Guinness Rekorlar Kitabı’na aday
“Dev istanbul”, 19-20 Eylül’de Kilyos’ta sanatseverlerle buluşacak.
Ressam Alev Özas, iki gün boyunca sergilenecek dev eserinin yanı sıra etkinlik alanında gerçekleştireceği canlı performansla bu kez Sarıyer’i tuvale taşıyacak.
Ressam Alev Özas, istanbul’a adadığı en önemli çalışmalarından “Dev istanbul” ile 19-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek 7. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri’ne katılacak.
Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak hazırlanan ve Guinness Rekorlar Kitabı’na aday olan “Dev istanbul” iki gün boyunca Kilyos Turban Tesisleri’nde sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.
50 METRELiK iSTANBUL KiLYOS’TA
Alev Özas’ın 100 günde tamamladığı “Dev istanbul” 50 metre uzunluğu, 2,90 metre yüksekliği ve tek parça tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle oluşturulan panoramik istanbul anlatımıyla dikkat çekiyor. istanbul’un simge yapılarını ve kent dokusunu sanatçının kendine özgü renk dünyasıyla bir araya getiren eser, Cumhuriyet’in 100. yılı için hayata geçirildi.
“Dev istanbul” için Guinness Rekorlar Kitabı’na, tek parça tuval üzerine yapılmış en büyük yağlı boya metropol resmi kapsamında rekor tescili başvurusu gerçekleştirildi.
ALEV ÖZAS BU KEZ SARIYER’i RESMEDECEK
Alev Özas,
Kilyos’ta yalnızca “Dev istanbul”u sergilemekle kalmayacak, sanatseverlerin gözleri önünde yeni bir eser de yaratacak.
Özas, 19 ve 20 Eylül’de saat 12.00-19.00 arasında gerçekleştireceği canlı resim performansında bu kez Sarıyer’i tuvale taşıyacak.
Sanatçının etkinliğe özel olarak hazırlayacağı Sarıyer resmi, iki gün boyunca ziyaretçilerin gözleri önünde şekillenecek. Böylece sanatseverler bir Alev Özas eserinin ilk fırça darbelerinden tamamlanma sürecine kadar oluşumuna yakından tanıklık etme fırsatı bulacak.
Sanat, doğa ve çevre temalarını bir araya getiren 7. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri kapsamında gerçekleştirilecek buluşmada, Özas’ın tamamlanmış dev istanbul panoraması ile canlı olarak yaratacağı Sarıyer resmi aynı etkinlikte sanatseverlerle buluşacak.
19-20 Eylül 2026
12.00-19.00
Kilyos Turban Tesisleri – Sarıyer
Acemyan, istanbul’u yalnızca görülen bir kent olarak değil, hatırlanan, anlatılan ve zaman içinde yeniden kurulan bir kent belleği olarak ele alan naif resim anlayışıyla öne çıkar.
Sanatçının resimlerinde istanbul, gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla tarihsel hafızanın iç içe geçtiği düşsel bir sahneye dönüşür.
Acemyan’ın dünyasında istanbul’un meydanları, parkları, kahvehaneleri, vapurları, tren garları, eski dükkânları ve eğlence mekânları yalnızca mimari unsurlar değildir. Bunların her biri kentin toplumsal hafızasını taşıyan birer anlatı öğesidir.
Sanatçı, akademik perspektif kurallarına bağlı kalmak yerine naif sanatın bilinçli sadeliğini kullanır.
Yapılar, insanlar ve sokaklar gerçek dünyadaki ölçeklerinden uzaklaşabilir; perspektif sıkışabilir, farklı bakış açıları aynı yüzeyde buluşabilir.
Böylece resim, fotoğrafik gerçekliğin değil, hatırlamanın mantığıyla kurulmuş bir istanbul’a dönüşür.
Resimlerinde istanbul
Acemyan’ın istanbul’u nostaljik olmakla birlikte yalnızca geçmişe özlem duyan bir dünya değildir. Sanatçı geçmişi yeniden inşa eder.
istiklal Caddesi, Gülhane Parkı, Haydarpaşa Garı, Eminönü balıkçıları, Galata Köprüsü, Çukurcuma’nın antikacıları, eski sahaflar, kahvehaneler, Boğaz kıyıları ve istanbul’un tarihsel eğlence kültürü sanatçının resimlerinde büyük bir sahnenin farklı dekorları gibi düşünülebilir.
insan figürü ise bu dünyanın temel unsurudur. Küçük ölçekli figürler yürür, sohbet eder, alışveriş yapar, kahve içer, vapur bekler, gösteri seyreder veya yalnızca sokağın içinde kaybolur. Tek tek kişilerin kimliklerinden çok kalabalığın oluşturduğu şehir ritmi önemlidir.
Bu nedenle Acemyan’ın resimlerine uzaktan bakıldığında istanbul görülür; yaklaşıldığında ise onlarca küçük hikâye ortaya çıkar.
Görsel dili
Acemyan’ın resimlerinde güçlü bir anlatısal yoğunluk bulunur. Kompozisyon genellikle yüksek bir bakış noktasından kurulurken ön, orta ve arka planlar küçük olaylarla doldurulur. Bu yöntem izleyicinin gözünü resmin içerisinde dolaşmaya zorlar.
Renk paletinde özellikle gece sahnelerinde lacivert ve koyu mavi gökyüzü; sıcak sarı pencere ışıkları, kırmızı, turuncu ve toprak tonları arasında güçlü bir karşıtlık görülür.
Sokak lambaları, dükkân vitrinleri ve eğlence alanlarının ışıkları kenti karanlığın içerisinden çıkarır.
