isten gelmis yorgun, bi kac sise bira icmis, msni acmis unutup uzanmis ve sizmak üzere olan bir dinazor, birden msn´in "tülülüt" sesine sicrayip kalkar.
bakar ki birisi yazmis.
- ayh
- yanlis pencere
- gülücük smilieyi
+ hmmpf hmmpf... bunun icin mi beni yataktan cikardin?
- lol
bir yerlere daha yazdım sanki bunu, ama emin değilim; eğer yazmadıysam, paylaşmadan edemeyeceğim.
ingilizce dersi. hoca, konuşan arkadaşa seslenir.
- turn your back and stop talking.
+ yes.
***
arkadaş önüne döner.
yes ne ya?
edit: kolay anlaşılacağını düşünerek çevirme gereği duymadım. ama yine de çevirelim. hoca arkadaşa "önüne dön ve konuşma" der. arkadaş da hocaya bir bakış attıktan sonra mahçup bir tavırla önüne hızlıca dönerek "evet" diye cevap verir. gerek yes diyişi, gerekse tavrı süperdir. mahçup bir tavır diyorum; öyle gösterdi, ama alakası yoktu aslında.
sene bundan yaklaşık on yıl önce. bölücü başı abdullah öcalanın yakalanışının yıl dönümü. akşam saatleri sokakta elektirik direğinde bulunan pota'yı yeni takmanın heycanı ile deli gibi basketbol oynanmaktadır. vakit bir hayli ilerlediği için eve doğru yol alınmaktadır. beş yaşında kardeş, on iki yaşında iki arkadaş, ondört yaşında olan ben ilerlerkene, ellerinde silah üç kişiyi aşşağı merdivenlerden görünce; -kaçın olm kaçın teröristler.- narası attıktan sonra. polis'te panikleyerek dört nala peşimizden bizleri kovalayarak; -durun kaçmayın, dur! yoksa ateş edecez.- diye bizleri ikaz etmektedirler. ben ise; -yalan söylüyorlar olm kaçın sikecekler bizi.- dedikten sonra eve telaşlımı telaşlı, korkumuzdan götümüzün rengi suratımıza vurmuş bir şekilde; -anne teröristler geldi kapıyı açma, öldürecekler bizi.- dedikten sonra. kapı kırılırcasına çalınmaktadır. annem ise zerre kadar tereddüt etmeden; -kim o- dedikten sonra. -polis aç kapıyı!- annem; -nerden bileyim polis olduğunu alnında yazmıyor nerden bileyim! çıkar kimliğini!- ayarını verdikten sonra, annem; -buyrun- içeri girin. polis; -olm niye kaçtınız bizden sizi terörist sandık vuracaktık nerdeyse.- bizler ise; -polis amca bizde sizleri terörist sandık ondan kaçtık.-
olayımızın kahramanları babam, alpella rio ve milka m joy çikolatalarıdır. bilindiği gibi, önce milka bütün fıstıklı-bademli-fındıklı çeşitleriyle m-joy'u piyasaya sürmüştür; akabinde türk firması da bu işe el atmış, m-joy'un neredeyse aynısı olan rio'yu satışa çıkarmıştır.
alpella rio reklamlarının yeni yayınlandığı zamanlar. tam olarak hatırlamıyorum ama sanırım 2 erkek 1 kız var. evde oturuyorlar. birisi diyor işte, şurda çikolata olsa da yesek gibisinden. sonra fıstıkların çikolatanın içinde nasıl bulunacağını falan düşünüyorlar. birisi diyor, bütün olmalı tadı gelmeli. diğeri diyor bütün olursa çok kalın olur çikolata. o muhabbet esnasında bir yerlerden rio çıkıyor.
arkadaşlardan biri de yastıkların altına falan bakmaya başlıyor, bir şeyler arıyor. arkadaşları sorunca da "kim duydu bizi? gizli kamera falan var, onu arıyorum" gibisinden bir şeyler söylüyor.
