istanbulun ardından türkiye'nin en güzel şehri, memleketim. ne yazık ki kendini çağdaş ilan eden örümcek kafalılar da en çok bu şehirde bulunur. yaşanacak şehir değildir, yazları tatil amaçlı gelinebilir. kimse kusura bakmasın ama şehir merkezinde sahil boyu dışında, iç semtlerin hali içler acısıdır, rezilliktir, bazılarının istanbul karşısındaki anlamsız yarıştırma çabasından özellkle burada kaybeder. dağların üstüne yağmış gecekonduların görüntüsü dünyanın en kötü görüntülerinden biridir.
Tükenmeyen enerji, kavuniçi top olmuş, trajik yangının küllerinden yeniden doğan şehrimin ufuk çizgisinde, körfeze iniyor usul usul, aheste aheste.
Rakının dibine vurma saati.
Takvimler, 1923...
Adres, Kordon.
Naim Palas.
Cumbada oturuyor sarışın kurt.
Sevmez fazla yemeği.
Leblebi var önünde.
Garson titriyor, çünkü çocuk Rum.
Sesleniyor Gazi, şefkatli...
Vre Dimitri" diyor:
Gel bakayım."
Çocuk "buyur pasam" diyor, ş lere dili dönmeyen, kırık dökük Türkçesiyle...
"Sizin Kosti" diyor, işgal sırasında kasıla kasıla izmire gelen Yunan Kralı Konstantin i kastederek, "Sizin Kosti geldi mi buraya?"
- Geldi pasam...
- Oturdu mu bu masaya?
- Oturdu pasam.
- Güneş batarken rakı içti mi?
- içmedi pasam.
- E o zaman sormadın mı be çocuk,
ne halt etmeye almış izmir i!
O nedenle "rakıyı alkol zannedip" Mustafa Kemal'e "sarhoş" diyenlere güleriz biz izmirliler... "Allah ın geri zekálıları, adam sarhoş kafayla kurmuş memleketi, siz ayık kafayla batırıyorsunuz" deriz!
Çok uzun süreler ayrı kaldık. ama hiç birbirimize küsmedik, darılmadık, sırtımızı dönmedik. aramızda mesafeler olsada yinede bir telefon kadar yakındık. kordonun kokusu avizeden gelirdi derin derin içime çekerdim kokusunu. bazen özlemedim diye düşünür oluyorum ama yanıldıgımı sabuncubelinden körfezi görünce anlıyorum hele ki gece gelince bütün körfez işıl işıl beni bekliyor. hemen küçük parka gidip bir kahve içip kendime gelesim geliyor. Uykulu gözler ile sokaklardan gecerken sabahın ilk işıklarıyla işlerine giden ama yüzleri gülen insanları görmek bile yetiyor izmiri anlatmak için.
Türkiyedeki en güzel şehirlerden biri hatta en güzeli.
istanbul un keşmekeşinden, ailemin sorumluluğundan, işimin yoruculuğundan, iyi insan olmaya çalışmanın getirdiği bütün angaryalardan bıktım.
izmirime gitmek istiyorum. sabahleyin uyanmak, trafikle cebelleşmeden işe gitmek, evliysem kocama kahvaltı hazırlamak istiyorum. balkonu olan bir evde, varsa komşularımla yoksa arkadaşlarımla kahve içmek istiyorum. aha güzel kız hadi sulanalım diyecek kırolarla cebelleşmeden sahilde yürüyüp hava almak istiyorum. eve geldiğimde beni bulduğuna sevinen bir insan olsun istiyorum.
ve bunların hepsi gül egenin gül şehirlerinden birinde olsun istiyorum.
hayata verdiğim emeklerim izmirimde bana geri dönsün istiyorum.
hala arsenikten bahsediliyor mesela bu şehirden bahsedince. kimse arsenikten ölmedi diyerek abuk bir savunma yapmayacağım lakini, oku araştır da gel be güzel kardeşim. yazık değil mi?
otobüsler de baba yaşındaymış. baba diye tabir edilen kimsenin yaşı bilinmez ama bence bunu diyen kişinin izmir'i görmesi lazım. yani illaki.