Bu ışık kullanımı istanbul’u gerçek bir şehir görünümünden uzaklaştırarak masalsı bir gece sahnesine dönüştürür.
Figürlerin anatomik doğruluğundan çok karakterleri önemlidir. insanlar küçülür, mimari büyür; otomobiller oyuncaklaşır, vapurlar ve faytonlar kentin dekorunun parçalarına dönüşür. Böylece resimlerde zamanın kesin olarak belirlenmesi zorlaşır.
1920’lerin otomobiliyle çok daha eski bir istanbul alışkanlığı aynı kompozisyonda karşılaşabilir. Bu anakronizm bir hata değil, sanatçının kurduğu dünyanın temel özelliklerinden biri olarak okunabilir: Acemyan’ın istanbul’unda kronolojik zaman yerine hafızanın zamanı işler.
Naif sanat içerisindeki yeri
Acemyan’ın üretimi, naif resmin temel özellikleri olan sadeleştirilmiş figür, özgür perspektif, anlatısallık, dekoratif yüzey ve gündelik yaşam gözlemi üzerinden değerlendirilebilir.
Ancak sanatçının ayırt edici yönü, naifliği yalnızca biçimsel bir tercih olarak değil, kent tarihini yeniden anlatmanın aracı hâline getirmesidir.
istanbul burada anıtsal yapılardan ibaret değildir.
Bir sokak satıcısı, kahvede oturan iki kişi, tramvayı bekleyen kalabalık, vapurun ışıkları, eski bir otomobil, bir tiyatro afişi veya parkta dolaşan çocuklar en az Ayasofya, Galata Kulesi ya da Haydarpaşa Garı kadar önem kazanır.
Dolayısıyla Acemyan’ın resimlerinde anıtsal tarih ile gündelik hayat arasında hiyerarşi kurulmaz.
37. Ayran Festivali kapsamında 31 Ağustos 6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleşen çalıştaydır.
Sınırları Aşan Sanat Susurluk’ta Buluştu:
7 Ülkeden 11 Sanatçı, Tek Bir Sanat Hikâyesi.
Sergide, Saint Petersburg’da özel Laureate Ödülü’ne layık görülen Rus ressam Tatiana Kirillova’nın Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet’i konu alan yeni eserleri de sanatseverlerle buluştu.
Çalıştay Türkiye, Rusya, izlanda, Almanya, Polonya, iran, Kosova ve farklı kültürlerden sanatçıları bir araya getirdi.
31 Ağustos–6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen sempozyuma 14 sanatçı katılırken, sanatçıların eserleri festival kapsamında Susurluk merkezindeki parkta düzenlenen sergide izleyiciyle buluştu.
Sempozyumun açılışı Susurluk Belediye Başkanı Hakan Yıldırım Semizel, ressam ve küratör Kenan Şahin, organizatör Av.Reyhan Şahin ve sanatçıların katılımıyla gerçekleştirildi.
Sergi, 5 Eylül Susurluk’un Kurtuluş Günü etkinlikleri ve hafta boyunca konserler, kültürel etkinlikler ve çeşitli aktivitelerle devam eden Ayran Festivali programının da önemli bir parçası oldu.
Sanatın Sınırları Aşan Dili.
Etkinliğin en dikkat çekici anlarından biri, iranlı sanatçı Alireza Ghoojari tarafından gerçekleştirilen sanat performansı oldu.
iran’ın ağır bir dönemden geçtiği bir süreçte Susurluk’a gelen sanatçı, performansında sempozyuma katılan diğer sanatçıları ortak bir tuval etrafında buluşturdu.
Her sanatçı, kendi rengini kullanarak tuval üzerinde bir iz bıraktı. Ortak çalışmanın ilk renkli imzasını Susurluk Belediye Başkanı Hakan Yıldırım Semizel atarken, ardından küratör Kenan Şahin ve sanatçılar kendi renklerini tuvale ekledi.
Böylece farklı ülkelerden gelen sanatçıların bireysel renkleri tek bir eserde buluştu.
Farklı renkler kendi kimliğini kaybetmeden yan yana geldiğinde, ortaya yalnızca yeni bir eser değil, birlikte yaşamanın da bir resmi çıkar.
Saint Petersburg’dan Susurluk’a uzanan sanat yolculuğu
Serginin dikkat çeken sanatçılarından biri uzun süredir istanbul’da yaşayan Rus ressam Tatiana Kirillova oldu.
Kirillova 2026 yılında Saint Petersburg’da, Rusya Federasyonu Bilim ve Yükseköğretim Bakanlığı himayesinde düzenlenen “Sınır Tanımayan Sanat Festivali” kapsamında gerçekleştirilen uluslararası yarışmaya üç eseriyle katıldı:
Aşık Veysel, Nâzım Hikmet ve dünyanın ilk arabalı vapuru “Suhulet-26”.
46 ülkeden 1000’den fazla eserin yer aldığı yarışmada Kirillova’nın “Aşık Veysel Portresi” adlı eseri jüri tarafından özel Laureate Ödülü’ne layık görüldü.
Türk basınında da yer alan bu başarı, Türkiye’yi temsil eden sanatçının uluslararası platformdaki önemli çalışmalarından biri oldu.
Kirillova, Susurluk’taki çalıştayda ise Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet’i konu alan yeni eserler üreterek bu sanatsal yolculuğunu sürdürdü.
Böylece Susurluk’ta sergilenen eserler yalnızca sempozyum süresince üretilen yeni çalışmalar olarak değil, sanatçının Türkiye’nin kültürel hafızasına yönelik devam eden araştırmasının da bir parçası olarak izleyiciyle buluştu.