***
ailecek arkadaş olunan bir iki aile, oturmaktayız. annem babam, bir başka aile, bir tane daha falan; yani 3 baba 3 anne diyelim. oturmuş televizyon izliyor, muhabbet ediyorlar. ben de kenarda oturuyorum mal gibi. ciddi bir muhabbet dönüyor, ya piyasalarla ya futbolla ya da siyasetle ilgilidir.
reklam çıkınca babam tiksinerek televizyona bakıyor ve bombayı patlatıyor,
"hadi ordan ibneler gizli kameraymış. milka'dan çaldık demiyolar da bi de artistik yapıyolar üstüne. bratislava'ya gidicem ben valla."
***
bratislava'da milka fabrikalarının bulunduğunu, çikolataların orada yapıldığını nerden bildiğini; neden gitmek istediğini de hala merak ediyorum doğrusu.
uzun sarı saçlı ve de mavi gözlü delikanlılarımız, bodrum'da iki adet güzel kızdan pek hoşlanmış, takip ederek girdikleri bara girmek istemişlerdir. lakin önceden bildikleri üzere mekana türk almamaktadırlar, bizimkilerde norveçliyiz ayağı yaparak, saçma sapan konuşmaya başlarlar, zaten tipler pek türk'e benzemediği için de mekana girerler. ortamda çoştukça çoşan ve sarhoş olan arkadaşlardan biri lavaboya gider ve kusmaya başlar. arkasından giren bodyguard, öbür bodyguard'a efsane lafı patlatır;
- olm adam türkçe kusuyor, türk lan bunlar.
elemanlar bir miktar hırpalanıp bardan atılırlar, lakin gülmekten acı hissetmezler. türkçe kusmak nasıl oluyor diye de yıllarca düşünür, içkili gecelerde türkçe kusma yarışmaları düzenlerler, en türk kim kusacak şeklinde.
uzun olaydır efendim, ama yarılacağınız kanaatindeyim. gerçi, bu giriş başlı başına ofsayt bi' kere. neyse.
erdem, yelda, yunus, meltem. ihtiyaç duyacağımız 4 isim. kendilerine buradan selam ediyorum. efendim, sınıfta ilginç bir oturma düzenimiz var. yelda kişisi; acayip hareketleri olan, tavırdan tavıra, tripten tribe giren ilginç bir hanım kızımız. kendisiyle zamanında çok uğraşmış, hocaya falan ispitlemiştik; ama sever bizi, derdimiz olunca falan dinler. sevgilim uzakta derim, "aldatıyodur canım ya" der. ipne.
her neyse. erdem, yelda'yı görünce çocuklaşan deli bir arkadaş. bu yüzden dövdüm kendisini. abi, kız ikimizin de yakın arkadaşı. hayır yavşadığımız falan yok yani, eğlenmek için türlü şebeklikler yapıyoruz. skimde de olmaz hani kime giderse gitsin. ama cidden, yaptıklarını görünce erdem'in ben utanıyorum lan. saçma sapan muhabbetler, kelime oyunları. bir gün aldım karşıma. ulan diğer arkadaşlarım gibi davranacağım sana, yeter dedim. yelda'ya tabi. erdem zaten en yakın arkadaşım, evine çağırır; şaşırmam üzerine "çakışmak için değil ya" der bir de.
çakışmak için mi sandım at yarraa? bak bu da var.
heh.
erdem'in yelda'ya el sallama fantezisi de vardır. inektir bu kızımız laf arasında; ders dinlerken falan da her boka atlar, suratı hele, kırar geçirir adamı. ders dinlerken farklı bir forma kavuşuyor. her neyse. sıraların yeni diziliminden sonra, yunus yelda'nın önünde yer aldı. yani yelda'yla göz teması kurabilite erdem için 0, ben yine görüyorum. yunus da, köstebek gibi dimdik oturan, pantolonu her daim şalvara benzeyen, yürürken dahi domalma başarısını gösterebilen sevimli bir arkadaş. ona da selam ediyorum buradan.
her neyse. erdem yine el sallayacak. kaldırdı elini, mal mal hareketler yapmaya başladı. fiçiyuv dedi lan adam.
