1997 yılında Nevşehir’de doğan Tevfik Talha Okan; erken yaşlardan itibaren resim pratiğini düşünsel ve estetik üretiminin temel ifade alanı olarak geliştirmiştir.
Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki eğitimi süresince Osmanlı minyatür sanatı üzerine yoğunlaşan sanatçı, bu geleneğin ritmik kompozisyon anlayışını, çoklu bakış sistemini ve bezemeye dayalı yüzey kurgusunu Avrupa ekspresyonizminin figüratif anlatımı ve güçlü renk diliyle yeniden yorumlayarak kendine özgü bir resim pratiği oluşturmuştur.
Okan’ın üretimi, Doğu’nun anlatısal ve simgesel görme biçimi ile Batı resminin figür merkezli ifade geleneği arasında kurduğu yaratıcı diyalog üzerinden şekillenir.
Sanatçının resimleri, Osmanlı minyatürünün perspektiften bağımsız mekân anlayışını çağdaş yaşamın gündelik sahneleriyle buluşturur. Kahvehaneler, ev içleri, banyolar, Anadolu halıları, desenler ve gündelik nesneler; yalnızca temsil edilen mekânlar değil, kültürel belleğin, toplumsal hafızanın ve bireysel deneyimin iç içe geçtiği görsel yapılara dönüşür. Bu yaklaşım, geleneği tarihsel bir referans olarak tekrar etmek yerine, onu günümüz insanının kimlik, aidiyet ve yaşam deneyimleri üzerinden yeniden düşünmeye imkân tanır.
2017 yılından itibaren eserleri, Türkiye’deki sanat yazarları, küratörler ve eleştirmenler tarafından ilgiyle takip edilmeye başlayan Tevfik Talha Okan figür, mekân ve kültürel bellek ekseninde geliştirdiği özgün görsel diliyle genç kuşak Türk ressamları arasında dikkat çeken isimlerden biri hâline gelmiştir.
Geleneksel estetik mirası çağdaş resmin ifade olanaklarıyla buluşturan sanatçı, Doğu ile Batı arasında kurduğu estetik ilişkinin güncel Türk resmindeki özgün temsilcileri arasında değerlendirilmektedir.
Milena’ya mektuplar.
“Her şeye rağmen, mutluluktan ölünebiliyorsa, o zaman kesinlikle bu şekilde öleceğim. Ayrıca, ölüm döşeğindeki biri, mutluluk sayesinde hayata tutunabiliyorsa o zaman ben de hayatta kalacağım.”
Türkiye'nin diplomatik desteğiyle 1994 yılında kurulan Gagavuzya Özerk Bölgesi vatandaşları, Moldova Hükümeti’nin anayasal haklarını ihlal etmelerini engellemek için büyük bir miting yaptı.
Komrat Meydanı’ndaki mitingde,
Gagavuzya Özerk Bölgesi halkı, Moldova Cumhuriyeti’nin başkenti Kişinev yönetimine karşı kararlılıklarını duyurdular.
Gagavuzlar, Türkçe konuşan ancak büyük çoğunluğu Ortodoks Hristiyan olan bir Türk halkıdır.
Sovyetler Birliği'nin dağılma sürecinde, 1990 yılında tek taraflı olarak "Gagavuz Cumhuriyeti" ilan edildi.
Moldova ile yaşanan gerginlikler silahlı çatışmaya dönüşmeden çözüldü.
1994 yılında Moldova Parlamentosu, Gagavuzya'ya geniş özerklik tanıyan bir yasa kabul etti. Böylece bugünkü özerk statüsü resmiyet kazandı.
Başak Şamlıoğlu Huvaj, tiyatro alanında çalışan bir oyuncu, oyun yazarı ve akademisyendir. Oyunculuk üzerine yüksek lisans yaptıktan sonra doktora çalışmalarını sürdürmüş; tiyatro kuramı ve sahne sanatları üzerine akademik yayınlar da üretmiştir.