Sergi, Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet gibi Türkiye’nin kültür tarihinde önemli yer tutan isimleri ve Suhulet gibi gurur verici bir tarihsel olayı sanat aracılığıyla yeniden hatırlama fırsatı sundu.
Sanat, Şehir Ve Misafirperverlik.
Serginin merkez parkta gerçekleştirilmesi, sanatın günlük şehir yaşamının içine taşınmasını sağladı ve etkinlik Susurlukluların yoğun ilgisiyle karşılandı.
Sempozyumun gerçekleştirilmesinde ressam ve küratör Kenan Şahin ile organizatör Av.Reyhan Şahin önemli rol üstlendi.
Basınla temsilciliğini Muzaffer Salih’in gerçekleştirdiği sempozyumda yer alan sanatçılar arasında Hidayet Gültekin, Agim Krasniqi, Alireza Ghoojari, Prof. Dr. Aylin Gürbüz, Fatos Bylybashi, Inese Elferte, Longina Wysocka, Mustafa Ali Kasap, Selma Özenbirkan, Tatiana Kirillova, Zeynep Özdek ve Kenan Şahin yer aldı.
Türkiye, Rusya, izlanda, Almanya, Polonya, iran ve Kosova’dan sanatçıların aynı sanat ortamında buluştuğu sempozyum, Susurluk’un uluslararası kültürel etkinlikler içindeki görünürlüğünü artırırken, farklı kültürlerin kendi özgünlüklerini koruyarak aynı sanat dili içinde buluşabileceğini de başarıylal ortaya koydu.
iREM GÜRDAL
Marmara Üniversitesi iktisat bölümü mezunu olan irem Gürdal, üniversite eğitimi sonrasında özel sektörde çalışma hayatına başladı.
2004 yılında bilişim sektörüne adım atarak Ürün Yöneticisi, Ürün Kategori Yöneticisi, Satış ve Pazarlama Yöneticisi, Kurumsal iletişim, Crm ve E-ticaret proje yönetimi, iş geliştirme alanında görevlerde bulundu.
2015 yılında haber spikerliği eğitimini çok isteyerek tamamladı ancak bu hayali yarım kaldı.
Yaşanmışlıkları içsel sorgulama döneminde 2017 yılında tuval üzeri akrilik soyut çalışmalarına hobi olarak başladı.
ilk olarak 2021 yılında La Vision Art Galeri Enigma karma sergisinde yer aldı.
Yirminin üzerinde karma sergiye farklı galerilerde, kültür sanat merkezlerinde katılımı gerçekleşti.
Soyut akrilik çalışmaları ile 2023 Eylül ayında Renklerin Hikayesi adlı ilk kişisel sergisini gerçekleştirdi.
14 farklı soyut çalışması Antik Hotel Antik Cisterna'da sanatseverlerle buluştu.
On yıldır soyut çalışmaları ile dışa vurumu yansıtmakta, sanatın iyileştirici, birleştirici gücüne inanarak sanatsal yolculuğuna üreterek devam etmektedir.
CADDEBOSTAN’IN 1600 YILLIK HiKAYESi KiTAPLAŞTI
istanbul’un en bilinen semtlerinden Caddebostan’ın geçmişi, Kadir Toprakkaya’nın kaleme aldığı “Bizans’tan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e Caddebostan” adlı kitapla kapsamlı bir araştırmaya dönüştü.
K-iletişim Yayınları tarafından yayımlanarak okurlarla buluşan kitap, Caddebostan’ın yalnızca yakın dönemini değil; Bizans dönemindeki Ruphinianai yerleşiminden Osmanlı’nın sayfiye kültürüne, Cumhuriyet döneminin plajlarından gazinolarına, köşklerinden sinemalarına ve mahalle yaşamına uzanan çok katmanlı tarihini ele alıyor.
Caddebostan’ın geçmişinin sanılandan çok daha eski olduğunu ortaya koyan çalışma, semtin Bizans döneminde bir liman kasabası ve önemli bir yerleşim alanı olduğuna ilişkin araştırmalardan yola çıkıyor. “Ruphinianai” adıyla anılan yerleşimde; yazlık saray, liman, pazar yerleri, dini yapılar ve farklı ticari alanların bulunduğu aktarılıyor.
Bugün semtin farklı noktalarında rastlanan Bizans dönemine ait sütun başlıkları ve mimari parçalar da bu geçmişin izleri arasında değerlendiriliyor. Yazarın araştırma sürecinde farklı uzman ve araştırmacıların katkılarına başvurması, çalışmanın yalnızca kişisel hatıralara değil, tarihsel kaynaklara ve tanıklıklara da dayanmasını sağlıyor.
Osmanlı döneminde “Bağdat Yolu” güzergâhındaki konumuyla önem kazanan Caddebostan, 19. yüzyıldan itibaren demiryolu ve deniz ulaşımının gelişmesiyle birlikte varlıklı ailelerin tercih ettiği bir sayfiye bölgesine dönüşüyor. Köşkler, konaklar, bahçeler ve yeni yerleşimler semtin görünümünü değiştirirken; Caddebostan zaman içerisinde istanbul’un en gözde yazlık bölgelerinden biri hâline geliyor.
Ragıp Sarıca Paşa Konağı, Tevhide Hanım Konağı ve Cemil Topuzlu Köşkü gibi yapılar, kitabın Caddebostan’ın mimari mirasına odaklanan bölümlerinde geçmişten günümüze uzanan önemli tanıklıklar olarak yer alıyor.