akabinde yunus el salladı.
ben de meltem'in kemikten geçilmeyen omzunda uyuklamaya çalışıyorum. olayı ikimiz de görüyoruz. yunus'un salladığı el üzerine, bahsi geçen dört; bir de ben, etti mi sana beş? topluca yarılıyoruz.
ama olayı bitiren yunus'un bakışı, gülüşü ve el sallayışıydı abi.
erdem ölüyor, gözünden yaşlar geliyor. nefes alabildiği bir ara, "sana değildi lan!" diye bağırıyor yunus'a. bir dalga da oradan vuruyor. o sırada, ani bir tepki vererek sırayı deviriyorum. evet tikim var, o sırada kim vurduya gittim ve mıncıklandım.
***
olmadı abi. mükemmeldi bu olay. bu kadar şey okudun ama bir bok anlamadın. özür dileyip diğer olaya geçiyorum.
***
erdem, ah ulan ah. köprü altındaki büfeden her hafta penguen aldığım, "bozuk yok lan sen ver" diyip onlarca sayıyı beleşe getirmemi sağlayan kadim dostum, para sıçan adam.
yukarda arada verdiğim olay. dersteyiz yine. piç, ağrıdığını biliyor ya; omzuma yumruk atıp, "bugün bize gelsene lan sen?" dedi. daha önce evine zorla girmiştim hep. açım, susadım, sıçacam, bu mide eve kadar götürmez, bu gece sizdeyim gibi bahanelerle daldım. "ayşe teyze tuvaleti kullanıcam nasılsınız aıgh eheh biz de iyi lan sifon çalışıyo di mi?!" muhabbetleri falan. annesinin adı ayşe değil.
e şaşırdım tabi. adam beni davet etti lan? toplasan 3 ton sıçmışımdır herifin evine. yediğim yemekler de cabası. hayır çok hortumcu bir tipmişim gibi oldu, yok lan değilim.
işte tam o soruyu sorduğu anda bunları düşündüm. bu süre zarfında yüzümün aldığı hali değiştiremediğimden ötürü, erdem çakozladı şaşırdığımı. ifadesini değiştirdi ve bombayı patlattı,
"abi çakışmak için değil ya oturur muhabbet ederiz diye dedim, zkişmeyiz yani."
**
her şeyi siktir edin de, ikimiz de gay değiliz, onu bilin.
burnuna silgi atılan kızın, derste ağlayarak tuvalete koşması. sınıfa gelip "bir şey olmaz" diyen bir diğer arkadaşına ağlamaklı gözlerle bağırıp "sus, kes sesini gerizekalı hayvan!" diye bağırması. tahta silgisi değildi bu, ya da kiloluk silgilerden. evet bildiğin, maksimum 2 santimetrekare çapısında ufak, herkesin birbirine atıp eğlendiği bir silgiydi. ve bu silgilerden onlarcasını kafama yedim şahsen ben.
***
arkadaşla yürünmektedir. önümüzden, aynı okuldan; iki kız geçer. birisi incecik, taş gibi; diğeri, balık etli, gerçi biraz şişmana kaçan; ama yine de taş gibi olan ilginç biri. gerçi arkadaşıma göre bildiğin ayıymış o kız. ama değildi.
arkadaş, incecik olanın güzelliğinden falan bahsetmekte. ben de diğerinin "çok şirin" olduğunu söylemekteyim.
akabinde, şirin dediğim kız yere balgam atıp, bize dönerek şahsıma şirince gülmekte.
gecenin saat üçünde msnde kuzenle konuşulup, saçmalanmaktadır. ve bu arada inanılmaz bir dondurma yeme isteği duyulmasıyla profiterollü dondurma dolaptan alınır ve kedi gibi laptopun önünde dondurma yenilirken, kuzene de webcam açılır. kuzenin de tam bir dondurma hastası olmasıyla olaylar gelişir.
