1965 istanbul doğumlu sanatçı;
bütün yöntemleri özgün çalışmalarında denedikten Sonra, 2016 yılında “Kuru Pastel” tekniğinde kendi gerçek ekolünü yaratmıştır.
Prestijli karma sergilerden sonra ilk kişisel sergisini 2023 yılında Çiftehavuzlar Büyülü Kulüp’te açan sanatçının, ikinci kişisel sergisi 2025 yılında CKM Caddebostan Kültür Merkezi’nde gerçekleşmiştir.
2015 yılında bir yetenek sınavını kazanmasıyla başlayan sanat hayatında 2025 iAAF, Adana ve Ankara Sanat Fuarları ortamında koleksiyoncu ve sanatseverlerlerle bir arada olma mutluluğunu yaşadığını ifade eden Ressam Ilgın Tosun;
25 Nisan-25 Mayıs 2026 tarihleri arasında pastel sanatçısı Javad Soleimanpour önderliğinde “Toz Ve Işık” Pastel Sergisi’nde yer almıştır.
Haziran 2026’da Sanatta Sanatçının Sözü
3S ekibinin çeşitli sanat dallarının katılımıyla Binbirdirek Sarnıcı’nda gerçekleştirdiği etkinlikte katılımcı olan Ressam Ilgın Tosun,
Resimlerimde gözlere ve ifadeye önem veriyorum.
Atları ve kadınları bir arada canlandırabilmek benim için büyük bir ayrıcalık olmaktadır.
Halen evimdeki atölyemde resim çalışmalarıma ve arada sipariş çalışmalarıma devam ediyorum.
Resimlerimde varlığın gerçekliğini ve nesnelliğini öne çıkarıyorum.
Sözlerini
“Sanatın amacı ruhumuzu gündelik hayatın tozlarından temizlemektir.”
Picasso
1962 istanbul doğumlu.
istanbul Kabataş Erkek Lisesi KEL 1979 mezunudur.
Bankacılık sektöründeki yöneticilik yıllarından sonra; çocukluğundan beri devam eden resim çalışmalarını,
istanbul Karaköy’deki atölyesinde sürdürmektedir.
Saygıdeğer yazarlarımıza soruyorum:
Bu başlıkların içerikleri mesleki, bilimsel ve olumlu olmasına rağmen bu subjektif eksileme patolojisi niçin?
Ayrıca yazdıklarımın arkasındayım her zaman.
Yağışların toprağa süzülerek dere yataklarına ulaşması, doğadaki Hidrolojik Döngü’nün, su döngüsünün yeraltı ve yerüstü akış mekanizmalarıyla gerçekleşir.
Yağan bir yağmur damlasının derelere ulaşma süreci, toprağın yapısına ve bitki örtüsüne bağlı olarak şu aşamalardan geçer.
1-Bitki Örtüsü Tarafından Tutulma interseptasyon
Yağmur damlaları yere düşmeden önce ağaçların yaprakları, dalları ve bitkiler tarafından tutulur. Bu durum suyun hızını keser. Suyun toprağa aniden çarpıp çamurlaşma yapmasını ve yüzeyden hızla akıp gitmesini engeller.
2-Süzülme ve Toprağa Geçiş infiltrasyon
Yapraklardan süzülen veya doğrudan toprağa düşen su, yerçekiminin etkisiyle toprağın gözeneklerinden içeri sızar.
3-Sünger Etkisi Orman tabanındaki çürümüş yapraklar ve bitki kökleri toprağı gevşek tutar.
Bu gevşek yapı, toprağın adeta bir sünger gibi suyu emmesini sağlar.
4-Yeraltı Akışı ve Sızma Perkolasyon
Toprağa sızan su, yer çekimiyle daha derin katmanlara doğru ilerler. Önünde iki temel yol vardır sığ Yüzeye Yakın Yeraltı Akışı Su, yüzeyin hemen altındaki gevşek toprak katmanında, eğimi takip ederek yatay olarak ilerler ve en yakındaki dere yatağının yanal duvarlarından sızarak dereye karışır.
5-Derin Yeraltı Suyu Akifer
Su daha da derine inerek yeraltı su tablasına ulaşır. Yeraltı suları da kendi içinde bir akışa sahiptir ve vadilerin en alçak noktası olan dere yataklarını alttan besler. Kurak mevsimlerde bile derelerin kurumamasının sebebi bu dipten gelen yeraltı sularıdır.
6-Doygunluk ve Yüzey Akışı
Eğer yağış çok şiddetliyse veya toprak suya tamamen doymuşsa, infiltrasyon süzülme kapasitesi dolar. Toprak artık daha fazla su ememediği için, su yüzeyde birikerek eğim doğrultusunda yüzey akışı runoff halinde doğrudan derelere doğru akar.
Ancak bu bölgeler betonlaştığında asfalt, bina, yol yapıldığında infiltrasyon süzülme sıfıra iner.
Su toprağa sızamaz, yeraltı su kaynakları beslenemez. Yağmur suyu beton yüzeylerde hızla birikerek sellere dönüşür; barajlara temiz su taşımak yerine çamur ve atık sürükler.
Jeoloji Müh
Muzaffer SALiH
14 Ekim 2026 tarihinde başlayan ve ertesi günde devam ederek hayatı felç eden;
ilk tesbitlere göre iki kişinin hayatını kaybettiği ve büyük maddi hasarlar yaşandığı görülen felaket için sözlükte hiçbir başlık açılmamasıdır.
Londra'nın simgesel yapılarından Tower Bridge'in hemen yanı başında konumlanan Tower Bridge Art
Gallery London, açılış sergisi CONNECTIONS ile farklı kuşaklardan, disiplinlerden ve sanatsal
yaklaşımlardan sanatçıları Londra'da bir araya getiriyor.
17 Ekim - 8 Kasım 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak sergi, adını yaşamın ve sanatın
merkezinde yer alan en temel kavramlardan birinden alıyor:
bağlantı.
insan ile insan, birey ile toplum, geçmiş ile bugün, sanatçı ile izleyici, eser ile mekân arasında kurulan
görünür ve görünmez bağlardan hareket eden CONNECTIONS; ortak bir üslup ya da tek bir estetik
anlayış oluşturmak yerine, farklılıkların kendi özgün kimliklerini koruyarak yan yana var olabildiği canlı
bir karşılaşma alanı yaratıyor.
Sergide resim, heykel, fotoğraf, arşivsel pigment baskı, cam, metal, ahşap, tekstil ve karma tekniklerden
oluşan geniş bir seçki yer alıyor.