PLAJ, GAZiNO VE iSTANBUL’UN SOSYAL HAYATI
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Caddebostan’ın 20. yüzyıldaki sosyal ve kültürel hayatına ayrılıyor. Caddebostan Plajı’nın hikâyesi 1920’li yıllara uzanırken; sahildeki iskele, kır kahveleri ve gazinolar, zaman içerisinde semtin simgeleri olarak dikkat çekiyor. Caddebostan Gazinosu ve daha sonra Caddebostan Maksim Gazinosu, yalnızca eğlence mekânları değil; dönemin sanat, müzik ve sosyal hayatının önemli buluşma noktaları olarak kitabın sayfalarında yeniden hayat buluyor.
Güzellik yarışmaları, canlı müzik programları, kabareler ve dönemin ünlü isimleri üzerinden anlatılan gazino kültürü, Caddebostan’ın istanbul’un sosyal yaşamındaki yerini de gözler önüne seriyor.
BiR SEMTiN DEĞiL, ORTAK BiR HAFIZANIN KiTABI
“Bizans’tan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e Caddebostan”, tarihsel bilgilerin yanı sıra kişisel anılar ve tanıklıklarla da zenginleşiyor. Yazar Kadir Toprakkaya, çocukluk yıllarından itibaren Caddebostan’la kurduğu kişisel bağı, kitabın temel motivasyonlarından biri olarak ortaya koyuyor.
Denizle tanıştığı, yüzmeyi, kürek çekmeyi ve balık tutmayı öğrendiği; plaj ve gazino kültürünü yaşadığı Caddebostan, kitapta yalnızca araştırılan bir yer değil, aynı zamanda hatırlanan ve yeniden keşfedilen bir yaşam alanı olarak karşımıza çıkıyor.
Kitapta eski Caddebostan sakinlerinin anıları, balıkçılar, esnaf, restoranlar, sinemalar, köşkler, plajlar ve gazinolar üzerinden semtin gündelik hayatına dair çok sayıda hikâyeye de yer veriliyor. Özellikle 1925’ten 2025’e uzanan yüz yıllık dönem, değişen mimari ve yaşam kültürü üzerinden ele alınıyor.
“Yaşamadığımız Hayatların Yasını Tutar Mıyız?”
gerçekleşmiş olanla, ihtimal olarak kalan arasındaki mesafeye odaklanıyor.
Sergi, yaşamın yalnızca deneyimlediklerimizden değil; vazgeçtiklerimizden, ertelenen karşılaşmalardan ve hiçbir zaman gerçekleşmemiş olasılıklardan da oluşabileceği düşüncesinden hareket ediyor.
Mehmet Yılmaz Ak, Hakan Güven, Tevfik Talha Okan, Ceyda Tırtıl Özdemir ve Esra Özsoy’un farklı üretimlerini Küratör Hasan Sarıtaş organizasyonuyla bir araya getiren sergi; bellek, arzu, kayıp ve ihtimal kavramları etrafında gelişen bir karşılaşma alanı kuruyor.
Yapıtlar ortak bir anlatıya bağlanmak yerine, farklı zamanlara ve deneyimlere açılan eşikler olarak yan yana geliyor.
Burada yas, yalnızca kaybedilmiş olana ilişkin değil; hiç yaşanmamış olanın bıraktığı boşluğa da işaret ediyor.
Başka bir yerde verilmiş olabilecek kararlar, seçilmemiş yollar, ertelenmiş başlangıçlar ve gerçekleşmeyen gelecekler, bugünün içinde sessizce varlığını sürdürüyor.
Sergi böylece tek bir soruyu açık bırakıyor:
insan, hiç sahip olmadığı bir hayatı özleyebilir mi?
Görgü, yalnızca nasıl davranacağımızı öğreten kurallar bütünü değildir; insanın kendisine, çevresine ve topluma duyduğu saygının en zarif ifadesidir.
Prof. Dr. Oğuz Özyaral, K-iletişim Yayınları etiketiyle yayımlanan “Bireyden Topluma, Selamdan Sofraya Bir Yaşam Estetiği Rehberi” adlı yeni eserinde kadi medeniyetimizin edep anlayışını günümüz yaşamının ihtiyaçlarıyla buluşturarak, okurlarına kapsamlı bir yaşam rehberi sunuyor.
Selamlaşmadan sofraya, aile ilişkilerinden iş hayatına, resmi protokolden dijital iletişime kadar hayatın her alanını kapsayan eser yalnızca “Ne yapılmalı?” sorusuna değil, “Neden böyle davranmalıyız?” sorusuna da cevap veriyor.
Tarihsel kaynaklar, kültürel örnekler ve güncel yaşam pratikleriyle zenginleştirilen kitap, görgünün şekilden ibaret olmadığını; karakter, empati ve insanlık bilinciyle anlam kazandığını gözler önüne seriyor.
TOPLUMSAL YAŞAMA ZARiF BiR REHBER
Geçmişin zarafetini bugünün dünyasına taşıyan kitapta ebeveynlerden eğitimcilere, gençlerden profesyonellere, toplum içinde daha bilinçli ve saygılı bir iletişim kurmak isteyen herkese hitap ediyor.
Çünkü görgü, yalnızca kuralları bilmek değil; insan ilişkilerine değer katmayı, birlikte yaşam kültürünü güçlendirmeyi ve medeniyet bilincini gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan evrensel bir yaşam biçimidir.
DEĞERLi BiR BAŞVURU KiTABI
“Bireyden Topluma, Selamdan Sofraya Bir Yaşam Estetiği Rehberi” unutulmaya yüz tutan nezaket dilini yeniden hatırlatan, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü kuran ve her satırında insan olmanın inceliklerini hatırlatan değerli bir başvuru kitabı olarak öne çıkıyor.