k:yuh diyorum sana gece gece dondurma mı yenir be
d:sanane len
d:yakın olsaydın sana da verirdim belki ya da hepsini de yiyebilirim bu senin tutum ve davranışlarına bağlı tamamen
k:belki diyo nankör
d::):):)
k:sen zaten yiyemezsin onu kedi gibi yalanıp duruyosun
k:5 kaşık ancak yersin
k:ya bana bırak gelip yiyeyim ya da bi market falan açtırmam lazım
d: tamam gel hadi gelebiliysan, nasıl gelcen safım benim
bu cümle yazıldıktan sonra kuzen msnden kaybolur. bu konuşmanın üzerinden 20 dk geçmiştir ve kuzen aramaktadır. kapıyı aç geldim diye. ilk başta inanılmaz ama kapı açılınca kuzen gelmiştir cidden. dondurmasını yer ve çaldığı annesinin arabasını yerine koymak için geri eve döner.
geometri hocamızın küre katı cismini anlatırken bir arkadaştan 1 ytl alması ve konuyu anlattıktan sonra parayı cebine atması. ardından paranın sahibi olan arkadaşın, bu durumu diğer arkadaşa anlatması. diğer arkadaşın yüksek sesle "olm hocanın yüzüne söyle ne söylüceksen, hırsız mı diyorsun?" demesi. hocanın afallaması ve parayı çıkartarak "al madem bende kalmasın" demesi ve tüm sınıfın yarılması.
şebek gibi atlayacağım evet, ama ben varım bu olayda...
19 mayıs gösterilerinde giyilecek ilginç kıyafetler, 1-2-3-4 bedenleriyle birlikte 4 arkadaşımıza giydirilmiştir. biz de karşılarında bekliyoruz. hangisini seçeceğimizi söylüyoruz hocaya, bana şu uyar diyerek. o da ona göre sipariş veriyor... x benim, diğerleri rastgele arkadaşlar. h de hoca.
h: numaranı söyle?
a: 394
h: hangisinden alacaksın?
a: 2 olsun
h: senin numaran ne?
b: 3194, ben 1 diyorum
h: sen?
x: 193, banko 0
h: sıfır beden mi alıcan?
x: bi dakka, 2 diyorum ben de
h: bi vurucam ağzına şimdi
***
numaralar gerçek değildir. hocanın devamlı ona buna "hangisi?" diye sorması akabinde beyin amcıklaması yaşanmıştır iddaa'nın da etkisiyle.
liseye yeni başlayan 3 arkadaş ingilizce dersinden sıkılmıştır. kendi aralarında muhabbet döndürmeye başlarlar.
a1: hangi okuldan geldiniz beyler?
a2: falanca ilkögretim okulu.
a3: ben de ebehübe ilkögretim okulu.
a1: aa benim bir arkadaş vardı orda. belki tanırsın. hebele hübele...
a3: haa yok bilmiyorum valla.. sen nerde oturuyosun peki?
a1: ismet inönü ilkögretim okulu var ya dön ordan işte bıdı bıdı falan... sen?
a3: ben bizim eski okulun tam karşısında oturuyorum.
a1: hmmm anladım. müstakil mi eviniz?
a3: yok abi kirada oturuyoruz biz.
a1: müstakil mi diyorum lan?
a3: yok diyorum işte kiradayız.
a2: ne diyo lan bu. hehehehhe
a1: ulan çatlicam şimdi haa! pohahhahhahahahh
a3: ne var lan noluyor?
a1 ve a2: (artık gözlerinden yaş gelmektedir,yerlerde yuvarlanırlar) ahahahahhahaahaa
a3: ... ( olayı hala kavrayamaz, müstakilin anlamını sonradan** ögrenmiştir)
sınavda, kahramanı bulunduğum yaşanmış olaydır efendim. mal diyin, ama bunu yüzüme vurmayın efendim.
bir soru var. homolog organ çiftleriyle ilgili. sınav, ders örtmeni olmayan başka bir hocanın dersinde yapılmakta. konu hakkında en ufak fikrim yok, bu sebepten ötürü bilgim de yok. "lan aynı işlevdeyseler homolog oluyolardı galiba. benim çükümle ağacın dalı aynı bile olsa, işlevleri farklı; bunlar adamı böyle böyle yiyo" diye düşündüm.
bir seçeneği kestirdim gözüme. sesimin tonunu ayarlayamamış olacağım ki, sınıfı yardım; üstelik hoca da bu kopya çekme girişimini affetti.