Tuval yüzeyindeki renk ve boya katmanlarından camın ışıkla değişen
geçirgenliğine; bronz, paslanmaz çelik ve ahşabın üç boyutlu varlığından tekstilin dokunsal karakterine;
fotoğraf ve çağdaş baskı tekniklerinden farklı malzemeleri bir araya getiren deneysel üretimlere uzanan
eserler, galerinin mekânında birbirleriyle yeni ilişkiler kuruyor.
Bu çeşitlilik yalnızca kullanılan malzemelerde değil, sanatçıların dünyaya bakışlarında da kendisini gösteriyor. Soyutlamanın sezgisel alanı ile figüratif anlatım; insan bedeni ile doğa; kişisel bellek ile toplumsal hafıza; kent yaşamı ile bireysel deneyim; renk, ışık, yüzey, form ve boşluk üzerine yapılan
araştırmalar aynı sergi içerisinde birbirine temas ediyor.
Bazı eserler güçlü bir maddesellik üzerinden izleyiciyle ilişki kurarken, bazıları daha sessiz ve düşünsel
bir alana yöneliyor; bazıları ise anlatısını doğrudan insan, yaşam ve gündelik deneyim üzerinden geliştiriyor.
Böylece CONNECTIONS'ta her eser yalnızca kendi başına var olan bir sanat nesnesi olmaktan
çıkarak çevresindeki diğer eserlerle, galeri mekânıyla ve izleyiciyle yeni bir diyaloğun parçası haline
geliyor.
iKi YAKA ARASINDA BiR SERGi
Serginin Londra'da, Tower Bridge'in hemen yakınında gerçekleşmesi kavramsal çerçeveye ayrıca güçlü bir mekânsal anlam kazandırıyor. Yüzyılı aşkın süredir iki yakayı birbirine bağlayan Tower Bridge,
CONNECTIONS'ın temel düşüncesinin adeta mimari bir karşılığına dönüşüyor.
Burada bağlantı, yalnızca eserlerin konusu olarak değil; sanatçılar arasında, disiplinler arasında, farklı
kültürel hafızalar arasında ve en önemlisi eser ile izleyici arasında gerçekleşen bir karşılaşma biçimi olarak ele alınıyor.
Her sanatçı sergiye kendi geçmişi, tekniği, görsel hafızası ve kişisel anlatısıyla katılıyor.
CONNECTIONS
farklılıkları ortadan kaldırarak ortak bir estetik yaratmayı amaçlamıyor; tam tersine, farklılıkların korunabildiği, birbirine temas edebildiği ve bu temaslardan yeni anlamların doğabildiği ortak bir alan öneriyor.
“We do not need to be the same to reach one another.”
Birbirimize ulaşmak için aynı olmak zorunda değiliz.
KATILIMCI SANATÇILAR
Ahmet SARI
Ali AKSAKAL
Alptekin GÖRÜNÜŞ
Asilva ROGUE
Ata BERENJIAN
Ayfer KALSIN
Barış SARIBAŞ
Battal ETLiK
Duygu ERKILINÇ
Eli PEACOCK
Emre DOĞRU
Emre ERTÜRK
Emre KAPÇAK
Esra HAKVERDi
Gaye ATEŞ
Gül DELEMEN
Gülhatun YILDIRIM
irfan ÖNÜRMEN
Kerim KILIÇARSLAN
Korkut SÖNMEZ
Meltem ÖZBEK
Mine ZABCI
Nuray ÖZLER YOLCU
Pierre LEFREET
Sena OFLAZ
Serap GÜMÜŞOĞLU
Sevim ARSLAN
Seydi Murat KOÇ
Seyyid BOZDOĞAN
Şirin Melek ÖZERLER
Şule ERYILMAZ A.
Tuba GEÇGEL
Yasemin ASLAN BAKIRI
iSKi Kuzguncuk Kültür Evi, açıldığı günden bu yana sanatın farklı renklerine, seslerine ve ifade biçimlerine ev sahipliği yapan sergi yolculuğunun 100. durağına ulaştı. Bu anlamlı dönüm noktası, “Sanatın 100’ü – 100. Sergi Özel Koleksiyonu” ile kutlandı.
Kuzguncuk Kültür Evi’nin 100. sergisi, yalnızca bir sergi sayısına ulaşmanın ötesinde, yıllar içinde oluşan bir sanat ve kültür hafızasını görünür kılıyor. Bugüne kadar Kültür Evi’nde sergilerini gerçekleştiren sanatçıların iSKi’ye armağan ettiği eserlerden oluşan özel seçki, farklı sanat anlayışlarını, teknikleri ve anlatım biçimlerini aynı çatı altında buluşturuyor.
Her bir eser, kendi başına taşıdığı sanatsal değerin yanı sıra Kuzguncuk Kültür Evi’nde gerçekleşen bir karşılaşmanın, bir serginin ve bir sanatçının bu ortak hafızaya bıraktığı izin parçası olarak öne çıkıyor. Böylece 100 sergi boyunca gerçekleşen yüzlerce sanat karşılaşması, bu özel koleksiyon aracılığıyla somut ve kalıcı bir hafızaya dönüşüyor.
29 Eylül 2026 tarihinde gerçekleştirilen açılış programında, iSKi Genel Müdürü Doç. Dr. Şafak BAŞA ile Kurumsal Gelişim Şube Müdürü Ayten BOSTANCI birer konuşma gerçekleştirerek 100. serginin taşıdığı anlamı ve Kuzguncuk Kültür Evi’nin kültür-sanat alanındaki çalışmalarını değerlendirdi. Programın ardından sanatçılarla birlikte koleksiyonda yer alan eserler incelenirken, sanatçılarla gerçekleştirilen sohbetler serginin taşıdığı ortak hafızaya farklı bir boyut kattı. Açılış, sanatçılarla birlikte gerçekleştirilen hatıra fotoğrafı çekimiyle tamamlandı.
“Sanatın 100’ü”, bir sergi dizisinin 100. buluşması olmanın yanı sıra, iSKi Kuzguncuk Kültür Evi’nin sanatla kurduğu ilişkinin de bir yansıması niteliğinde. Farklı dönemlerde, farklı sanatçıların eserleriyle şekillenen bu birikim; bugün tek bir koleksiyonda buluşarak Kültür Evi’nin geçmişten bugüne uzanan sanat hafızasını görünür kılıyor.
Sanatçıların iSKi’ye armağan ettiği eserlerden oluşan seçki, aynı zamanda sanatın kurumlar ve toplum arasında kurabildiği kalıcı bağın da bir örneğini oluşturuyor. 100 sergi, yüzlerce karşılaşma ve biriken bir sanat hafızası, bu kez eserler aracılığıyla birlikte izlenebilen bir bütünlük kazanıyor.