PROF. DR. OĞUZ ÖZYARAL
Prof. Dr. Oğuz Özyaral; mikrobiyoloji, halk sağlığı ve koruyucu sağlık alanlarında çalışmalarıyla tanınan akademisyen ve yazardır. istanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan Özyaral, mikrobiyoloji alanındaki yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladıktan sonra uzun yıllar üniversitelerde akademik ve idari görevler üstlendi. 2012 yılında doçent, 2017 yılında profesör ünvanını aldı. Bilimsel yayınlarının yanı sıra sağlık, hijyen ve toplumsal yaşam kültürü üzerine kaleme aldığı eserlerle geniş bir okur kitlesine ulaşan Özyaral, televizyon ve radyo programlarında da koruyucu sağlık konusunda kamuoyunu bilgilendiren çalışmalarıyla tanınmakta.
Are You Content? farklı kuşak ve disiplinlerden sanatçıların yapıtlarını bir araya getirerek memnuniyet, arzu ve tüketim arasındaki değişken ilişkilere bakıyor.
Serginin başlığı, ingilizce content sözcüğünün hem “memnun” hem de “içerik” anlamına gelmesinden hareket ediyor ve bu ikili anlamı serginin düşünsel zeminine yerleştiriyor.
Resim, heykel, fotoğraf, video ve yerleştirmeyi kapsayan sergi, tek bir anlatı kurmak yerine farklı malzeme, ölçek ve üretim biçimleri arasında karşılaşmalar öneriyor.
Yapıtlar beden, gündelik yaşam, nesneler ve imgeler üzerinden arzunun nasıl üretildiğine, dönüştüğüne ve dolaşıma girdiğine dair farklı yaklaşımlar sunuyor.
“Memnun musun?” Sorusu bu bağlamda kişisel olduğu kadar toplumsal bir nitelik taşıyor. Sahip olduklarımız, görmek istediklerimiz ve kendimizi başkalarına nasıl gösterdiğimiz arasındaki ilişkileri gündeme getirirken, memnuniyetin nerede başladığı ve ne zaman yeni bir arzuya dönüştüğü sorusunu açık bırakıyor.
Sergi bu soruya ortak bir yanıt vermek yerine, yapıtlar arasında oluşan yakınlık ve ayrışmalara alan açıyor.
Böylece Are You Content?
Memnuniyeti ulaşılması gereken bir sonuç olarak değil; sürekli değişen, yeniden müzakere edilen ve izleyicinin kendi deneyimiyle tamamlanan bir durum olarak ele alıyor.
Sergide eserleri yer alan sanatçılar:
Ayşe Özen, Emel Köleoğlu, Esra Özsoy, Harun Acı, Fırat Altındal ve Tevfik Talha Okan.
Are You Content?
23 Ağustos–3 Eylül 2026 tarihleri arasında Hasan Sarıtaş Gallery, istanbul’da ziyaret edilebilir.
Servera
Klasik sanat eserlerini spray paint ve graffiti tekniğiyle yeniden yorumlamasıyla dikkat çeken bir sanatçı.
inci küpeli kız, Venüs’ün Doğuşu gibi sanat tarihinin ikonik eserlerini kendi üslubuyla yeniden ele aldığı çalışmaları var.
ilk bakışta klasik bir tablo gibi görünen işlerde kullanılan tekniğin yalnızca sprey boya olması, çalışmalarının dikkat çekici taraflarından biri.
Gerçekçi portreler ve figürler üzerine yoğunlaşırken graffiti geçmişini de üretimlerinin merkezinde tutmaktadır.
Sanat eğitimine Tekirdağ Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde başlamış ve Marmara Üniversitesi Resim iş Öğretmenliği Bölümü’nde tamamlamıştır.
Mural, tuval ve farklı resim tekniklerini bir arada kullanarak zaman içerisinde kendine ait yepyeni bir üretim dili oluşturmuş.
2026 yılında IAAF Bodrum Sanat Fuarı’nda eserleriyle yer alması çalışmalarının yalnızca sokak ve duvar ölçeğinde kalmadığını gösteren işlerden biri.
Graffiti kökenli bir sanatçının klasik resim referanslarını fuar ortamına taşıması açısından da ilgi çekici.
Servera’yı yalnızca graffiti sanatçısı olarak tanımlamak bu yüzden biraz eksik kalıyor. Yaptığı işlerde graffiti, mural, klasik resim ve çağdaş sanat arasında bir geçiş kuruyor.
11Ağustos 2026 gece saatlerinde Ayşe A. isimli 31 yaşında bir kadının gerçekleştirdiği eylemdir.
Kamera kayıtlarında görüntüsü belli olan şahıs, ertesi gün güvenlik güçlerinin işbirliği ile yakalanarak adli birimlere teslim edildi.
Ressam Alev Özas'ın istanbul Temalı Sergisi istanbul Üsküdar BirSanat Galeri'de Açılıyor.
Ressam Alev Özas'ın istanbul'un renklerini ve ruhunu yansıtan kişisel sergisi, 16-23 Ağustos tarihleri arasında BirSanat Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor.
istanbul'un tarihî dokusunu, değişen siluetini ve çok katmanlı yaşamını kendine özgü bir sanat diliyle yorumlayan ressam Alev Özas, yeni kişisel sergisiyle BirSanat Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının istanbul temalı eserlerinden oluşan sergi, 16-23 Ağustos tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.
Bir hafta boyunca sürecek sergide, istanbul'un farklı semtleri, Boğaz'ın büyüleyici atmosferi, tarihî yapılar ve kentin hareketli yaşamı, sanatçının özgün renk anlayışıyla izleyicilerin karşısına çıkacak. Serginin açılışı ise 16 Ağustos Pazar günü saat 19.00'da gerçekleşecek.
istanbul'un Hafızası Tuvale Taşınıyor
Alev Özas'ın eserlerinde istanbul yalnızca bir şehir olarak değil, aynı zamanda yaşayan bir hafıza mekânı olarak ele alınıyor. Sanatçı, ekspresif yaklaşımı ve güçlü renk kullanımıyla kentin ruhunu, ışığını ve ritmini yeniden yorumluyor.
