senden bahsediyorum,sokaklarından,insanlarından,kalabalıklarından,yalnızlıklarından bahsediyorum,kelimelerimin arasına saklıyorum yüzünü,yüzlerinin icine gömüyorum kendi yüzümü.ne de olsa elimi dahi sürmeden,dokunmadan taşıyabilirim seni avuclarımın arasında.ara sıra acar kaparım ellerimi,uc artık,uc biraz uzağa diye,sen inadım inat,taşı catlatan inadınla yapışır kalırsın tenimde.ne evimdin ne de evsiz kaldım sende.ne gecmisim sende mühürlüydü ne de bir gelecek vaadi umdum yahut da buldum senden.arada bir yerlerde,bilmez gibi ara yerlerin tehlikesini,hani su taife-i cinin hep carptığı eşiklerden birinde sıkışmış kalmış sana olan aşkım..kimseye göstermiyorum,ne seni ne beni ne de bizi.görmesinler ki yabancılar,görmek zorunda kalmayayım yabancılığımı.seni düşünmek sehir ,ne kadar zormuş.*
Istanbul'suz bir turkiye dusunuldugunde, onemi daha bir ortaya cikar.
Yasamayanin anlayamayacagi bir duzeni vardir,disardan bakilinca kaos gibi gorunur ama zaman gectikce asilir.
Tam bir tezatlar sehridir, sehrin en pahali evlerinin yer aldigi siteye komsu gecekonduda 8-10 kisi bir eve sigmaya calismaktadir.
Kimileri the marmara'nin terasinda oglen yemeginin keyfini cikartirken; ayni saatlerde, 50 m ileride birileri coktan pilav tezgahinda kuyruga girmistir.
istanbul'un icinde bircok istanbul vardir. Kimi icin istanbul penceresinden gordugu deniz manzarisindan ibaretken, kimi icinde gun dogmadan otobus duragina yurumektir. Neticede Istanbul hergun yenilenen umuttur, hayal kirikligidir, ozlemdir, sinirdir, strestir, eglencedir, kavgadir, yasamdir.
içinde en az 10 çeşit birbirinden bağımsız hayat tarzı bulunduran, kimine göre cennet kimine göre cehennem olan Dünya'da eşi benzeri olmayan 10 milyondan fazla insana ekmek kapısı olan şehir.
istanbul tam bir cehennem
Parlak şehir ışıkları
Geceleri toplar sinekleri
Terketti kendi köylerini
Göç eder hergün binlercesi
Büyükleri neon zehirleri
Yok ediyor hepsini
Ekmek aslanın artık azında
Taşı toprağı altın yalanlarına kanma
istanbul deprem tehlikesi
istanbul patlar çöpleri
Mutluyuz bizler yinede
Patlayan şehrimizde
Gülüp geçeriz delicesine
istanbul piskopat dolu
istanbul cinnettir sonu
On milyon insan arasında
Bağ yok nefretten başka
istanbul cehennemdir aslında
Heryer beton heryer gri
insan mutlu olabilirmi
Yaşarken bunca sitresi
istanbul cehennem gibi
Öldürüyor hergün bizleri
istanbul.. doğup büyüdüğüm, büyümeye devam edeceğim, her şeyi her zaman bulabileceğim, doğal güzellikleriyle her şekilde hayran olabileceğim, pisliklerinden nefret edebileceğim, ama görmezden geleceğim, çocukluğum, hayatım, geleceğim, her şeyim istanbul'dur her tarafım istanbul'dur. uzaklaşsam özlediğim, ayrılmak istediğimde pişmanlığımı hissettiğim, boğazı, taksimi, kadıköyü her şekilde tercih ettiğim, ne kadar kalitesi düşerse düşsün hep güzelliğini görmek istediğim, gördüğüm ve göreceğim, hayatımın şehri, hayatım, geleceğim istanbul'dur. , vazgeçmem, vazgeçirtmem.
bizans dönemindeki konstantiniye ile günümüz istanbul'u arasında küçük bir fark vardır. 12 metrelik küçük bir fark. evet bugünkü istanbul konstantiniye'den 12 metre daha yüksektir.
ey bin bir kocadan arta kalmış olan
biteviye fahişe yahut bakire olan
sehr-i istanbul
baharı bekleyen kumrular gibi
herkes sana sahip olmaya calişti
nice canlar senin yedi tepelerinden birine
tirmanayim evime gideyim derken
sekte-i kalpten gümbürdedi
bir cok kişi bogazini geceyim derken
vapuru kacirdi heder oldu
valla sehr-i istanbul
senin ben orana koysam olmaz
cebine koysam definelerine bir tane eklemiş olurum
en güzeli;
makber mi nedir şu gördüğüm yer
ya böyle reva mı ey cay-ı dilber
memleketinden iş için kalkıp gelen vatandaş için çile, istanbullu için keşmekeş, turistin gözbebeği; güzel yurdumun nadide parçası.
- avrupa yakasının tüm sahil kenarlarında oturup bir çay içmek bile, nasıl bir güzelliğin içinde olduğunun farkına vardıracak kent(avrupa yakalı olduğum için).
çocukluğumun büyülü şehri, rüyalarımın baştacı, istanbul.
istanbul en büyük kavgalarımı,buhranlarımı,kederlerimi içerisinde barındıran,kimi zaman da sevinçlerime ortaklık etmiş güzide şehir, sırdaşım,hayat yoldaşım herşeyim...
Nice vakittir, senle ilgili birşeyler karalayabilmek hevesiyle,sürekli olarak başlığını açıyordum da,kimi zaman üşengeçlikten,kimi zaman da ''Seni kelimelere dökmeye çalışsam, acaba nasıl anlatabilirim'' korkusundan, hep başka bir zamana ertelemiştim senin hakkında benim tarafımdan yazılması farz olan bir yazıyı...Ama vakit bu vakitmiş, bugüne kısmetmiş...Başlayalım gayri...
Seni sevmeye ne zaman başladım, ne zaman kaptırdım kendimi tam anımsayamasam da, okul sebebiyle dört bir tarafın gezmek zorunda kalmam ve seni bu süre zarfında yavaş yavaş tanımamla sana olan bağlılığımın beni sardığını herhalde söyleyebilirim.
Nasıl anlatsam ki, her bir tarafını nasıl sevdiğimi...En buhranlı zamanlarımda, Salacak sahilinde yürürken bana kız kulesi ve deniz eşliğinde gülücükler saçmanı anlatıp, ayağa kalkmama yardımcı olmanı mı anlatayım, Samatya sahilinde alkolün dibine vurup, tekrar o dipten,bir çırpınışla ayağa kalkmama vesile olmamı sağladığını mı anlatayım, ya da Büyükada'da bana tattırdığın eşsiz bahar gezintilerini mi anlatayım ve daha nicelerini mi karar veremiyorum.
Sen iyi bir dost oldun bana,yaren oldun,kardeş oldun,eş oldun, herşeyim oldun...Karşılıksız sevdin sen beni, ben her ne kadar bazen sana sövsem de, kızsam da sen aldırmadın bana pek, sen hep beni sevmeye,bana destek olmaya devam ettin.Ve açıkçası seni bu kadar sevdiğimi, en çok gurbetteyken anladım be istanbul.işte o zaman çok ayrı koydu bana hasretin,* her gün yandım eridim kavruldum,bir an önce sana tekrar kavuşabilmek hasretiyle.
Ben hergün seninle,vapur seyahati yapabilmeyi,akşam kızıllığını Kadıköy sahilinden izleyebilmeyi,Moda'da beraber yürüyebilmeyi, Taksim'de içip gezmeyi, Ortaköy'de güneşin doğuşunu izlemeyi sevdim.içinde en sevdiğim dostlarımı barındırmanı sevdim, bunların ötesinde, hiç kavuşamayacak olsam da sevdiceğimle aynı havayı soluma fırsatını bana sunmanı sevdim, aynı şehirde yaşama heyecanını bana tattırmanı sevdim.* Bunlardan daha da ötesi, ben senin bana her şartta gösterdiğin karşılıksız sevgiyi sevdim istanbul... Seni çok seviyorum be istanbul, hem de çok.. ****
kuruluşunun biri efsane diğeri peygamber kıssasına dayandırıldığı bir şehir.
Efsaneye göre, Koressa'nın oğlu, Yunanistan'ın Megara kentinden genç Byzas, yandaşlarıyla
birlikte, bölgedeki baskılardan kurtulmak, yeni bir kent kurmak ve özgürlüğünü ilan etmek
için yola çıktı. Her şey iyiydi de, kent nerede kurulacaktı? O çağda, bilinmeyenleri bilinir kılan birisine, Delfoi kentindeki kâhine danıştı genç adam. Delfoi kâhini gideceği yeri tarif etti;
"Kentini kuracağın yer, körler ülkesinin tam karşısında olacak." Byzas yola çıktı, aradı taradı,
körler ülkesi diye bir yer yoktu. Sonunda, mola verdikleri bir deniz kıyısında, karşı sahile baktı ve bağırdı: "Bu insanlar kör mü, burası varken orada oturulur mu?". Delfoi kâhinini hatırladı genç adam; "Körler ülkesinin karşısında kuracaksın kentini." Körler ülkesi, günümüzün Kadıköy'üdür!