- lan baksana, homolog diyo, ördek uçar mı ki lan? kanadı uçuyo mu yani?
otobüse binmem, kartımı okutmam, bir adım attığımda ayaklarımın yerden kesilmesi, amı götü dağıtır biçimde düşmem, elimdeki torbadaki kitapların otobüs yüzeyine yayılması, otobüste ağırlıklı nüfusu oluşturan liseli gençlerin çok pis yarılması...
a; merhaba.
b; merhaba.
a; nasılsınız.
b; teşekkür ederim, turistsiniz galiba?
a; evet, buralarda gezebileceğimiz yer varmı?
b; ulu camii var, kırklar kilisesi her yeri güzeldir buraların siz nerelisiniz?
a; izmir.
b; bir ay önce ordaydım oralarda çok güzel.
a; evet, orda çok mardinli arkadaşlar var çok sağlamlar.
b; evet sağlamdırlar ama, çürük elmalarda çıkabilir dikkat etmek lazım.
a; çok sağlamlar.
b; evet sağlamdırlar.
a; çok ama çok sağlamdırlar.
b; ...... (ulan herif top çıkmasın diye düşünülmektedir)
a; sağlam.
b; ........
a; ya biz aslında şeyiz gay'iz.
b; !'^+%&/)(=(/)(==?=?_=?=)/&%&^+'+%^'
b; siktir git ulan başımdan amına koduğumun ibnesi kana bunama ulan elimi ibne!!!
sevgiliyle kumpir alınmaktadır. malzemeleri koymadan önce sevgiliye dönülür, ibrahim özgür dinleyerek yeriz manasında "alalım da ibrahim özgür ile yeriz" denir. kumpir hazır olduğunda birinin içine iki kaşık diğerinde bir kaşık bulunmakta olduğu görülür. kumpirci abimiz sağolsun düşünmüş ibrahim özgür için de bir kaşık koyuvermiştir.
görünüşte temiz içinde ise piçlik imparatorluğu bulunan bir arkadaşımızın başından geçen anıdır:
kahraman arkadaşımızın ismi x'tir. x bir gün tüm tevazulu görünüşüyle yolda yürümektedir. dışardan onu gören, şu çocuğun efendiliğine, temizliğine bak diyecektir nerdeyse. lakin o sırada karşıdan gelmekte olan dört adet şımarık kız bu düşüncelerin dışındadırlar. kendilerine dalga geçecek birşeyler aramaktadırlar, ve kahramanımız x gözlerine pek bir ezik görünmektedir o sırada. kızlardan en şımarık olanı bir yandan x'e bakarken öte yandan da onu arkadaşlarına gösterip "hahaha şunun giydiğine bak" diye alay etmeye başlar kahkahayla karışık. lakin görünüşün aldatıcı olabileceğini hesaplayamamıştır bu hanım kız. x masum bakışlarını rafa kaldırır, kıza döner ve r harfini özellikle vurgulayarak: "sus ulan orrrospuu!" der. işte o an zamanın durduğu andır kardeşlerim. kızlar birden bire çakılıp kalırlar, adım atamazlar. ve o en şımarık olan kız, kare içine alınmıştır; kare içinde göt olmuştur.
iyi okuyunuz efendim, bir football manager ilgilisiyseniz; bu kısa, bir şekli olmayan entryde bile yarılabileceksiniz. ben yarıldım, sanırım siz de yarılacaksınız.
canım sıkıldı ve her şeye yeniden başlamak istedim erzurumspor ile. buraya kadar her şey güzel. ama ben bu olaylara ölüyorum be abi...
1. takımın başına geldiğim ikinci haftada olympique marseille takımını erzurum'a getirdim. üstelik hazırlık maçı için.