Soyut ve figüratif unsurları bir araya getiren eserler, izleyicileri istanbul'un geçmişi ile bugünü arasında duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçının çalışmalarında renk, yalnızca bir ifade aracı değil, aynı zamanda anlatının merkezinde yer alan güçlü bir unsur olarak öne çıkıyor.
Büyük iskender, yalnızca ordusuna değil, sembollere de inanıyordu. Rivayetlere göre sefere çıkarken miğferini ve zırhını değerli taşlarla süslerdi. Bu taşlar onun için zenginlik göstergesi değil; cesaretin, ilahi korumanın ve kaderin sessiz mühürleriydi.
Bu eserde miğferi süsleyen her taş, fethedilmiş bir coğrafyayı değil, aşılmış bir korkuyu temsil eder. Gökyüzündeki döngüsel çizgiler zamanın sonsuz akışını, altın renk ise insanın ölümsüzlük arzusunu simgeler. Mavi çizgiler arasında ilerleyen iskender, yalnızca bir hükümdar değil; inanç, irade ve kader arasında yürüyen bir figür olarak yeniden yorumlanır.
Tarih, onun kazandığı savaşları yazar. Sanat ise onu ayakta tutan görünmez inançları hatırlatır.
"Bazı zaferler kılıçla kazanılır; bazıları ise insanın inandığı taşların ağırlığını omuzlarında taşıyabilmesiyle."
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanmış güvenlik ve savunma paktıdır.
Bu antlaşma kapsamında taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini her ikisine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir
Mekke Ortak Savunma Antlaşması, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanmış güvenlik ve savunma paktıdır. Bu antlaşma kapsamında taraf devletler, birine yönelik herhangi bir saldırganlık eylemini her ikisine yönelik bir eylem olarak değerlendirmeyi taahhüt etmiştir
Anlaşmaya imza atan ülke liderleri:
Türkiye Cumhurbaşbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,
Pakistan Başbakanı Şahbaz,
Suudi Arabistan Başbakanı Muhammed bin Selman Âl-i Suud.
1962 yılında Yozgat’ta doğan Ahmet Murat Coşkun, farklı disiplinler ve malzemeler arasında kurduğu özgün ilişkiyle üretimlerini sürdüren çağdaş bir sanatçıdır.
Resim, rölyef ve nesne temelli çalışmalarında ahşap, metal, bakır ve farklı endüstriyel malzemeleri bir araya getirerek yüzeyin olanaklarını yeniden yorumlar. Malzemeyi yalnızca bir araç olarak değil, eserin anlamını belirleyen temel bir ifade biçimi olarak ele alır.
Soyut estetik anlayışı doğrultusunda geliştirdiği yapıtlarında renk, doku ve katmanlar birbirini tamamlayan bir görsel dil oluşturur. Özellikle yoğun boya yüzeyleri ile doğal ve endüstriyel malzemelerin birlikteliği, eserlerine hem fiziksel hem de kavramsal bir derinlik kazandırır.
Her çalışma, malzemenin doğasına saygı duyan, rastlantısallık ile kontrollü müdahale arasında kurulan dengeli bir üretim sürecinin sonucudur.
Ahmet Murat Coşkun’un pratiği, disiplinlerarası yaklaşımı ve malzemeye dayalı araştırmacı tavrıyla çağdaş sanatın sınırlarını genişleten bir üretim alanı sunar.
Eserleri, izleyiciyi yalnızca görsel bir deneyime değil; malzeme, zaman ve dönüşüm üzerine düşünmeye davet eden çok katmanlı bir anlatı kurar.
Kahramanmaraş'ın Elbistan ilçesinde doğdu. ilk, orta ve lise tahsilini burada tamamladı. Ankara 0niversitesi Fen Fakültesi Matematik bölümünün son sınıfında dönemin öğrenci olayları nedeniyle tahsiline ara vermek zorunda kaldı.
Dört çocuk annesi olan sanatçı istanbul'da ikamet etmektedir. Çocuklarını topluma kazandırdıktan sonra, 2000 yılından itibaren sanat ve edebiyata yöneldi. Çeşitli kurs ve atölyelerden resim dersleri alarak karakalem ve yağlı boya ile resimler yaptı, çeşitli sergilere katıldı.
Yaglı boya tekniğiyle tuval üzerine ürettiği eserlerini;
Sultanahmet Basın Müzesi (2013).
Altunizade Kültür Merkezi (2017)
Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü (2020)
Altunizade Kültür Merkezinde (2025)
kişisel sergilerinde sanatseverlerle buluşturdu.
Edebiyat alanında da üretken olmaya çalıştı.
Yazı ve şiirleri pek çok dergi ve internet sitelerinde yayımlandı. Yayımlanmış iki roman ve üç şiir kitabıyla edebiyat dünyasında yer almakta olan Atasayar; pek çok kurum, kuruluş ve derneklerin düzenlediği sanat ve şiir organizasyonları tarafından plaket ve ödüllerle onurlandırıldı.
"Resim sanatinda her fırça darbesi bir duyguyu
her renk bir hissi yansıtır. Benim için resim sanatı, içimdeki bahçenin renkleriyle sevgiyi, barışı, huzuru temsil eden objeleri tuvale aktarma sürecidir." diyerek çalışmalarını tanımlayan sanatçı; içindeki bahçenin çiçek açmış hali olan, insana dair tüm güzel duyguları barındıran bu bahçede çiçek açan 150 kadar tabloya imza atmıştır.
