Bir şey bu kadar çok konuşulunca yıllara varan şekilde özelliği kalmaz.
Siyaset dışı olarak baktığımızda bile konu ilk heyecan ve geçerliliğini kaybeder.
Guinness Rekorlar Kitabı’na aday
“Dev istanbul”, 19-20 Eylül’de Kilyos’ta sanatseverlerle buluşacak.
Ressam Alev Özas, iki gün boyunca sergilenecek dev eserinin yanı sıra etkinlik alanında gerçekleştireceği canlı performansla bu kez Sarıyer’i tuvale taşıyacak.
Ressam Alev Özas, istanbul’a adadığı en önemli çalışmalarından “Dev istanbul” ile 19-20 Eylül tarihlerinde düzenlenecek 7. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri’ne katılacak.
Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak hazırlanan ve Guinness Rekorlar Kitabı’na aday olan “Dev istanbul” iki gün boyunca Kilyos Turban Tesisleri’nde sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.
50 METRELiK iSTANBUL KiLYOS’TA
Alev Özas’ın 100 günde tamamladığı “Dev istanbul” 50 metre uzunluğu, 2,90 metre yüksekliği ve tek parça tuval üzerine yağlı boya tekniğiyle oluşturulan panoramik istanbul anlatımıyla dikkat çekiyor. istanbul’un simge yapılarını ve kent dokusunu sanatçının kendine özgü renk dünyasıyla bir araya getiren eser, Cumhuriyet’in 100. yılı için hayata geçirildi.
“Dev istanbul” için Guinness Rekorlar Kitabı’na, tek parça tuval üzerine yapılmış en büyük yağlı boya metropol resmi kapsamında rekor tescili başvurusu gerçekleştirildi.
ALEV ÖZAS BU KEZ SARIYER’i RESMEDECEK
Alev Özas,
Kilyos’ta yalnızca “Dev istanbul”u sergilemekle kalmayacak, sanatseverlerin gözleri önünde yeni bir eser de yaratacak.
Özas, 19 ve 20 Eylül’de saat 12.00-19.00 arasında gerçekleştireceği canlı resim performansında bu kez Sarıyer’i tuvale taşıyacak.
Sanatçının etkinliğe özel olarak hazırlayacağı Sarıyer resmi, iki gün boyunca ziyaretçilerin gözleri önünde şekillenecek. Böylece sanatseverler bir Alev Özas eserinin ilk fırça darbelerinden tamamlanma sürecine kadar oluşumuna yakından tanıklık etme fırsatı bulacak.
Sanat, doğa ve çevre temalarını bir araya getiren 7. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri kapsamında gerçekleştirilecek buluşmada, Özas’ın tamamlanmış dev istanbul panoraması ile canlı olarak yaratacağı Sarıyer resmi aynı etkinlikte sanatseverlerle buluşacak.
19-20 Eylül 2026
12.00-19.00
Kilyos Turban Tesisleri – Sarıyer
Acemyan, istanbul’u yalnızca görülen bir kent olarak değil, hatırlanan, anlatılan ve zaman içinde yeniden kurulan bir kent belleği olarak ele alan naif resim anlayışıyla öne çıkar.
Sanatçının resimlerinde istanbul, gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla tarihsel hafızanın iç içe geçtiği düşsel bir sahneye dönüşür.
Acemyan’ın dünyasında istanbul’un meydanları, parkları, kahvehaneleri, vapurları, tren garları, eski dükkânları ve eğlence mekânları yalnızca mimari unsurlar değildir. Bunların her biri kentin toplumsal hafızasını taşıyan birer anlatı öğesidir.
Sanatçı, akademik perspektif kurallarına bağlı kalmak yerine naif sanatın bilinçli sadeliğini kullanır.
Yapılar, insanlar ve sokaklar gerçek dünyadaki ölçeklerinden uzaklaşabilir; perspektif sıkışabilir, farklı bakış açıları aynı yüzeyde buluşabilir.
Böylece resim, fotoğrafik gerçekliğin değil, hatırlamanın mantığıyla kurulmuş bir istanbul’a dönüşür.
Resimlerinde istanbul
Acemyan’ın istanbul’u nostaljik olmakla birlikte yalnızca geçmişe özlem duyan bir dünya değildir. Sanatçı geçmişi yeniden inşa eder.
istiklal Caddesi, Gülhane Parkı, Haydarpaşa Garı, Eminönü balıkçıları, Galata Köprüsü, Çukurcuma’nın antikacıları, eski sahaflar, kahvehaneler, Boğaz kıyıları ve istanbul’un tarihsel eğlence kültürü sanatçının resimlerinde büyük bir sahnenin farklı dekorları gibi düşünülebilir.
insan figürü ise bu dünyanın temel unsurudur. Küçük ölçekli figürler yürür, sohbet eder, alışveriş yapar, kahve içer, vapur bekler, gösteri seyreder veya yalnızca sokağın içinde kaybolur. Tek tek kişilerin kimliklerinden çok kalabalığın oluşturduğu şehir ritmi önemlidir.