Hasan Sarıtaş Gallery’nin Hilltown Küçükyalı ve istanbulsanat Dergisi işbirliğiyle gerçekleştirdiği Ortak Yaşam karma sergisi.
insan ile hayvan arasındaki ilişkiyi sevgi, sorumluluk, bakım ve yaşam hakkı kavramları üzerinden ele alıyor.
Sergide yer alan yapıtlar; hayvanı insanın dostu, simgesi ya da bakış nesnesi olmanın ötesinde, kendine ait bir varlık ve yaşam hakkı bulunan bir özne olarak düşünmeye çağırıyor.
Ortak Yaşam;
Birlikte var olmanın yalnızca aynı dünyayı paylaşmak değil, yaşamın çoğulluğuna karşı sorumluluk üstlenmek olduğunu hatırlatıyor.
Çünkü daha duyarlı bir dünya, insanın kendi sınırlarını yeniden düşünmesiyle mümkün.
Sergiye Katılan Sanatçılar:
Arzu Sesli
Ayşe Özen
Burcu Assar
Ceyda Aşık Rumeli
Ceyda Hüseyinoğlu
Ceyda Tırtıl Özdemir
Emel Köleoğlu
Emine Kaleli
Tatiana Kirillova
Harun Acı
Hakan Özdil
Hasan Erdem
Hüseyin Kartal
Mehmet Emin Erşan
Mehmet Raif Ersoy
Murat Huvaj
Murat Tolga
Sena Güven
Sena Uzun
Vildan Er
Konuya ilişkin başka başlıklarda açılmış ama durum gerçekten çok saygısız, çok çirkin ve çok anlamsız.
Bu reklamları okuyanda yok üstelik; yalnızca görüntü kirliliği.
25 Eylül 2026 Cuma günü gerçekleşen acı olaydır.
Ankara'da emeklilerin seyyanen zam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde düzenlediği eylemde kendisini vuran 60 yaşındaki emekli polis memuru Ali Şekeroğlu, kaldırıldığı hastanede tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybettiği öğrenildi.
iki çocuk babası Şekeroğlu'nun olaydan hemen önce “Artık geçinemiyorum” dediği ve elindeki “Para için değil, onurumuz için” yazılı dövizle eyleme katıldığı ortaya çıktı.
Emekli dernekleri ve sendikalar, seyyanen zam talebiyle 25 Eylül'de Türkiye genelinde eylem düzenledi.
Ankara'daki eylemin adresi ise AYM karşısındaki Ahlatlıbel Atatürk Parkı oldu.
Basın açıklaması öncesinde kalabalığın arasında bulunan Ali Şekeroğlu, ekonomik sıkıntılarından söz etti. Şekeroğlu, “Artık geçinemiyorum. Gelinim işsiz, damadım işsiz” dedi.
Şekeroğlu boynunda Türk bayrağı, elinde ise “Para için değil, onurumuz için” yazılı bir pankartla basın toplantısı yapılacak olan alana gelmişti.
Görüntülerde çevresindekilerin kendisine yaklaşmasını istemeyen Şekeroğlu'nun, “Sakın yaklaşmayın. Ben artık bu işten vazgeçtim” dediği duyuluyor.
Doktorların tüm müdahalesine rağmen Şekeroğlu kurtarılamadı.
Emekli polis memurunun ölüm haberi, eylem alanında büyük üzüntüye neden oldu ve Şekerliığku’nun kendisini vurmasının ardından emeklilerin yapacağı basın açıklaması iptal edildi.
25 emekli derneği, sendika ve sivil toplum örgütleri 81 ilde aynı saatte basın açıklaması yapacaklardı.
Emekliler, 2023 yılında memurlara verilen ancak memur emeklilerine yansıtılmayan seyyanen zammın kendilerine de verilmesini istiyor.
AYM Komisyonu, 18 Eylül 2026'da memur emeklilerine seyyanen zam yapılmasına ilişkin bireysel başvuruyu kabul edilebilir bulmuş ve dosyayı esas inceleme için ilgili bölüme göndermişti.
Basından
BiRBiRDEN
Farklı Coğrafyalar, Ortak Bir Sanat Alanında
Signature Art Gallery küratörlüğünde hazırlanan BiRBiRDEN uluslararası karma resim ve heykel sergisi 28 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihleri arasında Bayrampaşa Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak olan sergi.
Türkiye’nin yanı sıra Ukrayna, iran, Lübnan, Tunus ve Fransa’dan sanatçıların üretimlerini bir araya getiren sergi; farklı coğrafyaların, kültürel deneyimlerin ve bireysel ifade biçimlerinin aynı sanat ortamında karşılaşmasına odaklanıyor.
Serginin küratörlüğünü Signature Art Gallery’nin kurucusu, sanat yönetmeni ve küratörü Nadine El Kaffel üstlenirken, organizasyon koordinasyonunu ibrahim Beşkardeş yürütüyor.
Farklılıkların Birlikteliği
BiRBiRDEN yalnızca farklı kültürden sanatçıları aynı çatı altında buluşturan bir sergi değil; farklılıkların bir arada var olabileceği bir sanat alanı oluşturma fikrinden hareket ediyor.
Serginin küratöryel yaklaşımında resim ve heykel, figüratif ve soyut anlatımlar, geleneksel yaklaşımlar ve daha deneysel arayışlar aynı estetik kalıba indirgenmeden yan yana geliyor. Her sanatçı kendi görsel dilini, kendi deneyimini ve dünyaya bakışını sergi alanına taşıyor.
Nadine El Kaffel’in yaklaşımında sanatın ortak bir dile ulaşması, sanatçıların birbirine benzemesinden değil; farklılıkların birbirini tamamlamasından geçiyor. BiRBiRDEN ismi de bu düşüncenin merkezinde yer alıyor.
Birbirinden farklı olmak, aynı zamanda aynı sanat alanında buluşmaya engel değil.
Farklı Coğrafyalardan Sanatçılar
Serginin uluslararası yapısı, farklı ülkelerden sanatçıların üretimlerinin istanbul’da aynı mekânda buluşmasıyla görünürlük kazanıyor.
Türkiye’den Arzu Tüybek, Ece Bayraktar, Eda Özsayın, Emel Akbulut, Güher Elçiçek, Hakan Duman, Hicran Mustafazade, inci Kilisli Bekeret, Mehmet Duran Fergöğçe, Oktay Örnek, Prof. Reyhan Uludağ, Rabia Tokat, Saniye Subaş Öner, Selmani Baki Kocaispir, Talat Balcı, Turgay Sarı, Uğur Akın ve Yasemin Kaya Moore sergide yer alan sanatçılar.