Sanat; soyut olan insan ruhunun somutlaşmış halidir. Gönül dünyasının dışarıya yansıyan izdüşümüdür, içinde sevgi taşır, aşk taşır, güzellik taşır, sorumluluk taşır. Sancılı olur doğumu çoğu zaman. Çoğu zaman deli fişek gibi yürek kabından öyle bir fırlarki, somutlaşmak için ışık hızıyla yarışır adeta...
Sanatçı yüreği ana rahmi gibi her an doğuma hazırdır, acı çekme, kıvranma, çırpınma yetisine sahiptir. Çünkü ruhunun en güzel köşesini ortaya koymaktır amacı...görünmek ister, beğenilmek ister. O sebeple güzelden güzellikten ilham alır.
Sanat toplumun bağrına ekilen çiçektir. Toplumlar sanatla nefes alır, sanatla yücelir, sanatla güzelleşir ve sanatla gelişir.
YAYINLANAN ESERLERi:
1) Üçüncü Mevsimdeyim Şiir 2010 istanbul
2) Kahraman ve Öncü Kadınlarımız Destansı Şiirleri 2011-istanbul
3) Yitik Parçam Roman 2012-istanbul
4)Bir Yudum Ben Şiir 2013-istanbul
5) Karanlıktan Gelen Roman
istanbul Özel italyan Lisesi Müdürü istenmeyen adam ilan edildi.
Tez-Koop-iş Sendikası’ndan yapılan açıklamaya göre:
istanbul özel italyan lisesi müdürü giuseppe finocchiaro'nun persona non grata ilan edildiğini duyurdu.
sendika, işten çıkarılan 10 öğretmenin göreve iadesini isterken, okul yönetiminin sendikal haklara yönelik tutumunu eleştirdi.
açıklamada, çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı arabuluculuğunda imzalanan mutabakata rağmen 10 öğretmenin iş akdinin feshedildiği belirtilerek, finocchiaro ile müdür yardımcısı nida intiba'nın yöneticilik görevlerinin milli eğitim bakanlığınca sona erdirildiği ifade edildi.
açıklamada, bu kararın uluslararası hukukta en ağır diplomatik yaptırımlardan biri olduğu belirtilerek, finocchiaro'nun görevine devam edemeyeceği kaydedildi.
-basından
INTERSECTION
1 Ağustos – 1 Eylül
Espressolab Roastery
Hasan Sarıtaş Gallery
Intersection, çağdaş sanatın farklı üretimlerini gündelik yaşamın ritmiyle buluşturan bir kesişim alanı öneriyor. Espressolab Roastery’nin sosyal mekânı, bu sergide yalnızca bir ev sahibi değil; sanatın dolaşıma girdiği, karşılaşmaların ve yeni okumaların üretildiği yaşayan bir zemine dönüşüyor.
Birbirinden farklı yaklaşımlara sahip sanatçıların eserleri, ortak bir anlatı kurmak yerine farklı düşünce ve ifade biçimlerinin kesişebileceği açık bir alan oluşturuyor. Sergi, izleyiciyi tüketilen bir deneyimin ötesine geçerek, sanatın gündelik yaşamla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.
Intersection, çağdaş sanatın farklı disiplinlerini, bakış açılarını ve deneyimleri bir araya getiren; paylaşım, diyalog ve karşılaşma üzerinden yeni anlamların üretildiği bir kesişim noktası olarak kurgulanmıştır.
Afiş tasarım: @daseindesignstudio
sanatçılar:
harun acı
fırat altındal
ceyda aşık rumeli
zafer dilekçi
hakan güven
murat huvaj
seydi murat koç
emel köleoğlu
neveser özenbaş
zafer malkoç
tevfik talha okan
ayşe özen
ahmet savıcı
yener özer
esra özsoy
turgay sarıkaya
ceyda tırtıl özdemir
hande ekinci
Ceyda Aşık Rumeli, dijital görüntüyü yalnızca bir üretim aracı olarak değil; zaman, hafıza ve algının yeniden kurgulandığı düşünsel bir alan olarak ele alır. Sanatçının üretiminde fiziksel gerçeklik ile sanal uzam arasındaki sınırlar geçirgenleşirken, ekranın yüzeyi sürekli dönüşen bir bellek katmanına dönüşür.
Algoritmik süreçler, yapay zekâ destekli görselleştirme teknikleri ve dijital kolaj gibi farklı üretim yöntemlerini bir araya getiren Rumeli, teknolojiyi estetik bir gösteri unsuru olmaktan çıkararak çağdaş yaşamın görünmez yapılarını sorgulayan eleştirel bir dile dönüştürür. Ürettiği imgeler, kesin anlamlar üretmek yerine izleyiciyi belirsizlik, çoklu okuma ve yeni olasılıklar üzerine düşünmeye davet eder.
Sanatçının pratiği; insan ile makine, organik olan ile sentetik olan, hatırlama ile unutma arasındaki gerilimleri görünür kılarken, dijital çağın değişen görme biçimlerine de eleştirel bir perspektif sunar. Bu yaklaşım, dijital medyayı yalnızca teknik bir araç olarak değil, çağdaş deneyimin kültürel ve felsefi bir zemini olarak yeniden düşünmeye açar.
Hacettepe Üniversitesi Erişkin Çocuk Hastanesi’nde anne karnındaki 26 haftalık bebeğin omurliğindeki açıklık, Türkiye’de ilk kez uygulanan yöntemle giderildi.
