Acemyan, istanbul’u yalnızca görülen bir kent olarak değil, hatırlanan, anlatılan ve zaman içinde yeniden kurulan bir kent belleği olarak ele alan naif resim anlayışıyla öne çıkar.
Sanatçının resimlerinde istanbul, gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla tarihsel hafızanın iç içe geçtiği düşsel bir sahneye dönüşür.
Acemyan’ın dünyasında istanbul’un meydanları, parkları, kahvehaneleri, vapurları, tren garları, eski dükkânları ve eğlence mekânları yalnızca mimari unsurlar değildir. Bunların her biri kentin toplumsal hafızasını taşıyan birer anlatı öğesidir.
Sanatçı, akademik perspektif kurallarına bağlı kalmak yerine naif sanatın bilinçli sadeliğini kullanır.
Yapılar, insanlar ve sokaklar gerçek dünyadaki ölçeklerinden uzaklaşabilir; perspektif sıkışabilir, farklı bakış açıları aynı yüzeyde buluşabilir.
Böylece resim, fotoğrafik gerçekliğin değil, hatırlamanın mantığıyla kurulmuş bir istanbul’a dönüşür.
Resimlerinde istanbul
Acemyan’ın istanbul’u nostaljik olmakla birlikte yalnızca geçmişe özlem duyan bir dünya değildir. Sanatçı geçmişi yeniden inşa eder.
istiklal Caddesi, Gülhane Parkı, Haydarpaşa Garı, Eminönü balıkçıları, Galata Köprüsü, Çukurcuma’nın antikacıları, eski sahaflar, kahvehaneler, Boğaz kıyıları ve istanbul’un tarihsel eğlence kültürü sanatçının resimlerinde büyük bir sahnenin farklı dekorları gibi düşünülebilir.
insan figürü ise bu dünyanın temel unsurudur. Küçük ölçekli figürler yürür, sohbet eder, alışveriş yapar, kahve içer, vapur bekler, gösteri seyreder veya yalnızca sokağın içinde kaybolur. Tek tek kişilerin kimliklerinden çok kalabalığın oluşturduğu şehir ritmi önemlidir.
Bu nedenle Acemyan’ın resimlerine uzaktan bakıldığında istanbul görülür; yaklaşıldığında ise onlarca küçük hikâye ortaya çıkar.
Görsel dili
Acemyan’ın resimlerinde güçlü bir anlatısal yoğunluk bulunur. Kompozisyon genellikle yüksek bir bakış noktasından kurulurken ön, orta ve arka planlar küçük olaylarla doldurulur. Bu yöntem izleyicinin gözünü resmin içerisinde dolaşmaya zorlar.
Renk paletinde özellikle gece sahnelerinde lacivert ve koyu mavi gökyüzü; sıcak sarı pencere ışıkları, kırmızı, turuncu ve toprak tonları arasında güçlü bir karşıtlık görülür.
Sokak lambaları, dükkân vitrinleri ve eğlence alanlarının ışıkları kenti karanlığın içerisinden çıkarır.
Bu ışık kullanımı istanbul’u gerçek bir şehir görünümünden uzaklaştırarak masalsı bir gece sahnesine dönüştürür.
Figürlerin anatomik doğruluğundan çok karakterleri önemlidir. insanlar küçülür, mimari büyür; otomobiller oyuncaklaşır, vapurlar ve faytonlar kentin dekorunun parçalarına dönüşür. Böylece resimlerde zamanın kesin olarak belirlenmesi zorlaşır.
1920’lerin otomobiliyle çok daha eski bir istanbul alışkanlığı aynı kompozisyonda karşılaşabilir. Bu anakronizm bir hata değil, sanatçının kurduğu dünyanın temel özelliklerinden biri olarak okunabilir: Acemyan’ın istanbul’unda kronolojik zaman yerine hafızanın zamanı işler.
Naif sanat içerisindeki yeri
Acemyan’ın üretimi, naif resmin temel özellikleri olan sadeleştirilmiş figür, özgür perspektif, anlatısallık, dekoratif yüzey ve gündelik yaşam gözlemi üzerinden değerlendirilebilir.
Ancak sanatçının ayırt edici yönü, naifliği yalnızca biçimsel bir tercih olarak değil, kent tarihini yeniden anlatmanın aracı hâline getirmesidir.
istanbul burada anıtsal yapılardan ibaret değildir.
Bir sokak satıcısı, kahvede oturan iki kişi, tramvayı bekleyen kalabalık, vapurun ışıkları, eski bir otomobil, bir tiyatro afişi veya parkta dolaşan çocuklar en az Ayasofya, Galata Kulesi ya da Haydarpaşa Garı kadar önem kazanır.
Dolayısıyla Acemyan’ın resimlerinde anıtsal tarih ile gündelik hayat arasında hiyerarşi kurulmaz.