yunan dölünden değillerdir ama o yunanlıları zamanında denize dökmüşlerdir. körfezin sularındaki kırmızı kan rengi günlerce geçmemiştir. yine izmirli hasan tahsin yunanlılara karşı ilk kurşunu atarak kurtuluş savaşının ilk mücadalesini başlatan insan olmuştur.
türkiye'nin ve tüm islam dünyasının kurtarılmış bölgesi. bu şehir kadar özgür iradeye dayalı bir müslüman kenti daha yoktur. arada bir iki kayserili çıkıp da "eee bu ne lan çok satanistsiniz" falan diyebilir. evet satanististiz aq.
akplilerin ve türevlerinin sevmediği şehir...
arsenikli suyumuzla, dedem yaşındaki otobüslerimizle, genişlemeyen limanımızla mutluyuz biz. iktidarın üvey evlat muamelesi yaptığı, medeniyetin ve çağdaşlığın kalesidir izmir...
"hem yerim, hem yaparım" mantığıyla, takiyye ile yönetilemeyecek bir kenttir burası. örnek(!) belediye başkanlarınızla, 'melih gökçek'lerinizle takılın siz, biz böyle iyiyiz...
edit:
şimdi bataklık falan diyen var bu şehire...
komik geldi, bazı şeyleri açıklayalım, ufkumuz açılsın.
bu kentteki otobüslerin %90'ı son model, gps ve klimalı otobuslerle yenilenmiştir. varoş mahallelerde bile yollar gayet düzgündür.
limanın şu an için genişletilmesi mümkün değildir, taşınması gerekmekte fakat onu da izmirliler istemiyor; malum ticaret...
bitmeyen metro zemin durumu ve ödeneklerden dolayı bitmiyor, biz sabretmesini biliriz yeter ki işin iyi yapıldığını görelim.
kent merkezine turist uğramazmış... bunu nerenizden sallıyorsunuz onu anlamadım. gelen turist doğal olarak izmir'de kalmaz. çeşme'ye gider, kuşadası'na gider, ne bileyim efes'e gider kalmak için. fakat bu şehirde çok fazla tur otobüsleri gezer, görmek isterseniz, görürsünüz.
bildiğim kadariyla gayet modern bir arıtma tesisi kuruldu, arsenik olayı da çözüldü. ayrıca bu arsenik olayı yüzünden çıkan kargaşada su bedava verildi vatandaşa. "biz size kızılırmak suyu içirdik, haberiniz yoktu ama bak kimseye bir şey olmadı ahahah" diyen belediye başkanımız yok, çok şükür.
boğazda imar izni olmayan ormanlık arazilerimiz de yok peşkeş çekilecek, ona da şükür.
aslında çok güzel olan ancak birkaç meselesi halledilince tam bir dünya şehri konumuna gelecek güzel şehir.
şöyleki:
metro inşaatının acilen bitirilmesi ve metro ağının tüm şehri kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması.
yerleşim yerlerini birbirine bağlayan yolların ve caddelerin ve sokakların daha kullanılır hale getirilmesi.
toplu taşımacılıkta kullanılan otobüslerin daha hızlı birşekilde yenilenmesi!
liman kalsın mı, kalksın mı tartışmalarına bir son verilerek hali hazırdaki limanın genişletilmesi ya da yerinin değiştirilmesi.
Akdeniz'in en büyük limanı olacak Çandarlı Limanı için acilen ced raporunun tamamlanması.
çevre yolunun tamamlanarak hizmete açılması için çalışılması.
uluslararası fuarcılık yapan dünya kentleri örnek alınarak yeni bir fuar alanının inşâsı.
Ülkenin en işlek ekonomik trafik yoğunluklarından bir tanesi olan izmir-Manisa arasındaki yolu bölünmüş karayolu haline getirilmesi.
mevcut havalimanlarının uluslararası havalimanı özelliklerine sahip olabilmesi konusunda iyileştirilmesi.
Ülkenin en verimli havzalarına sahip olan bu bölgeye baraj, bent, gölet, sulama kanalları yapılarak gelecekte yaşanabilecek susuzluğun şimdiden engellenmesi.
Jeotermal, rüzgar ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının daha verimlikullanımı için gerekli tedbir ve teşviklerin alınması.
Ülkenin en gelişmiş demiryolu ağına sahip olan izmir'imizin demiryollarını daha verimli hale getirmesi.