Hacettepe Üniversitesi Perinatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Deren ve Öğretim Üyesi Doç. Dr. Erdem Fadıloğlu ile Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. ilkay Işıkay, Anestezi ve Reanimasyon Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Banu Kılıçaslan ve Endoskopik Cerrahi uzmanı Doç. Dr. Derman Başaran’ın 30 kişilik ekiple birlikte konusunda dünya çapında uzman Prof. Dr. Alireza Shamshirsaz’ın uluslararası desteğiyle 14 Temmuz 2026 tarihinde 6.5 saat süren bir ameliyatla başarı sağlandı.
Basından
Bankaların 20.000TL nin üzerine maaş alan emeklilere aynı promosyonu ödemeleri eşit, adil ve sürdürülebilir değil.
Hizmet yılları boyunca yüksek ve daha yüksek pirim ödeyen çalışanlar; aldıkları maaşın vergisinide verdikleri halde bu uygulama ile haksızlığa uğramaktadırlar.
Maaş zam dönemlerinde düşük maaş alan emeklilerle eşitlenmeleri ayrıca büyük bir haksızlıktır.
Elbette en düşük emekli maaş mağduriyetinin giderilmesi önemli bir gündem ve bir sosyal devlet sorumluluğu ancak bunun emekliden alınıp emekliye verilmesi gibi bir uygulama yanlış anlaşılmaktadır.
Turgay Sarıkaya
20 Temmuz – 20 Eylül 2026
Hilltown Küçükyalı
Ufkun Ötesi, Turgay Sarıkaya’nın gökyüzü kompozisyonları ile Penceresiz Evler serisini ortak bir düşünsel düzlemde bir araya getiriyor. Sergi, bakış, mekân ve mesafe kavramlarını temsil üzerinden değil, algı ve deneyim üzerinden yeniden ele alıyor.
Sarıkaya’nın resimlerinde gökyüzü, yön tayin eden bir ufuk çizgisinden çok, belirsiz ve ölçeksiz bir mekân olarak belirirken; Penceresiz Evler dizisinde mimari, işlevinden arındırılmış yalın bir forma dönüşüyor. Hareket ile durağanlık, açıklık ile kapalılık arasında kurulan bu karşılaşma, mekânın fiziksel gerçekliğinden çok zihinsel ve duyusal karşılığını görünür kılıyor.
Anlatısal bir yapı kurmaktan uzak duran sanatçı, izleyiciyi kesin anlamlardan ziyade yavaşlayan bir bakış deneyimine davet ediyor. Ufkun Ötesi, ufku ulaşılacak bir sınır değil, her karşılaşmada yeniden üretilen düşünsel bir olasılık olarak öneriyor.
Engin Beyaz
1978, Erzurum Atatürk Üniversitesi ve Cumhuriyet Üniversitesi’nde resim eğitimi aldı.2007 yılından bu yana istanbul’da yaşayan sanatçı, resim ve yerleştirme alanlarında üretim yapmaktadır. Bugüne kadar çok sayıda kişisel ve karma sergiye katılmış; eserleri çeşitli kamu ve özel koleksiyonlara girmiştir.
Sanat pratiğinde gündelik nesneler, kültürel bellek, doğa ve bilgi kavramlarını bir araya getirir. Kitap, ağaç ve organik formlar gibi imgeleri kullanarak hafıza, zaman ve insan-doğa ilişkisini sorgulayan katmanlı kompozisyonlar üretir. Geleneksel görsel referansları çağdaş sanat diliyle buluşturan yaklaşımı, Türkiye çağdaş sanatında kavramsal ve resim temelli üretimler arasında dikkat çeker
1997 yılında Nevşehir’de doğan Tevfik Talha Okan; erken yaşlardan itibaren resim pratiğini düşünsel ve estetik üretiminin temel ifade alanı olarak geliştirmiştir.
Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki eğitimi süresince Osmanlı minyatür sanatı üzerine yoğunlaşan sanatçı, bu geleneğin ritmik kompozisyon anlayışını, çoklu bakış sistemini ve bezemeye dayalı yüzey kurgusunu Avrupa ekspresyonizminin figüratif anlatımı ve güçlü renk diliyle yeniden yorumlayarak kendine özgü bir resim pratiği oluşturmuştur.
Okan’ın üretimi, Doğu’nun anlatısal ve simgesel görme biçimi ile Batı resminin figür merkezli ifade geleneği arasında kurduğu yaratıcı diyalog üzerinden şekillenir.
Sanatçının resimleri, Osmanlı minyatürünün perspektiften bağımsız mekân anlayışını çağdaş yaşamın gündelik sahneleriyle buluşturur. Kahvehaneler, ev içleri, banyolar, Anadolu halıları, desenler ve gündelik nesneler; yalnızca temsil edilen mekânlar değil, kültürel belleğin, toplumsal hafızanın ve bireysel deneyimin iç içe geçtiği görsel yapılara dönüşür. Bu yaklaşım, geleneği tarihsel bir referans olarak tekrar etmek yerine, onu günümüz insanının kimlik, aidiyet ve yaşam deneyimleri üzerinden yeniden düşünmeye imkân tanır.
2017 yılından itibaren eserleri, Türkiye’deki sanat yazarları, küratörler ve eleştirmenler tarafından ilgiyle takip edilmeye başlayan Tevfik Talha Okan figür, mekân ve kültürel bellek ekseninde geliştirdiği özgün görsel diliyle genç kuşak Türk ressamları arasında dikkat çeken isimlerden biri hâline gelmiştir.
Geleneksel estetik mirası çağdaş resmin ifade olanaklarıyla buluşturan sanatçı, Doğu ile Batı arasında kurduğu estetik ilişkinin güncel Türk resmindeki özgün temsilcileri arasında değerlendirilmektedir.