facebook'ta babanın adını aratıp en güzel bikinili resmin diye saçmasapan birşeye rastlamak. grubun babayla alakasını araştırmak, birşey bulamayıp oh çekmek.
geçen gece istiklal caddesi civarlarında 5-6 arkadaş bikaç tanede kız içiyoruz. ortam gayet nezih fakat sağda solda sarhoş amcalar var. arada bizede laf atıyorlar derken bi maç alkollü halde ortamıza atlayıp hepinizin ben taaa ulan deyip gülüp gitmesi gayet yaran olaylar kategorisine girer.
olay antalya'da boş bir arsa olan fakat otopark olarak işletilen yerde geçmektedir. olayda kahramanlarımız otoparkcı ismail ile tiner ve hap kullanımıyla mahallede tanınan 28-30 yaşlarındaki cemil adlı şahıstır.
cemil otoparkın ortasında bulunan çam ağacının gölgesinde sızmış vaziyette uyumaktadır derken otoparkçı ismail, cemil'i uyandırır.
- cemil abi kalk.
* ne var yauu
- abi araba geldi, park edicez buraya.
* ne parkı lan, ne arabası kafamı bozmayın benim.
- * abi para lazım abi, para kazancaz, parasızız abi, hadi be abim, kalkıver şuradan.
derken cemil doğrulur ve elini cebine atıp cebinden 5 lira çıkarır.
* al şu parayı, akşama kadar beni rahatsız etme. lan şurada adam akıllı uyuyalım diyoruz, adam keyifimizden ediyor bizi.
cemil 1 arabalık boşlukta ve ağaç gölgesinde akşama kadar osura osura uyur, ne de olsa otopark parasını vermiştir artık.
şirin mi şirin, sevimli olduğu kadar da pratik bir sözlük yazarı olan der meister'in başından geçmiş olay da bu kategoriye dahildir.
efendim, dedim ya; çok şirinim. okuldayım, tenefüs olmuş. hatun meselesi, kafam olmuş bir. şansıma sıçayım ki çevremdeki hiçbir kızın da metal müzikle arası yok. hayır derdim birşey yapmak değil, muhabbet edecek birşeyim, ortak yanım olsaydı bari. hele bir de "bu böğürtüleri mi dinliyorsun?" diyorlar ki ağızlarının üstüne vurasım geliyor. her neyse.
tenefüsü siktir et, ondan önce başka birşey var. aşağıda grup çalışması yapıyoruz. tren değil; elektro gitarist vokalist bir de ben. kızlar kapıya doluşuyor, hayatlarında dinlememişler ya; bakıyorlar ne yapacak bunlar diye. tutturuyoruz bir melodi, hahayt, davulda ben varım tabi; davula o kadar yaklaşmamış olduklarından olsa gerek, sikindirik bir dört dörtlüğü ağızları açık dinliyorlar. sonra gaza gelip ben bunlara baget falan fırlatıyorum, hehe. neyse lan, yok o kadar.
her neyse. bak bu bilgi bize lazım usta. ne sonuç çıkarmalısın peki burdan? muhatap olduğum hatun grubunun içinde metal müzikle arası olan tek kişi yok; sikindirik bir davul melodisini dahi, hayatlarında davul duymamış olduklarından ağızları açık dinliyorlar. sanırım kulaklarına da hoş geldi ki, bir ilgi başladı. hadi bunu da siktir et.
en son ne dedim? şirindim di mi? hoca zil çalmış, uyuşuk adamım ben; götüm ağrıyor, derste kabanın üzerine oturuyorum. götümün altından aldım bunu, sıraya yaydım. kulaklığımı takıp kafamı dayadım montuma, oh; kafamı kaldırsam siyahlık görüyorum hoca, sadece müzik, hayattan kopmuşum, müthiş. evet tam korpiklaani'nin let s drink isimli şaheserini dinlediğim sıra. bu bahsettiğim gruptan bir kız kulaklığın birini alıyor. o halde kalkıp tepki vermeye üşendiğimden, "e nasılsa tek kulaklık var abura koyim niye bozuyorum keyfimi?" diyip devam ediyorum dinlemeye.
