dünyanın en güzel, en görkemli aynı zamanda en berbat en iğrenç şehri. yaşayan şehir. gecekondu yaşam stili ile bir metrepol uyum içinde burada. kimi semtinde kıyafet-tarz özgürlükler şehri gibi, kimisinde hala ortaçağ. sidik kokan barlarıyla istanbul. görkemli binalarıyla istanbul. dünyanın en güzellerini barındıran vede en çirkinlerini. en iyiler, en kötüler, en sıcaklar en soğuklar, hayatın anlamı. bir açıkhava müzesi, bir bataklık. martılarıyla, camileriyle, köşkleriyle, vapurlarıyla, tinercileriyle, gaspçılarıyla, çingeneleriyle. paranız varsa dünyanın en güzel şehri, yoksa bağdaddan farksız olan. yağmurla ıslanan karla üşüyen, terleyen şehir istanbul. asya-avrupa, doğu-batı, bunlar hikaye. hani şu iyiyle kötüyü birleştirmiyor mu işte ona bayılıyorum.
hasretine dayanamadigim sehir, evim dedigim, yarim diye benimsedigim denizine baktigimda bombos, hafif, dertsiz tasasiz hissettigim sehir.
Demezlermi tasi topragi altin diye senin icin, oyle be istanbul seni yorsalarda, cirkinlestirselerde, gozu ustunde olan gavurlara ragmen bizim diye sahiplendigimizsin.
Ah bir gelsem oraya yine sarsan beni, kendimi sana emanet etsem, ozledim seni yarim....
Fatih'in emaneti, ozledim. . .
http://www.ersineser.us/ ne kadar güzel bir şehirde yaşadığını hatırlamak isteyenlere, farklı ve bir o kadar da büyüleyici bir çalışma. mercan dede müzikleriyle.
elimde olsa tarihi dokuya zarar vermeden binalarını yıktırıp, altındaki bizans imparatorluğunu çıkarıp, dünyanın en büyük açık hava müzesi haline getirmek istediğim, dünyanın en güzel şehri.
orta cag'da, 20-30bin nufusun metropol kabul edildigi zamanlarda konstantinopol'un milyona yakin nufusu vardi. bir zamanlar bilinen dunyanin merkeziydi dersaadet. sehrin icine etmek adina o kadar yapilanlara ragmen muhtesemliginden kaybetmeyen yerdir cargrad. ayni zamanda ne yapip edip birgun oraya yerlesek hayatimin geri kalanini gecirmek istedigimdir istanbul...
sabahın o ince soğuğunda vapurun kıçına oturup uzaklaşmakta olduğunuz kıtayı ve yararak geçtiğiniz denizi izleyerek sigaranızın yanına katık ettiğiniz ince belli bardakta * içilen çayın insana değişik duygular yaşatabildiği şehir.
bu duygular kişinin içinde bulunduğu ruh haline göre ulan istanbul yada ah istanbul gibi uç duygular olabilcektir.
ne zaman uzun süreli şehirden ayrılsam geri döndüğümde mutlaka biryerlerini değişmiş olarak bulduğum şehir.hemen üst geçitler,boş araziye şantiye,kamyonlar,makinalar..
şiirdeki gibi gözlerinizi kapatıp dinlerseniz, başınıza bir felaket geleceği su götürmez olan, suç oranı tavan yapmış şehir. fakat güzel yerleri de vardır tabi; boğazı, beyoğlu, kadıköy ve saire.
çocukken gittiğim ve aklımda sadece köprüden geçerken denizin güneşin etkisiyle muhteşem bir şekilde parıldamasını hatırlayabildiğim ve gidip görüp gezmek istediğim, ama bir türlü gidemediğim, gitsem bile nerelerin gezileceğini bilemediğim güzel şehir. keşke birileri götürüp gezdirse beni ama....
bu şehir hakkında en güzel tabiri sanırım tayfun taliboğlu yapmıştır. herkes bir istanbul diye tutturmuş gidiyor. hafif bir kar yağsa manşet olur, yolları kirlense ülkenin baş meselesi haline gelir. halbuki anadoluda olanın yüzde birine bile sahip olamayan bir şehrin sırf ekonomi uğruna şova dönüştürülmesine karşıyım.