Uluslararası katılım ise Dmytro Enko (Ukrayna), Mahroukh Fouladian (iran), Mustafa Sabbouh (Lübnan), Raphael Gaudin (Fransa) ve aynı zamanda serginin küratörü olan Nadine El Kaffel (Tunus) ile genişliyor.
Bu farklı coğrafyalardan gelen sanatçıların üretimleri, sergi mekânında yalnızca uluslararası bir çeşitlilik yaratmakla kalmıyor izleyiciyi farklı görsel anlatımlar ve sanat anlayışları arasında bir keşif yolculuğuna da davet ediyor.
Renkten Sese Uzanan Bir Karşılaşma
BiRBiRDEN’ in açılışında görsel sanatlara müzik de eşlik edecek.
Viyolonselist Dr. Elif Sayın sergi için hazırladığı özel performansla resim ve müzik arasında bir diyalog kuracak.
Sanatçının
Renk duyulur mu?
Ses görülebilir mi?
Sorusundan hareket eden performans, sergideki renklerin ve formların müzikal bir karşılık bulduğu farklı bir deneyim alanı yaratmayı amaçlıyor.
Viyolonselin sesi ile tuval üzerindeki renklerin aynı mekânda buluşması, BiRBiRDEN’in farklı disiplinleri ve ifade biçimlerini bir araya getiren yaklaşımını açılış atmosferine de taşıyor.
Sergi 28 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihleri arasında 11.00–18.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek.
BiRBiRDEN farklı sanatçıların ve farklı coğrafyaların tek bir sanat alanında karşılaşmasına alan açarken, izleyiciyi de bu karşılaşmanın bir parçası olmaya davet etmektedir.
istanbul’un Suyunu Güvence Altına Aldık.
Yatırımlarıyla iBB Hep Yanında.
iSKi Yatırım Ve Proje Tanıtım Töreni.
16 Eylül 2026 tarihinde Yenikapı Avrasya Gösteri Ve Sanat Merkezi’nde gerçekleşen büyük tanıtım etkinliği içinde yeralan özel tasarımlı resim sergisidir.
iSKi Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen Yatırım ve Proje Tanıtım Töreni, istanbul’un geleceğine yön verecek altyapı projelerinin tanıtımının yanı sıra, suyun sanattaki yansımasına da ev sahipliği yaptı.
Birçok değerli sanat eserinin sergilendiği etkinlikte, Türkiye'de uzun zamandır yaşamını sürdüren ödüllü ressam Tatiana Kirillova’nın 'insan Bir Su Hali' adlı eseri davetlilerin en çok ilgi gösterdiği çalışma oldu.
Sanatçı Tatiana Kirillova’nın kendine özgü Aquamorfizm tekniği ile fuar için özel olarak hazırladığı 'insan Bir Su Hali' isimli eseri;
suda görülen bir yüzün anlık tanıdıklığının ardından çizgilerin nasıl çözülüp bedenin yeniden akışa karıştığınının resim sanatıyla anlatımı.
(img:#2512874)
Su hareket eder.
Bazen hafifçe, bazen bütün gücüyle.
Bir yere ait olmadan, hiçbir şeyi geride bırakmadan.
Yardımcı doçentlikten doçentliğe geçmek için zorunlu olan ingilizce sınavında başarılı olmak şartına rağmen; ülkemizde ingilizce konuşamayan profesörler var. Hemde sayıları oldukça fazla.
Acemyan’ın resimleri sonuçta var olmuş istanbul ile hayal edilmiş istanbul arasındaki sınırda durur.
Sanatçı kenti belgelemekten çok, onun hakkında hatırladıklarımızı ve hatırlamak istediklerimizi resmeder. Bu nedenle resimler tarihsel belge olmaktan ziyade şiirsel kent arşivleri olarak düşünülebilir.
istanbul sürekli değişirken Acemyan’ın resimlerinde şehir adeta zamanı durdurur: vapurlar Boğaz’dan geçmeye, kahveler dolmaya, sokak lambaları yanmaya, çocuklar parklarda koşmaya ve insanlar kaldırımlarda birbirlerinin yanından geçmeye devam eder.
Guinness Rekorlar Kitabı’na aday
“Dev istanbul”, 19-20 Eylül’de Kilyos’ta sanatseverlerle buluşacak.
Ressam Alev Özas, iki gün boyunca sergilenecek dev eserinin yanı sıra etkinlik alanında gerçekleştireceği canlı performansla bu kez Sarıyer’i tuvale taşıyacak.
Ressam Alev Özas, istanbul’a adadığı en önemli çalışmalarından “Dev istanbul” ile 19-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek 7. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri’ne katılacak.
Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak hazırlanan ve Guinness Rekorlar Kitabı’na aday olan “Dev istanbul” iki gün boyunca Kilyos Turban Tesisleri’nde sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.
50 METRELiK iSTANBUL KiLYOS’TA
Alev Özas’ın 100 günde tamamladığı “Dev istanbul” 50 metre uzunluğu, 2,90 metre yüksekliği ve tek parça tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle oluşturulan panoramik istanbul anlatımıyla dikkat çekiyor. istanbul’un simge yapılarını ve kent dokusunu sanatçının kendine özgü renk dünyasıyla bir araya getiren eser, Cumhuriyet’in 100. yılı için hayata geçirildi.
“Dev istanbul” için Guinness Rekorlar Kitabı’na, tek parça tuval üzerine yapılmış en büyük yağlı boya metropol resmi kapsamında rekor tescili başvurusu gerçekleştirildi.
ALEV ÖZAS BU KEZ SARIYER’i RESMEDECEK
Alev Özas,
Kilyos’ta yalnızca “Dev istanbul”u sergilemekle kalmayacak, sanatseverlerin gözleri önünde yeni bir eser de yaratacak.
Özas, 19 ve 20 Eylül’de saat 12.00-19.00 arasında gerçekleştireceği canlı resim performansında bu kez Sarıyer’i tuvale taşıyacak.
Sanatçının etkinliğe özel olarak hazırlayacağı Sarıyer resmi, iki gün boyunca ziyaretçilerin gözleri önünde şekillenecek. Böylece sanatseverler bir Alev Özas eserinin ilk fırça darbelerinden tamamlanma sürecine kadar oluşumuna yakından tanıklık etme fırsatı bulacak.
Sanat, doğa ve çevre temalarını bir araya getiren 7. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri kapsamında gerçekleştirilecek buluşmada, Özas’ın tamamlanmış dev istanbul panoraması ile canlı olarak yaratacağı Sarıyer resmi aynı etkinlikte sanatseverlerle buluşacak.