Hrisantos’u Kim Öldürdü? adlı oyunun yazarı ve oyuncusudur. Oyun, 1929’daki Tatavla yangınını, istanbul Rumlarının belleğini ve kimlik meselesini tarihsel bir kurgu içinde ele alır.
Daha önce işgalde Rapsodi ve Bana Bir Masal Anlat gibi yapımlarda da oyuncu olarak yer almıştır.
Akademik çalışmalarında özellikle absürt tiyatro, grotesk estetik ve Türk tiyatrosunun dönüşümü üzerine araştırmalar yapmaktadır.
HRiSANTOS’U KiM ÖLDÜRDÜ?
KUZGUNCUK SANAT TiYATROSU
Yazan: Başak Şamlıoğlu Huvaj
Yönetmen: Hasan ŞAHiNTÜRK
Proje Danışmanı: Metin Deniz
Dekor Tasarım: Başak Özdoğan
Kostüm Tasarım: Mira Büşra DUMAN
Işık Tasarım: Burak Yalçın
Aksan Danışmanı: Yorgos Demir
Oyuncular: Başak Şamlıoğlu Huvaj , Tuncay Çağıl
Sahne Amiri: Mahmut UĞUR
Müzik Danışmanı- Düzenleme: Hasan Esen
Yapımcı: Gizem Duman Şeşen
70 dk., Tek perde
Fırat Koç, 1989 yılında Elazığ’da doğdu. ilk ve orta öğrenimini
burada tamamladı. 2009 yılında Fırat Üniversitesi Matematik
Bölümü’nde lisans eğitimine başladı. 2010 yılında buradaki
eğitimini yarıda bırakarak sırasıyla Anadolu Üniversitesi Güzel
Sanatlar Eğitimi (2010-2014), Marmara Üniversitesi Güzel
Sanatlar Eğitimi Yüksek Lisans (2015-2018), Anadolu
Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Yüksek Lisans (2018-2021)
bölümlerinde eğitim aldı. Fırat Koç birçok farklı şehirde karma
sergilerde ve çalıştaylarda yer aldı. Çalışmalarına istanbul’da
devam etmektedir.
Fırat Koç'un "Algı Serisi”
gerçekliğin doğasına dair temel bir
sorgulamayı görsel dile taşır. Seri, kişinin kendi kavrayışı içinde
inşa ettiği öznel evrende, nesnelerin, öznelerin ve deneyimlerin
sabit bir "öz gerçeklikten" yoksun oluşunu merkezine alır.
Koç'un ifadesiyle,
"mutlak diye bilinen gerçeklik" yerine,
"hissedilen ve algılayışımız ile değişen gerçekliğe" odaklanır. Bu
nedenle, eserler geleneksel anlamda bir mantık dizgesini reddeder
ve "her bireyin kendi zihinsel haritasında şekillenen bir gerçeklik"
fikrini görselleştirir.
Kompozisyonlar, bu türden mutlak gerçeklik iddialarının yerine,
kişisel algı ve deneyimle şekillenen mikro-gerçeklikleri koyar
Kızılderililer o zamanki ABD Başkanı Abraham LiNKOLN’a bütün görüşmelerinde “Büyük Baba” diye hitap ediyorlardı ama “Büyük Baba” katliamların hızını kesmedi.
Kaynak:
Dee Brown Kalbimi Vatanıma Gömün
Cumhuriyet sonrası Türk resim geleneğinin en önemli temsilcilerinden biri olan Neşet Günal’ın atölyesinde yetişen Mehmet Raif Ersoy, figür resmini yalnızca plastik bir problem olarak ele almayan; onu toplumsal bellek, emek kültürü ve gündelik yaşamın tarihsel sürekliliğini görünür kılan bir anlatı alanına dönüştüren sanatçılar arasında yer alır. Ersoy’un sanatsal üretimi, Neşet Günal’ın Anadolu insanını merkeze alan toplumcu gerçekçi yaklaşımından beslenmekle birlikte, bu mirası çağdaş bir görsel dile taşıyarak özgün bir ifade alanı oluşturur.