şahsımı yerinden kaldırıp yerlere yatıran cümle geliyor,
"aa mersinli bu grup ben bunları biliyom!"
bu olayın bu kadar uzun anlatılacak birşeyi yoktu. ama ben destan da yazabilirdim. lakin, şimdi bön bön monitöre baktığınız için yadırgamayınız beni, o an orada olsaydınız siz de tuvalete zor yetişirdiniz.
tanrı'ya açık mektuptur bu aslında. koskoca folk metalciyi mersinli, boys anılar tadında bir grup, oluşum zannetmek.
resim çizmeye çok meraklı olan 5 yaşındaki erkek kardeşimin bir ev çizmesi, akabinde kağıdını getirip "abi bak ne yaptım" diyerek anlatması. ayrıca bu kardeşimin okuma yazma bilmemesi; yani bu adam yazma bilmiyor. lazım bu bilgi. ha olayın yaran kısmı neresi?
adam karalamış abi, anlatmasa da ne olduğunu az çok çıkarabiliyorsun; ama küçük işte, çiziktirmiş kendince. başladı anlatmaya,
- bak bunlar çimenlik, bu kulübe; yanındaki de köpek, bak zinciri de var tasması falan. burası da ev, ama eşyaları içinde olursa gözükmez diye ben dışarı çizdim.* bak bu çamaşır makinası.
sorduğum soru olayı özetlemekte:
"çamaşır makinasının üzerine sen mi rte yazdın?"
yemin ederim kocaman rte yazıyordu, olmaz böyle bi' şey.
minibüs kaza yapar, olay yerine polisler gelir fakat yaralanmış olan tüm yolcular gülmektedir. polis bunun sebebini sorar ve minibüs şoförünün tükürmek için kapıyı açtığını o esnada da kapıdan düştüğünü öğrenir.
not: esenyurt minibüslerinde koyun taşındığına şahit olan biri olarak, bu olayın da aslında çok anormal olmadığını belirtmek isterim.
benim görmediğim ama arkadaşımın anlattığına göre tamamen gerçek olan ve yaşanmış bir olaydır birazdan anlatacağım hayvanların bazılarının gerçekten hayvan olduğunun kanıtı olan olayı.
efendim benim arkadaş o sıralar daha ilkokula gidiyor. bahçede arkadaşlarıyla oyun oynarken bir tavşan görüyor. çocuk ya bunlar tavşanı da görmüş gidiyorlar peşinden birkaç kişi. sonra karşılarına bir horoz çıkıyor. ve inanması gerçekten zor olan olay gerçekleştiriyor. horoz tavşanı "kanatları altına alıp"* kaçmasını engelleyerek bir güzel beceriyor.
lise yıllarında beşiktaş'ta hakan pastanesi'nin önündeki, barbaros bulvarı'ndaki ışıklarda; kurallara uyulmuş ve yeşil ışıkta geçilmiştir. kırmızı bi ferrari ışıklarda en öndeki araçtı ve haliyle fazlaca dikkat çekiyodu. ferrarinin şoförüne, şoförü olmadı lord'una diyelim. sağ el parmakları orta noktada birleştirilip, genelde "yemek nasıldı" sorusuna" "mmmm..." cevabı verilirken kullanılan hareketi yaptım. amacı sadece beğenimi dile getirmekti fakat ferrarinin lordu nun yanındaki lady yi farketmemiştim. ancak lord'umuz bu durumu lady'ye salça olmak olarak algılasa gerek ateşli bir kovalamacayı başlattı. ferrari hızlıydı fakat denizde gidecek kadar değil, arazide gidecek kadar hiç değil.. evet ferrari yi ait olmadığı yere çektim ve takip sonlandı.
aklınızda bulunsun sayın uuser lar. beğendiğiniz bişeyi imgesel bir şekilde anlatmaya çalışırken dikkatli olun.
ikisi oyun oynamakta. erkek kardeş elinde telefonla tuvalete gidiyor. kız kardeş banyoya girip havalandırma şeyini açıyor. seslerini duyabildikleri için, sözde telefonda konuşmuş oluyorlar oyunda.
yemin ederim gözümden yaş geldi, bu yaşta bu zeka.
telefonumda cm oynamaktayım. bir eleman sağolsun, pek becerememiş ama oyunun %60 kadarını türkçe'ye çevirmiş. kimi zaman "liverpool has reddetti teklifini barcelona 17.2m for messi" gibi cümlelerle karşılaşsak da, hoş olmuş türkçeleşmesi.