19-20 Eylül 2026
12.00-19.00
Kilyos Turban Tesisleri – Sarıyer
Acemyan, istanbul’u yalnızca görülen bir kent olarak değil, hatırlanan, anlatılan ve zaman içinde yeniden kurulan bir kent belleği olarak ele alan naif resim anlayışıyla öne çıkar.
Sanatçının resimlerinde istanbul, gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla tarihsel hafızanın iç içe geçtiği düşsel bir sahneye dönüşür.
Acemyan’ın dünyasında istanbul’un meydanları, parkları, kahvehaneleri, vapurları, tren garları, eski dükkânları ve eğlence mekânları yalnızca mimari unsurlar değildir. Bunların her biri kentin toplumsal hafızasını taşıyan birer anlatı öğesidir.
Sanatçı, akademik perspektif kurallarına bağlı kalmak yerine naif sanatın bilinçli sadeliğini kullanır.
Yapılar, insanlar ve sokaklar gerçek dünyadaki ölçeklerinden uzaklaşabilir; perspektif sıkışabilir, farklı bakış açıları aynı yüzeyde buluşabilir.
Böylece resim, fotoğrafik gerçekliğin değil, hatırlamanın mantığıyla kurulmuş bir istanbul’a dönüşür.
Resimlerinde istanbul
Acemyan’ın istanbul’u nostaljik olmakla birlikte yalnızca geçmişe özlem duyan bir dünya değildir. Sanatçı geçmişi yeniden inşa eder.
istiklal Caddesi, Gülhane Parkı, Haydarpaşa Garı, Eminönü balıkçıları, Galata Köprüsü, Çukurcuma’nın antikacıları, eski sahaflar, kahvehaneler, Boğaz kıyıları ve istanbul’un tarihsel eğlence kültürü sanatçının resimlerinde büyük bir sahnenin farklı dekorları gibi düşünülebilir.
insan figürü ise bu dünyanın temel unsurudur. Küçük ölçekli figürler yürür, sohbet eder, alışveriş yapar, kahve içer, vapur bekler, gösteri seyreder veya yalnızca sokağın içinde kaybolur. Tek tek kişilerin kimliklerinden çok kalabalığın oluşturduğu şehir ritmi önemlidir.
Bu nedenle Acemyan’ın resimlerine uzaktan bakıldığında istanbul görülür; yaklaşıldığında ise onlarca küçük hikâye ortaya çıkar.
Görsel dili
Acemyan’ın resimlerinde güçlü bir anlatısal yoğunluk bulunur. Kompozisyon genellikle yüksek bir bakış noktasından kurulurken ön, orta ve arka planlar küçük olaylarla doldurulur. Bu yöntem izleyicinin gözünü resmin içerisinde dolaşmaya zorlar.
Renk paletinde özellikle gece sahnelerinde lacivert ve koyu mavi gökyüzü; sıcak sarı pencere ışıkları, kırmızı, turuncu ve toprak tonları arasında güçlü bir karşıtlık görülür.
Sokak lambaları, dükkân vitrinleri ve eğlence alanlarının ışıkları kenti karanlığın içerisinden çıkarır.
Bu ışık kullanımı istanbul’u gerçek bir şehir görünümünden uzaklaştırarak masalsı bir gece sahnesine dönüştürür.
Figürlerin anatomik doğruluğundan çok karakterleri önemlidir. insanlar küçülür, mimari büyür; otomobiller oyuncaklaşır, vapurlar ve faytonlar kentin dekorunun parçalarına dönüşür. Böylece resimlerde zamanın kesin olarak belirlenmesi zorlaşır.
1920’lerin otomobiliyle çok daha eski bir istanbul alışkanlığı aynı kompozisyonda karşılaşabilir. Bu anakronizm bir hata değil, sanatçının kurduğu dünyanın temel özelliklerinden biri olarak okunabilir: Acemyan’ın istanbul’unda kronolojik zaman yerine hafızanın zamanı işler.
Naif sanat içerisindeki yeri
Acemyan’ın üretimi, naif resmin temel özellikleri olan sadeleştirilmiş figür, özgür perspektif, anlatısallık, dekoratif yüzey ve gündelik yaşam gözlemi üzerinden değerlendirilebilir.
Ancak sanatçının ayırt edici yönü, naifliği yalnızca biçimsel bir tercih olarak değil, kent tarihini yeniden anlatmanın aracı hâline getirmesidir.
istanbul burada anıtsal yapılardan ibaret değildir.
Bir sokak satıcısı, kahvede oturan iki kişi, tramvayı bekleyen kalabalık, vapurun ışıkları, eski bir otomobil, bir tiyatro afişi veya parkta dolaşan çocuklar en az Ayasofya, Galata Kulesi ya da Haydarpaşa Garı kadar önem kazanır.
Dolayısıyla Acemyan’ın resimlerinde anıtsal tarih ile gündelik hayat arasında hiyerarşi kurulmaz.
37. Ayran Festivali kapsamında 31 Ağustos 6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleşen çalıştaydır.
Sınırları Aşan Sanat Susurluk’ta Buluştu:
7 Ülkeden 11 Sanatçı, Tek Bir Sanat Hikâyesi.
Sergide, Saint Petersburg’da özel Laureate Ödülü’ne layık görülen Rus ressam Tatiana Kirillova’nın Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet’i konu alan yeni eserleri de sanatseverlerle buluştu.
Çalıştay Türkiye, Rusya, izlanda, Almanya, Polonya, iran, Kosova ve farklı kültürlerden sanatçıları bir araya getirdi.
31 Ağustos–6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen sempozyuma 14 sanatçı katılırken, sanatçıların eserleri festival kapsamında Susurluk merkezindeki parkta düzenlenen sergide izleyiciyle buluştu.
Sempozyumun açılışı Susurluk Belediye Başkanı Hakan Yıldırım Semizel, ressam ve küratör Kenan Şahin, organizatör Av.Reyhan Şahin ve sanatçıların katılımıyla gerçekleştirildi.
Sergi, 5 Eylül Susurluk’un Kurtuluş Günü etkinlikleri ve hafta boyunca konserler, kültürel etkinlikler ve çeşitli aktivitelerle devam eden Ayran Festivali programının da önemli bir parçası oldu.
Sanatın Sınırları Aşan Dili.
Etkinliğin en dikkat çekici anlarından biri, iranlı sanatçı Alireza Ghoojari tarafından gerçekleştirilen sanat performansı oldu.
iran’ın ağır bir dönemden geçtiği bir süreçte Susurluk’a gelen sanatçı, performansında sempozyuma katılan diğer sanatçıları ortak bir tuval etrafında buluşturdu.