5.000 yıllık tarihi olan kentimizin, merkezine daha çok turist çekebilmek için gerekli iyileştirmenin yapılması.
unutmayın! herşey daha güzel bir izmir için!
bizler daha güzel ve rahat bir izmir'e layık değil miyiz?
anıları bitmeyen izmirlilerle dolu şehirdir. kiminin hemen hemen aynıdır anıları, kiminin kısmen benzer, kiminin de apayrıdır. ama herkes birbirinin anılarını dinlerken, okurken gözlerinin içi parlar. imrenir biraz da. bir ah çekeriz hemen. saat günün kaçı olursa olsun canımız eski yeni anılardan çekiverir. an itibari ile içinde bulunduğum ruh hali gibi...
not: bir üstteki entryi okuyup iç geçirdim yahu resmen. ayıptır arkadaşım. saat gecenin 2 si olmuş ben burda anılara boğuluyorum, iç geçiriyorum. cık cık cık...*
aslında izmir i şirincededen tire den kemalpaşadan anlatayım biraz değişik olsun..
evdekiler uyuyor güzel bir pazar günü şeytan dürtüyor beni..garajda motosiklete koşuyorum hemen..hava sıcak haziran ayından birgün.. mp3 çalarımı taktım kulağıma , saat 9 sabahın serinliği bitmek üzere bunaltıcı bir sıcak hissetiriyor kimin umrumda kaskımı takıyorum siyah montum her zamanki gibi şık havalandırmalarını açmışım çoktan . kontağı çeviriyom nazlı bir marş sesi sonra motor çalışıyor biraz ısınsın diye rölantide bekliyorum bu arada şarkılara ayar veriyom mp3 çalardan .. bu kadar bekleyiş yeter körfez manzarası ile bornova ya iniyorum. iki gevrek alıyorum çayla birlikte.. saat 9:30 olmuş bile yeter bu kadar oyalanma.. şeytan dürtüyor küçükparka giriyorum , eğlencenin dibine vurulmuş sokaklardan belli dükkanlar yeni açılıyor direk ege üniversitesinin önünden kemalpaşa yoluna çıkıyorum. hızım 80 - 90 bir otobüs soluyorum içerden minik eleman bana bakıyor siyah eldivenim ile selam veriyorum ufaklığa. kemalpaşa şehirdışındadır kirazı ile meşhurdur ama gizli cenneti vardır ki içinde kimse bilmez.. kemalpaşa nın içinden geçiyorum yiğitlerden bozdağın eteklerine çıkıyorum yol üzerinde mola veriyorum kirazlardan göz hakkı almam lazım.. karnım doyuyor resmen bu kadarı yeter diyip yola devam ediyorum tek başımayım tek ve özgür .... virajlı rampaları eziyorum tekerlerime iz olarak kalıyor viraja yatışlarım. yarım saat sonra bozdağ a varıyom gözümün önünde mükemmel manzara... ödemiş selçuk tire hepsinden bir parça görüyorum.. ovalar tarlalar herşeye yüksekten bakıyorum. mp3 çalarda albüm bitiyor kimin umrumda.. 90 larda kaldım ben , açıyorum levent yüksel i.. tireye bana motosiklet sevgisi aşılayan abime süpriz yapmaya karar veriyorum kaskımı takıyorum tekrar çıktığım rampalar kadar virajlı inişler beni bekliyor yardırıyom tek başıma limitleri zorlayarak ölüme meydan okuyarak .. izmirin dışındadır tire köftesi ile meşhurdur . tireye varıyorum köfteci hacı baba ilk durağım.. ünlüler gelmiş takılmış burda gazetelere çıkmış .. köfteyi söylüyorum bu arada abimi arıyorum fazer i alıp geliyor yanıma birlikte köfteleri götürüyoruz. üzerine lor tatlısı ahududu reçeli ile şenlendiriyor bizleri. çayları içip kalkıyoruz nereye ? şirinceye tabiki. yola çıkıyoruz 125 cc lik motorum son haddinde 130 km ile yarıyor rüzgarı fazer ile eşlik ediyor abim. şirince ye varıyoruz vincent şarabı alıyoruz böğürtlenli. artık üretmiyolar şarabı burda sadece satıyorlar. muhabbet gır gır saat 3 ü geçmiş çoktan evdekiler merak ediyor telefon çalıyor bahene ile geçiştiriyom arkadaşımdayım diyorum nerde olduğumu söylemiyorum akılları bende kalmasın endişelenmesinler. çakırkeyif bir kafa ile çıkıyoruz kuşadasına gitmeye karar veriyoz yardırıyoruz virajlı yollarda değiştiriyoz motorları 125 den 600 cc ye geçiyorum. 