fon dolandırıcılığı sonrası emeklilik fonları da patlamış -25% enflasyon hariç kaybeden fon var.
aklı olan fon sisteminden çıkar. çünkü güvenemiyorum her yerden patlak.
köyde yaşanan olayı anlatayım:
köyde gece yaylada kalıyoruz 2 kişi gök yüzüne bakarak yatıyoruz o gece yıldızların hareket ettiğini gördük. böyle hepsi aynı yöne kayarak gidiyordu. hepsi değil bir kaç tanesi.
sonra devrisi gün gece mağaraya gittik mağara da derinlere inince ışık gibi bişi gördük bize yaklaşmadı bizde temkinliydik sonra çıktık gittik.
tesla ölmeden önce ölüm ışını üzerine çalışıyordu şu an görülen havada füzenin lazerle vurulması konularının atası tesla o devirde havada ilerleyen füzenin koordinatını hesaplayan formülü ortaya koymuştu.
Öncelikle merkezi sınav sistemi, öğrencilerin tek bir sınavdaki performansını fazlasıyla önemli hâle getirmektedir. Oysa bir öğrencinin başarısı yalnızca birkaç saat içerisinde çözdüğü sorularla ölçülemez. Bir öğrencinin araştırma yapma, problem çözme, iletişim kurma, üretken olma, proje geliştirme ve alanındaki yeteneklerini gösterme gibi birçok farklı becerisi vardır.
ikinci olarak, merkezi sınav sistemi öğrenciler üzerinde ciddi bir sınav baskısı oluşturabilmektedir. Üniversiteye girmek isteyen öğrenciler yıllarca sınava hazırlanmakta, hatta lise eğitimlerinin önemli bir bölümünü sınav odaklı geçirmek zorunda kalabilmektedir. Böyle bir sistemde öğrencinin merakı, yaratıcılığı ve farklı alanlara yönelmesi geri planda kalabilir.
Bir diğer sorun ise fırsat eşitsizliğidir. Her öğrencinin özel ders, kurs, kaliteli kaynak veya bireysel eğitim desteğine ulaşma imkânı aynı değildir. Maddi imkânları daha geniş olan öğrenciler sınava hazırlanırken daha fazla destek alabilirken, bazı öğrenciler yalnızca okul imkânlarıyla yetinmek zorunda kalabilir. Üniversiteye giriş sisteminin öğrenciler arasındaki ekonomik farklılıkları mümkün olduğunca azaltması gerekir.
Peki merkezi sınav sistemi kaldırılırsa ne olacaktır?
Biz, sınavın yerine hiçbir değerlendirme yapılmamasını savunmuyoruz. Bunun yerine öğrencilerin lise boyunca gösterdikleri akademik başarıları, projeleri, alan becerileri ve farklı değerlendirme yöntemlerini birlikte dikkate alan daha kapsamlı bir sistem oluşturulabilir. Böylece öğrencinin yalnızca sınav günü değil, yıllar boyunca gösterdiği emek ve gelişim de değerlendirilebilir.
Elbette böyle bir sistemin adil olması için standartların oluşturulması ve okullar arasındaki başarı farklılıklarının dikkate alınması gerekir. Ancak mevcut sistemin sorunları olması, daha adil ve çok yönlü bir sistem geliştiremeyeceğimiz anlamına gelmez.
Sonuç olarak, üniversiteye girişte öğrencilerin geleceğini büyük ölçüde tek bir sınavın sonucuna bağlamak yerine, onların yıllar boyunca gösterdikleri başarıları, yetenekleri ve gelişimleri dikkate alınmalıdır.
Çünkü eğitim yalnızca sınavda kaç doğru yaptığımızdan ibaret değildir.
Bir öğrencinin geleceği, birkaç saatlik bir sınavdan çok daha fazlasıdır.
Bu nedenle biz, üniversiteye girişte merkezi sınav sisteminin kaldırılması ve yerine daha kapsamlı, adil ve çok yönlü bir değerlendirme sisteminin getirilmesi gerektiğini savunuyoruz.
sizce belediyeler neden yönetim değiştiriyor başka partiye geçiyor? rezerv alan kanunu var yani xxx araziye el koymak o yüzden boşa çıkıyor. arka planda başka bir sebebi olmalı.
Kedimiz çok öşşek. Sabahın köründe mutfağa girip poşetleri hışırdatıyor, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yatağa gelip yayılıyor. Resmen NPC gibi dolaşıp evde ne kadar eşya varsa patisiyle yere indirmeye çalışıyor. Masanın üstündeki bardağı düşürdüğü an yüzündeki ifade tam olarak “ben mi yaptım?” kardeşim kameralar var.
Çiçek saksısının toprağını kazması, yaprakları kemirmesi ve sonra yaptığı yaramazlığın başında oturup gururla bakması ayrı bir olay. Evde huzur mu? Yok. Bizimki varsa huzur yok. Lore'u tamamen öşşeklik üzerine kurulu.