"tepkiniz nedir?" tarzında olaylar geliyor ya hani arada... öyle birşey çıktı, aynen aktarıyorum abi:
eidos.co.uk'un haberine göre fernando torres taktiğinizi beğenmiyormuş.
-> o demez öyle şeyler
-> onunla konuşmayı kestim
-> taktiğimi değiştireceğim
-> gelsin birlikte yeni taktik yapak
yüce sözlük uludağda vakit geçirmekte olan küçük sebarstian bir yandan da dream theater albümü indirmekteydi. (bkz: ben hep jazz müzik dinlerim) sözlüğe o kadar konsantre olmuştuki sol framede ki her başlığı kontrol ediyor yorumluyordu. tam o sırada başlat çubuğunda turuncu renkte yanmalar sönmeler başladı. bir an indirilen dosyadan virüs çıktı nod32 haber veriyor sandı. çok korkmuştu. tribünler yusuf yusuf diye bağırmaktaydı. hemen tıkladı. açılan pencerede yazan ise trajikti. komikti. trajikomikti.
soner says:
bazı ibneler var kaç saattir msnde olup yazmıyolar yahu!
not: msn'in hastalık oldğunun bir kanıtı. tamam bende salağımda msn'ni açıyorum fakat ve lakin açtığımın farkında bile değilim. cabası media player da bişiler izlemiştim * acaba iletide gözüktü mü? sevda neden konuşmuyo benimle? ühühühühü*
eski bir arkadaşla kafaları çekmek için geç vakitte sahildeki parka gidilir. moral son derece bozuktur bu arada. her neyse, biralar, çerezler açılır, yavaştan yumulmaya başlanılır.
2 biradan sonra çıtır derecede kafa olunmuştur;
+ hede, kuru kuru gitmiyo be, aç bi cengiz de havamızı bulalım.
- açalım be baba.
çalan müzik, ibrahim tatlıses'in yorumladığı, yalnızım dostlarım dır. fakat cengiz kurtoğlu'nun yorumudur. olayın asıl bomba kısmı buradadır. şarkı ilerleyip; ''o essskkii haaaaaalimmdeeenn eser yok şiimmdi'' kısmına geldiğinde ağzımdaki birayı püskürtüp, salya sümük kahkahaya boğulmuşumdur;
+ (arkadaş) olum iyi misin ?
- hahahahahahaaha
+ olum kafan mı kıyaklaştı ?
- ahahhahaahahh
+ lan korkmaya başladım ha !?
- hohaohoahhahah
yaklaşık 5 dakika aralıksız gülünür. efkardan eser kalmamıştır. kendime geldiğimde olayı arkadaşa da anlatmışımdır. kahkahalar içinde evin yolunu tutmuşuzdur. olayın aslı şudur;
halim, ortaokuldaki beden eğitimi hocamın adıdır. ne alaka diyeceksiniz. hayır, bir dakika, yarılmamın asıl sebebi ise, şarkının ''o eski halimden eser yok şimdi'' kısmıdır. ufakken arkadaşlar arasında öyle dalga geçerdik onunla. hey gidi günler hey...
yer: norveç
olay yeri: oslo'da bir banka
olay yeri inceleme ekibi: görüşünüş ve ruh itibariyle ayı rüstem ve ben.
bankaya ayı rüstem ile birlikte küçük bir hesap işini halletmek üzere gitmiş ve kısa yoldan işimizi bitirmenin yollarını ararken, gayet hoş banka memuresi üzerine yoğunlaşmıştık. kadın son derece güzel giyimli, bakımlı, alımlı kısaca taş gibiydi taş. ricamizı kabul ederek işlemlere başladığı anda kadının elleri dikkatimi çekmişti. ona ellerinin kadar güzel olduğu hakkında iltifatlar yağdirmaya başlamıştım. eee, hoşlandı elbette, güzel yeşil gözleri olan yakışıklı bir erkekten gelen güzel sözlerden epeyce etkilenmiş görünüyordu.
ayı rüstem'in tavrı ise tam bir ayıya yakışır şekilde cereyen ediyordu. kadının ödü yarılmıştı. arada bir ona türkçe 'olm, ayılık yapma, sus' şeklinde ikazlarım bile fayda etmiyor, neredeyse salyalarını kadının başından aşağıya akıtacak sekilde yalanıyordu. kadın ise yüzüne dahi bakmıyordu bu ayının. neyse...