2. yönetim "russun sen, ikinci milletin de yunanistan. nasıl anlaşacaksın lan takımla?" diyerek ayar verdi.
3. balondan basın açıklamalarımın ardından "kuznetsov hayallerinin gerçekleştiğini söyledi" tarzında yazılar çıkıverdi. evet erzurumspor en büyük hayalimdi.
4. marseille ile oynadıktan sonra götü boklu ofspor karşısına çıkmak moralimi bozdu.
elinde kalemle gelip benden kalem isteyen, kalem kalmadı cavabını alınca kalemleri alıp götürenlere söven, sonra elinde dükkana ait olan kalemle çıkıp giden müşteri.
gazi üniversitesin'de reisin biri kıza aşık olur. kızın yanına gider, masaya yumruğunu vurur ve:
-seni seviyorum a.q der.
kız malum tokatı patlatır reise. reis çok kızar bu duruma. arkadaşları reisi sakinleştirir. reise tembihte bulunurlar; reis gönül işlerinde kabadayılık olmaz duygusal olmak gerek, kızı etkilemen gerek falan derler. reis tamam der ve ertesi gün kızın masasına tekrar gider ve kıza:
-sensiz doğan güneşin a.q
yer kabataş kadıköy iskelesi.
diyalog akbil basılan şey ile bosbelesisler arasında geçmektedir.
bosbelesisler evine gitmek üzere vapura binecektir ancak gerisinde sevdiceğini bırakmak ona çok koymaktadır. para da yoktur ki sevgili kalksın gelsin en azından kadıköye kadar. bu durum üzerine, akbil basılan şey, aylık abonmanı iki kere kullanmamıza izin versin diye ikna turlarına çıkılmıştır.
bb: bak kankaa her gün gelip geçiyoruz burdan ayıp oluyo şu kadarcık hatrımız yok mudur yani!? nolur bi kerecik daha basıversek. bak şimcik ben gidicem uzaklara, bu adam burda kalıcak. bi de bunun bi amcasının oğlu var. gavat biraz afedersin. ya çocuğun aklına girerse ya mazallah yanlış yollara sürüklerse vallahi yapar o... ahh kanka aah bi bilsen ben gidiyorum bu * kalıyo burda kimbilir ne yapıo biliyo muyuz!? hayır! ahh kankacığım bi bilsen içimi bi bilseeen! allasen izin ver de benimle gelsin be hadi be.. *
artık vakit gelmiştir. vapur kalkacaktır. o kadar dil boşadır. ben ki koskoca bosbelesisler bir dünya dil dökmüşüm, o akbil basılan şeye ancak her seferinde o iğrenç, bangır bangır kontör yetersiz sesi kulaklarımızla yankılanıyordu. tam umutlar kesilmişken sevgili son bir kez daha dokundurmuş akbili ve mucize gerçekleşmişti işte!
önce o iğrenç, bangır bangır kontör yetersiz sesi çınlattı ortalığı ancak son anda geçiniz sesiyle karıştı ve aman allahım o da ne turnike açılmıştı. evet. resmen geçilebiliyordu. akbil basılan şey dayanamamıştı sevenlerin ayrılmasına! vapura doğru koşarken gülmekten yarılalım mı yoksa töbe bismillah diyerek etrafta vurulacak tahta mı arayalım bilemedik ***
otobüsteyiz ama tıklım tıklım. klasik bir pendik otobüsü.
otobüs durağa yanaşır; yolcular ön kapıdan binmeye başlar. ön kapı artık kapasitesini aşmış, yolcular binememeye başlamıştır. aşağıda kalan biri ise orta kapıdan içeriye mazlum bakışlarla bakmaktadır. bunu gören abla şoföre seslenir.
- şöför bey, müşteri var.
arkadaş:
-otobüsü mü satın alacak abla.
***
yer internet kafe. öğlenden sonra okuldan çıkan liseliler cs kapışmaktadır. kafede sessiz bir anda içeriye giren bir adam: