Ben artık yanlış ilişki yaşama durumuma alıştım yaa. Belalı herif paratoneri olduğumu düşünüyorum. Nerede bi sorunlu var beni buluyo, ücretsiz terapist mi yazıyo alnımda bilmiyorum. Bir sürü efendi adamın arasına bi tane serseri, egoist, narsist, belalı herif koyun ben gider onu bulurum. O yüzden saldım. Ne olacaksa olsun.
Yanlış ilişkiler yaşamayacağıma o kadar inanarak o kadar seçici davranarak büyük bir temkinle başladığım için sanırım büyük hayal kırıklığı yaşıyorum ben ya. iki kez çok büyük sarsıldım.
Artık daha da yanlış bir ilişki yaşarsam bana da Yazzıklar olsun.
Gece gece kendime kuruldum.
erken yaşta olgunlaştığımı düşünürdüm hep. zaman kibrimi törpüledikçe bu fikrim de usul usul değişti. meğer yalnızca ulaşılması zor birtakım farkındalıklar edinmişim. bu da beni, kendini ve ne istediğini en azından çoğu insandan daha iyi bilen birisine dönüştürmüş. nihayetinde hayatımda birtakım radikal değişikliklere gitmişim.
örnek vermek gerekirse, sosyal çevremden kendimi soyutladım. zira arkadaşlıkların ekseriyetle çıkara dayalı olduğuna kanaat getirmiştim. dostluklardan bahsetmiyorum. birileriyle aynı masayı paylaşmak, vakit geçirmek, birbirinin hayatına bir miktar eşlik etmek başka; ihtiyaç ortadan kalktığında o bağların sessizce çözülmesi başka.
derken yalnızlığın kapılarının birinden içeri girdim ve hala içerisindeyim. ağırlığı altında ezildiğim çok oldu. yine de vazgeçmedim; insanlara, hatta belki hayatın bizzat kendisine karşı taşıdığım hoşnutsuzluğun beni zehirlemesine izin vermeden kendime yetmeyi öğrendim.
fakat bazen yorucu oluyor. üstelik bunun için büyük bir hadise yaşanmasına da gerek yok.
mesela birkaç gün ya da hafta önce, zaman algımı yitireli çok oldu, ev değiştirdim. tek başıma taşınmanın ve yeniden düzen kurmanın beni nasıl bitkin düşürdüğünü anlatmayacağım. yalnızca yanımdaki binalardan birinin yıkıldığını, yıkılırken de internet kablolarının içinden geçtiğini söyleyeyim.
benim işim de evden ve internete dayalı. bir anda boşta kaldım. haliyle alkol tüketme, spor yapma ve oyun oynama sıklığım arttı. derken dün uyandım, bilgisayarın başına geçtim ve elimde kalan son oyunu açmaya çalıştım. offline modda daha fazla oynayamayacağımı söyleyip kendini kapattı.
cep telefonum yok. merkez veri bağlantısı olarak kullansam mesele çözülecek. rafımdaki kitapların hepsi defalarca okunmuş, şarkılar aşınmış. bir süre öylece oturdum. sonra fark ettim ki telefonunu beş dakikalığına ödünç alıp şu lanet bağlantıyı çözebileceğim kimsem de yok.
işte insan bazen böyle küçük hadiselerde, kendi kurduğu düzenin kenarlarına bakıyor. benim de aklımdan şu geçti:
“ulan, gerçekten kimseye ihtiyacım yok mu?”
belki mesele buna vereceğim cevapta bile değil. yalnız kalmamak uğruna yeniden o eski, suni ilişkilerin içine dönmek istemiyorum. fakat ihtiyaç duyduğun anda uzanabileceğin bir elin bulunmamasının da insana başka bir şey öğrettiği açık.
100 tane kitap, 3 top a 4 kâğıdı, 50 adet tükenmez kalem, birkaç çuval kuru yemiş, 100 adet tuvalet kâğıdı, 365 adet uzun marlboro, 365 adet kibrit, tuvalet, yatak bulunan bir odaya bir yıl boyunca beni kapatsalar sıkılmam.
Normalde dilimde olan çok kolay söyleyebildiğim bir şeyi bugün arkadaşımın bir örnek ve detaylı anlatmasıyla bir anda dehşete düştüm. Ne kadar kolaydı benim için söylemesi önünü arkasını düşünmeden. Aslında arkadaşımın yaşadığı bana da çok şey öğretiyor. tabi ki onun hislerinin belki binde birini hissediyorum ben fakat kendime çok ders çıkardım hala çıkarıyorum. Rabbim yardım etsin.
içimde sebepsiz bir sakinlik, kırgınlık, kızgınlık var ama asla özlem yok . Ağlıyorum sebepsizce gözlerim doluyor ama asla bu özlem değil kendime ağlıylrum. içimdeki masum yalnız çocuğa ağlıyorum. Meğer onun hep ihtiyacı varmıs bir desteğe..Yutkunuyorum bazen ağlamamak için çene kaslarım ağrıyor sanki bir şey var boğazımda…
Bugün arkadaşlarla otururken bi kızdan konu açıldı.
Benden hoşlanıyormuş.
Neyse adı neydi ya falan diye düşünürken bu bahsi açan arkadaş, ben atladım bi isim söyledim.
Onun söylemek istediği isimle benim söylediğim isim farklıymış..
Ortaya şimdi bi dedikodu yayılacak ama umarım bugün hemen unutulur.
çünkü ben ikisinden de hoşlanmıyorum.
Küçükken hep çok kökleri çok olan bi ağaç gibi olmayı isterdim ,kökleri toprağı sarsın dalları gökyüzüne kadar uzansın, öyle uzun olsun ki dalları yaprakları her yeri sarsın geniş bi ailem olsun.. sıcak bi yuva içinde her korkudan uzak kaldığım küçük sevimli bir ev. ne o hayalimdeki ağaç oldu, nede o ev…Şimdi adını getiremediğim o yazarın dediği gibi, burası dünya burada her şey yarım kalır..
Bazı şeyler cidden kafamı karıştırıyor ve canımı sıkıyor. Benim kendimi övmemden neden bu kadar çok rahatsız olursun ve bendeki herhangi bir vasfın herkeste de olduğunu iddia edersin ve ben gülerek sanmıyorum dediğimde sinirden deliye dönersin anlayamıyorum.
Gerçekten beni aşağıya mı çekmeye çalışıyorsun yoksa egolu insanları mı sevmiyorsun anlamıyorum. Kaldı ki egolu da değilim.
bugün tatsız bir gündü ve ortada büyük kötü bi şey de yoktu. canım sıkıldığında içimde beni boğan şeyin hangi korkumdan, güvensizliğimden
kaynaklandığı çoğu zaman anlıyorum. mesela küçükken yakın arkadaş olan kişilerin arasına katılıp dışlanmışım yeni bir gruba dahil olurken bundan kalan travmalarım içerde erik dalı oynuyor. kendimi keyifle yaşayamıyorum. bazen güvensizliklerim kazanıyo bazen de ben alıyorum. Hayat ama işte bu bazen bazı şeylere oturup katlanmak gerekiyor. Lakin o anlarda ben yeryüzünden geçici olarak silinmek istiyorum. 2027 hedefim duygusal dayanıklılık geliştirmek. üzülmemek ya da az üzülmek gibi değil, üzüntüyle beraber durmaya katlanabilme becerimi geliştirmek istiyorum.
En günahsızınız bile ilk taşı atamayacak kadar günahkar. O sebeple çok konfor alanınızın rahatına güvenmeyin. Mesih sözlükte evet ama, deccal da sözlükte.