12.5 hp 98 hp ye terfi ediyom . biraz ürkütücü geliyor motorun sesi aldırmıyom bunun da üstünden gelirim kendime güveniyom 2 şeritli kuşadası yolunda arabalarla dalga geçerek gidiyorum 130- 140 km ile arkamda kalıyor küheylanım ile abicim (: virajlı yollarda yetişiyor bana dersimi veriyor yine önüme geçiyor . davutlara geliyoruz millet ailecek gelmiş . denize giriyorlar kamp yapıyorlar. davutlarda bir bardak sıcak çay içiyoruz . tireye dönmemeye karar veriyor abim alsancak a geçelim diyor bana uyar. yolu uzatıyoruz güzelbahçe narlıdere konak alsancak yapalım diyoruz. motorları değişiyoruz tekrar kendime kızıyorum 250 km lere çıkan motosikleti verip 130 km de takılan emektarımı alıyom tekrar bu sefer dalga geçme sırası onda kopup gidiyor önümden ben arkadan müzik dinleyerek geliyorum güzelbahçee varıyoz imbat karşılıyor bizi mis gibi deniz havası ile. yazlık mekanlarla dolu burası sezon açılmış tabi akşam yemeğinde rakı balık yapmak isteyenler trafiğe neden oluyor kimin umrumda arabalarn aralarından yılan gibi geçiyorum yaşasın diyorum 125 cc arkamda kalıyor 600 cc trafikte :D güzelbahçeyi de geçiyoruz narlıdere geliyor çeşmeden karaburundan gelen yazlıkçılar 4 şeritli otobanı işgal ediyor. 2. şeritte devam ediyom inciraltı geliyor yolun sonunda. (incir altı pazar kahvaltısı yapabilceğiniz kız arkadaşınız ile güzel bir akşam geçirebilceğiniz , arkadaşlarınızla nargile ile muhabbetin dibine vurabilceğiniz bir yer)inciraltını pas geçiyorum . buram buram deniz kokuyor imbat ile biraz da serinlik geliyor değerlendirmem lazım kaskın vizörünü açıyorum(kaba tabir camı) bunları tekrar yapamayabilirim gibi bir his var içimde günü sonuna kadar değerlendirmek istiyorum gün batımında alsancakta olmamız gerekiyor . konak a geliyoruz tarfikte güç bela saat kulesinin önünden geçiyoruz kırmızı ışık yanıyor duruyorum arkadam yırtarcasına bir ses çoktan gelmş abim haberim yok biraz artislik yapıyoz millet hiç yadırgamıyor nasılsa izmir piçleri diyorlar. ışık yeşile dönüyor tam gaz açıyorum gti bir arabayı geçiyorum kalkışta (yaşasın RR).. arnavut kaldırımı taşından döşenmiş kordon yolunda her zamanki çayır çimenimize oturuyoruz km 300 ü çoktan geçmiş bile... iyi geçmişim günün yorgunluğunu midye dolma ile atmaya çalışıyorum. diğer arkadaşımız geliyor elinde biralar gün batımını izliyoruz beraber kimse yadırgamıyor çünkü gavuruz biz alışığız bunlara. atlı polisler geçiyor selam veriyoruz onlar da karışılıksız bırakmıyor. saat 10 a geliyor tekrar telefon çalıyor babam fırça atıyor bütün gün dışarda sürttün diye cevap vermeyip geç geleceğimi söylüyorum. telefon tekrar çalıyor sınıf arkadaşım küçükpark a çağırıyor tavla atmaya geri çevirmiyom abilerim ile vedalaşıp teşekkür ediyorum güzel gün için. onlar iki motorcu devam ediyor sohbetlerine. kordondan hemen çevre yoluna çıkıyorum trafik var canım sıkılmıyor sürücüler beni görüp yer açmaya çalışıyor. 