönüşmeden çözüldü.
1994 yılında Moldova Parlamentosu, Gagavuzya'ya geniş özerklik tanıyan bir yasa kabul etti. Böylece bugünkü özerk statüsü resmiyet kazandı.
Başak Şamlıoğlu Huvaj, tiyatro alanında çalışan bir oyuncu, oyun yazarı ve akademisyendir. Oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptıktan sonra doktora çalışmalarını sürdürmüş; tiyatro kuramı ve sahne sanatları üzerine akademik yayınlar da üretmiştir.
Hrisantos’u Kim Öldürdü? adlı oyunun yazarı ve oyuncusudur. Oyun, 1929’daki Tatavla yangınını, istanbul Rumlarının belleğini ve kimlik meselesini tarihsel bir kurgu içinde ele alır.
Daha önce işgalde Rapsodi ve Bana Bir Masal Anlat gibi yapımlarda da oyuncu olarak yer almıştır.
Akademik çalışmalarında özellikle absürt tiyatro, grotesk estetik ve Türk tiyatrosunun dönüşümü üzerine araştırmalar yapmaktadır.
HRiSANTOS’U KiM ÖLDÜRDÜ?
KUZGUNCUK SANAT TiYATROSU
Yazan:
Başak Şamlıoğlu Huvaj
Yönetmen:
Hasan Şahintürk
Proje Danışmanı:
Metin Deniz
Dekor Tasarım:
Başak Özdoğan
Kostüm Tasarım:
Mira Büşra Duman
Işık Tasarım:
Burak Yalçın
Aksan Danışmanı:
Yorgos Demir
Oyuncular:
Başak Şamlıoğlu Huvaj , Tuncay Çağıl
Sahne Amiri:
Mahmut Uğur
Müzik Danışmanı- Düzenleme:
Hasan Esen
Yapımcı:
Gizem Duman Şeşen
70 dk Tek perde
Fırat Koç, 1989 yılında Elazığ’da doğdu. ilk ve orta öğrenimini
burada tamamladı. 2009 yılında Fırat Üniversitesi Matematik
Bölümü’nde lisans eğitimine başladı. 2010 yılında buradaki
eğitimini yarıda bırakarak sırasıyla Anadolu Üniversitesi Güzel
Sanatlar Eğitimi (2010-2014), Marmara Üniversitesi Güzel
Sanatlar Eğitimi Yüksek Lisans (2015-2018), Anadolu
Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Yüksek Lisans (2018-2021)
bölümlerinde eğitim aldı. Fırat Koç birçok farklı şehirde karma
sergilerde ve çalıştaylarda yer aldı. Çalışmalarına istanbul’da
devam etmektedir.
Fırat Koç'un "Algı Serisi”
gerçekliğin doğasına dair temel bir
sorgulamayı görsel dile taşır. Seri, kişinin kendi kavrayışı içinde
inşa ettiği öznel evrende, nesnelerin, öznelerin ve deneyimlerin
sabit bir "öz gerçeklikten" yoksun oluşunu merkezine alır.
Koç'un ifadesiyle,
"mutlak diye bilinen gerçeklik" yerine,
"hissedilen ve algılayışımız ile değişen gerçekliğe" odaklanır. Bu
nedenle, eserler geleneksel anlamda bir mantık dizgesini reddeder
ve "her bireyin kendi zihinsel haritasında şekillenen bir gerçeklik"
fikrini görselleştirir.
Kompozisyonlar, bu türden mutlak gerçeklik iddialarının yerine,
kişisel algı ve deneyimle şekillenen mikro-gerçeklikleri koyar
Bulgular, yedi sanatçının farklı üretim pratiklerini hafıza, mekân ve dönüşüm ekseninde bir araya getiriyor. Sergi, yapıtı tamamlanmış bir sonuç olarak değil; düşüncenin, deneyimin ve araştırmanın izlerini taşıyan bir bulgu olarak ele alıyor.
istanbul’un kültürel belleğinde özel bir yere sahip iSKi Kuzguncuk Kültür Evi, bu sergide yalnızca bir sergileme mekânı değil, eserlerle birlikte anlam üreten yaşayan bir katman olarak konumlanıyor. Yapının tarihsel dokusu, Kuzguncuk’un çok kültürlü hafızası ve çağdaş sanatın güncel anlatıları arasında kurulan ilişki, serginin düşünsel omurgasını oluşturuyor.