istanbul'dan çok yıllar önce kurulmuştur "Khalkedonia", yani Kadıköy. Byzas; ordusuyla gelip soluklanmak için durduğu şimdiki Sarayburnu'nda, manzaranın muhteşem görüntüsünden
adeta büyülenmişti. Khalkedonia'nın neden "Körler Ülkesi" tanımlamasını hak ettiğini
anlamıştı artık. Çünkü, böyle cennet benzeri bir yer dururken, tam karşıda ve korumasız bir yerde kent kuranlar, ancak kör olabilirlerdi! Ol hikâye böyle. Temelleri Sarayburnu sırtlarında atılan kente, kurucusunun adı olan Byzas'tan dolayı, "Byzas'ın kenti" anlamında "Byzantion" dendi...
evliya çelebininin seyahatnamesinde ise şu şekilde geçer;
Rüyasında gördüğü Hazreti Peygamber'e "Şefaat ya Resulallah" diyeceğine, heyecanla
"Seyahat ya Resulallah" dediğini anlatarak, yaşadığı zamana o güzel anlatımıyla tarih düşen Evliya Çelebi'nin, istanbul üzerine bir rivayet anlatmaması düşünülebilir mi hiç? Ünlü "Seyahatname"sinin ilk cildinde şöyle anlatır gezgin Evliya Çelebi;
"Hazreti Süleyman, Peygamber Efendimizin doğumundan 1600 yıl önce Kaftan Kafa bütün
ins-ü cine, vahşi hayvanlara ve kuşlara hükmettiği, yeryüzünün her
dilden anlayan tek sultanı olduğu halde; okyanus denizinde Ferenduz denilen adada padişahlık eden Saydun'a bir türlü söz geçirememiş. Bu gururlu adam Hz. Süleyman'ın önünde baş eğmek istemezmiş. Bu hale canı sıkılan Hz. Süleyman, bir gün sayısız askeri ve her cinsten hayvanlarla Saydun'un üzerine yürüdü, memleketini harap ve ahalisini esir ettikten sonra onu huzuruna getirtti, ateş saçan kılıcı ile öldürüp adsız, nişansız bıraktı."
Evliya Çelebi'nin hikâyesi uzar da uzar. Özetlersek; Hz. Süleyman Saba Melikesi Belkıs'ın
ölümüyle dul kalınca, Saydun'un dünyalar güzeli kızı Alina ile evlenir. Alina'mn çok özel bir saray istemesi üzerine, adamlarını dünyanın dört bir yanına gönderip, saray yapılacak eşsiz güzellikte bir yer bulmalarını emreder. Adamları istanbul'u söylerler. Hz. Süleyman, Sarayburnu'nda geçirdiği bir gecenin sabahında kendini dinç ve gençleşmiş hissedince, buraya büyük bir saray yaptırır, sonra da kıyamete kadar mamur kalsın diye istanbul için hayır dua eder. Anlıyor musunuz tüm bozulmalara, yangınlara, depremlere karşın istanbul'un nasıl dimdik ayakta kalmasının hikmetini?
"Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu istanbul diye toprağa kondurmuşlar."
böyle güzel satırlar dökemedim belki ona ama en az bu satırları yazan kadar sevdik istanbul'u. efkarlıdır istanbul kimsenin olmadığı kadar, olamadığı kadar. kolay değil ne acılar barındırdı kucağında, ne sahipler kaybetti. gururludur istanbul anlayamadığım kadar, kolay değil öyle bin tutam serzenişi yüreğinde saklamak. kimine göre güzeldir istanbul kimide göre ayyaş, kimine göre osorpudur istanbul kimine göre zanlı.
bana göre yardır istanbul ana kadar şefkatli köle kadar sadık...
bugün gerek avrupa yakası gerek anadolu yakasındaki bilimum eylemlerden, gösterilerden, yürüyüşlerden dolayı birçok yolun kapalı olacagı böylelikle de trafigin amına koyulacagı şehir.
şu an itibari ile herkesi balkonlarına, pencerelerine akın ettirecek ölçüde yağmur yağan şehir. ya da unuttuk biz bu tip yağmurları şaşkınlıktan sürükleniyoruz pencere kenarlarına. (bkz: küresel ısınma)