15 dk sonra bornova ya varıyorm(bornova her ege üniversitesi öğrencisinin bildiği yerdir) küçükparka girmeden önce üniversite pastanesinden boyoz alıyorm 5 tane . cafelerin olduğu sokağın girişine park ediyorum motorumu teşekkür ediyorum kendisine yolda bırakmadığı için naz yapmadığı için. kaskı çıkarıyorum mp3 çaların şarjı çoktan bitmiş kulağımda kalmış * kızlı erkekli 16 - 30 yaş herkes gelmiş sohbetler koyu , mis gibi nargile kokuyor etraf otantik cafe ye geçiyorum karşim 2. çayını içiyor boyozlardan 1 tane veriyorum karnımı doyurup tavvlaya geçiyorz. 5-2 alıyorum maçı hesabı ona havale diyorum evka 4 çıkıyorum . körfez manzarası bana bakıyor 5 dk duruyom günün yorgunluğu üstümde hayaller kuruyorum üniversite nasıl olacak ? geleceğim ne olacak ? telefon çalıyor tekrar babam merak ediyor açmıyorum 2 dk sonra evde olcam nasılsa hayallerim bitiyor tabiki atlıyorum motora kaskım kolumda eve varıyorum bizimkilere misafir gelmiş balkon sefası yapıyorlar (hemen hemen bütün izmirliler bilir bu sefayı ev de körfezi görünce tadından yenmiyor o da ayrı bir mevzu) önder amca kaçak eve geldi diyor * babam önce fırça atıyor sonra tabure çekiyor bana muhabbet koyu uzayıp gidiyor... ah izmirim ben bu kadar özleyeceğimi bilmezdim seni şimdi uzaklardayım motorum da yok beni anlayan birileri de :( kıymetini bilin izmirin ..
modlara : bir pazar kaçamağını izmir in değişik yerlerini gezerek yaptım . bunu da elimden geldiğince anlattım kusurumuz varsa affola
"gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
bir kenti güzelleştiren, yalnız onlardı sanki
onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"tükürsek cinayet sayılır" diyordu birisi
ve tükürsek cinayet sayılıyor artık
ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların" *
* hele ki sabah kahvaltısında boyoz, haşlanmış yumurta ve çay keyfi kelimelerle anlatılmaz. Alsancak, hatay, göztepe derken kendinizi göz göz kumrucusunda bulursunuz. Orada ki usataya "ustam herzamankinden" şeklinde seslenip kumrunuzu beklersiniz. Saat 14:00 gibi sevgilinizle buluşursunuz. hazır göztepe mevkisindeyseniz dolunay pastanesinde sevgilinizle çay muhabbeti yapabilirsiniz. Çaylarınız bittikten sonra sevgilinizin elinden tutup göztepe de gezinmeye başlarsınız. Üç kuyulara gelmişsinizdir. Köşede ki meydan marketten 2 tane ayran alırsınız. Gevrekçi Hüseyin ustayı ziyaret eder, taze gevreklerinden 2 tane alırsınız. Üç kuyular meydanından oyak sitesine tırmanmaya başlarsınız. Akşam saat 19:00 - 20:00 sularında şehir ışıkları yanmaya başlar. Oyak sitesinden izmiri ve deniz manzarasını izlemek tam bir gavur izmirli işidir. *
bir izmirli için dünyanın en güzel şehri, en güzel insanlarının bulunduğu yerdir. güneş en güzel orada batar, rakı en güzel orada içilir, dostlukların aşkların en güzeli yaşanır. ve bunun gibi şeyler.
türkiye nin en güzel ve en medeni şehirlerinden biri olduğu gerçeğini gözardı etmeyerek, işi fetiş boyutuna ulaştıranların memleketi.
Tayyip Erdoğan'ın "gavur" sıfatına maruz kalmış, entellektüel ve aydın insanları ile cumhuriyetin kalesi ilan edilmiş bir şehir olmasına rağmen, akp karşıtı örgütlenmenin hiç de zannedildiği gibi demokratik ve sol kapsamlı olmadığı görülen, aksine insanlarının yavaş yavaş bir kürt düşmanı haline geldiği il. Bu kafayla giderlerse belki izmir'i akp gericiliğine teslim etmezler ancak sol adına siyasi bir gelişme gösteremeyecekleri de açıktır.