Her sanatçı, kendi rengini kullanarak tuval üzerinde bir iz bıraktı. Ortak çalışmanın ilk renkli imzasını Susurluk Belediye Başkanı Hakan Yıldırım Semizel atarken, ardından küratör Kenan Şahin ve sanatçılar kendi renklerini tuvale ekledi.
Böylece farklı ülkelerden gelen sanatçıların bireysel renkleri tek bir eserde buluştu.
Farklı renkler kendi kimliğini kaybetmeden yan yana geldiğinde, ortaya yalnızca yeni bir eser değil, birlikte yaşamanın da bir resmi çıkar.
Saint Petersburg’dan Susurluk’a uzanan sanat yolculuğu
Serginin dikkat çeken sanatçılarından biri uzun süredir istanbul’da yaşayan Rus ressam Tatiana Kirillova oldu.
Kirillova 2026 yılında Saint Petersburg’da, Rusya Federasyonu Bilim ve Yükseköğretim Bakanlığı himayesinde düzenlenen “Sınır Tanımayan Sanat Festivali” kapsamında gerçekleştirilen uluslararası yarışmaya üç eseriyle katıldı:
Aşık Veysel, Nâzım Hikmet ve dünyanın ilk arabalı vapuru “Suhulet-26”.
46 ülkeden 1000’den fazla eserin yer aldığı yarışmada Kirillova’nın “Aşık Veysel Portresi” adlı eseri jüri tarafından özel Laureate Ödülü’ne layık görüldü.
Türk basınında da yer alan bu başarı, Türkiye’yi temsil eden sanatçının uluslararası platformdaki önemli çalışmalarından biri oldu.
Kirillova, Susurluk’taki çalıştayda ise Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet’i konu alan yeni eserler üreterek bu sanatsal yolculuğunu sürdürdü.
Böylece Susurluk’ta sergilenen eserler yalnızca sempozyum süresince üretilen yeni çalışmalar olarak değil, sanatçının Türkiye’nin kültürel hafızasına yönelik devam eden araştırmasının da bir parçası olarak izleyiciyle buluştu.
Sergi, Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet gibi Türkiye’nin kültür tarihinde önemli yer tutan isimleri ve Suhulet gibi gurur verici bir tarihsel olayı sanat aracılığıyla yeniden hatırlama fırsatı sundu.
Sanat, Şehir Ve Misafirperverlik.
Serginin merkez parkta gerçekleştirilmesi, sanatın günlük şehir yaşamının içine taşınmasını sağladı ve etkinlik Susurlukluların yoğun ilgisiyle karşılandı.
Sempozyumun gerçekleştirilmesinde ressam ve küratör Kenan Şahin ile organizatör Av.Reyhan Şahin önemli rol üstlendi.
Basınla temsilciliğini Muzaffer Salih’in gerçekleştirdiği sempozyumda yer alan sanatçılar arasında Hidayet Gültekin, Agim Krasniqi, Alireza Ghoojari, Prof. Dr. Aylin Gürbüz, Fatos Bylybashi, Inese Elferte, Longina Wysocka, Mustafa Ali Kasap, Selma Özenbirkan, Tatiana Kirillova, Zeynep Özdek ve Kenan Şahin yer aldı.
Türkiye, Rusya, izlanda, Almanya, Polonya, iran ve Kosova’dan sanatçıların aynı sanat ortamında buluştuğu sempozyum, Susurluk’un uluslararası kültürel etkinlikler içindeki görünürlüğünü artırırken, farklı kültürlerin kendi özgünlüklerini koruyarak aynı sanat dili içinde buluşabileceğini de başarıylal ortaya koydu.
iREM GÜRDAL
Marmara Üniversitesi iktisat bölümü mezunu olan irem Gürdal, üniversite eğitimi sonrasında özel sektörde çalışma hayatına başladı.
2004 yılında bilişim sektörüne adım atarak Ürün Yöneticisi, Ürün Kategori Yöneticisi, Satış ve Pazarlama Yöneticisi, Kurumsal iletişim, Crm ve E-ticaret proje yönetimi, iş geliştirme alanında görevlerde bulundu.
2015 yılında haber spikerliği eğitimini çok isteyerek tamamladı ancak bu hayali yarım kaldı.
Yaşanmışlıkları içsel sorgulama döneminde 2017 yılında tuval üzeri akrilik soyut çalışmalarına hobi olarak başladı.
ilk olarak 2021 yılında La Vision Art Galeri Enigma karma sergisinde yer aldı.
Yirminin üzerinde karma sergiye farklı galerilerde, kültür sanat merkezlerinde katılımı gerçekleşti.
Soyut akrilik çalışmaları ile 2023 Eylül ayında Renklerin Hikayesi adlı ilk kişisel sergisini gerçekleştirdi.
14 farklı soyut çalışması Antik Hotel Antik Cisterna'da sanatseverlerle buluştu.
On yıldır soyut çalışmaları ile dışa vurumu yansıtmakta, sanatın iyileştirici, birleştirici gücüne inanarak sanatsal yolculuğuna üreterek devam etmektedir.
CADDEBOSTAN’IN 1600 YILLIK HiKAYESi KiTAPLAŞTI
istanbul’un en bilinen semtlerinden Caddebostan’ın geçmişi, Kadir Toprakkaya’nın kaleme aldığı “Bizans’tan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e Caddebostan” adlı kitapla kapsamlı bir araştırmaya dönüştü.
K-iletişim Yayınları tarafından yayımlanarak okurlarla buluşan kitap, Caddebostan’ın yalnızca yakın dönemini değil; Bizans dönemindeki Ruphinianai yerleşiminden Osmanlı’nın sayfiye kültürüne, Cumhuriyet döneminin plajlarından gazinolarına, köşklerinden sinemalarına ve mahalle yaşamına uzanan çok katmanlı tarihini ele alıyor.
Caddebostan’ın geçmişinin sanılandan çok daha eski olduğunu ortaya koyan çalışma, semtin Bizans döneminde bir liman kasabası ve önemli bir yerleşim alanı olduğuna ilişkin araştırmalardan yola çıkıyor. “Ruphinianai” adıyla anılan yerleşimde; yazlık saray, liman, pazar yerleri, dini yapılar ve farklı ticari alanların bulunduğu aktarılıyor.
Bugün semtin farklı noktalarında rastlanan Bizans dönemine ait sütun başlıkları ve mimari parçalar da bu geçmişin izleri arasında değerlendiriliyor. Yazarın araştırma sürecinde farklı uzman ve araştırmacıların katkılarına başvurması, çalışmanın yalnızca kişisel hatıralara değil, tarihsel kaynaklara ve tanıklıklara da dayanmasını sağlıyor.