Sanatçının resimlerinde figür, bireysel kimliğin ötesinde kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak konumlanır. Saraç ustaları, sokak satıcıları, yaşlı Anadolu insanı, kahvehane müdavimleri ya da üretim sürecinin görünmez emekçileri, Ersoy’un kompozisyonlarında yalnızca belirli meslek gruplarını temsil etmez; aynı zamanda modernleşme sürecinde giderek görünmez hâle gelen yaşam biçimlerinin sembolik temsilcilerine dönüşür. Bu yönüyle sanatçının üretimi, toplumsal değişimin görsel bir arşivi niteliğindedir.
Mehmet Raif Ersoy’un resim dili, figürü çevreleyen nesneler aracılığıyla zenginleşen güçlü bir anlatısal yapı üzerine kuruludur. At koşum takımları, saraç aletleri, semaver, kahve fincanları, bastonlar, el işçiliğini temsil eden araçlar ve gündelik yaşama ait objeler, kompozisyon içerisinde yalnızca natürmort unsurları değildir. Bu nesneler, kültürel belleğin maddi tanıkları olarak işlev görür; üretim ilişkilerini, zanaat geleneğini ve Anadolu’nun gündelik hayat pratiklerini resmin ikonografik katmanına dönüştürür. Böylece nesne, işlevsel niteliğini aşarak tarihsel ve kültürel bir simgeye evrilir.
Sanatçının kompozisyon anlayışında dikkat çeken bir diğer unsur, figür ile mekân arasında kurduğu organik ilişkidir. Mekân, perspektif kurallarına bağlı doğal bir çevre olmaktan çok, figürün toplumsal ve kültürel bağlamını tanımlayan sembolik bir düzleme dönüşür. Özellikle zanaatkârları konu alan resimlerde çalışma ortamı, üretim araçları ve çevresel unsurlar figürün kimliğini tamamlayan anlatısal bileşenler olarak kurgulanır. Bu yaklaşım, resimlere belgesel nitelik kazandırırken aynı zamanda güçlü bir şiirsellik de üretir.
Renk kullanımı ise Ersoy’un anlatım gücünü belirleyen temel plastik unsurlardan biridir. Yoğun mavi, koyu kahverengi ve canlı yeşil tonları, figürlerin psikolojik etkisini artıran dramatik bir atmosfer oluşturur. Renk, doğayı olduğu gibi betimlemek yerine duygusal ve simgesel bir alan yaratmak amacıyla kullanılır. Bu tavır, sanatçının gerçekçi anlatımını dışavurumcu bir renk anlayışıyla buluşturarak eserlerine özgün bir görsel karakter kazandırır.
Yeni konut yapılmıyor, kentsel dönüşümlere kat izni verilmiyor ve projeler belediyelerden geç çıkıyor.
Kira artış oranları maaş zam oranlarından çok daha fazla.
ikiyüzlü olmasak nasıl olur?!
Özgürlükleri destekliyoruz, ülkemizde gelinen aşamanın sosyolojik nedenleri var.
Toplumsal değişmelere duygusal karşı çıkışlar patolojiktir.
Ektiğimizle biçtiğimiz farklı çıktı niye acaba?
Hafıza ve mekan zaman ekseninde birlikte yol alıyor.
Hiçbir sonuç bir son değildir ancak her sonuç yeni bir başlangıçtır.
Bireysel hafızalar birleşerek toplumsal hafızayı oluşturur.
Farklı disiplinlerin tarihsel bir mekanda yollarının kesişmesi gibi;
Yol üzerindeki bütün duyguların birleşerek, geleceğin hafızasını oluşturmasını diliyoruz.
Muzaffer SALiH