Resim, nesne ve farklı çağdaş üretim biçimleri aracılığıyla şekillenen sergi; bireysel hafıza ile kolektif belleğin, geçmiş ile bugünün ve mekân ile izleyicinin kurduğu ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor. Her yapıt, bulunduğu mekânla birlikte yeni bir bağlam kazanırken, izleyiciyi de bu katmanlı deneyimin aktif bir parçası hâline getiriyor.
Ortak bir üslup arayışından çok, farklı sanatsal yaklaşımların bir aradalığından doğan çoğul bir düşünce alanı öneren Bulgular, çağdaş sanatın kesin yargılar üretmekten ziyade yeni okuma biçimleri geliştiren araştırmacı niteliğini görünür kılıyor.
Cumhuriyet sonrası Türk resim geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Neşet Günal’ın atölyesinde yetişen Mehmet Raif Ersoy, figür resmini yalnızca plastik bir problem olarak ele almayan; onu toplumsal bellek, emek kültürü ve gündelik yaşamın tarihsel sürekliliğini görünür kılan bir anlatı alanına dönüştüren sanatçılar arasında yer alır. Ersoy’un sanatsal üretimi, Neşet Günal’ın Anadolu insanını merkeze alan toplumcu gerçekçi yaklaşımından beslenmekle birlikte, bu mirası çağdaş bir görsel dile taşıyarak özgün bir ifade alanı oluşturur.
Sanatçının resimlerinde figür, bireysel kimliğin ötesinde kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak konumlanır. Saraç ustaları, sokak satıcıları, yaşlı Anadolu insanı, kahvehane müdavimleri ya da üretim sürecinin görünmez emekçileri, Ersoy’un kompozisyonlarında yalnızca belirli meslek gruplarını temsil etmez; aynı zamanda modernleşme sürecinde giderek görünmez hâle gelen yaşam biçimlerinin sembolik temsilcilerine dönüşür. Bu yönüyle sanatçının üretimi, toplumsal değişimin görsel bir arşivi niteliğindedir.
Mehmet Raif Ersoy’un resim dili, figürü çevreleyen nesneler aracılığıyla zenginleşen güçlü bir anlatısal yapı üzerine kuruludur. At koşum takımları, saraç aletleri, semaver, kahve fincanları, bastonlar, el işçiliğini temsil eden araçlar ve gündelik yaşama ait objeler, kompozisyon içerisinde yalnızca natürmort unsurları değildir. Bu nesneler, kültürel belleğin maddi tanıkları olarak işlev görür; üretim ilişkilerini, zanaat geleneğini ve Anadolu’nun gündelik hayat pratiklerini resmin ikonografik katmanına dönüştürür. Böylece nesne, işlevsel niteliğini aşarak tarihsel ve kültürel bir simgeye evrilir.
Sanatçının kompozisyon anlayışında dikkat çeken bir diğer unsur, figür ile mekân arasında kurduğu organik ilişkidir. Mekân, perspektif kurallarına bağlı doğal bir çevre olmaktan çok, figürün toplumsal ve kültürel bağlamını tanımlayan sembolik bir düzleme dönüşür. Özellikle zanaatkârları konu alan resimlerde çalışma ortamı, üretim araçları ve çevresel unsurlar figürün kimliğini tamamlayan anlatısal bileşenler olarak kurgulanır. Bu yaklaşım, resimlere belgesel nitelik kazandırırken aynı zamanda güçlü bir şiirsellik de üretir.
Renk kullanımı ise Ersoy’un anlatım gücünü belirleyen temel plastik unsurlardan biridir. Yoğun mavi, koyu kahverengi ve canlı yeşil tonları, figürlerin psikolojik etkisini artıran dramatik bir atmosfer oluşturur. Renk, doğayı olduğu gibi betimlemek yerine duygusal ve simgesel bir alan yaratmak amacıyla kullanılır. Bu tavır, sanatçının gerçekçi anlatımını dışavurumcu bir renk anlayışıyla buluşturarak eserlerine özgün bir görsel karakter kazandırır.
Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında, zirve güvenliğinin sağlanması, kamu düzeninin korunması ve vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğinin sürdürülebilmesi amacıyla gerekli güvenlik ve trafik tedbirleri alınmıştır.
-Basından