Osmanlı döneminde “Bağdat Yolu” güzergâhındaki konumuyla önem kazanan Caddebostan, 19. yüzyıldan itibaren demiryolu ve deniz ulaşımının gelişmesiyle birlikte varlıklı ailelerin tercih ettiği bir sayfiye bölgesine dönüşüyor. Köşkler, konaklar, bahçeler ve yeni yerleşimler semtin görünümünü değiştirirken; Caddebostan zaman içerisinde istanbul’un en gözde yazlık bölgelerinden biri hâline geliyor.
Ragıp Sarıca Paşa Konağı, Tevhide Hanım Konağı ve Cemil Topuzlu Köşkü gibi yapılar, kitabın Caddebostan’ın mimari mirasına odaklanan bölümlerinde geçmişten günümüze uzanan önemli tanıklıklar olarak yer alıyor.
PLAJ, GAZiNO VE iSTANBUL’UN SOSYAL HAYATI
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri ise Caddebostan’ın 20. yüzyıldaki sosyal ve kültürel hayatına ayrılıyor. Caddebostan Plajı’nın hikâyesi 1920’li yıllara uzanırken; sahildeki iskele, kır kahveleri ve gazinolar, zaman içerisinde semtin simgeleri olarak dikkat çekiyor. Caddebostan Gazinosu ve daha sonra Caddebostan Maksim Gazinosu, yalnızca eğlence mekânları değil; dönemin sanat, müzik ve sosyal hayatının önemli buluşma noktaları olarak kitabın sayfalarında yeniden hayat buluyor.
Güzellik yarışmaları, canlı müzik programları, kabareler ve dönemin ünlü isimleri üzerinden anlatılan gazino kültürü, Caddebostan’ın istanbul’un sosyal yaşamındaki yerini de gözler önüne seriyor.
BiR SEMTiN DEĞiL, ORTAK BiR HAFIZANIN KiTABI
“Bizans’tan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e Caddebostan”, tarihsel bilgilerin yanı sıra kişisel anılar ve tanıklıklarla da zenginleşiyor. Yazar Kadir Toprakkaya, çocukluk yıllarından itibaren Caddebostan’la kurduğu kişisel bağı, kitabın temel motivasyonlarından biri olarak ortaya koyuyor.
Denizle tanıştığı, yüzmeyi, kürek çekmeyi ve balık tutmayı öğrendiği; plaj ve gazino kültürünü yaşadığı Caddebostan, kitapta yalnızca araştırılan bir yer değil, aynı zamanda hatırlanan ve yeniden keşfedilen bir yaşam alanı olarak karşımıza çıkıyor.
Kitapta eski Caddebostan sakinlerinin anıları, balıkçılar, esnaf, restoranlar, sinemalar, köşkler, plajlar ve gazinolar üzerinden semtin gündelik hayatına dair çok sayıda hikâyeye de yer veriliyor. Özellikle 1925’ten 2025’e uzanan yüz yıllık dönem, değişen mimari ve yaşam kültürü üzerinden ele alınıyor.
“Yaşamadığımız Hayatların Yasını Tutar Mıyız?”
gerçekleşmiş olanla, ihtimal olarak kalan arasındaki mesafeye odaklanıyor.
Sergi, yaşamın yalnızca deneyimlediklerimizden değil; vazgeçtiklerimizden, ertelenen karşılaşmalardan ve hiçbir zaman gerçekleşmemiş olasılıklardan da oluşabileceği düşüncesinden hareket ediyor.
Mehmet Yılmaz Ak, Hakan Güven, Tevfik Talha Okan, Ceyda Tırtıl Özdemir ve Esra Özsoy’un farklı üretimlerini Küratör Hasan Sarıtaş organizasyonuyla bir araya getiren sergi; bellek, arzu, kayıp ve ihtimal kavramları etrafında gelişen bir karşılaşma alanı kuruyor.
Yapıtlar ortak bir anlatıya bağlanmak yerine, farklı zamanlara ve deneyimlere açılan eşikler olarak yan yana geliyor.
Burada yas, yalnızca kaybedilmiş olana ilişkin değil; hiç yaşanmamış olanın bıraktığı boşluğa da işaret ediyor.
Başka bir yerde verilmiş olabilecek kararlar, seçilmemiş yollar, ertelenmiş başlangıçlar ve gerçekleşmeyen gelecekler, bugünün içinde sessizce varlığını sürdürüyor.
Sergi böylece tek bir soruyu açık bırakıyor:
insan, hiç sahip olmadığı bir hayatı özleyebilir mi?
Görgü, yalnızca nasıl davranacağımızı öğreten kurallar bütünü değildir; insanın kendisine, çevresine ve topluma duyduğu saygının en zarif ifadesidir.
Prof. Dr. Oğuz Özyaral, K-iletişim Yayınları etiketiyle yayımlanan “Bireyden Topluma, Selamdan Sofraya Bir Yaşam Estetiği Rehberi” adlı yeni eserinde kadi medeniyetimizin edep anlayışını günümüz yaşamının ihtiyaçlarıyla buluşturarak, okurlarına kapsamlı bir yaşam rehberi sunuyor.
Selamlaşmadan sofraya, aile ilişkilerinden iş hayatına, resmi protokolden dijital iletişime kadar hayatın her alanını kapsayan eser yalnızca “Ne yapılmalı?” sorusuna değil, “Neden böyle davranmalıyız?” sorusuna da cevap veriyor.
Tarihsel kaynaklar, kültürel örnekler ve güncel yaşam pratikleriyle zenginleştirilen kitap, görgünün şekilden ibaret olmadığını; karakter, empati ve insanlık bilinciyle anlam kazandığını gözler önüne seriyor.
TOPLUMSAL YAŞAMA ZARiF BiR REHBER
Geçmişin zarafetini bugünün dünyasına taşıyan kitapta ebeveynlerden eğitimcilere, gençlerden profesyonellere, toplum içinde daha bilinçli ve saygılı bir iletişim kurmak isteyen herkese hitap ediyor.
Çünkü görgü, yalnızca kuralları bilmek değil; insan ilişkilerine değer katmayı, birlikte yaşam kültürünü güçlendirmeyi ve medeniyet bilincini gelecek kuşaklara aktarmayı amaçlayan evrensel bir yaşam biçimidir.
DEĞERLi BiR BAŞVURU KiTABI
“Bireyden Topluma, Selamdan Sofraya Bir Yaşam Estetiği Rehberi” unutulmaya yüz tutan nezaket dilini yeniden hatırlatan, geçmiş ile gelecek arasında güçlü bir köprü kuran ve her satırında insan olmanın inceliklerini hatırlatan değerli bir başvuru kitabı olarak öne çıkıyor.