Kum kabını temizliyoruz, beş dakika sonra bütün kumu salona dağıtıyor. Sonra yerdeki kumları görünce hiçbir şey olmamış gibi gelip “miyav” diyor. Bu özgüven başka hiçbir canlıda yok. Delulu ama haklı olduğunu düşünüyor.
Akşam olunca koltuğun arkasına saklanıp pusu kuruyor. Yanından geçen kişinin ayağına saldırıyor, sonra zoomies moduna girip evin içinde 200 kilometre hızla koşuyor. Biz daha ne olduğunu anlamadan perdeye tırmanmış oluyor. Tam bir kaos, tam bir red flag.
Ama en büyük plot twist şu: Bütün gün öşşeklik ettikten sonra gece gelip yanıma kıvrılıyor, mırlıyor ve masum masum bakıyor. O anda bütün dosyalar kapanıyor. Cancel culture bize işlemiyor çünkü çocuk çok tatlı.
Özetle kedimiz: %10 kedi, %90 öşşeklik, %100 evin CEO'su. Biz burada sadece kira ödüyoruz
Tsubasa’nın Türkiye maçında attığı golü maçı izleyenler bilir. Adam öyle bir voleyi 90’a çaktı ki top kaleye değil, sanki füze rampasına gönderildi. Kaleci de o kadar sünepe ki kardeşim, yerinden kalkmak şöyle dursun, hareket etmeyi bile aklından geçirmedi. Direk gibi dikilmiş, mal mal bakıyor.
Top 90’a giderken kaleci resmen “Ben bu pozisyona karışmayayım” diye kendi kendine karar vermiş. Uçmak yok, hamle yok, refleks yok. Sadece seyirci gibi izledi.
Öyle bir goldü ki kaleci uzansa zaten yetişemeyecek ama en azından insan bir teşebbüs eder. Bu arkadaş kale direğiyle anlaşmış herhalde: “Sen sağa bak, ben sola bakayım.”
türkiye sınır kapısından giren gıdadan arabaya cep telefonundan beyaz eşyaya oradan alkol tütün ürünlerine her şey 100% 150% daha ek zamlanarak ne üründe ne parada bereket kalmıyor. hristiyan hatta yahudi ülkesi daha bereketli.
haram zıkkım olsun lan. çoluğunuzdan çocuğunuzdan da çıksın. allah belanızı versin.
Milletin sırtından geçinmek ekonomi yönetimi değildir.
23-25 yaşına gelmişsin, kendi paranı kazanıyorsun, kendi hayatın var ama aile evine girince bir anda 16 yaşına geri dönüyorsun.
“Akşam kaçta geleceksin?”
“Kimle buluşuyorsun?”
“O kız kim?”
“Niye bu saatte dışarıdasın?”
“Her hafta arkadaşlarınla mı görüşeceksin?”
“Telefonun neden meşguldü?”
“Hafta sonu evde olmayacak mısın?”
“Bu kıyafetle mi çıkacaksın?”
“Gece tek başına dönme.”
“Bizi hiç düşünmüyorsun.”
Ya ben 24 yaşındayım… Üniversiteyi bitirmişim, çalışıyorum, faturalarımı ödüyorum ama annem hala “ben senin annenim, nerede olduğunu bilmek benim hakkım” modunda. Babam da dışarı çıkarken kapıdan son kez “çok geç kalma” diye sesleniyor.
insan ailesini sevdiği için bazen hiçbir şey demiyor ama gerçekten insanın nefesini kesiyorlar. Kendi hayatını kurmaya çalışırken bir yandan da sürekli hesap vermek zorunda kalmak inanılmaz yorucu.
sabah gözünü açtığında yatağın üçte ikisi sarmanlar tarafından işgal edilmiştir. kalan üçte birlik kısım da onların tüylerinden oluşmaktadır.
mutfağa gidip kahvaltı hazırlamaya çalışır, biri masanın üstünden zeytini patisiyle yere atar, diğeri ekmeğin üzerine oturur, üçüncüsü hiçbir şey yapmadan köşeden bakıp bütün bunların sorumlusu gibi davranır.
evde üç kedi vardır ama kum kabı temizleme görevi nedense tek kişiliktir.
gece uyurken üç sarman sırayla göğsüne, bacağına ve kafasına yerleşir. insan hareket etmeye çalışırsa üçü birden aynı anda bakıp "nereye?" der gibi gözlerini kısar.
bir süre sonra insanın sosyal hayatı da biter. arkadaşları dışarı çağırır, "gelemem, kediler yalnız kalmasın" der. aslında kediler yalnız kalmaz. insan yalnız kalır.
en sonunda evde karar mekanizması tamamen değişir.
insan: "bugün koltuğu değiştirelim."
sarmanlardan biri koltuğa uzanır.
insan: "tamam, değiştirmiyoruz."
demokrasi böylece sona erer.
3 sarmanla yaşayan insan artık ev sahibi değil, kira ödemeden çalışan personeldir.
bazı patronlar s*kemediği kadını işten çıkarıyor. ik da patronun yalakası ik ya söylüyorsun mobing var diye taciz ediyor diyorsun sen bu konuyu kapat diyor.