belgedeki bir aksaklığı bir üstüne sorması gerektiğini söyleyerek ayağa kalkan kadın, birden bir telefon kablosuna takılıp yere yığıldı ama öyle bir düştü ki, ne var ne yok yerlere sacıldı. kalktı , toparlanmaya çalışırken yine yığıldı ve en sonunda ayağa kalabildi. geldi, yerine oturdu. zavallının tüm vücudu ve elleri titriyordu.
ayı rüstem türkçe ve oldukca yüksek bir sesle
anlatacağım olayın sizi yarmama ihtimali yüksektir ama olay ortamda bulunan bizi baya bir yardığı için başlığın anlamını yinede karşılamaktadır:
her bir takımı iki kişinin yönettiği 4 arkadaş pes atmaktayızdır. baya bir oynadıktan sonra geyiğin ve gülmenin dibine vurulmuştur. böyle şakalar komiklikler falan havada uçuşmaktadır. dolayısıyla da maçtan baya bir kopulmuştur tabi. böyle bir anda aynı takımı yönettiğimiz arkadaşım topu defansta kaptırınca, topu "bir kez daha" ağlarımızda görmüşüzdür. benim sitem dolu bakışlarıma dayanamayan arkadaşım ayağa kalkıp üstünü yırtmaya çalışırak: "benim yüzümdeeeeeen...baseeydim yuvalaaa ileee dikeydim, gaptııımazdım o vakit"
bir taraftan pes 2009 oynanmakta, diğer taraftan gta san andreas indirilmektedir torrentten. anne bilgisayardan anlamadığı için her gün baba evden çıktığında, telefondan mesaj atılır, "bilgisayarı aç masaüstünde bittorent diye yeşil bi şey var ona tıkla bırak" diye.
en sonunda, dosyanın indirilmesine yakın auto shutdown ayarlarından "indirme tamamlanınca bilgisayarı kapat" ayarı seçilir, boşa çalışmasın diye; e nasılsa anne de gelip kontrol edecek değil indi mi bu diye. her neyse.
bilgisayarı otomatik kapat diyip girdik biz pes'e. kaptırdık kendimizi, kaç maç yaptım bilmem, sen 8 de ben 10 diyeyim. ulan 10 maç çok mu diyeceksin de, bir maç 20 dakika sürüyor babacım.
akabinde, oyun esnasında dosya indirilir. bilgisayar kapanır. autosave özelliğini kapatan beyne küfredilir.
trafik polisi yayalara durun anlamında elini kaldırır yaşlı teyzemiz uyarıya aldırış etmez yürümeye devam eder.trafik polisi teyzeyi yanına çağırır elimi kaldırdığımda bunun ne anlama geldiğini biliyormusun diye sorar. teyze tabi ki biliyorum ben kırk yıldan fazla öğretmenlik yaptım der.
aralarında üç metre mesafe varken, dayının önünde votka ve limonlu sodayla birlikte kulağında kulaklık, sen benden gittin gideli diye mırıldanıp, babanın da namaz kılması.
aynen yaşanmıştır en ufak bir abartı katmadan yazıyorum:
5 kişi erdek'e gidiyoruz ama yolu tam bilmiyoruz. 2 şeritli bir yoldayız. yarım metrelik bir yeşillikten sonra da 2 şeritli geliş yolu var. yani 2 gidiş 2 geliş toplam 4 şeritli bir yoldayız. sağ şeritten gidiyoruz ve şu konuşmalar yaşandı arabada:
arabayı kullanan: ulan inşallah doğrudur bu yol.
arkadaki: valla tabela yan yolu gösteriyordu.
arabayı kullanan: nasıl lan orası geliş yolu.
arkadaki: vallahi yan yolu diyordu.
arabayı kullanan: (2 şeritli geliş yolunu göstererek) burayı mı! ??
arkadaki: (sol şeridi göstererek) yok burayı
arabayı kullanan: (sol şeride geçerek) burasını mı????????
arkadaki: (çok ciddi) evet işte bu yol doğru
ben, arabayı kullanan ve arkadaki iki arkadaş: (güldük ama ne güldük yok böyle bir gülme)