PROF. DR. OĞUZ ÖZYARAL
Prof. Dr. Oğuz Özyaral; mikrobiyoloji, halk sağlığı ve koruyucu sağlık alanlarında çalışmalarıyla tanınan akademisyen ve yazardır. istanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunu olan Özyaral, mikrobiyoloji alanındaki yüksek lisans ve doktora eğitimini tamamladıktan sonra uzun yıllar üniversitelerde akademik ve idari görevler üstlendi. 2012 yılında doçent, 2017 yılında profesör ünvanını aldı. Bilimsel yayınlarının yanı sıra sağlık, hijyen ve toplumsal yaşam kültürü üzerine kaleme aldığı eserlerle geniş bir okur kitlesine ulaşan Özyaral, televizyon ve radyo programlarında da koruyucu sağlık konusunda kamuoyunu bilgilendiren çalışmalarıyla tanınmakta.
Are You Content? farklı kuşak ve disiplinlerden sanatçıların yapıtlarını bir araya getirerek memnuniyet, arzu ve tüketim arasındaki değişken ilişkilere bakıyor.
Serginin başlığı, ingilizce content sözcüğünün hem “memnun” hem de “içerik” anlamına gelmesinden hareket ediyor ve bu ikili anlamı serginin düşünsel zeminine yerleştiriyor.
Resim, heykel, fotoğraf, video ve yerleştirmeyi kapsayan sergi, tek bir anlatı kurmak yerine farklı malzeme, ölçek ve üretim biçimleri arasında karşılaşmalar öneriyor.
Yapıtlar beden, gündelik yaşam, nesneler ve imgeler üzerinden arzunun nasıl üretildiğine, dönüştüğüne ve dolaşıma girdiğine dair farklı yaklaşımlar sunuyor.
“Memnun musun?” Sorusu bu bağlamda kişisel olduğu kadar toplumsal bir nitelik taşıyor. Sahip olduklarımız, görmek istediklerimiz ve kendimizi başkalarına nasıl gösterdiğimiz arasındaki ilişkileri gündeme getirirken, memnuniyetin nerede başladığı ve ne zaman yeni bir arzuya dönüştüğü sorusunu açık bırakıyor.
Sergi bu soruya ortak bir yanıt vermek yerine, yapıtlar arasında oluşan yakınlık ve ayrışmalara alan açıyor.
Böylece Are You Content?
Memnuniyeti ulaşılması gereken bir sonuç olarak değil; sürekli değişen, yeniden müzakere edilen ve izleyicinin kendi deneyimiyle tamamlanan bir durum olarak ele alıyor.
Sergide eserleri yer alan sanatçılar:
Ayşe Özen, Emel Köleoğlu, Esra Özsoy, Harun Acı, Fırat Altındal ve Tevfik Talha Okan.
Are You Content?
23 Ağustos–3 Eylül 2026 tarihleri arasında Hasan Sarıtaş Gallery, istanbul’da ziyaret edilebilir.
Servera
Klasik sanat eserlerini spray paint ve graffiti tekniğiyle yeniden yorumlamasıyla dikkat çeken bir sanatçı.
inci küpeli kız, Venüs’ün Doğuşu gibi sanat tarihinin ikonik eserlerini kendi üslubuyla yeniden ele aldığı çalışmaları var.
ilk bakışta klasik bir tablo gibi görünen işlerde kullanılan tekniğin yalnızca sprey boya olması, çalışmalarının dikkat çekici taraflarından biri.
Gerçekçi portreler ve figürler üzerine yoğunlaşırken graffiti geçmişini de üretimlerinin merkezinde tutmaktadır.
Sanat eğitimine Tekirdağ Güzel Sanatlar Lisesi Resim Bölümü’nde başlamış ve Marmara Üniversitesi Resim iş Öğretmenliği Bölümü’nde tamamlamıştır.
Mural, tuval ve farklı resim tekniklerini bir arada kullanarak zaman içerisinde kendine ait yepyeni bir üretim dili oluşturmuş.
2026 yılında IAAF Bodrum Sanat Fuarı’nda eserleriyle yer alması çalışmalarının yalnızca sokak ve duvar ölçeğinde kalmadığını gösteren işlerden biri.
Graffiti kökenli bir sanatçının klasik resim referanslarını fuar ortamına taşıması açısından da ilgi çekici.
Servera’yı yalnızca graffiti sanatçısı olarak tanımlamak bu yüzden biraz eksik kalıyor. Yaptığı işlerde graffiti, mural, klasik resim ve çağdaş sanat arasında bir geçiş kuruyor.
11Ağustos 2026 gece saatlerinde Ayşe A. isimli 31 yaşında bir kadının gerçekleştirdiği eylemdir.
Kamera kayıtlarında görüntüsü belli olan şahıs, ertesi gün güvenlik güçlerinin işbirliği ile yakalanarak adli birimlere teslim edildi.
Ressam Alev Özas'ın istanbul Temalı Sergisi istanbul Üsküdar BirSanat Galeri'de Açılıyor.
Ressam Alev Özas'ın istanbul'un renklerini ve ruhunu yansıtan kişisel sergisi, 16-23 Ağustos tarihleri arasında BirSanat Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor.
istanbul'un tarihî dokusunu, değişen siluetini ve çok katmanlı yaşamını kendine özgü bir sanat diliyle yorumlayan ressam Alev Özas, yeni kişisel sergisiyle BirSanat Galeri'de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının istanbul temalı eserlerinden oluşan sergi, 16-23 Ağustos tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.
Bir hafta boyunca sürecek sergide, istanbul'un farklı semtleri, Boğaz'ın büyüleyici atmosferi, tarihî yapılar ve kentin hareketli yaşamı, sanatçının özgün renk anlayışıyla izleyicilerin karşısına çıkacak. Serginin açılışı ise 16 Ağustos Pazar günü saat 19.00'da gerçekleşecek.
istanbul'un Hafızası Tuvale Taşınıyor
Alev Özas'ın eserlerinde istanbul yalnızca bir şehir olarak değil, aynı zamanda yaşayan bir hafıza mekânı olarak ele alınıyor. Sanatçı, ekspresif yaklaşımı ve güçlü renk kullanımıyla kentin ruhunu, ışığını ve ritmini yeniden yorumluyor.
Soyut ve figüratif unsurları bir araya getiren eserler, izleyicileri istanbul'un geçmişi ile bugünü arasında duygusal bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçının çalışmalarında renk, yalnızca bir ifade aracı değil, aynı zamanda anlatının merkezinde yer alan güçlü bir unsur olarak öne çıkıyor.