Bu nedenle Acemyan’ın resimlerine uzaktan bakıldığında istanbul görülür; yaklaşıldığında ise onlarca küçük hikâye ortaya çıkar.
Görsel dili
Acemyan’ın resimlerinde güçlü bir anlatısal yoğunluk bulunur. Kompozisyon genellikle yüksek bir bakış noktasından kurulurken ön, orta ve arka planlar küçük olaylarla doldurulur. Bu yöntem izleyicinin gözünü resmin içerisinde dolaşmaya zorlar.
Renk paletinde özellikle gece sahnelerinde lacivert ve koyu mavi gökyüzü; sıcak sarı pencere ışıkları, kırmızı, turuncu ve toprak tonları arasında güçlü bir karşıtlık görülür.
Sokak lambaları, dükkân vitrinleri ve eğlence alanlarının ışıkları kenti karanlığın içerisinden çıkarır.
Bu ışık kullanımı istanbul’u gerçek bir şehir görünümünden uzaklaştırarak masalsı bir gece sahnesine dönüştürür.
Figürlerin anatomik doğruluğundan çok karakterleri önemlidir. insanlar küçülür, mimari büyür; otomobiller oyuncaklaşır, vapurlar ve faytonlar kentin dekorunun parçalarına dönüşür. Böylece resimlerde zamanın kesin olarak belirlenmesi zorlaşır.
1920’lerin otomobiliyle çok daha eski bir istanbul alışkanlığı aynı kompozisyonda karşılaşabilir. Bu anakronizm bir hata değil, sanatçının kurduğu dünyanın temel özelliklerinden biri olarak okunabilir: Acemyan’ın istanbul’unda kronolojik zaman yerine hafızanın zamanı işler.
Naif sanat içerisindeki yeri
Acemyan’ın üretimi, naif resmin temel özellikleri olan sadeleştirilmiş figür, özgür perspektif, anlatısallık, dekoratif yüzey ve gündelik yaşam gözlemi üzerinden değerlendirilebilir.
Ancak sanatçının ayırt edici yönü, naifliği yalnızca biçimsel bir tercih olarak değil, kent tarihini yeniden anlatmanın aracı hâline getirmesidir.
istanbul burada anıtsal yapılardan ibaret değildir.
Bir sokak satıcısı, kahvede oturan iki kişi, tramvayı bekleyen kalabalık, vapurun ışıkları, eski bir otomobil, bir tiyatro afişi veya parkta dolaşan çocuklar en az Ayasofya, Galata Kulesi ya da Haydarpaşa Garı kadar önem kazanır.
Dolayısıyla Acemyan’ın resimlerinde anıtsal tarih ile gündelik hayat arasında hiyerarşi kurulmaz.
Arkadaşlar baya bi kinli kanlı yazmışlar toplumsal linç kültürü genleriyle.
Kadınlardan ilgi gören, dikkat çeken, iltifat alan erkek istediğine istediği kadar karşılık verir ve yakın olmak ister.
Hepsi bu kadar.
istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi teorik ağırlıklı, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi pratik ağırlıklı eğitim verir derlerlerdi.
Başka bir hukuk fakültesi yoktu zaten.
Yalan çok kötü bir şey ve affedilmeyen günahlardan.
Kendine yalan söylemek, kendi kendini kandırarak felakete koşar adım gitmek ama bu tipler hep başkalarını suçladıkları için, öldüklerinide anlamıyorlar ne yazıkki.
37. Ayran Festivali kapsamında 31 Ağustos 6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleşen çalıştaydır.
Sınırları Aşan Sanat Susurluk’ta Buluştu:
7 Ülkeden 11 Sanatçı, Tek Bir Sanat Hikâyesi.
Sergide, Saint Petersburg’da özel Laureate Ödülü’ne layık görülen Rus ressam Tatiana Kirillova’nın Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet’i konu alan yeni eserleri de sanatseverlerle buluştu.
Çalıştay Türkiye, Rusya, izlanda, Almanya, Polonya, iran, Kosova ve farklı kültürlerden sanatçıları bir araya getirdi.
31 Ağustos–6 Eylül 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen sempozyuma 14 sanatçı katılırken, sanatçıların eserleri festival kapsamında Susurluk merkezindeki parkta düzenlenen sergide izleyiciyle buluştu.
Sempozyumun açılışı Susurluk Belediye Başkanı Hakan Yıldırım Semizel, ressam ve küratör Kenan Şahin, organizatör Av.Reyhan Şahin ve sanatçıların katılımıyla gerçekleştirildi.
Sergi, 5 Eylül Susurluk’un Kurtuluş Günü etkinlikleri ve hafta boyunca konserler, kültürel etkinlikler ve çeşitli aktivitelerle devam eden Ayran Festivali programının da önemli bir parçası oldu.
Sanatın Sınırları Aşan Dili.
Etkinliğin en dikkat çekici anlarından biri, iranlı sanatçı Alireza Ghoojari tarafından gerçekleştirilen sanat performansı oldu.
iran’ın ağır bir dönemden geçtiği bir süreçte Susurluk’a gelen sanatçı, performansında sempozyuma katılan diğer sanatçıları ortak bir tuval etrafında buluşturdu.
Her sanatçı, kendi rengini kullanarak tuval üzerinde bir iz bıraktı. Ortak çalışmanın ilk renkli imzasını Susurluk Belediye Başkanı Hakan Yıldırım Semizel atarken, ardından küratör Kenan Şahin ve sanatçılar kendi renklerini tuvale ekledi.
Böylece farklı ülkelerden gelen sanatçıların bireysel renkleri tek bir eserde buluştu.
Farklı renkler kendi kimliğini kaybetmeden yan yana geldiğinde, ortaya yalnızca yeni bir eser değil, birlikte yaşamanın da bir resmi çıkar.
Saint Petersburg’dan Susurluk’a uzanan sanat yolculuğu
Serginin dikkat çeken sanatçılarından biri uzun süredir istanbul’da yaşayan Rus ressam Tatiana Kirillova oldu.
Kirillova 2026 yılında Saint Petersburg’da, Rusya Federasyonu Bilim ve Yükseköğretim Bakanlığı himayesinde düzenlenen “Sınır Tanımayan Sanat Festivali” kapsamında gerçekleştirilen uluslararası yarışmaya üç eseriyle katıldı:
Aşık Veysel, Nâzım Hikmet ve dünyanın ilk arabalı vapuru “Suhulet-26”.
46 ülkeden 1000’den fazla eserin yer aldığı yarışmada Kirillova’nın “Aşık Veysel Portresi” adlı eseri jüri tarafından özel Laureate Ödülü’ne layık görüldü.
Türk basınında da yer alan bu başarı, Türkiye’yi temsil eden sanatçının uluslararası platformdaki önemli çalışmalarından biri oldu.
Kirillova, Susurluk’taki çalıştayda ise Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet’i konu alan yeni eserler üreterek bu sanatsal yolculuğunu sürdürdü.
Böylece Susurluk’ta sergilenen eserler yalnızca sempozyum süresince üretilen yeni çalışmalar olarak değil, sanatçının Türkiye’nin kültürel hafızasına yönelik devam eden araştırmasının da bir parçası olarak izleyiciyle buluştu.
Sergi, Aşık Veysel ve Nâzım Hikmet gibi Türkiye’nin kültür tarihinde önemli yer tutan isimleri ve Suhulet gibi gurur verici bir tarihsel olayı sanat aracılığıyla yeniden hatırlama fırsatı sundu.
Sanat, Şehir Ve Misafirperverlik.
Serginin merkez parkta gerçekleştirilmesi, sanatın günlük şehir yaşamının içine taşınmasını sağladı ve etkinlik Susurlukluların yoğun ilgisiyle karşılandı.
Sempozyumun gerçekleştirilmesinde ressam ve küratör Kenan Şahin ile organizatör Av.Reyhan Şahin önemli rol üstlendi.
Basınla temsilciliğini Muzaffer Salih’in gerçekleştirdiği sempozyumda yer alan sanatçılar arasında Hidayet Gültekin, Agim Krasniqi, Alireza Ghoojari, Prof. Dr. Aylin Gürbüz, Fatos Bylybashi, Inese Elferte, Longina Wysocka, Mustafa Ali Kasap, Selma Özenbirkan, Tatiana Kirillova, Zeynep Özdek ve Kenan Şahin yer aldı.
Türkiye, Rusya, izlanda, Almanya, Polonya, iran ve Kosova’dan sanatçıların aynı sanat ortamında buluştuğu sempozyum, Susurluk’un uluslararası kültürel etkinlikler içindeki görünürlüğünü artırırken, farklı kültürlerin kendi özgünlüklerini koruyarak aynı sanat dili içinde buluşabileceğini de başarıylal ortaya koydu.
Ülkelerindeki eşit yurttaşlık, mutluluk, refah ve ekonomik bağımsızlıkları en üstte olsun ama Anavatan Türkiye’ye de her zaman gelsinler; burasıda onların.
Dedesinin ne idüğü belli olanlarla, dedesinin ne idüğü belli olmayanlar aleminde ruh çağırmak en doğrusu galiba.
Bozok’lu Celal’e sormak gerekir belkide ama o da kimdi ya şimdi?
Yazarların hepsi kendi evlerinde oturuyorlar, ayrıca kira gelirleri var durum onu gösteriyor.
Sessiz mutluluk yada mutluluğun sessizliğinden anlaşılan oki, en yakın akrabalarıda kira ödemiyorlar ne mutlu.
On sene önce başladım evliydim; altı sene önce eşim vefat etti.
Hangi kafadasınız, bir tek mesajımız varsa hesabımızı kapatsınlar.
Her gün Türkçe çalıştığım için çok mutluyum ayrıcada.